7/11/2009 - ROJİN’İ SEKS KÖLESİ YAPMAK
ROJİN’İ SEKS KÖLESİ YAPMAK Oğuz AĞCA
Bu açılımla beraber birçok insanın kimyası bozulmuş durumda. Bunlardan biri de Akşam gazetesi yazarı Serdar Turgut’tur. Konu açılım olduğunda edepsizleşen ve çirkinleşen yığınla yazar var bu ülkede. Ancak Serdar Turgut boyutuna daha kimse getirmemiştir olayı.
Neden bahsettiğimi anlatmak adına Serdar Turgut’un ’’PKK teröristi olmadığıma pişmanım’’ başlıklı yazısından izninizle alıntı yapmak istiyorum.
’’Sonra dağda Öcalan’ın açıklamalarıyla anladığım kadarıyla arada bir toplu seks partileri de oluyor. Bunlara da mutlaka militan bir aktiflikle katılırdım. Bugüne kadar hoşlandığım bir PKK’lı bir kadın henüz görmedim ama olsun. Dağda bulamazsam da bir hücre oluşturup, şehri basıp Rojin’i dağa kaldırıverirdim olur biterdi.’’
Olayı daha da çirkinleştiren Serdar Turgut yazısında şu satırlara yer vermekte: ’’Düşünsenize; yıllarca dağda keyif hayatı süreceğim, dağa kaldırıp seks kölem haline getirdiğim Rojin ile yaşayacağım.’’
Bu ülkede birçok kişi şöyle birşeye inanır: Dağa çıkan kadın militanların hepsi, erkek militanların seks ve diğer ihtayaçlarını gidermek için ordadırlar. Bu düşünce bilinçaltına yerleşmiştir birçok insanımızın. Serdar Turgut’un çıkışı da bu bilinçaltının ürünüdür. Öyle ya, dağa çıkan her Kürt kızı potansiyel seks objesidir.
Yaptığı yanlışı anlayan Serdar Turgut, bu durumu telafi etmek için sonradan yazdığı yazılarsa tamamen onun adına talihsizliktir. Konuyu düzelteceğim diye eşini de bu konuya dahil deip, kadınlık gururuyla oynamıştır. Serdar Turgut denen densiz, Rojin ve eşi üzerinden bütün kadınlara hakaret etmiştir.
Bu densize destek ise, medyanın diğer densizlerinden gelmiştir. Bunlardan biri de Hıncal Uluç’tur.
Hıncal Uluç’un yazısından da bir alıntı yaparak devam edelim. ’’ROJİN aradı.. "Hıncal Ağabey, bugün Serdar Turgut’u okudun mu" diye.. "Okumadım" dedim.. "Neler yazmış inanmazsın" dedi.. "Sen kapa, ben okuyup ararım" dedim.. Okudum.. Güldüm.. Rojin’i aradım.. "Sen Serdar’ı bilmiyorsun herhalde.. O yazıda seninle ilgili kişisel hiçbir şey yok" dedim.. "Serdar kendi mizahi üslubu içinde, tipik bir Serdar yazısı yazmış. Senin adının geçmesi bu ülkenin Kürt kökenli en popüler, en ünlü kızı olmandan.. Kimseye hakaret kastı falan yok. Gül geç.. Sakın ola cevap vermeye falan da kalkma.." "Çok teşekkür ederim Hıncal Ağbi" dedi.. Kapattık..
İki gün sonra baktım.. Rojin, Serdar hakkında hakaret davası açmış, hem de ne ağır ithamlarla.. Belli.. Kendisini tahrik edenlerin gazına gelmiş..
Sevgili Rojin.. Senin kadar şakacı, senin kadar, sahne dahil bulunduğu her yerde insanlara hatta kahkahalar attıran bir mizah ustası insanı, mizahtan anlamaz duruma düşürdün.. Çok yazık ettin.. Serdar özür diledi.. Sen de özür dile seni sevenlerden ve o davayı geri al!..
Yuhh diyorum ve başka birşey demiyorum! Şu son cümleye bakar mısınız? ’’Serdar özür diledi.. Sen de özür dile seni sevenlerden ve o davayı geri al!..’’
Hıncal Uluç mantığına göre, Rojin Serdar Turgut’a dava açarak sevenlerini üzmüştür. Böyle bir mantık, böyle bir saçmalık olabilir mi?
Bu ne küstahlık! Rojin, kadınlık onurunu kurtarmak adına dava açmamış olsaydı asıl sevenlerini üzmüş olurdu. Olayı yazarın mizah anlayışından kaynaklandığına, art niyet taşımadına indirgemek kolaycılıktır. Resmen kandırmacadır. Burda yapılmak istenen aslında Rojin üzerinden bazı insanları rencide edip, karalamaktır.
Burda mizah filan yoktur. Mizah dediğimiz şey ne zamandan beri bu ülkede bazı toplum kesimlerini, insanları aşağılamak için kullanılıyor? Burda resmen aşağılama ve hakaret vardır. Kaldı ki, bunu anlamak için Serdar Turgut’un diğer yazılarına bakmak yeter.
Ben en çok kadın yazarların suskunluğuna hayretler içine düşmüş durumdayım. Hiç birinden ete kemiğe bürünür bir eleştiri gelmedi. Söz konusu Rojin olunca hepsi suspus oldu.
Yazıklar olsun!
Rojin’i seks kölesi yapmak isteyen bu kafa ve kafalar, malesef ülkemizin aydın yüzü olmuştur. Kaynak:yazaristan.net ---------- ROJİN'DEN ÖZÜR DİLİYORUZ Serdar Turgut'un köşesinde yayınlanan bir yazıda yer alan, sanatçı Rojin'le ilgili ifadelerin yarattığı duyarlılığa Akşam Gazetesi olarak büyük önem veriyoruz. Hiç bir konuda ayrımcılığı içeren bir haber politikası benimsememiz mümkün değildir. Özel olarak kadın ve kimlik sorununa duyarlılıkla yaklaşan bir yayın anlayışımız kamuoyu tarafından da bilinmektedir. Köşe yazısındaki ifadelerin art niyetle değil yalnızca bir mizah anlayışı çerçevesinde kaleme alındığını düşünsek de sanatçımızda yarattığı üzüntüyü anlıyor, Rojin'den, ailesinden, sevenlerinden ve bu konuda tepkisini güçlü biçimde ortaya koyan kadın okurlarımızdan özür dilemeyi gerekli görüyoruz. Akşam Gazetesi -------------- Bir YORUM: Bir tarafta CEMAATCI BESİR ATALAY ve AKP diger yanda FEODAL PKK alın size nur topu gibi AKPKK düzeni. FEODAL ve ASİRETCİ. FEODAL düzen de KADINLAR MALDIR MAL. SEKS KÖLESİDE olur. Alinir satilir. En basitinden evlilik merasimi; Kiz istenilmeye gidildiginde Oglanin anasi veya ilk hanımları gider kızın vucudunu inceler. Kızı soyarlar. KIZ ömründe ilk defa gördügü insanlarin önünde soyunur. KIZ ın anası bu satış islemini yürütür. KIZININ orasını burasini gösterir. Kızın tüm vucuduna bakarlar. Defosu var mıdır ? Eger MAL saglam ise Oglanin babasi veya damat parayı verir ve kızı alirlar herifin altına verirler. TÜRKİYE ye getirdikleri hastalik ve pislik budur. İste size Kültürel düzen. Bin yıllarca gelip giden bu düzene hangi Dinci Cemaat karsi cikti ? Saidi NURSİ bir sey dedi mi ? Ya söz de KÜRT sosyalistleri. En baba sosyalistleri Mehdi ZANA , Kemal BURKAY, Ahmet TÜRK'leri bile kendilerinden on - yirmi yas kücük amca kızı- teyze kizi ile evlenmis. Alayi feodal. Hepsinin sebebi de ayni TOPRAK bölünmesin agaliklari bozulmasin. Yabanci ya mallari , ticari iliskileri , siyasi rantlari gitmesin. Esrar kacakcisi , eskiya , her türlü suc örgütünün önde gideni SORGUN asiretine devlet vize verse idi. Onlar Devletci. Devletci XXX asiret ise PKK lı olacaktı. Alayi feodal. Feodal kültür de DAGA kaldirip Seks kölesi yapmakta vardir. Yalancilar. Yok kültürel talepmis. Dünya da Kültürel talep icin terör estiren yoktur. Ama Feodal kültürlerini , agaliklarini korumak icin yapilan cinayetler, katliamlar özellikle bizim gibi sömürge ülkelerde cok ama cok fazladir. Acilim dedikleri dil - kürtce, su, bu degildir. FEODALizmin devlet tarafindan tanınmasidir. O bölge de istenilen budur. Y.TAHA ------------ Tribal AKP'nin Paradigmal savaşı.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-tribal-akp-nin-paradigmal-savasi_48566181.html
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Devleti Yönetenlere YAZIKLAR OLSUN.İşte kahraman Gazimizin hazin sonu.Açlıktan öldü
Yönetenlere YAZIKLAR OLSUN.İşte kahraman Gazimizin hazin sonu.Açlıktan öldü
İşte kahraman Gazimizin hazin sonu.
Devleti Yönetenlere YAZIKLAR OLSUN Gazi Paşa'nın Emanetini böyle mi koruyorsunuz? Açıla açıla boğulacaksınız ancak kör oldunuz. Gözünüz var görmezsiniz,kulağınız var duymazsınız. Allah belanızı defalarca versin.
Biraz da Gazi,Emekli açılımı yapsaydınız bu günleri görmezdik. Bir gemiciğimiz dahi yok.
Gemicik değil, devletin var olduğunu hissetmek istiyorlar. Gazi anasının dediği gibi PKK'lı olsalardı belki bunlar olmazdı. A.Dursun ---------- Barakada yaşıyordu. Açlıktan öldü
Muğla'nın Milas İlçesi'nde oturan Kore gazisi Muharrem Topçu (80), terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri bölümünde ölü bulundu. Kimsesiz Kore gazisinin üç gün önce yaşamını yitirdiği anlaşıldı. Bir deri bir kemik kalan gazinin, açlıktan, takatsiz kaldığı için ölmüş olabileceği belirtildi. Milas- Bodrum Karayolu'nun 3. kilometresindeki terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri kısmında yaşamını sürdüren Kore gazisi Muharrem Topçu, günlerdir maaşını almaya gitmeyince arkadaşları eve giderek buldu. İzleyiniz... http://webtv.hurriyet.com.tr/?cid=1&vid=1486&hid=12885312
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Ynt: Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
Yazının baş tarafı için bakınız... http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-ni-kimin-kapattigi-kimin-kapatmaktan-beter-ettigini_54156261.html ***************
Ynt: Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
Sayın Kentel ağabey, Yazını pür dikkatle okudum. İnan ki fikirlerimiz birbirine çok zıt gibi görünüyor olsa dahi yaklaşık aynı konuda aynı düşünceleri paylaşada biliyoruz derdim.
