23/12/2009 - Cihan Haber Ajansı (CHA), TEKEL işçilerini ayyaşlıkla suçladı
Cihan Haber Ajansı (CHA), TEKEL işçilerini ayyaşlıkla suçladı
Dün başka yerlerdi,Bugün Tekel yarın yine başka bir yer... Dün CHP;MHP;ANAP idi,Bugün AKP yarın başka partiler...
Ne fark eder ki?
Hak verilmez alınır. Alınmayan bir sendikal hak,akla kapalı inançlar gibidir,araştırmadan anlamadan salt inandırılmış dinler gibi,bu inançlar, haklar,özgürlükler işte bu kadar kullanılır.
Verenler ne kadar isterse o kadar.
Özgürlükler de,inançlar da onun için bu ülkede değersizdir;her önüne gelen, birinin özgürlüğü üzerinden,inançları üzerinden pirim yapar.
Bu böyle sürüp gider.
Hazır yapılmış darbe varken darbeci arayanlar neden aramaktadır hiç düşünüyormusunuz?
Yarın bu işçiler,sararmış bir sendikanın öncülüğünde 1 Mayıs'ı kutlamaya da giderler.
Hemde davullu,zurnalı...
Bizler de alıkşlarımızla destekleyeceğiz her zaman olduğu gibi...
Ta ki,Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun diyene kadar.
Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5754.0
Ahmet Dursun
-----------
İŞÇİ SINIFI BU HAKARETİ KABUL ETMEYECEKTİR!
|
|
Bağlantı
|
23/12/2009 - Emine Erdoğan örneği ile kadınların trajik durumunu nasıl özetle
Emine Erdoğan örneği ile kadınların trajik durumunu nasıl özetlemiş.
New York Times,Emine Erdoğan örneği ile kadınların trajik durumunu nasıl özetlemiş. Bakınız okuyunuz. Yazı kaldırılırsa diye tamamını alıyorum.
TOPLUMSAL:RAHİM DAYAĞI,KADER TANRIÇASI(KAHPE FELEK)
KARAÇARŞAFIN TARİHÇESİ/TÜRKİYE''DE İDEALİ DİNMİŞ GİBİ DA ----------- The Obamas Watch But Don't See the Tragic Fate of Middle East Women: A Four-Picture Allegory.
By Barry Rubin
Turkey used to be a secular state striving for modernization and a place in the Western world. That dream is turning into a nightmare. The AKP regime, despite its pretense of being a center-right, family values, good government party, is moving Turkey toward Islamism. Washington and the West in general doesn't seem to notice though horrified Turkish secularists and liberals are yelling for help.
Look at the photos below of Prime Minister Tayyip Erdogan and his wife arriving in Washington to meet the Obamas. It's not so much that his wife, Ermine, is wearing a hijab (in Turkey called a turban) but look at her slumped over and self-effacing like a slave. I'm of no importance, is what her posture seems to say. Compare her abject stance to the three others in the picture standing tall and proud. In the first photo her sleeves are so long to conceal her hands that she can't even control them. Her head is slumped in a pose conveying submissiveness and shame at being a woman. And then in the fourth photo, she slinks off, like a servant who has been dismissed.
The sequence seems to symbollize the fate stalking Turkish woman, subverting the equality envisioned under the Ataturk republic to a status of servility and second-class citizenship. This holds true in much of the Muslim-majority countries and it is getting worse--Egypt and Iraq come to mind--not better.
Yet the Obamas don't even notice what's going on before their eyes. To them, Turkey is the very model of a moderate Muslim democracy, a good model to be encouraged rather than a NATO ally slipping steadily into the Iranian-Syrian alliance.
Take a look at those photos below and shiver.
But for sheer insanity there's this New York Times article. It celebrates the growing Turkish-Syrian alignment, claiming that this means Syria is becoming more moderate! The author actually states:
"For some [in Syria], the new closeness with secular, moderate Turkey represents a move away from Syria’s controversial alliance with Iran. For others, it suggests an embrace of Turkey’s more open, cosmopolitan society. And for many — including Syria’s president, Bashar al-Assad — it conjures different dreams of a revitalized regional economy, less vulnerable to Western sanctions or pressure."
Let me explain something. When a former ally joins your enemies you don't cheer about how your enemy is becoming your friend. Why should Turkey-Syria friendship mean Syria-Iran coolness, especially when Turkey and Iran are acting like great buddies? This article is just a pitiful parroting of Syrian disinformation. Shameful.
It isn't that Syria is aping a moderate pro-West Turkey but Turkey imitating an Islamist Iran. Want to see where Turkey is headed? Look at the photos below:
(Emine Erdoğan;Ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm)
Her dört evden birinde ensest ilişki yaşanıyor Barry Rubin is director of the Global Research in International Affairs (GLORIA) Center and editor of the Middle East Review of International Affairs (MERIA) Journal. His latest books are The Israel-Arab Reader (seventh edition), The Long War for Freedom: The Arab Struggle for Democracy in the Middle East (Wiley), and The Truth About Syria (Palgrave-Macmillan). To read and subscribe to MERIA, GLORIA articles, or to order books.(http://www.gloria-center.org/) To see or subscribe to his blog, Rubin Reports.(http://www.rubinreports.blogspot.com/)
|
|
Bağlantı
|
23/12/2009 - İhram Kardeşliği Fotoğraflarda Kaldı
Tayyip'in ihramlı görüntüleri
Hem hacı,hem ABD destekli,yetmiyor hristiyan kulübü dediği AB'ye ülkesini pazarlıyor.(Kendisi söylüyor ben değil)!!! A.Dursun ---------- İhram Kardeşliği Fotoğraflarda Kaldı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hac ibadetini sessiz sedasız gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Erdoğan'ın, ihramlı görüntüsünün çekilmesine ve yayınlanmasına sert tepki gösterdiği biliniyor.
Daha önce kendisini ihramlı kıyafeti ile fotoğraflayan bir gazeteciye sert tepki göstermişti. Erdoğan'ın özel fotoğraflarını www.avazturk.com'dan Ahmet TAKAN, ele geçirdi.
Erdoğan, “Milli Görüş”, gömleğini çıkardığını açıkladı. Hacda bir zamanlar birbirlerine ihram giydiren isimler gün geldi yollarını ayırdı. İhram kardeşliği fotoğraflarda kaldı.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski Refah Partisi kadroları ”Milli Görüş gömleğini çıkarmadan” önce ne kadar şendiler!... Hep beraber yer hep beraber içer hep beraber güler-ağlar hep beraber Hacca gider hep beraber ibadet ederlerdi. Şimdi bu fotoğraflar mazide tatlı bir hatıra olarak kaldı.
AKP kuruldu mertlik bozuldu gibi sanki. Aşağıda fotoğraflarda gördünüz. Milli Görüş kadrolarının bazıları şimdi birbiri ile küs. Bazıları gizli gizli görüşüyor. Bazıları da arasıra Saadet Partisi'ne arasıra da AKP'ye gidiyor. Her ne olursa osun biz daha fazla yazmayalım. Bugüne kadar hiç biryerde yayınlanmamış fotoğraflara bakın yorumu da siz yapın. İsimlendirmeye de girmiyoruz, siz zaten çoğunu tanıyorsunuz... Kaynak: http://www.avazturk.com/ihram-kardesligi-fotograflarda-kaldi_haberi_334.html
*******************
R.T.E'nin "ya müslümansın ya da laik" konuşması
KEZBAN HATEMİ'DEN ŞOK SÖZLER DAGA ÇIKANLAR HAKLI.
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - KİM BU SAİD-İ NURSİ?
KİM BU SAİD-İ NURSİ?
Biz ülkemizin bölünmezliği, milletimizin tekliği ve mutluluğu, Cumhuriyet’imizin değerlerinin korunması için çalışan, kişilere, inançsal düşüncesi, ırksal yapısı ne olursa olsun saygı duyan bir davranışa sahibiz. Böyle olmakla beraber, şu anda ülkemizi yöneten bazılarının, inançsal düşüncelerini ve o düşüncelerini hayata geçirmeye yönelik eylemlerini takip etmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdeniz. Bu girişi yaptıktan sonra, birilerini tanımaya başlayalım: bunlardan biri ve birilerinin şeyhi durumundaki Said-i Nursi’dir.
Kimdir Bu Saidi Nursi?
Cumhuriyet’te İlhan Selçuk yazdı. O yazıdan da alıntılar yaparak, tanıtalım “BEDİ-Ü ZAMAN’ı!: “Geçen Cuma günü Cumhuriyet’in birinci sayfasında ünlü tarihçimiz Murat Bardakçı’nın bir yazısı vardı... Yazı şöyle başlıyordu:
“22 Temmuz seçimlerinin ve seçimlerden sonra Abdullah Gül ‘ün Cumhurbaşkanlığı’na gelmesinin, üzerinde pek fazla durulmamış olan en önemli sonuçlarından biri, altı asırdır var olan ve Türkiye’de imparatorluk döneminden başlayarak son iki yüzyıldan bu yana iktidar mücadelesi sürdüren bir hareketin, Nakşibendîliğin bu mücadeleyi kazanarak devlete -ordu dışında- resmen hâkim olmasıdır.”
Murat Bardakçı yazısını sürdürüyor: “Osmanlı’nın yanı sıra Cumhuriyet döneminde de devletle çatışmaya giren dini grupların hemen tamamı, Nakşî doktrinden kaynaklanan görüşlere mensuptu.”
(…) “Günümüzde modern versiyonlarının giderek güç kazandığı Said-i Nursi’nin NURCULUK HAREKETİ de temelinde Nakşî doktrine dayanıyordu. AKP kadrolarının yetiştiği yer olan MNP-MSP ve RP oluşumlarının temeli de Nakşî düşünce sistemidir.”
“Son Yüzyılda Nakşilerin Kilometre Taşları...” Lafı uzatmadan sıralayayım: Nakşî Derviş Vahdeti (31 Mart Vakası’nın kahramanı...)
Nakşî Şeyh Sait (1925’te ünlü isyanın lideri..)
Nakşî Said-i Nursi (Pek meşhur Fethullah Gülen’in ve Zaman gazetesinin şeyhi...)
Nakşî? Fethullah Gülen (Amerika’da yaşayan Gülen, 22 Temmuz seçiminden sonra tam sayfa reklâmla AKP’nin zaferini kutladı...)”
Selçuk devam ediyor: “Nakşibendî tarikatı geçmişte, hep İngilizlerle birlikte Kemalizm’e karşıt politika yapmıştır... En çarpıcı örneği Şeyh Sait isyanında görülür... ABD’nin ünlü BOP’unun Türkiye ayağı ‘Ilımlı İs1am Devleti Modeli’, Nakşî mezhebinin siyasetini, Çankaya’ya da! tırmandırmıştır...Said-i Nursi’nin müridi Fethullah Gülen, ta Amerika’dan, gazetesi Zaman’da zaferi tam sayfa ilanla boşuna mı kutladı?..
Şimdi de Said-i Nursi’yi yakından tanıyalım: Said-i Nursi ve Nurculuk: “Düzenli bir eğitim ve öğretim görmedi. Başlangıçta Said-i Kürdi adını kullanıyordu. Yazdığı yazılarla 31 Mart Ayaklanması’nın patlak vermesinde ve 1925 Kürt ayaklanmasında önemli rol oynadı." Said-i Nursi'nin tüm yaşamı tipik bir akıl hastasının tutarsız ve dengesiz davranışları içinde geçti.
Birçok kaynakta, O'nun bir süre Akıl Hastanesine kapatıldığı yazılıdır.” (Abdülbaki Gölpınarlı, "Türkiye'de Mezhepler ve Tarikatlar", 1969)
"Nurcular, 1954 ve 1957 seçimlerinde Demokratları tüm güçleriyle desteklediler. 1958'de Başbakan Menderes, Nurculuğun yoğun biçimde yayıldığı Afyon'un Emirdağ ilçesine gittiğinde Nurcular tarafından minareye asılmış, "Hilafet" ve "Saltanat"ı simgeleyen İki Yeşil Bayrak’la karşılandı." "Nurculuk, ne bir mezheptir ne de bir tarikattır. Said-i Nursi Adında bir paranoyak tarafından ortaya atılmış dinsel bir akımdır.” (A. G. "Türkiye'de Mezhepler ve Tarikatlar)
“Nurcular, Türkiye Cumhuryeti'nin kurucusu Atatürk'ü, "İslam’ın Deccalı" olarak kabul ederler. Cumhuriyet Dönemi’nin dinsizlik olduğunu, Laikliğin ve Anayasa'nın "şeriat" esaslarına aykırı bulunduğunu ileri sürerler.
"Said-i Nursi'ye göre, Atatürk Dönemi, "dinsizlik, komünistlik komitelerinin eylem yıllarıdır." İslam’ın düzeni bu dönemde bozulmuştur. Türkiye, Atatürk döneminde bid'atların (Hz. Muhammed'den sonra ortaya çıkan esasların) topluma zorla kabul ettirildiği, Ezan-ı Muhammed'in yasak edildiği bir dönem yaşamıştır. Devrim yasaları geçicidir; bunlar Hıristiyan yasalarıdır.
“Demokrat Parti'nin yıkılışından ve Said-i Nursi'nin ölümünden sonra Nurcular, Adalet Parti'sinin destekleyicisi oldular. Daha sonra, Milli Selamet Partisi'nin tabanında önemli bir yer oluşturdular. Refah Partisi, eylemsel gücünü bir ölçüde Nurculardan almıştır. Onlara göre; Adalet din adına uygulanmalı, örneğin hırsızın eli kesilmelidir. Bir erkeğin dört kadın alması İslam’ın kabul ettiği bir sistemdir. Bir erkek bir kadınla yetinemez.
Çarşaf kadınlar için bir siper, bir kale niteliğindedir. Faizin yasaklanmasını şiddetle savunurlar. Kadına, erkeğe eşit oranda miras hakkının tanınması Kur'an'a aykırıdır. Ve adaletsizliktir.” (Çağlar Kıraç,"Türkiye'de Gericilik", 1950-1990, İmge Yayınevi, 1993, Ankara.)
“Nurculuğa göre, devletin resmi dini olmalı, hükümetler şeriatın koruyuculuğunu yapmalıdırlar. Devlet yönetimi Müslüman din bilginlerinden oluşan bir kurula bırakılmalı ve Kur'an, Anayasa olarak kabul edilmelidir.” (Çetin Özek, "Türkiye'de Gerici Akımlar", 1964)
Said-İ Nursi; “Kürtlerin nüfusunu çoğaltmak Türkleri ise zayıf düşürmek amacıyla, “Doğu’da Zürriyet Mübah, Batıda Günahtır” diyen, Şer’i Mahkemeler işlemeli, Hükümler Din Adına verilmelidir” diyen adamdır. Buraya kadar, Adına her sene büyük tantanalarla “MEVLİT” Okutulan, (Bediüzzeman Saidi Kürdi), Said-i Nursi’yi, tanımış ve ‘Nurculuğun’ ve (Nakşiliğin) ne olduğunu hatırlamış olduk, şimdi de yöneticilerimizden bir kaçını tanıyalım:
Recep Tayip Erdoğan: Nakşibendi İskender paşa Dergahı müridi, Abdullah Gül: Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu ekolünden geliyor. (Nakşi) Abdulkadir Aksu: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi, M.Ali Şahin:Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi, Beşir Atalay:Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi, Ali Babacan:Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi, Kemal Unakıtan:Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi, Binali Yıldırım:Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı müridi, Hüseyin Çelik:Nur tarikatı müridi, Bülent Arınç:Nur tarikatı müridi.(İnternetten indirilmiştir)
Yöneticilerimizin hepsini saymaya yerimiz yok. Dileyelim onlarda “büyükleri” gibi düşünmeyip, Atatürk devrim ve ilkelerinin yılmaz savunucusu olurlar… CEMİL DENK, (E. Albay)
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - PKK:BAYDEMİR VE ŞEYH SAİT
PKK:BAYDEMİR VE ŞEYH SAİT
ŞEYH Sait, vatan hainiydi. Türkiye'nin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş, din bezirganlığı yaparak oluşturmayı başardığı büyük koyun sürülerine Palu'da yetecek kadar mera bulamayınca Erzurum'un Hınıs kazasına yerleşmişti.
Ticaret için sık sık Suriye'ye gidiyor ve servetine servet katmaya devam ediyordu, servetiyle taraftarlarını besliyordu.
Tarikat ileri geleni bir şeyh ve zengin ağa olarak, bölgede ve Kürtler üzerinde etkili idi. İngilizler'le işbirliği yapıyordu.
İngilizler, Milletler Cemiyeti'nde görüşülmekte olan Musul konusundaki isteklerini Türkiye'ye kabul ettirmek için çıkardıkları Nasturi isyanından istedikleri sonucu alamayınca, Şeyh Sait'i Kürt Teali Cemiyeti'ne soktular ve isyan çıkarması için kışkırtmaya başladılar.
Şeyh Sait, 13 Şubat 1925 günü Genç (Bingöl) ilinin Ergani İçesi'ne bağlı Piran Köyü'nde isyan başlattı. Kısa zamanda genişleyen isyan hareketi bütün bölgede etkili olmuştu. İsyancılar önce Genç'i daha sonra Muş, Çapakçur, Elazığ ve Palu'yu ele geçirmişlerdi. Hedef Diyarbakır'dı.
Şeyh Sait, 7 Mart'ta dört yönden Diyarbakır'a saldırdı. Kuzey cephesinde surlar dışında yapılan savunmayla asiler püskürtüldü. Güney cephesinde ise içeriden de yardım gören asiler şehre girdiler. Fakat General Mürsel'in asiler üzerine süvari kuvvetleri yollaması sonucu, baskına uğrayan asiler 8 Mart'ta ilk kez yenilerek kaçtılar.
Şeyh Sait darağacında
YIĞINAKLARINI tamamlayan ordu birlikleri 26 Mart' tan itibaren Varto, Elazığ ve Diyarbakır üzerinden karşı harekata başladı. Asiler dört yönden kuşatıldılar, düzenli bir şekilde çembere alınarak Irak, İran ve Suriye'ye kaçmaları önlendi. 31 Mart'ta Diyarbakır ve Elazığ'dan gelen kuvvetler birleşerek Şeyh Sait'in karargahının bulunduğu Hani'ye girdiler. 2 Nisan'da kuşatmanın son bölümü de tamamlanınca asiler ve ana kuvvetler arasında çatışma başladı. Nisan'da Palu, Silvan ve Piran ele geçti. Bütün asiler Tunceli yönünde kaçmaya başladılar,
Başarılı harekat sonunda, ayaklanma Nisan ayı ortasında tamamı ile bastırıldı.
Varto'da yakalanan İngiliz soytarısı Şeyh Sait, Diyarbakır'daki İstiklal Mahkemesi tarafından 46 yandaşı ile birlikte idam cezasına çarptırıldı. Vatan haini asiler, 29 Haziran 1925'te Diyarbakır Dağkapı'da idam edildiler.