Aslında diyorum da ancak, Bazı satırlardaki özel vurguların işin tadını kaçırıyor.
Yazını okuyan bazen çok doğru,bazen de saçmalıyor diyecek durumlara geliyor.
Ha!... Yüze olarak söylersem % 97 doğru söylemişsin. Kalan % 3'lük kısmını da senin anlayışına bırakmalaıyım.
Zira ne demek istediğimi yine en iyi yazının sahibi,düşüncelerin sahibi olarak sen anlayacaksın.
Her ne kadar siyasi görüşlerimizde çatışıyor olarak görünsek dahi,bana göre sadece kulağımızı biraz farklı metodlarla gösteriyormuşuz gibi geldi.
Tek bir şey soracağım. Böylece o, % 3'lük bölümü daha netleştirmiş olayım istedim.
Özellikle mor renkle tespit ettiğim kısımda belirttiğin "Anadolu'nun sahip olduğu dinamikten, bu dinamiğin çıktığı kültür, örf ve gelenekten soyut olmalarından kaynaklanmaktadır." sözüne sadık isen söylermisin,şimdilerde savunduğun insanlar için de aynı şeyleri söylemenin doğru bir tespit olduğunu da artık itiraf edermisin acaba?
İşte o vakit bana göre doğruda birleşmiş olacağız. Zira doğru(-bazılarına göre kişisel,göreceli olsa dahi)bana göre tektir.
Haydi artık bir kez olsun şu doğruda birleşsek nasıl olur?
Saygı ile... Ahmet Dursun -------------- CHP'DE UC YUKSELIS NOKTASI VE KOPUS SURECI http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7913.0
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
ANADOLU'NUN DİNAMİĞİ ÜLKENİN KALKINMASINA NASIL KATILACAK...?
KÖYE RAĞMEN KÖY İÇİN, MİLLETE RAĞMEN MİLLET İÇİN NASIL OLUR...?
17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİ...!
Değerli Dostlar
1940'lı yılların başındayız... Alman orduları; Volga kıyılarında Stalingrad'ta, Bulgaristan'da, Yunanistan'da Türkiye sınırlarında, Meriç kıyılarında.
Türkiye; yurdun savunması ve bir Alman işgali yaşamamak için 20 yaş kesimi (1317 - 1336 / 1901 - 1920 doğumluları ) insanını silâh altına almış.
Kahraman ordu, Trakya'da insan boyu kar, diz boyu çamurda yüzbinlerin üzerinde Mehmetçiği ile çadırlı ordugâhta... Ordugâhın savaş hazırlıkları ve yer değişimleri Mehmetçik yayan, malzeme ve mühimmat öküz arabaları, talikalar ve katırlar ile büyük zorluklar içinde yapılıyor.
Milli Mücadele'nin yaralarını saramamış yeni devlet, İkinci Dünya Savaşı'na girmeden savaşa girmiş kadar zor koşullar içinde.
Ekmek, aş yok... Hayvana sap yok, saman yok... Kışın soğuğundan, yazın sıcağından barınacak yer yok...! Cephane var mı, yok mu bilmem ama asker süngü hücumu ile saldırı ve savunma ağırlıklı talim ve terbiye görüyor...!
Haydarpaşa Asker Hastanesi ( şimdiki GATA ) tüm katları, koğuşları ve koridorları; iki katlı ranza, iki katlı kereste raflarda ot yataklarda; soğukların, yoklukların hastalıkları içinde ( tifus, ciğer, uyuz, sıtma, zafiyet vb) şifa bekleyen Mehmetçiklerle koyun koyuna dop dolu. Yeni gelen hastalara boş yatak yok.
İlâç yok. Yerli aspirin taklitleri. Kaputbezinden sargılar. Şifayap olan da yok. Eli ayağı tutan memleketine 6 aylık hava değişimi ile gönderiliyor. -------------------------------------------------------------------------------- İşte bu yokluk ve yoksulluk içinde devlet, bu yokluk ve yoksulluğu kırmak için köye okul götürmek, köylüyü okutmak istiyor. Cumhuriyetle birlikte ülkenin gelişip zenginleşmesinin, kalkınmasının başlangıç noktasının köy olacağı kafalara DANK etmiş durumda.
17 Nisan 1940, Köy Okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirme, yöre kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere Türkiye koşullarına özgü eğitim kurumları yasası TBMM'de kabul ediliyor.
Zeki Kentel'in babası Trakya'da bu çadırlı orduğâhta iki yıl geçirdi ve çevresinin diz boyu çamur ve insan boyu karla kaplı o çadırda genç yaşta ömrünü tamamladı. Şehirde yaşama şansımız kalmamıştı. İlkokul diplomamı babama göstermek kısmet olmadı. Annem ile köye, eğitmen olan dayımızın yanına döndük... Dayının çocuklarıyla birlikte kendine zor yeten çorbasına şehirden iki kaşık daha katılmıştı.
Babasız yetim kalışının ardından okumak için çırpınan, ailenin de okutmak için çırpındığı, tek suçu şehir ilkokulu mezunu olduğu için Zeki Kentel, "KEPİRTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ'nün kapısından geri döndürüldü...
Belki tüm hayatı boyunca KEPİRTEPE özlemini, ülke kalkınmasının, köy kalkınmasının rüyalarını süsleyen coşkularının sıcaklığını ve bilincini hiç kaybetmeden yaşayan ve yaşatan, ileri yaşında ülke sorunlarına aykırı ve sıradışı yaklaşım içinde bir Zeki Kentel, KÖY ENSTİTÜLERİ gerçeğine aykırı ve sıradışı bir yaklaşım ile karşınızda: ------------------------------------------------------------------------------------
Cumhuriyet Türkiyesi'nin ülke gerçeğine, kendi öz kaynaklarına dayalı olarak kurduğu bir eğitim sisteminin adıdır KÖY ENSTİTÜLERİ. Yabana muhtaç olmadan kendini yeniden üreten, kendini, kendi kendine üretken bilgi ve beceriyle donatan bir eğitim kurumunun adıdır KÖY ENSTİTÜLERİ.
O günlerin KEPİRTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ'nün basit yün-aba giysileri içinde köy çocukları, Ankara HASANOĞLAN KÖY ENSTİTÜSÜ'nün temelinde, kerpicinde, duvarında, çatısında emeği olan köy çocukları, ülkenin imarına ellerinin nasırlarını bıraktıkları, yeni nasırlar kazandıkları, ülkede büyük bir hızın, büyük bir değişimin kıvılcımları olmuşlardır.
Her yıl 17 Nisanlarda panelde, söyleşide, köşe yazısında,ekranda KÖY ENSTİTÜLERİ üzerine konuşulanları dikkatle izlerim ama sadece izlerim. Bu izlediklerimden kendi dağarcığıma hemen hemen hiç bir şey girmez. Onlar bir kulağımdan girip diğerinden çıkan nostaljilerini, özlemlerini, masallarını anlatırlar.
Bunları izlerken gözlerimin önünde hangi anıların, hangi acı gerçeklerin ve hangi özlemlerin dolaştığını sizlere ifade edecek bir gücüm yoktur. Yaşamını, geçimini, çocuklarının yetişmesini sanat okulunun verebildiği üretken bilgi ve elbecerisi ile sağlamış bir kişiden edebi benzetmeler elbette kimse beklemeyecektir.
30-40 senedir bu konuda KÖY ENSTİTÜLERİ hakkında sadece özlemleri dile getirenleri yadırgadığımı da, belki yazımın en sonunda söylenmesi uygun olacak bir sözü yeri geldiğinde yazımın başında da söylemekten çekinmeyeceğimi ve aykırı olacağımı belirtmeliyim.
EVET, 1936'larda askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy çocukları 6 ay süreli tarımsal uygulamalı kurslarda yetiştirilerek köylerinde eğitmen oldular.
Bu deneyimlerin ardından, uygulamaların olumlu sonuçlar vermesi üzerine ülke eğitimine daha köklü çözüm getirmek amacıyla 17 Nisan 1940, Köy Okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirme, yöre kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere Türkiye koşullarına özgü eğitim kurumları yasası TBMM'de kabul edilmiştir.
Köye okul girişimi 1937 ve 1939 yıllarında Saffet Arıkan'ın ve Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç'un ilköğretim Müdürlüğü dönemlerinde etkin olarak ülke gündeminde kendine lâyık olduğu yeri almıştır.
KÖY ENSTİTÜLERİ'ne 5 yıllık köy ilkokulunu bitirenlerle, köyün kendi, sadece okuma yazma bilen insanından 6 ayda eğitmen olarak yetiştirilenlerin okuttukları 3 yıllık köyokullarından çıkan 2 yıllık hazırlık sınıfı okuyan sadece ve sadece köy çocukları alınıyordu.
Sayıları 20'ye ulaşan KÖY ENSTİTÜLERİ'nde genel bilgi ve kültür derslerinin yanı sıra tarımsal ve teknik üretken bilgi ve beceriler kazandırmaya yönelik uygulamalı dersler ağırlıklı idiler. Böylece ENSTİTÜLERİ'N kendi alt yapı sorunları da devlete yük olmadan kendi üretkenliği içinde çözülmüs oluyordu.
Evet, idealler güzeldi. Fakat bu güzel ideallerın yanında sosyal güvenlik başta olmak üzere birçok eksiklikler vardı. Bu çocuklar kendilerini vatan ve millet için bir kurbanlık görmenin ezikliği içinde idiler. Yasada, zorunlu yirmi yıllık göreve karşılık olarak, değişmez yirmi lira aylık ile hiç bir zaman uygulamaya konulamayan, ekip biçebileceği kadar arazi, hayvan ve araç - gereç verileceği yazılı idi.
Cumhuriyetin üzerine kurulduğu mantık içinde, içinden çıktıkları köyün geleneğinden, örflerinden koparılmışlardı. Sanki köydeki kalkınma köylüsüz olacaktı. Sanki köye rağmen köy için mantığı ile yetiştirilmişlerdi. Köyde bir şeyleri kırmak istiyorlardı.
Kendilerine öğretilenlere göre belki haklıydılar ama alacakları yoktu. Kendi öz köyünde kendi öz köylüleri ile, kendi insanları ile çatışmalar yaşadılar. Köy ile, Anadolu ile bütünleşmeleri zayıf kalmıştı. Ayni dili konuşamıyorlardı.
Aslolan köyünden kopmadan köylü ile birlikte olmanın sırrı öğretilememişti. Köylünün, kendi çocuklarına sahip çıkması için gerekli ortamın sırrı, davranış biçimi henüz keşfedilmemiş ve öğretilmemişti. Millete mal edilemediler. Kendilerini içinden çıktıkları köye kabul ettirebilmelerinde karşılarına büyük zorluklar çıktı.
Bunun için de daha yeşermeden, çevresini yeşertmeden Anadolu'nun dinamiğini ülkenin kalkınmasına katacak Anadolu kırsalının gençliğine karşı acımasız saldırılar yapıldı. Bu acımasız saldırılara karşı hiç kimsenin ama hiç kimsenin gıkı çıkmadı. Evet bir yanlışlık ve bir eksiklik vardı ama kimse buna kafa yormadı, kimse bu soruya yanıt vermek için kendisini üzmedi....
Anılan süreçte, ülkede sürüp giden komünist suçlamasından bu okullar en ağır şekilde nasiplerini aldılar. Kenan Öner-Hasan Ali Yücel davası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Türk Milli Eğitimine büyük destek veren ve bu okulların kuruluşuna büyük katkısı olan İsmet Paşa bile Hasan Ali Yücel'i ve kendi eseri olan okulları savunmadı. Hasan Ali Yücel bu okullar yüzünden komünizmden suçlu bulundu ve ceza yedi.
Bulunduğum okula, amacı ülkeye kaliteli ve kalifiye işçi yetiştirmek olan bir okula, mezunu olmakla kıvanç duyduğum bir okula, bir spor karşılaşması için beyaz yün ceket-pantolon içinde gelen kız-erkek Anadolu pırlantaları karşılaşma süresince, onlar kadar çulu olmayan sınıf arkadaşlarım tarafından Moskof ...., vb. hakaretlere maruz kaldılar. Köylülük bilinci ile karşı çıkışıma bir meydan dayağım eksik kalmıştı.
Bugün kuruluş yıldönümlerinde ağıtlar yakan gazetelerin köşelerinin ve manşetlerinin 1950 öncesinde ve sonrasında Kenan Öner'den geri kalan yanları yoktu. Demokrat Parti'den mebus olmak isteyen, hızlı Atatürkçü (açık olarak yazıyorum, Nadir Nadi - Cumhuriyet, SESSIZ KALARAK) ve başkaları bu saf Anadolu çocuklarına ve okullarına en ağır suçlamaları yaptılar.
Bu pırlantalar, askerlik görevini yapmak üzere geldikleri yedek subay okullarında komünist ön yargısı ile "Gözün üstünde kaşın var" kabilinden suçlamalarla kıtalara onbaşı - çavuş olarak çıkarıldılar. Ne yani ayak takımı başımıza bir de subay mı, amir mi olacaktı...!
1946'lı yıllarda İsmet Paşa'nın ülkeye bela ettiği demokrasi! ilkönce bu okulların başını yedi. Öyle ki, KÖY ENSTİTÜLERİ'ne karşı yapılan acımasız saldırılarda okulların kurucusu olan CHP hükümetleri bu okulların yıkımlarının öncüsü oldular.
Köy Enstitüleri kapatılırken bu kurumlarla bütünleşmiş olan bir avuç insanın ve Anadolu çocuğunun içine düştükleri acılarından hiç kimsenin ama hiç kimsenin haberi olmadı.
Şimdi bana kızacaklar olabilir. Ama işte gerçek bu. Ben KÖY ENSTİTÜLERİ üzerine en az 40 yıldır doğru veya yanlış konuşan, arada sırada da bir şeyler yazan kişi olarak, maalesef gerçek bu.
Bana, İsmet İnönü başta olmak üzere, Halide Edip Adıvar, Nadir Nadi, Fethi Okyar, Makbule Atadan, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Şemsettin Günaltay, Celal Bayar ve başka birçok Milli Mücadele adamının (Gazi Mustafa Kemal'in devrimlerinin en yakın arkadaşlarının) aynı çelişkiyi yaşamadıklarını kim söyleyebilir? Geride başka adam mı kaldı ki....?
BUNLARIN HANGİSİ KÖY ENSTİTÜLERİNİ SAVUNDU...? HİÇ KİMSE SAVUNMADI...!
BUGÜNKÜ KÖY ENSTİTÜLERİ SAVUNUCULARININ HEPSİ, O GÜNLERİ YAŞAMAYANLARIN HEPSİ SADECE BİR NOSTALJİYİ, BİR HAYALİ, BİR ÖZLEMİ, BİR HİKAYEYİ SAVUNUYORLAR......
EVET.... KÖY ENSTİTÜLERİ, Türkiye'nin çağdaşlığı yakalaması için gerekli Samurayları yetiştirecek kurumlar olmamaları için bir neden yoktu... Ama bildiğiniz gibi Japon mucizesi, kaynağını kendi dinamiklerinden, kendi geleneğinden, örfünden alıyordu.
KÖY ENSTİTÜLERİ, KÖYLÜ VEYA ANADOLU HALKI İSTEDİ DİYE KURULMAMIŞTI. KAPATILMALARI DA YİNE KÖYLÜ VEYA ANADOLU ALKI İSTEDİ DİYE KAPATILMADI.
BURADA ANADOLU GERÇEĞİNDEN SOYUT BAZILARI AĞALARDAN, KIRSALIN AĞALARINDAN SÖZ EDERLER. BURADA SÖZÜ EDİLECEK AĞA KIRSALIN KENDİSİNDEN HESAP SORACAĞI KORKUSUNU YAŞAYAN EGEMEN OLİGARŞİNİN AĞASIDIR.
KİMLER KURDU İSE KAPILARINA KİLİT VURULMASI DA ONLAR ELİYLE OLDU.....! KÖY ENSTİTÜLERİNİN BAŞARISIZLIKLARI KÖYE RAĞMEN KÖY İÇİN YANLIŞLIĞINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.
BİZ SEKSEN YILDIR BİR ÇUVALDIZ BOYU YOL ALAMADIYSAK, BUNUN EN BAŞTA GELEN NEDENİ MİLLETTEN SOYUT, ONUN DİNAMİĞİNDEN HABERSİZ KENDİ İÇİMİZDEN ÇIKARDIĞIMIZ, ÖZÜMÜZE YABANCI YETİŞTİRDİĞİMİZ EGEMEN OLİGARŞİDİR.
Demokratlığı kimseye bırakmayanlar, KÖY ENSTİTÜLERİ'ne ağıt yakanlar durumu bir kere de Anadolu insanının bakış açısından yeniden değerlemelidir.
KÖY ENSTİTÜLERİ'nin bunu gerçekleştirememelerinin nedeni, Anadolu'yu çağa dönüştürme yolunda, kurucuların hareket noktalarının maddi gerçekleri doğru olmakla birlikte, Anadolu'nun sahip olduğu dinamikten, bu dinamiğin çıktığı kültür, örf ve gelenekten soyut olmalarından kaynaklanmaktadır. Hasan Ali Yücel'de CHP iktidardan düştükten sonra yayınladığı yazılarda bu somut gerçeğe uzak olduklarını vurgulamıştı.
Anadolu'dan soyut bir radikal hareketin, zayıf da olsa varolan demokratik koşullarda başarılı olması mümkün değildir.
Bugün dünyada komünizm öcüsü kalmadı ama yeni başka öcüler üretildi. Bugün de vatana büyük katkısı olacak Anadolu dinamiği ve gençler (aynı kırsalın çocukları) benzer dışlanma ile karşı karşıya bulunuyor.
Sonuç olarak bilmemiz gereken, eğer tarihten ibret alacaksak, KÖY ENSTİTÜLERİ komünist yuvasıdır diyenler kimlerdi...?
O saf Anadolu çocuklarını Yd. Sb. okullarından gözünün üstünde kaşın vardır denilerek kıtalara er veya onbaşı olarak çıkaranlar kimlerdi...?
Hasan Ali Yücel`i bu okullar nedeniyle komünizmden mahkum olmasına seyirci kalanlar kimlerdi?
İnönü`nün Yargıtay Başkanı Halil Özyörük DP'den Mebus olmak için Menderes`in yanında idi ve Adalet Bakanı oldu.
Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan CUMHURİYET'in Nadir Nadi'si Menderes`in koltuğunun altında MEBUS oldu.
Köy Enstitüleri kapatılırken tek bir kişi evet tek bir kişi karşı çıkmadı. Bugün Köy Enstitüleri gerceğini çok az da olsa kıyısından, köşesinden özlemle AAHHH..AAAHHH....! edebiyatını yapanlar işte o suçluların torunlarıdır.
O gün bu okulları suçlayanların çocukları, dedelerinin görevlerine devam ediyorlar. Yine bir başka okulda ama Anadolu`nun kendi kurduğu okullara giden çocuklara hiç bir yol göstermeksizin ve yardım etmeksizin "Sen okumayacaksın! senin okumaya hakkın yok! Sen cahil kalacaksın! dayatmasını yapıyorlar."
Çünkü onlar köylü, onlar şopar, onlar zenci...!!!
ONLAR AŞAĞILIK KASTIN VE ORADA KALMASI GEREKEN ÇOCUKLARI....!
Üstelik Anadolu'dan köyden çıkıp da, kendi özümüze yabanci bir eğitimle yetiştikten sonra Ankara'da sistemle bütünleşince kendi köylüsüne aynı zenci muamelesini yine onlar yapıyor...! Sistem kendi özünü, kendi kökünü yadsıdığı sürece biz bu kör döğüşüne devam edeceğiz.
Dün ülkede egemen oligarşinin iç düşman olarak gördüğü komünist yuvaları KÖY ENSTİTÜLERİ ile komünizm temizlendi. Nazım, Said-i Nursi, vb. içdüşmanlar zindanda çürütüldüler. ,
Bugün yeni içdüşmanlaımız yetişti. Aynı egemen kadro İmam Hatipler ve başörtüsü ile kafayı öyle bulmuş ki, ülkenin kalkınması yolunda, Anadolu kırsalının dinamiğinin ülkenin kalkınmasına katma yolunda gündeminde tek bir önerisi yok...
Biz sürekli düşman üretiriz. Dış düşmanımız kalmayınca içeride komünistler ve şeriatçılar sıra ile baş düşmanımız oldular. Dün şeriatçıların desteği ile komünistleri temizledik.