Akıbetleri aynı olur
İNGİLİZLER tarafından satın alınan Şeyh Sait ve taraftarlarının amacı, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkarak, başkenti Diyarbakır olmak üzere, şeriatla yönetilen bir Kürt devleti kurmaktı.
Bu emellerinden 82 yıldır vazgeçmediler. Şeyh Sait'in torunları ve kalıntıları, bugün yine "Diyarbakır bir kaledir. Bugüne kadar birçok kişi düşürmek istedi ama düşmeyecektir" diyor ve "Diyarbakır'a karşı açıkça savaş ilan ediyorlarsa 'hodri meydan' diyorum. Biz burdayız. Savaştan kaçmayız" diye de devlete meydan okumaya devam ediyorlar.
Dağkapı'da idam edilen Şeyh Sait, İngilizler'e güvenerek Türk Devleti'ne meydan okumamaya kalkışmıştı.
Torunları ise ABD'ye, AB'ye ve Barzani'ye güveniyor. Ama dün İngilizler'in soytarısı Şeyh Sait nasıl susturuldu ve hayalleri nasıl darağacına çekildi ise, bugün ABD, AB ve Barzani'nin soytarılığını yapanlar da aynı şekilde susturulur ve iğrenç hayalleri darağacında son bulur. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Sırrı Cebeci **************** Bu emellerinden 82 yıldır vazgeçmediler. Şeyh Sait'in torunları ve kalıntıları, bugün yine "Diyarbakır bir kaledir. Bugüne kadar birçok kişi düşürmek istedi ama düşmeyecektir" diyor ve "Diyarbakır'a karşı açıkça savaş ilan ediyorlarsa 'hodri meydan' diyorum. Biz burdayız. Savaştan kaçmayız" diye de devlete meydan okumaya devam ediyorlar.
Baydemir Savas derken, meger secme-secilme savasini kast etmekte imis? Lakin, bunu her iki tarafin da oteki, normal anlamda ki Savas gibi algiladiklarini da (nasil ise tevili mumkun) tebessüm ile izliyoruz...
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-4
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-4
Labels: RESISTANCE
"ŞEMDİNLİ'DE BOMBAYI BİZ ATTIK" Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nde devam eden "Şemdinli Davası" için mahkemeye sürpriz bir ifade ulaştı. İran'da yakalanıp Türkiye'ye iade edilen PKK'lı terörist A.K, bombalama eylemlerini, PKK'lı teröristlerin gerçekleştirdiğini söyledi. İran'da yakalanan PKK'lı teröristin Jandarma Komutanlığı'na verdiği ifade Şemdinli'de terörist Seferi Yılmaz'a ait Umut Kitapevine atılan bombayla ilgili gerçekleri gözler önüne serdi. PKK'lı terörist A.K. ifadesinde, "Umut Kitapevi'ne atılan bomba, PKK tarafından planlanarak bizzat gerçekleştirildi" dedi. Sürpriz ifadeYargıtay 9. Ceza Dairesi'nde devam eden "Şemdinli Davası" için mahkemeye sürpriz bir ifade ulaştı. İran tarafından yakalanıp Türkiye'ye iade edilen PKK'lı terörist A.K, Şemdinli olaylarını PKK'lı "Cudi" ve "Amed" kod adlı kişiler tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. İşte Jandarma Komutanlığı'nın aldığı o ifade. Askerin üzerine attıkSORULDU: 1 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı misafirhanesi yanına park edilen araca yerleştirilen patlayıcı maddenin patlaması sonucunda 27 kişinin yaralanması eylemi ile ilgili bildiklerinizi anlatınız?CEVABEN: Bu patlama olayı PKK-Kongra-Gel terör örgütü içerisinde herhangi bir talimat olmaksızın kahramanlık yapmak için Rüstem Cudi (Kod) ve Amed (Kod) örgüt mensupları tarafından planlanarak bizzat kendileri tarafından gerçekleştirildi. Basına da olayın JİTEM mensupları tarafından yapıldığı izlenimi verildi. Ancak terör örgütü açık olarak kendileri tarafından yapıldığını kabul etmemesine rağmen hazırladıkları bir bildiri ile tüm kamplarda bulunan örgüt mensuplarını uyardı. Bu uyarı yazılı olarak bütün kamplara gönderildi. Ben de bu uyarıyı bizzat gördüm. Uyarı metninde, Seferi Yılmaz'a ait Umut Kitabevi'ndeki patlamayı bu örgüt mensuplarının yaptığı, fakat yazılı ve görsel basına bunu bu şekilde yansıtmadıklarını bu iki örgüt mensubunun kendi yöntemleriyle... belirtiyorlardı.
Umut Kitapevi sahibi terörist Seferi Yılmaz, olaydan sonra provogatif açıklamalarda bulunmuştu. İran'da yakalanan PKK'lı A.K.'nın verdiği ifade ise gerçekleri göz önüne serdi. "KDP, lojistik destek veriyor"İran'da yakalanan PKK'lı A.K'nın ifadesinde dikkat çekici iki nokta daha var. Bunlardan birincisi,Irak'ın kuzeyinde terör örgütüyle KDP arasındaki ilişkiyle ilgili verdiği bilgiler. A.K, "Terör örgütünün KYP ile doğrudan bir ilişkileri söz konusu değil ancak KDP (Barzani) ile ilişki içerisindeler. KDP, her türlü konuda terör örgütüne destek sağlamaktadır" diyor. A.K'nın, gümrük kaçakçılığıyla ilgili verdiği bilgi de önemli. PKK'lı terörist, "Terör örgütünün Türkiye-Irak ve Irak-İran sınır bölgelerinde, gümrükçü adında grupları bulunmaktadır. Kaçakçılık yapanlardan vergi alır. Ancak ben bu grupların yerleri hakkında bilgi sahibi değilim."
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-3
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-3
Labels: Alemtab - Türkçe Haberler
Perşembe, Mayıs 24, 2007 TERÖR DURMAZ İŞTE NEDENİ BU terör durmaz. Çünkü terör örgütü PKK"nın arkasında Kuzey Irak"taki Kürt yönetimi ve ABD (ve AB) var. ABD; biliyorsunuz bizim arkadaşların "strateji ortağı". ABD"nin Kuzey Irak stratejisi ne?.. Bir Kürt devleti... ABD Silahlı Kuvvetleri"nin resmi internet sitesindeki haritaya göre, bu Kürt devletinin sınırlarının içine nereler giriyor?.. Bizim Güneydoğu... PKK"nın elindeki silahlar ne? ABD malı. ABD kim?.. "Strateji ortağı" arkadaşların. PKK"nın kampları, eğitim alanları, lojistik destek merkezleri, büroları,Türkiye"deki saldırı planlarının yapıldığı yer nerede?.. ABD"nin denetimindeki bölgede. ABD neyi arkadaşların?.. "Strateji ortağı..." Beyaz Saray"da cumhurbaşkanı gibi karşılanan ve en üst düzeyde protokol uygulanan Barzani, "Türkiye PKK"ya yönelik operasyon yapar da sınırlarımıza karışırsa, biz de Türkiye"yi karıştırırız" sözünü ilk nerede söyledi?.. ABD"de... PKK"ya kimin onayı ve bilgisi içinde destek veriyor Kürtler?.. ABD"nin... Arkadaşların "strateji ortağı"kim?.. ABD... ABD, Kuzey Irak Kürt yönetimine ve PKK"ya destek verirken, aynı zamanda Türkiye"deki bu seçimlerde kimi destekliyor?.. Arkadaşları... Arkadaşların; canına okuyup gücünü yok etmek istedikleri Türkiye"deki ilk kurum hangisi?... PKK ile can pazarında mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri... Kime güveniyor arkadaşlar?.. ABD"ye... ABD kimdir?.. Arkadaşların "strateji ortağı"... Sizce bu terör biter mi?..