Bugün de eski tüfeklerin desteği ile şeriatçıları temizleme savaşı veriyoruz. Ülkenin kalkınmasına sıra ne zaman gelecek....? Ülkenin kalkınmasının projelerini bilen var mııııı...?
Bu yanıtsız soruların karşısında Zeki Kentel de aykırı düşünmeye, eğer fırsat verilirse aykırı söylemeye ve aykırı yazmaya devam edeceğe benziyor......! Bilmem anlatabiliyor muyum.....?
KÖY ENSTİTÜLERİ, Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük ve en parlak başarılarından biridir. Ne yazık ki, aynı zamanda da en büyük bozgunlarından biri olmuştur.
Milleti adam yerine koymayan bu kafa, bu egemen oligarşi, devam ettiği sürece bu bozgunlar devam edecektir.
SAYGILARIMLA ZEKİ KENTEL
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - CHP'DE UC YUKSELIS NOKTASI VE KOPUS SURECI
CHP'DE UC YUKSELIS NOKTASI VE KOPUS SURECI Sevgili Ahmet Dursun Birbirimizi tum yonlerimizle tanimamizin, ozellikle beni tanimanizin cok zor olacagi kanısındayım
Ozur dileyerek daha once de obeklere / gruplara defalarca gonderdigim bir baska kafa karısıklıgımı bilginize sunmak istiyorum
SAYGILARIMLA SAGLIK VE BASARILAR DILIYORUM
ZEKI KENTEL ----------------
CHP'DE UC YUKSELIS NOKTASI VE KOPUS SURECI ********** From: Deniz Baykal To: zkentel@ihlas.net.tr Sent: Saturday, May 19, 2001 10:15 AM Sayın Zeki Kentel,
17 Şubat tarihli mesajiniz ve degerlendirmeleriniz icin tesekkur ederim. CHP nin yakin siyasi tarihimiz icerisindeki 3 onemli yukselis noktasi ve bunlarin Anadolu Insani ile bulusturulamamasi dusuncelerinize katiliyorum. Yeni donemde toplumun ihtiyaci olan sosyal demokrasiyi halkiyla butunlestirerek hayata gecirecek parti Cumhuriyet Halk Partisi olacaktir. Iyi dilekleriniz icin tekrar tesekkur eder, sevgiler, saygilar sunarim.
Deniz Baykal CHP Genel Baskani ********* CHP'de yukselisten kastimiz, bu partinin toplumla, halk ile , bu millet ile bulusması, butunlesmesi ve partinin Anadolu insaninin partisi olmasidir. Kopus ise CHP'nin bugun icinde bulundugu surectir --------
TURKIYE ' DE SOSYAL DEMOKRASININ ADRESI CHP ' DIR
SOSYALINDEN VAZGECTIK BUGUN CHP ' DE KAPILAR DEMOKRASIYE KAPALIDIR ! Sosyal Demokrasi, kapitalizmin uygulamada eksik kalan insancil amaclariyla, sosyalizmin bir turlu uygulamaya koyamadigi toplumsal ideallerini birlestirip tam esitlikci toplumu yakalamayi amaclar.
Ulkeyi dusman isgalinden kurtaran ve Cumhuriyet'i kuran hareketin temsilcisi olarak CHP, millet iradesiyle iktidardan dusuruldugu 14 Mayis 1950 Milletvekili Secimleri'nden sonra 59 yildir iktidardan uzaktir ve ufukta bir iktidar da gozukmuyor.
CHP, tarihinde uc defa Anadolu insaninin nabzini yakalama asamasina geldi.
* Bunlardan biri ve en onemlisi 1957 MV secimleridir.
1950 milletvekili secimlerinde ulke genelinde Demokrat Parti'nin yuzde 53 oy oranina karsilik yuzde 40'lik gucu vardir.
Yani CHP'nin yikildigi, DP karsisinda tus oldugu gun bile oyle kolay kolay ezilemeyecek bir gucun sahibi oldugu kesindir. Yaklasik 60 sene sonra bugun CHP'nin bir yerel secim orani ancak yuzde 23'tur.
1950'de agir bir yenilgi ile iktidardan uzaklasan CHP, aradan cok gecmeden ulke gerceklerinin bilincindeki aydin kadrolarin destegi, ozellikle cagdas kimligini Anadolu insaninin uzerine bina etmis, bir halk adami Kasim Gulek ile ulkenin gercegini / gundemini ve milletin nabzini yakaladi.
1957 Milletvekilleri Secimleri, CHP'nin tabana ulastigi, Anadolu insaninin partisi olma sansini yakaladigi cok onemli bir ilk firsatti.
Donemin basbakani rahmetli Menderes'in kendisi icin bir kabus olarak niteledigi 1957 yili Ekim ayi sonunda yapilan secimlerde DP'nin oy orani yuzde 47'ye gerilerken CHP cok az bir yukselme ile yuzde 41'e yaklasmistir. Dun ezilen halkın yanında onların konusan dili olan sol kesimin onemli cogunlugu bugun ORDU GOREVE diyen azgın bir DARBESEVER azınlıgın pesinde milletten kopuk ve millete karsıdır.
CHP'nin o gunku gucunu tanimlamak icin bir ornek verecek olursak Sivas ilinde ve daha bir cok ilde yuzde 50 ' nin uzerinde oy cogunlugu ile milletvekilliklerinin tumunu silip supurmustur. Bugun neredeyse bir tabela partisi oldugu Sivas ' ta CHP 1957 secimlerinde 15 milletvekilliginin tamamini aldigini soylemek yeterlidir.
Secimde cogunluk sistemi surdurulebilse idi, CHP her zaman icin guclu bir iktidar secenegi olacak ve iktidar da olabilecekti.
Fakat 27 Mayis Hareketi, her ne kadar CHP'nin tesbit ettigi ilk hedefleri, temel haklari ve ozgurlukleri hayata gecirmis olsa da, CHP'ye ve ulke demokratik ortamina faydasi yaninda bugun karsi karsiya bulunulan zorluklarin da nedeni olmustur.
27 Mayis'i takip eden surecte, 27 Mayis, demokrasi ve Demokrat Parti uzerine celiskili yaklasimlar, CHP'nin halktan ve Anadolu insanindan soyutlanmasinin, kopmasinin da bir anlamda baslangici olmustur.
* 12 Mart 1971 mudahalesi sonrasi yukselis
27 Mayis sonrasinda Ecevit ile sosyal haklarda, emege buyuk kazanimlar saglayan CHP, ozellikle 12 Mart 1971 askeri mudahalesi karsisinda Ismet Pasa ' ya ragmen son derece tutarli hareketi ile 1973 secimlerinde yuzde 33'un uzerinde oy oraniyla birinci partidir. "Insanca ve hakca bir duzen" slogani ile aydin kesimin, gencligin ve Anadolu insaninin ozlemlerini dile getirmede gosterdigi beceri ve sagladigi basari, partiyi iktidar icin en guclu aday konumuna getirdi.
CHP'nin, dolayisi ile Ecevit'in kazandigi bu basari ile Turkiye, Ege kita sahanliginda, hashas ekiminde ve Kibris'ta dunyaya hakli sesini duyurmustur.
1977 milletvekili secimlerinde CHP yuzde 41'in uzerinde oy orani ile yine birinci partidir. Ozellikle 1977'de yerel yonetimlerinde CHP'nin 43 ilde belediye baskanligini kazanmasi, yakaladigi firsatin ne denli buyuk oldugunun sayisal kanitidir. Bu basari CHP'nin yuzune gulen ikinci buyuk sanstir. Ecevit'in yakaladigi bu yuzde 41 oranini Baykal'in hayalinde bile gerceklestirme olanagi yoktur.
Fakat basari korunamamis ve geregince degerlendirilememistir. CHP yonetimi ve orgutu, 1977'de yerel yonetimlerde saglanan bu kesin basari sonrasinda partiyi, etkin bir kitle partisi, halkin partisi, Anadolu insaninin partisi yapmayi becerememistir. Yonetimlere gelen CHP'liler ve CHP orgutleri halkla butunlesmek yerine, halktan soyut, buyuk cogunlugu dislayan politikalarla partinin tabanini guclendirememis, partiyi Anadolu insani icin bir cekim merkezi yapamamislardir.
* 12 Eylul darbesi sonrasi sosyal demokratlar
12 Eylul'un toz duman ettigi ve bircok yasaklar getirdigi siyasi hayatimizda 1970'lerin CHP'ye gonul vermis kitlesi bir anlamda bassizdir. Necdet Calp'in kurdugu Halkci Parti desteklenmistir.
Halkci Parti ' nin tum zayifligina ragmen 1983 Milletvekili Secimleri'nde orgutunu kuramadigi Kirklareli'nde bile orgutsuz CHP secmeni 3 milletvekilliginden 2 ' sini Halkci Parti ' ye kazandirmistir.
Turkiye solu, (CHP secmeni) Anavatan'in yuzde 45 oyuna karsilik yuzde 30 oy orani ile en buyuk daginikligi yasadigi bir donemde bile ulkedeki hala saglam bir guc oldugunu kanitlamistir.
1989 Yerel Yonetim Secimleri'nde cuntanin tum olumsuzluklara ragmen CHP'nin bir devami olan SHP, tekrar yerel yonetimlerde sayisal olarak etkin bir konuma geldi. SHP yuzde 28.5 oy orani ile yerel yonetimlerde kesin iktidardir. ANAP yuzde 22'nin altina dusmustur. Bu surecte Sol parti yonetiminde karizmatik bir kisi olmadigi halde elde edilen bu sonucu Bugun Deniz Baykal'in saglama sansi var midir?
Ele gecen bu ucuncu sans ile yukarida daha once belirttigimiz gibi yerel yoneticiler ve parti orgutu, halki ve Anadolu insanini parti ile butunlestirmeyi, partiyi kitle partisi, halkin partisi yapmayi yine beceremediler. Bu CHP geleneginin SHP adi altinda yakalayip da degerlendiremedigi ucuncu sans olmustur.
Sonuc: Uc sans kacmistir. Acaba CHP yeni bir sansi, yeni bir yukselisi tekrar ne zaman ve nasil yakalayacaktir?
Sagin saga karsi iktidar secenegi oldugu bir ortamda, yurdu isgalden kurtarmis, devleti kurmus bir hareketin, siyasal yelpazede solun ve sosyal demokrasinin temsilcisi CHP'nin bu yukselisi yakalama sansi elbette her zaman olacaktir.