http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=13763 Gepostet von VSB bei 6:39 AM 0 Kommentare
Labels: The kurdish File
Was machen wir? Ermeniler Çalışıyor, Peki Ya Biz Türkler? ; „Kürtler PKK'ya destek veriyor''
Sollte man sich da nicht fragen, unterstützten wir jemanden? Mehmetcik Vakfi oder TSKG Vakfi? Sind wir überhaupt bereit jemanden zu unterstützen? Kurden demonstrierten in Strassburg für Öcalan Strassburg. DPA/baz. Mehr als 10 000 Kurden aus mehreren Ländern haben am Samstag in Strassburg für die Freilassung des früheren PKK- Chefs Abdullah Öcalan demonstriert. Der Ex-Führer der nach eigenem Bekunden nicht mehr bestehenden Kurdischen Arbeiterpartei (PKK) war im Februar 1999 in Kenia entführt und in der Türkei wegen Hochverrats zum Tode verurteilt worden. Die Strafe wurde später in eine lebenslange Haft umgewandelt. Seit der Festnahme von Öcalan verlangen Kurden vor allem aus Deutschland, den Niederlanden und Belgien jeweils im Februar in Strassburg am Sitz des Europäischen Gerichtshofes für Menschenrechte seine Freilassung. Nach Angaben der Polizei waren es diesmal 12 000, die Organisatoren zählten 25 000. http://www.baz.ch Gepostet von VSB bei 5:43 AM 0 Kommentare http://www.louisbeam.com/leaderless.htm
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-2
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-2
Labels: N U R S U Z L A R
Cuma, Mayıs 25, 2007 Teslim olan PKK'lı teröristten şok itiraflar Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA) TERÖR örgütü PKK'nın Kandil Dağı'ndaki kamplarında faaliyet yürütürken örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan terörist Mehmet Şahin, Kuzey Irak'taki PKK kamplarına bir grup İsrail askeri temsilcinin gelerek, buradaki teröristlere bomba ve silah kullanımı konusunda eğitim verdiğini iddia etti.Terörist Şahin, Kandil'e zaman zaman ABD'li askeri temsilcilerin geldiğini, örgütün üst düzey yöneticileriyle gizli görüşmelerde bulunduğunu da öne sürerek, silah ve mühimmat yönünden ABD'nin PKK'ya destek verdiğini söyledi.Kuzey Irak'taki terör örgütü PKK kamplarından 6 ay önce kaçarak Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde güvenlik güçlerine teslim olan ve hakkında Diyarbakır 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde 6 yıl 3 ay hapis istemiyle dava açılan ve tutuksuz yargılanan 20 yaşındaki Mehmet Kılıç, şok itiraflarda bulundu. Güvenlik güçlerine verdiği ifadesinde, ÖSS sınavını kazanamayınca girdiği bunalım sonucu kapatılan DEHAP il binasına gidip geldiğini, buradaki toplantılara katıldığını belirten Şahin şunları anlattı:"Lise'de okurken bizlere yapılan propagandalardan etkilenip DEHAP ve PKK'ya sempati duydum. Bize,Güneydoğu'nun Kürdistan olduğu, haklarımızın verilmediği, DEHAP ve PKK'nın bizlerin hakkını savunduğu anlatılarak bir Kürt olarak hakkımızı aramanın en temel görev olduğu söyleniyordu. İşsiz olduğum için psikolojim bozuldu ve Mahmut adlı arkadaşım örgüte katılanlara maaş verildiğini söyleyince, ben de derhal katılmak istedim. Benimle birlikte örgüte katılmak isteyen 8 kişi camları perdeli, mavi renkli bir minibüse bindirildi. Bir süre gittikten sonra gözlerimiz bağlandı. Yarım saat gittikten sonra gözlerimiz açıldı ve dağlık bir araziye geldik. Burada yaklaşık 50 kişi eğitim ve spor yapıyordu. Eğitimler gece intikali, pusu, pusudan kurtulma, kondisyon artırıcı şekilde oluyordu. 2- 3 gün burada eğitim aldık. Bizi oraya götüren kişi, 'Burada sizi eğitime tabi tutacağız. Fiziki koşullarınız uygun olursa örgüte göndereceğiz' dedi ve 8 kişiyle Silopi'ye gelerek burada gece nehri geçtikten sonra Irak topraklarına girdik."'İSRAİL ASKERLERİ EĞİTİYOR'Kandil Dağı'nda silahlı eğitim alırken ABD askeri temsilcilerinin zaman zaman kamplara gelerek, PKK'nın üst düzey yöneticileriyle gizli görüşmelerde bulunduğunu iddia eden Mehmet Şahin, silah ve mühimmat yönünden ABD'nin PKK'ya destek verdiğini söyledi. İsrail'in de Kandil Dağı'na bir grup askeri temsilci gönderdiğini ifade eden terör örgütü PKK üyesi Şahin, İsrail askeri yetkililerinin, buradaki teröristlere silah ve patlayıcı konusunda teknik bilgiler verip eğittiklerini söyledi. Şahin, "Örgüt yönetimindeki genel kanı ise, Kürtlerin hem Irak, hem de ABD tarafından kendi emelleri doğrultusunda Türkiye'ye karşı koz olarak kullanıldığıdır. Pişman olduğum için güvelik güçlerine teslim oldum. Adalete sığınıyorum" dedi. 'KORKUTARAK ORADA TUTUYORLAR'Kandil Dağı'nda bir süre kaldıktan sonra kaçmaya karar verdiğini, Habur Sınır Kapısı'na yakın bir bölgeden nehri geçerek Türkiye topraklarına girdiğini anlatan Mehmet Şahin şöyle devam etti:"Örgüt kaçışları engellemek için bir dizi taktik uyguluyor. Moral ve motivasyonu yüksek tutmaya çalışmalarına rağmen örgütün çöküş sürecine girdiğini anlamamak mümkün değil. Kaçmak isteyip yakalananların öldürüleceklerini, ayrıca sicil adı altında aldıkları ailevi bilgilerle şantaj yaparak kaçanların ailelerini vuracaklarını açıkça söylüyorlar. Örgüt şu anda korku mekanizmasıyla ayakta duruyor. Zaten örgüte kayıtsız şartsız bağlı olanlar üst düzeylerdir. Bunlarda deşifre oldukları için, rahat ortamları bozulmasın diye bağlılıklarını sergiliyor. Yeni katılımlar kış sürecinde çok zorlanıyor. Kandil'den kaçmak isteyen çok sayıda kişi var."
www.hurriyet.com.tr Gepostet von VSB bei 6:11 AM 0 Kommentare Labels: Alemtab - Türkçe Haberler
Türkler'den öcümüzü alacağız El Kaide'nin yeni lideri, "Türkiye, Şeyh Ladin'in en önemli kurmayını yakalayıp ABD'ye teslim etti. Bunun cezasını çekecekler"dedi.
El Kaide örgütünün, Afganistan kanadına yeni lideri olarak atadığı Ebu El Yezid, El Cezire televizyonunda yayınlanan video mesajında örgütün "Irak komutanı" Abdülhadi El Iraki'nin 18 ay önce Türkiye'de yakalanıp ABD'ye teslim edildiğini duyurdu. El Kaide lideri Usame bin Ladin'in en yakın kurmaylarından biri olarak tanınan El Iraki'nin, 2002 ile 2004 yılları arasında Afganistan'daki NATO güçlerine karşı düzenlenen operasyonlardan sorumlu olduğu açıklandı. El Iraki, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'e yönelik başarısız suikast girişiminin ardından, 2004 sonunda Ladin tarafından "Irak Komutanı" olarak görevlendirildi. Afganistan'da izini kaybettiren El Iraki'nin İran'a geçtiği öne sürüldü. Terörist,buradan da Türkiye'ye ulaştı. Ancak Irak sınırını geçemeden Türk istihbarat birimlerinin operasyonu sonucu yakalandı. El Iraki daha sonra CIA yetkililerine teslim edildi. İngiliz BBC televizyonuna konuşan ABD'li yetkililer El Iraki'nin CIA'nın gizli hapishanelerinden birinde tutulduğunu doğrulayarak, "Abdülhadi El Iraki, ABD'nin elinde en üst düzey 14 teröristten biridir" diye konuştu. Şimdi Guantanamo'da ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) 27 Nisan 2007 tarihinde yaptığı açıklamada, El Iraki'nin yakalandığını ve Küba'daki Guantanamo Üssü'nde tutulduğunu resmen kabul etti. Pentagon, El Iraki'nin Türkiye'de yakalandığı konusunda bir bilgi vermedi. Pentagon yetkilileri, "Kendini Ladin'e adayan bir mücahitti" demekle yetindi. El Iraki'nin Türkiye'de yakalanışı konusunda tüm detayları aktaran El Kaide'nin Afganistan sorumlusu dünkü video mesajında Türkiye'ye tehditler savurdu. El Yezid, "Türkiye 1.5 yıl önce El Iraki'yi yakaladı. Ajan hükümet onu Amerikalılar'a verdi. Bunu Washington'dan AB'ye girme konusunda destek almak için yaptılar. Türkler'den öcümüzü alacağız. Cihada Müslümanlar'ın desteği tamdır" dedi. Başına 1 milyon $ konmuştu Abdülhadİ El Iraki 1961 yılında Musul kentinde doğdu. Arapça,Kürtçe, Farsça ve Pakistan'da konuşulan Peştun dillerini biliyor. Irak Ordusu'na katıldı ve Saddam döneminde yüzbaşı rütbesine yükseldi. Ruslar, Afganistan'ı işgal edince "Mücahid" olmaya karar verdi. 1980'lerin sonunda Afganistan'a gitti. Usame bin Ladin'le tanıştı ve en sadık yardımcılarından biri oldu. Newsweek dergisine ABD, Irak'ı işgal edince Ladin güçlü bir direnişin başlayacağına inanmadı. Ancak El Iraki, Ürdünlü terörist Ebu Musab Zarkavi ile temas kurdu. Ladin ve Zarkavi'yi tanıştı. İkisinin arasında ittifak kurulmasını sağladı. Ladin, 2004 sonunda El Iraki'yi Irak'a gönderme kararı aldı. Zarkavi'nin yerine geçmesini talep etti. ABD başına 1 milyon dolar ödül koydu. CIA'nın hayalet uçağı 8 kez Türkiye'ye indi İNGİLİZ gazeteci Stephen Grey, "Ghost Plane" (Hayalet Uçak) adlı kitabında CIA'nın işkence altında sorgulamak için gizli hapishanelere taşıdığı zanlılarla ilgili yeni detaylara yer verdi. N379P/N8068V kuyruk numaralı Gulfstream V işkence uçağı 2002 ve 2005 tarihleri arasında CIA uçakları 8 kez Türkiye'ye indi. İniş yapılanlar arasında İstanbul Atatürk, Sabiha Gökçen, Diyarbakır,Antalya havaalanları ve İncirlik Üssü bulunuyor.