Gecen 57 yillik surecte genis halk yiginlarinda guclu bir tabani yakalayamayan CHP, orneklerini verdigimiz yukselis sureclerinde sosyal demokratlar, toplumun dinamigini yanlarina alabilseler, ulke kalkinmasina buyuk bir hiz kazandirdiklari gibi, halkta ve Anadolu insaninda saglam bir tabani da bulacaklardi.
Fakat partiye egemen olan yonetici KLIK millet ile, halk ile, Anadolu ile butunlesmeyi becerecek bilgi ve beceriden ve bunun bilincinden her zaman yoksun olmustur.
CHP yoneticilerinin tarihten alacaklari zengin dersler, deneyimler ve ornekler vardir. Mustafa Kemal'in Milli Mucadele'yi baslattigi Havza'dan, 9 Eylul'de dusmani Izmir'de denize dokunceye kadar gecen surecte, Anadolu insanin yanina almak icin yaptigi cagri ve milletin nabzini tutmada gosterdigi basarinin yontemi, basvurulacak en guclu kaynaktir.
Kisa sureli de olsa Kasim Gulek'in Parti Genel Sekreteri veya Ecevit'in Parti Baskani oldugu donemlerde tabana ulasmada gosterdikleri basari ve partinin yukselen grafigindeki temel etken yeniden tanimlanmalidir.
Ornek aldigimiz Bati demokrasilerinde yerel yonetimlerde iktidar olan bir parti takip eden secimlerde cogunlukla hukumet olmaktadir. (CHP-1997) ve (SHP-1989) iki defa yerel yonetimlerde iktidar olduklari halde takip eden secimlerde degil hukumet olmak, durumlarini bile koruyamadilar.
Verilen destegin bu kadar kisa surede kaybedilisinin ardinda CHP yonetimlerinin yanlisliklari kesin olarak belirlenmeli ve sorgulanmalidir.
Sosyal demokratlarin ekonomiyi icine girdigi darbogazdan cikarmak icin gelistirecekleri tum projelerde toplumun destegini saglamada, toplumun sahip oldugu moral degerleri dikkate almalari basarilarinin anahtari olacaktir.
Geleneksel CHP yonetimi bu ulkenin gerceklerinden soyut, Anadolu insaninin dinamiklerinden habersizdir. Bu toplum 1930'larin toplumu degildir. CHP bu ulkeyi ve insanini yeniden kesfetmek zorundadir.
Bugun Turkiye ' de sokaga egemen olan azgin bir azinlik bir anlamda CHP ' ye de egemendir. Bu azgin azinligin ve ulkeye egemen oligarsinin tutum, davranis ve soylemleri halktan kopuk ve millete sayginligi yoktur.
Bunun da en buyuk zarari bu azinlik ile dirsek temasinda bulunan CHP orgutu nedeniyle CHP ' ye fatura edilmektedir.
Bu KLIK ' in yalniz kendi dogrulari vardir. Bunlarin kurallari halka ragmen halk icindir. Bu kafa son derece sakat bir kafadir.
CHP bu kurali halk ile beraber halk icin ozdeyisine getirdigi gun iktidar yolunu bulacaktir. *********** Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baskanligina (1 TEMMUZ 2007)
Aci tatli gecen bir omur 77 yil.
1946 rezaletini ve 27 Mayis ile butunlesen CHP yi dusunuyorum. 12 Mart 1971 askeri mudahalesine yigitce karsi cikan Ecevit ile 28 Subat 1997 de demokrasinin askiya, anayasanin ayaklar altina alindigi ve devlet yonetiminin MGK Genel Sekreterligine devredildigi surece GIK I cikmayan CHP yi ve Baykal i dusunuyorum.
Anadolu kadinina basortuleri nedeniyle evlatlarinin yemin torenlerine, diploma torenlerine yasak konulmasini. bu sakat yasaga GIK I cikmayan CHP yi ve Baykal i dusunuyorum.
Askeri okullara ilk sinavda basarili olmus ogrencilerden mulakata alinanlardan toplu aile fotografi getirmeleri kosulunun ne gibi bir gerekcesi oldugunu merak ediyorum.
12 Eylul 1980 oncesi CHP li genclerin yoluna tas koyanlarin kimler oldugunu ve bugun CHP nin kimlerle flort etmekte oldugunu merak ediyorum.
Bir zamanlar Gladyoyu, 12 Eylulu, yargisiz infazlari sorgulayan CHP nin bugun neleri sorguladigini merak ediyorum. 28 Subat darbesini, Ordu bir sivil toplum orgutu gibi devrededir yakistirmasini yaparak darbeyi onaylayan Baykal'i ve azgin azinlik temsilcisi beski ceteyi dehsetle anımsiyorum.
27 Nisan e-Mail askeri mudahalesine GIK I cikmayan CHP yi ve Baykal i dusunuyorum.
Hikmet Cetin, Onur Kumbaracibasi, Gurbuz Capan, Mehmet Mogultay, Ertugrul Gunay, Adnan Keskin, Celal Dogan, Murat Karayalcin, Erdal Inonu, Altan Oymen, Mustafa Sarigul vb. nerede olduklarini dusunuyorum.
25 yildir uygulamada olan 1982 anayasasinin bu surecte hic bir sorunu olmayan toplanti yeter sayisi kavraminin CHP araciligi ile ters yuz edilerek sistemi nasil cikmaza sokuldugunu ve kilitlendigini dusunuyorum.
Nefes almakta gucluk cektigim bu dusunceler icinde uyesi oldugum CHP nin ulke sorunlarina yeterli etkinlikte olmadigini goruyorum.
Bu nedenle 1999 ve 2002 secimlerinde uyelik tutarliliginin zorunlu kildigi fakat gonulsuz olarak verdigim oyumu 22 Temmuz secimlerinde tekrarlayamayacagimi anladim.
Partili bir uye olarak boyle bir tutarsizligi yapamazdim.
Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi kutugundeki uye kaydimin silinmesi icin gerekli islemin yapilmasini istiyorum. Geregini arz ederim Saygilarimla Zeki Kentel Uskudar Ilcesi ---------------- Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini... http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7879.msg13958#msg13958 ----------- Yazının devamı... Ynt: CHP'DE UC YUKSELIS NOKTASI VE KOPUS SURECI
YANIT: Sevgili Kentel ağabeyim, Sizi yanlış tanımış isek(-ki pek sık yanılmam)hatayı sürekli bizde değil biraz da kendinizde arasanız daha olumlu yaklaşım olmaz mı? Yazılarınızın bazen tam kesiştiğimiz kısımları,bazen de tam zıtlıklar noktasında kesiştiğimiz kısımları haliyle okuyanları şaşırtmaktadır.
Bunda bir yanlış elbet ki yok. Ancak her zaman dediğim gibi şu anadolu insanının bütünleşmesindeki ısrarcılığınızı getirip Araplaşma destekçisi gibi sunmanız acaba bizim yanlış anlamamızın suçu olabilir mi?
Ya anadolu kültürünün savunucu olacaksınız ya Arap kültürünün. Dikkat:İnançlar ya da islam tabanlı bir konudan bahsetmiyorum. Özellikle dikkatinizi bu konuda rica edeceğim. Anadolu insanı derken ne dediğimizi elbet ki bilerek söylüyoruz.Hiç birimiz uzunca tarife gerek duymuyoruz. Emperyalizme,sömürünün her türüne karşı olacağız ancak Araplaştırılmaya sessiz kalacağız. Bu işte zurnanın zart kısmı olmuyor mu? Sizin şu tespitinize sonuna kadar katılıyor hatta mücadelemizin asıl noktasının da olduğuna inanıyorum. Halka rağmen halkı devre dışı bırakmak. İşte bu sonderece doğru tespitinize bakalım. Peki bu uygulamayı Mustafa Kemal'den sonra kim,hangi siyasi parti ve temsilcileri uygulamamıştır? İnönü,Demirel,Özal....ve nihayet Erdoğan. Kim? Hangisi? Halka rağmen halkını dinlemeyenler bunlardan hangisi? Seçim yapmakta zorlanıyoruz değil mi? Bunun kabahati belki şahıs bazında incelersek içinden çıkılmaz bir durum sergileyecektir. Fakat zihinsel olarak batılılaşma anlayışındaki hata bunların sonuçlarını doğurmuştur.
Mustafa Kemal'in batılılaşma tezleri ile ondan sonraki batılılaşma tezleri hiç uyum sağlıyor mu? Atatürk sonrası batılılaşma zihniyeti özellikle de NATO üyeliğimizden sonra tam teslimiyete gitmedi mi? Nato'ya üye olana kadar verilen mücadelelerin ve o mücadelenin neferlerini bir hatırlayacak olur isek sanırım ki fazlaca uzatmaya da gerek kalmayacaktır.
Bizim sorunumuz tespitindeki gibi halka rağmen politika ve politikacılar dır.
İkincisi de seçim sitemindeki bozulmuşluk tur. Bu bozulmuşluk ne yazık ki liderler sultasını getirmiş,TBMM'de salt formaliteleri(biçimselliği)tamamlamak için oluşturulan kuru kalabalıklardan öteye geçilemiyor olmasıdır. Ancak siz yazılarınızda sürekli bir tarafa sanki(bir dönemin intikamcısı imişçesine)saldırmakla hiç bir olumlu yaklaşım sergilememiş olmanız sizin yanlış anlaşılmanızdaki en büyük etken olmadı mı dersiniz? Evet belki tam olarak birbirimizi tanıyamayacağız. Lakin "iştir kişinin aynası lafa bakılmaz" sözünden kaynaklı söyler isek,sizin işiniz de haliyle paylaştığınız yazılardan, sizi anlamak,tanımaya çalışmak olmuştur. Tamam bu belki hatalı bir bakış,ancak şimdilik imkan ancak bu kadardır. Öyle ise bir tarafı savunur olmaktan bir adım öteye gitmek yerine halka rağmen iktidarları savunmak ne derece doğrudur?
Belki % 46 hatta 49 oy almış olsa dahi,bahsettiğim anti-demokratik yasalar ve seçim yasaları oldukça buna hala doğrudur,çoğunluk bunu istemiştir diyebiliyor ve iktidarları savunur konuma gelinebiliniyor ve de bu durumu gayet doğalmış gibi görüyor ve bu tarzda yazıyor iseniz, nasıl doğru anlaşılmayı bekleyeceksiniz/bekleyeceğiz ki? Arada bir yazılarınıza yaptığım eleştirel yaklaşımlara dahi tahammül edemeden hakaret boyutlarında verdiğiniz cevabi karşılklara bakacak olur isek,şimdiki güzel anlatımlarınızı nasıl yorumlamam,nasıl inanmam gerektiğini de varın siz düşünün de diyebilirdim. Ancak ben bunları dahi demiyorum. İnanıyorum ki doğru her daim doğrudur. Ta ki yeni bir doğru gelip o bilginin yanlışlığını ispat edene kadar.
Ha!... Söylemeliyim ki benim için tek doğru ver ve hep öyle olacak. O da Yaratıcının varlığıdır. Gayrısı hep değişebilir. Zaten kural da bu değilmidir? Değişmeyen tek şey değişmek tir. Tanrıdan tek dileğim şudur ki,dedelerimiz görmedi,babalarımız görmedi,bizler de göremeyeceğiz belki,ancak diliyorum ki halka rağmen halkı kandıran,başkalarının kültürü altında halkını ezmeye,sömürtmeye çalışanların dışında ,nokta kadar dahi şahsi menfaatlerini düşünmeyenler bir gün olur ki yavrularımızı yönetebilir olsun. Bunun için ise inandığım tek şey; Geleceğimiz olan yavrularımıza bırakacağımız şey;bankada para,ev,arsa,araba,maddi anlamda servet yerine MİRAS olarak bırakmamız gereken tek şey DÜRÜSTLÜK ilkesi ve buna hayatı pahasına bağlılık olmadıkça bu millet için kurtuluş asla mümkün değildir.
Yoksa neyi beğenmez iseniz beğenmeyin. İlla ki sizin beğendiğiniz bir şeyleri beğenmeyenler de olacaktır.
Bu vazgeçilmez gerçeklerden biridir. Zira yaratıcı hiç bir şeyi tıpa tıp aynı yaratmamıştır.
Öyle ise tek ilke yine yaratıcının koyduğu ancak milyonda bir insanın uyduğu müthiş var oluş gerçeği ve kesinlikle olmaz ise olmaz kural DÜRÜSTLÜK herkese şart ve zorunlu uyulması gereken kuraldır. Gerizi boş uğraştır. Son söz: Dünyanın temelleri DÜRÜSTLÜK ÜZERİNE İNŞAA EDİLMEDİKÇE sömürü asla yok olamaz...
Dürüstlüğün iktidar olamadığı ülkeler emperyalizmin hakim olduğu yerler olarak kalacaktır. Saygı ile... Ahmet Dursun Not:Yazılarınız ve yanıtlarınız/yanıtlarımız sitemizde yayınlanmaktadır. Gerek duydukça bakabilirsiniz. ************ Köy enstitüleri hakkında ki yazışmamız.. http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-ni-kimin-kapattigi-kimin-kapatmaktan-beter-ettigini_54156261.html ------- http://ahmetdursun374.blogcu.com/ynt-koy-enstituleri-ni-kimin-kapattigi-kimin-kapatmaktan-beter-ettigini_54156371.html
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Behçet Oktay intihar etmedi, işte bunun 11 kanıtı
Behçet Oktay intihar etmedi, işte bunun 11 kanıtı
Oktay ile dikkat çeken yakınlık
İfadelerindeki sorular Şahin’in bugünkü Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’la yakınlığı dikkat çekici. Şahin, 6 Ekim’de Oktay’dan tahsilat yapan bir grup özel timcinin ikaz edilmesini isteyip “Adi mafyadır, bizimki değil, bu şerefsizi bulun” dedi. Oktay da, “Abi yarın oraya çocukları gönderiyorum” dedi. Oktay, 22 Kasım’da bir başka görüşmede Şahin’e, “Abi her türlü şeye varım biliyorsun” dedi. Ancak Şahin, Oktay’dan pasaport ve silahla ilgili talepte bulunduğunda olumsuz yanıt aldı. ----------
Behçet Oktay intihar etmedi, işte bunun 11 kanıtı
Behçet Oktay’ın ailesi savcılığa başvurdu
Dosyası intihar ettiği gerekçesiyle kapatılan eski özel harekatçı Behçet Oktay’ın otopsisinde, kanında alkol ve uyuşturucu bulunmuş, göğüs kafesinde şüpheli kırıklara rastlanmıştı. Ailesi bunun üzerine soruşturmanın yeniden başlatılması için savcılığa başvurdu. Başvuru dilekçesinde eski adli tıp başkanının bilimsel yorumu ile Oktay’ın intihar etmediğine kanıt olarak 11 iddia sıralandı
ANKARA-Türkiye geçen Şubat’ta, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi’nin 13 yıllık başkanı Behçet Oktay’ın ölümüyle sarsıldı. Olayın cinayet mi, intihar mı olduğu tartışması aylarca sürdü. Ailesi intihar etmediğini iddia etti. Buna rağmen soruşturma dosyası da intihar olduğu gerekçesiyle kapatıldı. Ancak geçen ay çıkan otopsi raporu tartışmaları yeniden başlattı. Çünkü rapora göre Oktay’ın göğüs kafesinde 7 kırık vardı. Ayrıca kanında alkol ve uyuşturucuya rastlanmıştı. İşte bu noktalardan yola çıkan ailesi, soruşturmanın yeniden başlatılması için kolları sıvadı. Ailenin avukatı Ülkü Gedikli, Ankara Başsavcılığı’na dün dosyanın tekrar açılması için dilekçe verdi.
Uzman görüşü de eklendi Dilekçeye Eski Adli Tıp Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özdemir Kolusayın’dan alınan bilimsel bir mütalaa da eklendi. “Olayın intihar olması halinde vücudunda travma belirtilerinin olmaması gerekir” diyen Kolusayın’ın mütalaasının sonuç bölümünde şöyle denildi:
“Behçet Oktay’ın baş, göğüs, el ve ayaklarda travmatik belirtilerin bulunması, olay anında ölenin yanında bulunan şahsın elinde barut izi kalması, ölüm anında kandaki alkol miktarının kişinin direncini yok edecek derecede çok yüksek olması nedeniyle Behçet Oktay’ın ölümünün intihar olarak kabul edilmesinin pek mümkün olmadığı kanaatini bildirir bilimsel mütalaadır.”
Kırıklar öldükten sonra olmuş Prof. Kolusayın’ın mütalaasında şu noktalara da dikkat çekildi:
KABURGA KIRIKLARININ NEDENİ KALP MASAJI OLAMAZ: Kişiye kalp masajı yapıldığı bildirilmiş, sağ ve sol kaburgalarında ekimozlu ve ekimozsuz kırıklar tespit edilmiştir. Bu durum, ekimozlu kırıkların kişi canlı iken, ekimozsuz kırıkların kişi öldükten sonra oluştuğunu kanıtlar.
EKİMOZLAR: Sağ gözde, sağ el sırtında, sağ ve sol bacakta ekimozlar (deri ve deri altı dokusunun içinde kan birikimi) tespit edilmiştir. Ekimozların rengi belirtilerek eski veya yeni, yani yaşı belirtilmemiştir. Otopside göğüs açıldığında cilt altında sağ 5. kaburga hizasında parasternal hatta ekimoz tespit edilmiştir.
KANDAKİ ALKOL MİKTARI: Hastaneye 25 Şubat 2009 saat 02.22’de getirildiği, 02.40’da öldüğü kanda alkol miktarının 268.96 mg/dl olduğu
TANIĞIN ELİNDEKİ BARUT ARTIĞI: Ölüm olayı gelişirken Behçet Oktay’ın yanında bulunan Halil Kesici’nin elinde barut artığı içi bulunmasının Kesici’nin ölüme yol açan ateşli silahı tuttuğunun ya da dokunduğunun kesin delilidir.
Ailesinin 11 maddelik iddiası Avukat Ülkü Gedikli’nin Ankara Başsavcılığına verdiği dilekçede, daha önce “intihar” denilerek kapatılan olayla ilgili olarak şu şüpheler de dile getirildi:
1-İNTİHARA MEYİLLİ DEĞİL: Behçet Oktay intihara meyilli biri değildi. Ölümünden önce düzenlenen yemekte de gayet neşeli olduğuna ilişkin tanık beyanları var.
2-OKTAY SOLAKTI, YARA SAĞ ŞAKAKTA: Ateşli silah yaralanması sağ şakaktadır. Oysa Oktay solaktı.
3- TANIĞIN ELİNDE DE BARUT VAR: 25 Şubat 2009 tarihli atış artıkları analizine ilişkin ekspertiz raporu dikkate alınmamıştır. Bu raporda Oktay’ın iki elinde de atış artığı bulunmuştur. Ayrıca olay sırasında yanında bulanan Halil Kesici’nin de iki el avuç içi svaplarında atış artığı bulunmuş, tanığa bunun nedeni sorulmamıştır.
4- İKİNCİ EL ATEŞ EDİLMEK İSTENMİŞ: Ekspertiz raporuna göre, bir ateş fişeğin atıldığı, ikincisinin ise atılmak istendiği tespit edilmiştir.
5-8 METRE UZAKTA KAN İZİ: Olay yeri incelemesinde Oktay’ın bulunduğu yerden yaklaşık 8 metre uzaklıkta yoğun kan izine rastlanmış ancak inceleme yapılmamıştır.
6- ANAHTAR DIŞARIDA YERDE: Otomobilinin anahtarının dışarda karlar üzerinde bulunmasıyla ilgili çelişkiler tanığa sorulmamıştır.
7- SİLAHTAKİ PARMAK İZİ İNCELENMEDİ: Ölüme neden olan silah üzerinde parmak izi incelemesi yapıldığına ilişkin dosyada bilgi yoktur.
8- ARAÇ İÇİNDE DE İNCELEME YAPILMADI: Arabanın içinde, koltuklarda, kapılarda, yerde bulunan para, kürek ve anahtar üzerinde de parmak izi incelemesi yapılmamıştır.
9- SOL ARKA KAPI KİLİTLİ: Arabanın sol arka kapısı kilitli bulunmuştur. Bu kapı ancak içerden manuel olarak kilitlenebilir. Oysa bu kapıda da parmak izi incelemesi yapılmamıştır.
10- TELEFON KAYITLARI İNCELENMEDİ: Oktay’ın telefon kayıtları incelenmemiştir.