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-1
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-1
Said-i Nursi"nin Türk düşmanlığı ..11.kasım 1938 gününden itibaren,TÜRK Milleti ATA sına ağlarken,işte anglo-sakson işbirlikçisi TÜRK düşmanları sinsi sinsi geliştiler ve bugün ABD de deki çiftlikte "yan gelip yatıyor"lar.. "Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün" Yalnızca bir dakika durup düşünün. Yukarıdaki tümceyi kim söylemiş olabilir? Apo mu? Aklınıza hemen Apo geldiyse, aslında bir bakıma başarılı oldular demektir. Görünen düşmana karşı Türk"ün savaşması zor olmaz. Ama saf Türk halkının görünmeyen sinsi düşmana karşı savaşması çok daha zordur. Yukarıdaki tümceyi söyleyen kişi amansız bir Türk düşmanı olan ve son soluğuna kadar Türkiye toprakları üzerinde bir Kürdistan kurma düşüyle ölen Kürt Said ya da çoğunun bildiği adıyla Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi"dir. Bu tümce, bir zamanlar çıkarılan ve kime hizmet ettiğini herkesin çok iyi bildiği Özgür Ülke gazetesinde yayınlanmıştır. Yine bu gazetenin ifadesinde ve diğer Kürtçü yayın organlarında Kürt Said için "devrim şehidi" ifadesinin kullanılması nurculuğun hangi ereğe hizmet ettiğinin en kesin kanıtıdır. Nurculuk savaşla ulaşılamayan bir hedefin sinsi bir düşünce yapısı ile başarılması uğraşıdır. Bu uğraşın ana hedefini de Türkiye"nin doğusunda bağımsız bir Kürdistan kurmadır. Yukarda da anlattığımız gibi bu işi ilk başta savaş ile başarmaya çalışmışlar fakat devlet ve ordu gelenekleri olmadığından dolayı sonları hep bozgun, hezimet olmuştur. 1876 yılında Bitlis"in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit"e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Her ne kadar Türklük akımlarını engellemekteyse de, Türk toprağını kendi eliyle teslim edecek kadar Vahdettinleşmemiştir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi"yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır.
Said, "Zalimler için yaşasın cehennem!" sözünü Abdülhamit için söyler. 31 Mart ayaklanmasında da Kürt Said, Volkan gazetesi ile beraber yeniden sahneye çıkar. İngilizlerin tek bir kurşun atmadan bir Türk toprağı olan Kıbrıs"ı ele geçirmesinden büyük bir sevinç duyarlar. İnsanın midesini bulandıracak şekilde, Volkan gazetesinde İngiliz propagandası yaparlar. Çünkü umdukları şey Kürdistan içinİngilizlerden görecekleri yardımdır. 31 Mart ayaklanmasında birçok Türk subayını vahşice katlettikleri halde Hıristiyanların kapısına birer nöbetçi koyarak onları korurlar. Yağmalanan Türkler ise umurlarında değildir. Fakat Mustafa Kemal"in kurmay başkanlığını yaptığı Yıldırım Orduları çok geçmeden bu isyanı bastırınca Isparta"ya sürülür. Bu andan itibaren Kürt Said Mustafa Kemal"i artık unutamayacak ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti"ne karşı tüm kinini kusacaktır. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı"ndan yenik çıkınca Said-i Nursi tekrar sahneye çıkar. İngilizlerin güdümünde Kürt Teali Cemiyeti"ni kurar ve İngilizlerin işgal planlarına uygun olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yeniden Kürdistan düşleri görmeye başlar. "Uyan ey Selahattin Eyyübi"nin torunları Kürtler!" diyerek Kürtleri ayaklanmaya çağırır. 16 Eylül 1919"da İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Ulusunu Kuvayı Milliye"ye destek vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağırır. Cumhuriyet"in ilanından sonra da Kürtlerin isyan dalgası devam eder.
Said-i Nursi de bu isyanlara katılır.
"Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir.
Şeyh Sait Türk Ulusu"na karşı bu hainliğinin bedelini darağacında sallanarak öder. Said-i Nursi bunu asla unutmaz. Hasta yatağında yatarken şimdi Hakpar Başkanı olan Abdülmelik Fırat"a "Biraderi azamım Şeyh Sait"in öcünü alacağım." der. Öcünü almak istediği kişi, yaşamını Türk"ü sırtından vurmakla geçiren, İngilizlere ruhunu satarak Musul ve Kerkük"ün Türklerin eline geçmesini engelleyen, Türkiye Cumhuriyeti"ni parçalayarak bir Kürdistan kurma düşü olan kişidir.
Sıkça hezeyanlara kapılan Said-i Nursi"nin bir hezeyanı ise Atatürk ile ilgilidir. Emirdağ Lahikası"ndaki "Ulusal Kurtuluş Savaşı"nın kahramanlığını Mustafa Kemal"e vermediğim için bana hücüm ediyorlar." sözü, en koyu ikinci cumhuriyetçilerin bile akıllarına getiremeyecekleri ve kargaları bile güldürecek kadar komik bir laftır.
Said-i Nursi de bu isyanlara katılır. "Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir... şeyh sait'in torunlarından bazıları:
Beş dönem milletvekilliği yapan, eski DYP'li, eski Meclis Başkanı Ali Rıza Septioğlu AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat AKP Diyarbakır Merkez İlçe Yöneticisi Muhammed Akar Hak-Par Genel Başkanı Abdülmelik Fırat Erzurum DEHAP İl Başkanı Biyadin Fırat RP ve ANAP"ta milletvekilliği yapan Suat Fırat ve Abdülvillah Fırat
Tarihçi Murat Bardakçı, 1925 ilkbaharında çıkan şeyh sait ayaklanması esnasında isyancıların dağıttıkları bildiriyi kısaltarak, günümüz Türkçesi ile yayınlamış: "Din yolunda şehid düşen, namus için can veren ve aşiretinin şerefi uğrunda kan döken şanlı dedelerimizin mukaddes ruhları göklerden size bakıyor. Emanet ve yadigár olarak terkettikleri Allah"ın kitabını, Muhammed"in şeriatını yakan Ankara mürtedlerine ve onların icra vasıtası olan hükümet memurlarına karşı ne yapacağınızı görmek istiyorlar. ...Milli namus ve dinin kutsal kabul ettikleri uğrunda tüfeğe sarılarak çarpışanları takdir; hayatını muhafaza için fişekliğini belinden açan, tüfeğini Türk"e teslim eden, karısını zorla boşamaya ...rıza gösteren ve hudud haricine çekildiği halde içerideki millettaşlarının imdadına koşmayan haysiyetsiz ve mayası kötü olanları da lánetliyorlar. ...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lázistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir. Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir. ... Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı,size káfidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah"tır.Kuvvetiniz, hükümet kuvvetinin kat kat üstündedir. Cesaretiniz ve yiğitliğiniz, bütün dünyada bilinmektedir. Gafletten kurtulun, elele vererek mukaddesatınızı kurtarın, ...kurtaracağınız İslámi mukaddesat ve milli haklar ile peygamberin ruhunu ve ...dedelerinizin ruhlarını şádedecek, onların soyundan gelmiş olduğunuzu isbat etmiş olacaksınız."
Fetullahın okullarından birinden (Azerbaycanda) mezunum.
O okulda okumamın en büyük nedeni ailemin Türkiye Türklerine olan sonsuz sempatisiyidi. Bunların deli bir kürdün saçmasapan kitaplarını her sabah aç karına 11 sayfa okuyupta bi b.. anlamayan hipnoz edilimiş bir topluluk olduğunu bilseydiler hiç bir zaman o okullarda okumuş olmazdım. bunu fetullahcılar da iyi bilir. Dolaysıyle her yerde ne mal olduklarını "tedbir" yaparak saklarlar. 6 yıl o okulda okudum, Türkiye'ye geldikten sonra 3 yıl onların evinde kaldım, maddi durumum bir az zor olduğu için buna mecbur idim. 3 yıl sonra islamiyetten nefret ederek o evden çıktım ve bir dinsiz oldum. her sabah 5 te kalkıp zorla namaz kıldırmaları yetmiyormuş gibi birde türkçe olduğunu idda ettikleri hangi dilde yazıldı belli olmayan ne üdüğü belirisiz, cümlesinin başiyla sonu uyuşmayan deli saçmasını okumaya mecbur ederlerdi. çok tartıştım,yaptıklarının mantıksız olduğunu anltamaya çalıştım ama aldığım cevap mantıkla bir yere varılamayacağı oldu. bu nebiçim saçmalıktır anlamadım gitti.
sonunda ne oldu? ben hiç bir zaman fetullahcı olmadım, kürtlere hep nefret ettim bu nefretim hep içimde yaşadı, sayelerinde dinsiz dahi oldum. sonradan bidaha içim rahat etsin diye müslüman oldum gerçi. Borçu bey kardeşim, uzun lafın kısası bence hiç endişe etme, onlar sadece kendileri gibi aptalları kandıra bilirler. aklı az da olsa çalışan ve damarlarında o asil kanı taşıyan eninde sonunda onların ne b olduğunu görecektir.
Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!...
Beşyüz sene yattınız. Yeter artık.
Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-''azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz.
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-2
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-3
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-4
PKK:BAYDEMİR VE ŞEYH SAİT
KİM BU SAİD-İ NURSİ?
|
|
Bağlantı
|
21/12/2009 - Ali Kemal'in istihbarat servisi varmış
Ali Kemal'in istihbarat servisi varmış
Ünlü gazeteci Ali Kemal'in bilinmeyen bir yönü daha ortaya çıktı. İlhami Yangın tarafından kaleme alınan ve Bilgeoğuz yayınevi tarafından basılan “Osmanlı'da Sosyalizm” adlı eserde verilen bilgilere göre, gazeteci Ali Kemal'e bağlı bir istihbarat teşkilatı, “İştirakçi” namıyla anılan Türkiye Sosyalist Fırkası Reisi Hüseyin Hilmi Bey liderliğinde faaliyet gösteriyordu. Eserde verilen bilgilere göre, gazeteci Ali Kemal ile Hüseyin Hilmi, bu istihbarat teşkilatının faaliyetlerini engellemek amacıyla ardı ardına katledildiler.
İstiklal Harbi'ne karşıtlığıyla bilinen ünlü gazeteci Ali Kemal 6 Kasım 1922 tarihinde linç edilmiş, Hüseyin Hilmi Bey ise, Ali Kemal Bey'in ölümünden 9 gün sonra, 15 Kasım gecesi Haydar adında bir polis memuru tarafından vurularak öldürülmüştü. Hüseyin Hilmi Bey'i vuran polis Haydar 15 sene hapis cezası almış ancak bir sene bile hapis yatmadan salıverilmişti.
İstihbaratçı sosyalist İştirakçi Hilmi olarak tanınan Hüseyin Hilmi Bey, Osmanlı Devleti'nin ilk sosyalist partisi olan Osmanlı Sosyalist Fırkası'nı kurmuş, partisinin yayın organı gazete ve dergilerle uzun süre ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne muhalefet etmişti. Defalarca hapse atılan ve sürgüne gönderilen Hüseyin Hilmi Bey, aslında istihbarat görevlisiydi. İkinci Abdülhamit döneminde Ayınpe (askeri polis) örgütünde sivil olarak görev yapmıştı. Şair Eşref’in, Tevfik Nevzat’ın (Osmanlı sosyalistlerinden Refik Nevzat’ın ağabeyi) ve bu gruba giren diğer kişilerin İştirakçi Hilmi’nin jurnali ile sürgün edildikleri görüşü yaygındı.
Osmanlı'da Sosyalizm adındaki eserde verilen bilgilere göre, bilimsel sosyalizmden bihaber olan Hüseyin Hilmi Bey'i, yakın siyasî tarihimizin tanınmış simaları olan Şerif Paşa, Vitali Efendi ve Gümülcineli Hakkı destekliyorlardı. İttihat ve Terakki Fırkası'na muhalif olan bu isimler, Osmanlı Devleti’nin Almanlarla değil, İngilizlerle yakınlık kurmasını Birinci Dünya Savaşı'na İngilizler safında katılmasını istiyorlardı. Bu nedenle de İngiliz politikasına destek veren yayınlara destek oluyorlardı.
Şerif Paşa, Vitali Efendi ve Gümülcineli Hakkı sadece İştirakçi Hilmi'yi değil, diğer Alman karşıtı İngiliz yanlısı yayın organlarını da destekliyorlardı. Nitekim İştirakçi Hilmi'nin reisi olduğu Osmanlı Sosyalist Fırkası ve Türkiye Sosyalist Fırkası'nı bu gazete sahiplerinden meydana gelen bir grup kurdu. Ayrıca İştirakçi Hilmi'nin partisinin kurucularından Pertev Tevfik, Şerif Paşa’nın özel sekreteri idi. Yine bu partinin kurucularından Ali Namık, Şerif Paşa’nın güvenilir kişilerindendi.
İştirakçi Hilmi'ye parasal yardım yapan isimlerden biri olan Şerif Paşa, 1909 yılında Paris'te, Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası adında bir teşkilat kurulmuştu. Bu teşkilat Osmanlı topraklarında da gizli olarak örgütlenmekteydi. Örgütün İstanbuldaki gizli uzantısına Cemiyet-i Hafiye adı verilmişti.
Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası'nın önemli şahsiyetleri şu isimlerdi: Şerif Paşa (kurucu ve başkan), Ali Kemal, Mevlanzade Rıfat, Pertev Tevfik, Doktor Refik Nevzat, Albert Fuat, Kemal Avni Beyler.
Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası eski Stockholm Sefiri Şerif Paşa'nın kişiliğine bağlı bir hareket olmuştu. Geçmişte İttihat ve Terakki üyesi olan Şerif Paşa, Londra Büyükelçiliği'nin kendisine verilmemesi üzerine, İttihatçılara cephe almış, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı oldukça sert muhalefet yürütmüştü.
Bundan başka Şerif Paşa'nın Birinci Dünya Savaşı'nda Arap ve Kürtlerin kışkırtılmasında İngilizlere yardım ettiği öne sürülmüştü.
İştirakçi Hilmi Bey sadece Şerif Paşa'dan yardım almakla kalmamış, Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası'nın önemli şahsiyetlerinden Doktor Refik Nevzat'ı da kendi fırkasının Paris şube reisi olarak ilan etmişti.
Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası'nın diğer önemli şahsiyeti Ali Kemal'e bağlı bir hafiye teşkilatı da İştirakçi Hilmi liderliğinde faaliyet gösteriyordu.
İngilizlerin desteklediği sosyalist İştirakçi Hilmi, Mondros Mütarekesi'nin imzasından sonra İstanbul'u işgal eden İngilizlerin şemsiyesi altına girmişti.
İngilizler, Rusya'da gerçekleşmiş olan Ekim devriminin işgal altındaki İstanbul işçilerini etki altına almasından çekiniyordu. Zira bu tarihlerde Şefik Hüsnü ve arkadaşları bir yandan Türkiye Sosyalist İşçi ve Çiftçi Fırkası'nı diğer yandan da -yeraltında- Türkiye Komünist Fırkası'nı teşkilatlandırmaya çalışıyorlardı.
İngilizler, İstanbul'daki işçilerin Türkiye Komünist Fırkası kontrolüne geçmesini önlemek amacıyla İştirakçi Hilmi'nin işçileri teşkilatlandırmasına ve ufak tefek grevler yapmasına göz yumdular.
İştirakçi Hilmi işgal altındaki İstanbul'da işçileri örgütlüyor, haklarını almaları için grevler yaptırıyor, bu süre zarfında, nereden bulduğu meçhul olan altınları harcayarak işçileri et-pilav ve zerde ile besliyordu.
İştirakçi Hilmi işgalci İngilizlerin desteğiyle binlerce İstanbul işçisini çevresine toplamış, istediği zaman genel grev yapabilecek bir güce ulaşmıştı. İştirakçi Hilmi'nin gücünden çekinen yabancı kumpanyalar Türkiye Sosyalist Fırkası'na cömert bağışlar yapmış, Reis Bey'in altına son model bir araba alındığı gibi bir de konak hediye edilmişti.
Şefik Hüsnü ve arkadaşlarının güçlenmesinde çekinen işgalci İngilizler de, İştirakçi Hilmi'yi maaşa bağlamıştı.
Şirket-i Hayriye, Tramvay kumpanyası gibi binlerce işçi çalıştıran yabancı şirketlerin başbelası haline gelen İştirakçi Hilmi mütareke yıllarında oldukça büyük faaliyet gösterdiği halde, ona ne hükûmet, ne de işgal kuvvetleri dokundu. Hilmi, kırmızı otomobilinde, azametle dolaştı. Yedi, içti, eğlendi.
Kaynak:avazturk.com
****************
MİLLİYETÇİLİK;HALKÇILIK BÖLÜNMESİ
TEORİ Dergisi’nin Ocak sayısı yine önemli makalelerle dopdolu.
Dergide Mehmet Ulusoy’un “Milliyetçilik-Halkçılık bölünmesi ve Emperyalizm milliyetçiliğinin temelleri”, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın “Milliyetçilik”, Ziya Gökalp’in “Halkçılık”, Zenun (Ziynetullah Nuşirevan)’un “Milliyetperver bir adam sosyalist olabilir mi?”, Dr. Arda Odabaşı’nın “İlk Türk ‘Halka Doğru Gitme’ eylemi ve ilk ‘Halka Doğru Gidenler’ ”, Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü Başkanı Efe Can Gürcan’ın “Çin’de yeni çalışma kanunu hazırlıkları ve tepkiler” yazıları ile Nuri Türkeş’in İngilizceden çevirdiği “ÇKP Merkez Komitesi Ekim 2006 kararları” yer alıyor.
Aşağıda makalelerin özetlerini sunuyoruz.
Mİllİyetçİlİk-HalkçIlIk bölünmesİ ve Emperyalİzm mİllİyetçİlİĞİnİn temellerİ
Mehmet Ulusoy
I. GİRİŞ VE GENEL ÇERÇEVE Karşıdevrim sürecinin ürettiği siyasi ve kültürel saflaşma İşçi Partisi’nin yeni Tüzüğünün “Temel İlkeler” maddesinde yer alan, “Türk Devrimi’nin Milliyetçi, Halkçı ve Bilimsel Sosyalist birikimini, Parti’nin Tüzük ve Programı temelinde kucaklaması” ilkesi, içinden geçtiğimiz devrimci sürecin en temel belirleyenidir.
Ancak, hayatın dayattığı bu ihtiyacın saptanması ve programa alınmasıyla, bilince ve eyleme dönüşüp gerçekleşmesi aynı şey değildir. Çünkü sorunun gerisinde, büyük kopukluklar, ideolojik çarpıklıklarla biçimlenmiş yanılgılar, önyargılar, trajik anılar, acı olaylar var. Kökleri 1940’lara kadar uzanan bu sorunlar, ilk bakışta, birliğin büyük engeller taşıdığı kanısını uyandırmaktadır; oysa bugün yaşadığımız nesnel zorunlulukların ve görevlerin yanında, bunlar, aksine birlik isteğini ve gerçekleşmesini olumlu yönde kamçılayan, destekleyen, bölünmenin büyük zararlarını, ulusal devletin ve milletin yıkımını getireceğini kanıtlayan önemli tarihsel tecrübelerdir.
Bugün, emperyalizm işbirlikçisi ya da yeni Tanzimatçı cephede; biri kendini sol ve ilerici, diğeri milliyetçi-muhafazakâr ya da milliyetçi-mukaddesatçı ve sağ olarak tanımlayan, kendi içlerinde parçalı da olsa, başlıca iki siyasi akım var.
CHP kökenlilerinin kitlelere karşı söyleminde Atatürkçülüğü de elden bırakmayan birinci akımın belirgin niteliği, çağdaş uygarlık hedefini, demokratikleşmeyi, laikleşmeyi, kalkınmayı vb Batı’yla bütünleşmede (bugün AB’ci olmada) görmesidir.
Emperyalizm işbirlikçisi bu sözde “sosyalist”, “ilerici” “sol” ve sosyal demokrat akım, her türlü ulusallığa ve ulusçuluğa karşı soğuktur veya açıkça düşmandır; dünya sermayesinin günümüzdeki enternasyonalizm programı olan küreselleşmeyi, emekçi sınıfların ve ezilen ulusların enternasyonalizmiymiş gibi göstermektedirler.
Sözde “milliyetçi” ikinci akımın belirgin özelliği ise, Batı karşıtlığını aydınlanma ve çağdaşlaşma karşıtlığıyla özdeşleştirerek ortaçağ kurumları bekçiliği; her türlü halkçı, devletçi, kamucu girişimi ve en önemlisi, en küçük bir antiemperyalist tutumu komünizm ve Sovyetler Birliği taraftarlığı ile özdeşleştirerek, yerli işbirlikçi ve emperyalist yabancı büyük sermayenin bekçiliği konumunda bulunmasıdır. Bu kötü konumun, yer yer ırkçılığa, şoven milliyetçiliğe varan aşırı Türkçü söylemle maskelenmesi; Türkçülük adına, başta bölgemizdekiler olmak üzere, dünyadaki, emperyalizm tarafından ezilen uluslara ve onların antiemperyalist ulusal hareketlerine düşmanlık yapmış ve yapıyor olmasıdır. Kısacası, emperyalizm milliyetçiliğidir; Türkçülüğün kökenindeki antiemperyalist, antifeodal ve halkçı özelliklerden kopmasıdır. Maalesef, son yetmiş yıllık tarihimizin Türkçülük ve milliyetçiliğine, bu akımdaki bu kopma ve olumsuz yöndeki evrilme damgasını vurmuştur.
Kemalizm kökeninden Batı liberalizmine ve işbirlikçiliğine doğru evrilme, İkinci Dünya Savaşı yıllarında başlayıp Soğuk Savaş döneminde ivme kazanarak, küreselleşme döneminde doruğa ulaşmıştır. İkinci enternasyonal kökeninden beslendiği ve onunla bağı, ondan kalan tortular ölçüsünde sosyalizm safında da, Batı merkezlilik şeklinde başlayıp, Sovyetler’deki yozlaşma ve geri dönüş yıllarında gelişen ulusallık, ulusalcılık ve antiemperyalizmden kopma, Sovyetler’in çöküşü sonrasında, Batı kapitalizminin ebedi zaferini ilan ettiği yıllarda doruğa tırmanmıştır. Maalesef yıllar yılı Türkiye’nin siyasi tablosuna damgasını vurmuş olan Sol ve Sağ görünümlü bu yapay kamplaşmanın karşısında ise, Kemalist Devrim’in antiemperyalist halkçı geleneğini sürdüren Kemalistler ve Bilimsel Sosyalistler yer almıştır ve almaktadır.
Mİllİyetçİlİk Prof. Dr. Alpaslan Işıklı
Hiçbir deyimin tek bir anlamı yoktur. Tüm sözcükler gibi, deyimler de çok değişik anlamlarda kullanılırlar.
Herhangi bir deyimin, zamanın akışı içinde değişik anlamlar kazanması mümkün olabileceği gibi, belli bir deyimin, değişik toplumlarda veya değişik koşullarda farklı anlamlara geldiği de görülebilir.
Bazen de bazı deyimlerin, kasıtlı olarak tamamen ters anlamda bir olguyu ifade etmek üzere kullanıldığına tanık olabiliriz. Tarih boyunca, geniş halk kitlelerini peşlerine takarak felâkete sürüklemiş olanların, çoğu zaman, gerçek kimliklerini ve gerçek emellerini bazı genel kabul görmüş deyimlerin arkasına saklama kurnazlığına başvurdukları görülmüştür. Milliyetçilik, bu amaçla istismar edilmiş ve edilmekte olan deyimler arasında en önce akla gelen bir tanesidir.
Milliyetçilik deyimini hiç hak etmediği bir biçimde çarpıtmış ve kendisine siper yapmış olan isimlerin en ünlüsü, herhalde Hitler’dir. Hitler’in başında bulunduğu partinin adı Milliyetçi Sosyalist İşçi Partisi idi. Gerçekte ise Hitler, yaptıklarıyla, Alman kapitalizminin emrinde tam bir emek düşmanı olduğunu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde kanıtlamıştır. İktidarının arifesinde sendikalarla birlikte 1 Mayıs kutlamaları örgütleyen Hitler’in, iktidarı ele geçirdikten hemen sonra yaptığı ilk işlerden birisi de sendikaları kapatmak, sendika önderlerini ağır baskı altına sokmak, gerekirse gaz odalarına göndermek olmuştur. Özünde, Hitler’in bütün yaptıkları, emperyalist devletler arasındaki paylaşım mücadelesinde Almanya’nın en çok payı alması ve acımasızca sömürülen emekçi kitlelerin başkaldırısı dolayısıyla sarsılan Alman kapitalizminin iktidarının, demokrasi dışı bir zorbalık rejimine dönüştürülerek onarılması ve korunması amacına hizmet etmekteydi.
HalkçIlIk Ziya Gökalp
Niyazi Berkes, yüzüncü doğum yılları münasebetiyle Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’i ele aldığı “Unutulan Adam” başlıklı makalesinde, Akçura’yla Gökalp’in fikirlerini karşılaştırmakta ve yazısında iki duruma şaşırdığını bildirmektedir. Berkes’e göre Gökalp; anatomik yapı türü olarak “ırk”, dil akrabası olarak “kavim”, ve laik halk birimi olarak “millet” terimlerini daha Meşrutiyet yıllarında şaşılacak bir açıklık ve kesinlikle birbirinden ayırmıştır. Ziya Gökalp ırkçılık karşıtıdır. Niyazi Berkes, “...eski Osmanlı düşün geleneğinde de zaten böyle bir kavram..” yoktur, diyor. Osmanlılığın kendisi ırkçılığa aykırı bir oluştur. Dolayısıyla “ırkçılık bayraktarlarının onu kendilerine pir saymaları...” da şaşırtıcıdır.
Ziya Gökalp, Meşrutiyet yıllarında tanımladığı bu kavramları Milli Mücadele arifesinde “Halkçılık” ideolojisi ile birlikte ele alarak geliştirmiştir. Bizde hakçılıkla ilgili ilk yazı olması bakımından ayrıca değer taşımaktadır.
Yazı, Yeni Mecmua’nın 14 Şubat 1918 tarihli 32. sayısından alınmış olup, yeni harflerle ilk kez Teori’de yayımlanmaktadır.
Eski yazıdan yeni yazıya aktaran: M. Erman Aslanoglu
Milyonlarca insanların masum kanlarını döken bu büyük harp, şüphesiz bir takım iyiliklere de sebeb olacakdı. Harbin başlangıcında birçoklarının hatırına gelen bu netice nihayet tezahür etti. Bu netice bir takım yeni mefkurelerin doğması, daha doğrusu eskiden beri mevcut olan bazı mefkurelerin yeni bir şiddet ve kıymet iktisab etmesidir.
Bu günkü harbin şiddetlendirdiği mefkureler iki kelimede icmal edilebilir: Halkcılık, milletcilik.
Bu iki mefkurenin yeni bir kuvvet ve hayatiyet kazanması, mütefekkirlere, tetkiki iktiza eden yeni meseleler arz ediyor.
Evvela bu yeni mefkureler milli ve beynelmilel hayatlar için muzır mı, yoksa faydalı mı olacak? Saniyen bu iki mefkure arasında aheng mi yoksa, tenakuz mu vardır?
Mütefekkirler, ictimai hareketlerin tabibleri, hıfz-üs-sıhhacılarıdır. Cemiyetin ruhunda kendiliğinden doğan temayülleri tesrî’ yahud tadile çalışmak, yani ictimai tabiatın hareketlerini tanzim etmek mütefekkirlerin borcudur. Bu vazife, ilmî bir usul, dindarâne bir samimiyetle yapılırsa, cemiyet doğru bir yolda yürür, yoksa en çıkmaz sokaklara sapar.
Mİllİyetperver bİr adam sosyalİst olabİlİr mİ? Zenun (Ziynetullah Nuşirevan)
Makale ve yazarı hakkında Aşağıda okuyacağınız “Milliyetperver Bir Adam Sosyalist Olabilir mi?” başlıklı makale, İdrak gazetesinin 10 Mayıs 1335-1919 Cumartesi tarihli 12 numaralı nüshasının ikinci sayfasında yayımlanmıştır. İdrak, (ilk dergisinin ismiyle İştirakçi Hilmi veya Sosyalist Hilmi olarak tanınan) Hüseyin Hilmi yönetiminde, Mütareke döneminde (Nisan-Temmuz 1919) İstanbul’da toplam 33 sayı çıkmıştır. Şubat 1919’da kurulan ve Hüseyin Hilmi’nin başında bulunduğu, II. Enternasyonal çizgisindeki Türkiye Sosyalist Fırkası’nın yayın organıdır.
Makalenin altındaki imza “Zenun”dur (“Zenon” olarak da okunmuştur). Bu takma isim Ziynetullah Nuşirevan’a aittir. Adının ve soyadının Arap harfleriyle baş harflerinin birleştirilmesinden oluşur.
Rusya Türklerinden olan ve I. Dünya Savaşı öncesinde İstanbul’a gelip Dârülfünûn’da öğrenim gören Ziynetullah Nuşirevan, Mayıs 1916’da İstanbul’da kurulan Rusya’da Sâkin Türk Tatarlarının Haklarını Müdafaa Cemiyeti’nin yöneticilerindendir. Türk Yurdu dergisinin yazarları arasındadır ve 1915–1917 yıllarında bu dergide çok sayıda yazısı yayımlanmıştır.
II. Meşrutiyet döneminde Türkçü akım içinde yer alan Ziynetullah Nuşirevan’ın Mütareke döneminden itibaren sosyalist saflarda yer aldığı görülmektedir. Sosyalizmi 1919’da benimseyen Ziynetullah Nuşirevan, İstanbul’da Aralık 1918’te Dr. Hasan Rıza’nın başkanlığında faaliyete geçen Sosyal Demokrat Fırkası’nın merkez komite üyesidir. Yayın organı olmayan, II. Enternasyonal çizgisindeki bu partinin muhalefet kanadında yer almıştır.
22 Eylül 1919’da resmen kurulan ve Dr. Şefik Hüsnü’nün genel sekreteri olduğu Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (özellikle Ethem Nejat) ile yakın ilişkisi olduğu görülmektedir. III. Enternasyonal çizgisindeki TİÇSF’ye de katılmış olabilir.
1920’de Anadolu’ya geçen Ziynetullah Nuşirevan, Ankara’da B.M.M. Matbuat ve İstihbarat Müdiriyet-i Umumiyesi’nde Rusça mütercimi olarak çalışmıştır. 1920 yazının başlarında Anadolu’da oluşan, III. Enternasyonal çizgisindeki gizli/hafî (resmî olmayan) Türkiye Komünist Partisi’nin ve TKP’nin legal hali olarak 7 Aralık 1920’de resmen kurulan Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın önde gelen üyelerindendir. TKP’de merkez komite üyeliği, THİF merkez komitesinde Basın ve Propaganda Şube Başkanlığı görevlerini yürütmüştür.
İlk Türk “Halka Doğru Gİtme” eylemİ ve İlk “Halka Doğru Gİdenler”
Dr. Arda Odabaşı Türk Halkçılığı’nın beslendiği kaynaklardan biri olan Narodnizm’in (Rus Halkçılığı)(1) en dikkat çekici yönlerinden biri, 1873-1874 yıllarında gerçekleştirilen büyük “halka doğru gitme” kampanyasıdır. Rusya’da 1873-1874’te binlerce devrimci genç, “halka doğru” şiarıyla; köylü giysileri giyerek ve büyük bir coşkuyla kentlerden köylere (yani halka doğru) gitmişlerdir. Çarlık rejimini devirmek ve ülkeyi kurtarmak için köylüleri ayaklandırmayı hedefleyen bu kendiliğinden hareket başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da o güne dek tarihte benzeri görülmemiş çarpıcı bir örnek olarak kalmıştır.(2)
Daha II. Abdülhamit döneminde Narodnizm’den beslenmeye başlayan Türk Milliyetçiliği/Halkçılığı, 1908 Devrimi ile başlayan II. Meşrutiyet döneminde düşünsel/kuramsal ve örgütsel düzlemde dikkate değer bir gelişme göstermiştir. Dahası, ilk “halka doğru gitme” eylemine de bu dönemde girişilmiştir. Başka bir deyişle, düşünce sahasında belli bir olgunluğa ulaşan halkçı Türkçülük akımı fiiliyat sahasına da geçmiş ve doğrudan doğruya halka yönelmiş, halka gitmiştir.
Çİn’de yenİ çalIşma kanunu hazIrlIklarI ve tepkİler
Efe Can Gürcan Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü Başkanı
Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) hükümetinin yaklaşık iki yıldır sürdürdüğü yeni çalışma kanunu hazırlıklarını tamamlamakta olduğu şu sıralar, ÇHC gündemi keskin tartışmalarla sarsılıyor.
ÇHC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Ulusal Halk Meclisi’nin ilk olarak 2004 yılında gündeme taşıdığı çalışma kanunu reformu, 2005 yılının aralığında Ulusal Halk Meclisi’nce gözden geçirilmişti. 2006 yılının başlarında ise halkın da kitlesel olarak dahil edildiği genel tartışmaya açıldı (Walsh, 12 Eylül 2006).
Şüphesiz, çalışma kanunu reformu tartışmalarının ulusal aktör ve sınırları aşması, halk ve akademisyenlerden sonra devreye bir de uluslararası kuruluşların girmesi tartışmanın keskinliğini artıran önemli bir etken. Öte yandan biz, bu tartışmaların ÇHC’de kaçınılmaz bir sürecin yöneyleri olduğunu gözlemlemekteyiz.
ÇKP Merkez Komİtesİ Ekİm 2006 kararları İngilizceden çeviren Nuri Türkeeş
ÇKP 16. Merkez Komitesi 6. Genel Toplantısı 8-11 Ekim tarihleri arasında Pekin’de toplandı.
ÇKP MK’nin 195 üyesi ve 152 yedek üyesi toplantıda hazır bulundu. ÇKP Merkez Disiplin ve Denetim Komisyonu Daimi Komite üyeleri ve ilgili bazı bölüm yöneticileri de oy hakkı olmaksızın toplantıya katıldılar.
Genel toplantıya ÇKP Merkez Komitesi Politbürosu başkanlık yaptı. ÇKP MK Genel Sekreteri Hu Jintao genel toplantıda önemli bir konuşma yaptı.
Genel toplantı, ÇKP Merkez Komitesi Politbüro’sunun görevlendirdiği Hu Jintao’nun sunduğu çalışma raporunu dinledi ve tartıştı ve “Sosyalist Uyumlu Toplumun inşa edilmesine ilişkin bazı ana konularla ilgili ÇKP Merkez Komitesi kararlarını” benimsedi. Wu Bangguo Genel Toplantıda karar taslağı üzerine açıklayıcı bir konuşma yaptı. Kaynak: http://ahmetdursun374.blogcu.com/milliyetcilik-halkcilik-bolunmesi/855817 ***************** SOLCULUK:İKİ TİP SOLCU VAR http://ahmetdursun374.blogcu.com/solculuk-iki-tip-solcu-var/1644392 ----------- SENDİKALAR:SİVİL ÖRÜMCEĞİN SENDİKAL BOYUTU http://ahmetdursun374.blogcu.com/solculuk-iki-tip-solcu-var/1644392 ---------- Türkiye Komünist Partisi kurulduktan sonra, Halk İştirakiyyun Fırkası (Halk Sosyalistler Partisi) adı altında bir parti Bakanlar Kurulu’na başvuruda bulundu. Benim anladığım, Türkiye Komünist Partisi kuruluş niteliği ile Halk Sosyalistler Partisi’nin kuruluş niteliğinde ayrılık vardır. Türkiye Komünist Partisi, amacı belli olan ve yurt içerisinde Türkiye için çalışan bir partidir. Halk Sosyalistler Partisi doğrudan Komünizm özelliği gösterir. Belgelere dayanan bilgiye göre, burada bulunan Rus Büyükelçiliği ile ilişki içerisindedir..
Devamı...
ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-1 ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-2 ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-2/a ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-2/b
ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-3
ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-3/a
ATATÜRK; GİZLİ CELSELER-4
|
|
Bağlantı
|
|
Hakkımda
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
Eflatun,
HUKUK
a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/
b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/
c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26
Arkadaşlarım
• okay YILDIZ • ercan şen • necaticavdar • seden s. • yagmurvetoprak • laleninbahcesi • sennurozturk • aktifus • mustafabaygin • saraykoy • tulaybilgin • cihateri • İnsiyaki Milli • Sezgin KOŞAR • yildizlarvegece • paratoner • karsittez • hazanseli • cumhuriyethalkpartisi • barometre • sanatyeri • erenyemi • fcinar55 • erginbay • prewar • dogpol • onurlu1turk • kerkukunsesi • candanof • aliuluc • skurt • pistols • livanca • leventgeckalanlar • leventburda • Blogcu Yardım • alevidostlar • sue • angeldream • hukuksal • alisevgi • Kitap Özeti • 93busra • dilsizmutercim • benyaziyorum • cem38 • ALİ ÖZTÜRK • sakirmgk • loji • hocaileessek • snecateren • yuceltanay53 • benyaziyorumsiyaset • zeynep03 • vakanuvis • rizelli • romanozeti • gencsblog • benyaziyorumflashheader • aheng • Pelin Zeybek • tatilvakti • E. Demirel • tuncaytemiz • turkeyphotogallery • aylin toygun • hilalliler • MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN • kristinaodonnelly • karya35 • ECECE BİR YAKLAŞIM • busraustaomer • kurucafe • barbibarbieoyunlari • futuristar • drsaglik • zalim ...
----
-------
---
|