11- TANIK İFADESİ ÇELİŞKİLİ: Tanık ifadelerindeki çelişkiler giderilememiştir. w9.gazetevatan.com
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - BASININ YAPISI ve TSK/Eski Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
BASININ YAPISI ve TSK/Eski Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
BASININ YAPISI ve TSK İletişim Sektörünün inanılmaz bir hızla geliştiği çağımızda, Türkiye’de yayımlanan yazılı ve görsel medya ürünlerini yayın politikaları ve sahiplikleri ile açık bir şekilde bilmemiz gerek. Genel bir gruplama yapmak gerekirse; BİRİNCİ GRUP, 1) Fethullah Gülen Tarikatına mensup yayın organları; Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi, Aksiyon Dergisi, Sızıntı Dergisi, Samanyolu TV 2) Taraf Gazetesi; Çetin Altan’ın büyük oğlanı ve eşi CIA çalışanı olan Yasemin Çongar’ın müştereken çıkardıkları gazete. En önemli işleri, dış istihbarat teşkilâtlarının bu ikiliye verdikleri çoğu yönlendirilmiş belgeleri yayınlamak. Maddi destek almadan yaşaması mümkün değil. Aldıkları para desteğinin kaynağı belli değil. 3) Akraba Basını; Sabah Gazetesi (Damat), Yeni Şafak Gazetesi (Dünür), Star Gazetesi (Emine Hn. Akrabası), ATV (Damat), Kanal 7 (Oğlandan Bacanak), Ülke TV, Kanal 24, 4) Devlet Basını, TRT’nin tüm kanalları. Devlet Televizyonu olan TRT, tam bir AKP yayın organı gibi kullanılmaktadır. 5) Tetikçi Basın; Vakit Gazetesi (Başbakan’ın Gazetesi) 6) Med TV, ROJ TV; Bölücü yayın yapan TV ve Gazete- Dergiler, Bu grubun gerçek hedefleri, “Lâik Cumhuriyeti” öncelikle yıkmak, TSK’ni yıpratarak felç haline getirmek ve sonunda İslam- Kürt Cumhuriyetini kurmaktır. Başbakanın “ Demokrasi benim için amaç değil, araçtır, tren gibidir. Gideceğim yere kadar biner, istediğim yere gelince inerim” demesinin gerçeği budur. Anayasa Mahkemesi’nin “ AKP Lâiklik karşıtı eylemlerin odağıdır” kararı bunun en önemli işaretidir. Bunlardan tarikat basınının davranışlarını belirleyen eylem planları şudur. “ NİHAİ HEDEFE ULAŞANA KADAR, HER YÖNTEM VE YOL MÜBAHTIR. BUNUN İÇİNE YALAN SÖYLEMEK VE İNSANLARI ALDATMAK DA GİRER. YETER Kİ HİZMET KESİNTİYE UĞRAMASIN. HİZMET DENİLEN ÇALIŞMANIN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ, SESSİZ VE DERİNDEN OLMASIDIR. BU GİZLİLİK DE GÜÇLÜ OLUNCAYA KADAR DEVAM EDECEKTİR. CEMAATIN TEMEL FELSEFESİ BUDUR” İKİNCİ GRUP; 1) Doğan Medya Grubu; AKP Hükümetinin uyguladığı baskılar sayesinde, diz çökmüş durumdalar. Hükümetin uygulamalarına sessiz kalarak bu sıkıntıdan çıkabileceklerini sanıyorlar, yanılıyorlar. Hedefi gerçek demokrasi olamayan bir yönetimle uzlaştığınızı düşünürseniz, en önce varlığınızın sebebi demokrasiye ihanet edersiniz. Sonra sizin işinizi bitirirler. 2)Ciner Medya Grubu; Başta Nükleer Santral ihalesi olmak üzere, enerji santralleri ve madencilik işleri sebebiyle, Hükümetle işleri devamlı ve çok olan grubun, “ gücü özgürlüğünde” sloganı lafta kalmıştır. Genç yaşında fırıldak gibi dönmeye başlayan Yiğit Bulut ve Atatürkçü olduğu için gruptan kovulan Prof. Yaşar Nuri Öztürk bunun en önemli kanıtıdır. 3) Karamehmet Medya Grubu; TMSF canı sıkıldıkça bu gruba vurmakta ve doğrulmasına imkân vermemektedir. Bu gruptaki medya organları, baskı altındadırlar. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bir hükümet, devletin güvenlik güçlerini ve vergi sistemini kullanarak, basına yok etme operasyonu yapmaz, yapamaz. 4) Doğuş Medya Grubu; Sn. Ferit Şahenk, AKP ile mükemmel bir uyum içinde çalışıyor. Zaman bulup rahmetli babasının kendisine verdiği nasihatleri hatırlarsa, yayın organlarında karşıt seslere de yer vermesi gerektiğini hatırlar. ÜÇÜNCÜ GRUP; Öncelikle Batırılacak Medya ve Susturulacak Yazarlar ve Madalyalılar; 1) Batırma işlemine kaldığı yerden devam edilecek ve Biz TV’den sonra ART ve Kanal B batırılıncaya kadar her türlü baskıya devam edilecektir. 2) Emin Çölaşan’ın işini bitirdikten sonra, sıra Bekir Coşkun’a geldi. Onu Fatih Altaylının şefkatli kollarına bıraktık, haftanın 3 günü çiçek, böcek yazıyor. Fakat o Yılmaz Özdil yok mu? 6- 7 satırda AKP’nin aylarca yaptığı propagandayı yerle bir ediyor. Öncelikle susturulması gerek. Genel Yayın Yönetmeni ve İzmir’in Kahramanlar semtinin “Kahraman” adamı ne yapacak, bekleyelim, görelim. 3)Madalya verilmesi gereken, AKP’nin çizgisini aynen takip eden yazarlarımız var. Hasan Cemal, Cengiz Candar, Mehmet Barlas, Fehmi Koru gibi. Sayı çok olduğu için, belirleme işini Akif Beki’ye verilmesi uygun olur. DÖRDÜNCÜ GRUP; Milletin Medyası, 1)Yeniçağ, Cumhuriyet, Sözcü gibi gazeteler. Kıt ekonomik olanaklarına rağmen bu ve benzeri medya organları direnmeye, Atatürk’ü ve Lâik Cumhuriyeti korumaya devam ediyorlar. 2) Internet Medyası; Muhteşem bir güç. Olağanüstü haberleşme ve dayanışma sistemi. Milleti Uyarmada tarihi bir görev yapıyorlar. 3) Anadolu Medyası; Ülkenin gerçek sahipleri. Anadolu’nun riyasız, samimi sesini tüm Türkiye’ye duyuruyorlar. Birinci grup, devamlı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine onun şerefli komutanlarına hakaret etmekte, psikolojik baskı uygulamakta ve ellerindeki medya gücünü haysiyetsizce kullanarak TSK’ni felç etmek istemektedirler. Bunu yaparken en önemli araçları; Demokrasi ve Demokrat olmak saptırmasını kullanmalarıdır. Burada iddia ederek söylüyorum. BUNLAR ASLA DEMOKRAT DEĞİLDİR: Biat (itaat etmek- şartsız kabul etmek-tartışmadan kabul etmek) kültürü ile yetişen insanlar demokrat olabilirler mi? Ömürleri emir almak ve düşünmeden yerine getirmekle geçen insanlar demokrat olabilir mi? Maddi olanakları, malvarlıkları, cemaat yapıları tamamen saklı olan insanlar demokrat olabilirler mi? OLAMAZLAR, OLAMAZLAR, OLAMAZLAR. Hedeflerine giden yolda en büyük engel olarak TSK’ni görmekteler ve onu yıpratmak için her türlü yalanı, yöntemi kullanmaktalar. Bakın, İrtica belgesini TSK dört kez istediği halde göndermemişlerdir. Albay Çiçek savcılığa çağırılmadığı halde, bir haftadır “ gelmedi” diye yazıyorlar. Yazıklar olsun. İkinci gruptakilerde yanlışın içindeler. Erzurum’da Ermenilerin Türk köyünde, bizim saf köylüyü kandırması gibi teker teker yok edilmeyi bekliyorlar. Beklesinler. Bizler, milletin medyasını ve yazarlarını okuyanlar, interneti kullananlar, milyonlarca kişiyiz. Bizler Atatürk’üz, bizler Misak-ı Milli’yiz, Bizler Lâik Cumhuriyetiz, Bizler Anadolu’yuz. Biz ayağa kalktığımızda, irtica kaçacaktır. Biz Türkiye’mizi aydınlattığımızda bu kara cübbeli, kara ruhlu tarikat kalıntıları kaçacak delik arayacaktır. 7 seneleri gitti, çok azı kaldı. Bizler yani Türk Milleti demokratik seçimle bunları, çok istedikleri ortaçağa göndereceğiz. Bu arada ordumuza ve şerefli mensuplarına sahip çıkacağız. Sağlık ve başarı dileklerimle. 07. Kasım. 2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı ------------------ ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7879.0
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - E.Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
Savcıya dilekçe;Eski Devlet bakanı Serdaroğlu'nun Savcıya dilekçesini okuyunuz. SAYIN SAVCIM, Biliyorum imzasız ihbar mektuplarına da itibar ediyorsunuz ama ben adımı, adresimi yazımın altına yazacağım. Bence böylesi daha ahlâklı, daha doğru olur. Hem suçladığım kişiler beni tanır, hem sizler, Adaletin mümtaz temsilcileri tanır, hem de kamuoyu daha iyi tanımış olur. Sayın Savcım; Birinci şikâyetçi olduğum kişi Fethullah Gülen’dir. Kendisi ABD Utah’ta yüzlerce dönüm bir çiftlikte, onlarca bakıcısı ile yaşamaktadır. Hem de yıllardır yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde okulları vardır. Türkiye’de, gizli medya patronudur. Samanyolu TV, Zaman Gazetesi, Sızıntı Dergisi ve Aksiyon Dergilerinin gerçek sahibidir. Örgütünde kendisinden başka ikinci adam bilinmemektedir. Gazete ve Dergilerin büyük kısmı bedava olarak dağıtılmaktadır. Kendisi Bağ-Kur emeklisidir. Emekli maaşı ile bu işlerin yapılması mümkün olmadığına göre bu servet nereden gelmektedir? Bu soruları Hocaefendi’nin gazete ve tv deki adamlarına sordum. Cevap veremiyorlar. Onlar, kendilerini sorgulamak ve Demokrat olmanın olmazsa olmaz şartı “Şeffaflık” yerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vurmakla, çamur atmakla meşguller. Benim düşüncem, bu kadar gizlilik ve basındaki yazılanlara göre 25 milyar Dolara ulaşan bir servet ancak gizli bir örgütü finanse etmekte ve yönetmekte kullanılabilir. Bu örgütün, “Mehmetçik Vakfı” veya “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” olmadığı açıktır. Sayın Savcım, bu sebeplerle ihbar ediyorum, Sayın Hocaefendi gizli bir örgütün hem 1 numarası, hem de kasası olabilir mi? Sayın Savcım; İkinci Şikâyetçi olduğum kişi Remzi Gür’dür. Geçenlerde Sayın Başbakan ile Sayın Remzi Gür’ün telefon görüşmeleri basına yansıdı. Sayın Başbakanı çok eskiden beri tanıyan biri olarak, gönül huzuru ile söylüyorum ki Sn. Başbakan ABD’de yaşayan kızına 25 Bin Dolar para gönder derken, Remzi Gür’ü denemek istedi. Tuzağa düşen Remzi Gür, Başbakanımızın kızına zorla 25 bin Dolar göndermiştir. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Remzi Gür, Sn. Başbakanımızın kızına zorla RÜŞVET vermiştir. Gereğinin yapılmasını arz ederim. Sayın Savcım; Üçüncü Şikâyetçi olduğum kişi Sn. Deniz Baykal’dır. Kendisi CHP’nin Genel Başkanıdır. Başka işi yokmuş gibi devamlı olarak, Atatürk’ü, Lâik Cumhuriyeti, Vatanın bölünmezliğini savunur. Benim şikâyet konum bu değildir. Ben Sn. Baykal’ın DENİZ FENERİ ile ilgilenmesine, gündemde tutmasına ve Almanya Yargısının, “Yüzyılın Yolsuzluğu” dediği bu olayı Türkiye’nin önüne getirmesine kızıyorum. Bu günkü gazeteler bile yazıyor. Deniz Feneri davası “DEVLET SIRRI” oldu diye. Hepimiz anladık bir tek Sn. Baykal anlamadı. Hâlbuki her şey milletin gözü önünde oluyor. Daha geçen hafta, Deniz Fenerinin depoları, dava açıldıktan sonra 12 ay gibi kısacık bir sürede arandı. Tüm paparazzi muhabirleri bile çağırıldı ve kendilerine kuru ve ıslak pasta ikram edildi. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Baykal bu işin üstüne giderek, cemaatin tüccarlarının, Deniz Feneri Derneğine mal satmalarını engellemiştir. Gereğini arz ederim. Sayın Savcım; Son ve en büyük şikâyetçi olduğum kişi, Sayın Süleyman DEMİREL’DİR. Bildiğiniz gibi kendisi 9.Cumhurbaşkanımızdır. Dünya’da yaşayan en tecrübeli liderdir. Allah uzun ömür versin. Bu temennim şikâyetçi olmamı engellemez. Sayın Demirel, Sayın Cindoruk’a talimat vererek, Merkezde bütünleşmenin gerçekleşmesi sağlamıştır. Bu Siyasi hareketin büyük çapta bir deprem etkisi yaratacağını, yandaş medyanın kızgınlığından anlıyoruz. Bu siyasi hareket Demokrat Parti’yi çok öne geçirecek ve Aklı Karışıklar Partisini alaşağı edecek ve hesap verme dönemi başlayacaktır. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sayın Demirel bu hareketi başlatmakla AKP’yi düşürme ve Yüce Divan sürecini başlatmıştır. Gereğini arz ederim. Sağlık ve başarı dileklerimle.06. Kasım. 2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı rifatserdaroglu@superonline.com 0532 xxxxxx(Telefonum uzun zamandır zaten dinlenmektedir) Not: Ev adresim İzmir Emniyet Müdürlüğünde bulunmaktadır. ---------- Sayın Serdaroğlu'na paylaşım izni verdiği için teşekkür ediyoruz. TOGEÇ yönetimi Not:Telefon numarasını biz yayınlamıyoruz. Ahmet Dursun
BASININ YAPISI ve TSK/Eski Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
İlgili yazılar... http://ahmetdursun374.blogcu.com/eski-devlet-bakani-rifat-serdaroglu-seyhulislamdan-danisman-nurcu-hocadan-vergi-dairesi-muduru_54154921.html ------------- http://ahmetdursun374.blogcu.com/e-devlet-bakani-rifat-serdaroglu-koltuga-yapismak_54155131.html ---------- Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini... Ynt: Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - E.Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu/KOLTUĞA YAPIŞMAK
KOLTUĞA YAPIŞMAK/Rifat Serdaroğlu
Siyasetçiler hakkında çeşitli değerlendirmeler yapılabilir. Ben genel olarak siyasetçileri iki kategori’ye ayırırım. *Oturduğu koltuğa şeref veren siyasetçiler, *Oturduğu koltuktan şeref alan siyasetçiler. Eğer siyasette geldiğiniz yere kendi çabanızla, “tırnaklarınızla, kazıyarak” ulaştıysanız, daha güvenli siyaset yapabilirsiniz. Göreviniz gereği yapmanız gerekenleri doğru, dürüst ve hızlı olarak yerine getirebilirsiniz. Görev süreniz bitip, oturduğunuz koltuktan kalkınca “Şeref” te sizinle beraber gelir. Aradan yıllar geçse de itibarlı, onurlu ve saygı duyularak yaşarsınız. Eğer siyasette geldiğiniz yere “paraşüt” ile yani torpille ulaştıysanız, hep emir almak, size söylenileni, doğruluğuna inanmasanız bile anında yerine getirmek zorunda kalırsınız. Sizi koltuğa oturtan, koltuktan kaldırdığında yani görevden aldığında, “Şeref” o koltukta kalır, siz kamuoyu’nun önünde komik ve acınacak bir durumda kalırsınız. Liderler konusunda da şu şekilde düşünülür; *Kendisinden bilgili, değerli, uzman kişilerle çalışma olgunluğunu gösterebilen liderler, *Bu olgunluğu gösteremeyip, cahil ve küçük adamlarla çalışmayı tercih eden liderler. Birinci bölümde, Atatürk’ü, İnönü’yü, Bayar’ı, Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı, sayabiliriz. Bu liderler öylesine değerli insanlarla çalışmışlardır ki, bu sayede ülke çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Çok sayıda örnek vermek mümkün. Birini verelim. Rahmetli Menderes’in Dışişleri Bakanı, rahmetli Fatin Rüştü Zorlu idi. Yassıada’da yargılanıp, İmralı’da idam edilmesinden aylar sonra dahi, Birleşmiş Milletlerdeki koltuğuna devamlı olarak çiçek konulmuştu. İkinci bölümde Sayın Erdoğan’ı örnek almak mümkündür. Geçenlerde şu sözleri tüm basının önüne söyledi. “ Gösterin o bakanları bana, hemen kapının önüne koyayım” Bir tane Bakan çıkıp,”Sn. Başbakan, ben kapı önüne konacak paspas değilim, al atını, ver tımarımı” diyemedi. Sağlık Bakanını herkesin önünde haşlıyor, azarlıyor tık yok. CNN Türk muhabiri soruyor, “Efendim, Başbakan aşı olmayacağını söyledi ve sizi azarladı, istifa edeceğiniz söyleniyor, ne diyeceksiniz?” Cevap; “ Hiç öyle bir halim var mı?” Maalesef yok! İnanın birkaç sene sonra bu tip Bakanları kimse hatırlamaz. Bu tip siyasetçiler, Liderlerinin hatalarını, yanlışlarını söyleyemezler. Bu durumdan, hem Liderler hem de ülke kaybeder, olan da millete olur. Sayın Erdoğan tipindeki Genel Başkanlar, hem kendilerine itiraz edemeyecek, hem de kendi fikrini bile söylemekten aciz kişileri bakan yaparlar. Bakanlar tamamen göstermeliktir. Müsteşarlarını kendileri seçemez, Genel Başkan belirler. Amaç, Bakanı baypas ederek, işleri müsteşarla yürütmektir. “Beraber yürüttük(yürüdük olacaktı) biz bu yollarda” diye şarkı söyleyen Tayyip Bey bununla da yetinmedi. Bir de her bakanın yanına birer danışman verdi. Bakanlıklardaki belli bir tutarın üstündeki işler, ihaleler bu danışmanlar tarafından takip edilir ve Tayyip Bey’e iletilir. Ondan gelecek talimata göre hareket edilir. Tüm bu çirkinliklerin ortaya döküleceği günler çok yakın. Herkes çok ama çok şaşıracak. Ankara’da ki son dedikodu;” Nefesleri Kuvvetli Üfürükçü Hocalar” ve “Garantili Muskacılar” adlı sivil toplum örgütleri Başimam’ı tehdit etmişler ve “ nereden çıktı bu aşı işi, durdur bunu” demişler. Bunun üzerine Tayyip Bey “ Ben aşı olmayacağım” demiştir. Yarın eski solcu, yeni huhucu Bakan Ertuğrul Günaydın basın toplantısı yapıp, aşı olmayacağını ve domuz gribinden korunmak için “ MUSKA” yazdırılmasının veya “ HOCALARA ÜFÜRTTÜRÜLMESİNİN” aşı’ya göre daha kuvvetli olacağını söyleyecektir. Ayrıca bu sayede “MUSKA” ve “ÜFÜRTTÜRME” Turizminin de çok artacağını, şimdiden İran, Suriye ve Arabistan’dan ön rezervasyonların başladığı müjdesini vermesi beklenmektedir. AKP’ ye geçirildiği günden bu yana sol elini hiç kullanmayan Sayın Bakana, basın toplantısında, Sosyal Demokrat Partide Genel Sekreterlik yapmış hızlı sosyalist Haluk Özdalga, fonda dalga sesi çıkararak eşlik edecektir. Zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır. Millet olarak elbette zenginleşeceğiz, bunun için de çok çalışacağız. Fakat rejimimiz açısından fazla şeye ihtiyacımız yok. Son yüz yılın “DEVLET ADAMI” seçilen ATATÜRK’ÜMÜZ, Demokratik, Lâik, Sosyal Hukuk Devletimiz ve Cumhuriyetimiz bize yeter. Bu emanetleri canımız pahasına koruyacağız. Sağlık ve başarı dileklerimle, 05.Kasım.2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
İlgili diğer yazısı http://ahmetdursun374.blogcu.com/eski-devlet-bakani-rifat-serdaroglu-seyhulislamdan-danisman-nurcu-hocadan-vergi-dairesi-muduru_54154921.html ------------ Rifat Serdaroğlu kimdir?
Uğur Mumcu'nun konuşması Uğur Mumcu'nun Siyaset,Ticaret,Din üzerine konuşması. Bu konuşmayı izlerken bu günleri düşününüz.Bakalım beyninizde neler canlanacak?
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Eski Devlet bakanı Rifat Serdaroğlu;ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ.
ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ. “Anayasa Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, DEMOKRATİK, LÂİK ve SOSYAL bir HUKUK DEVLETİDİR.” Anayasa Devletin tüm kurumlarını, tüm yöneticilerini ve hepimizi bağlar. Anayasa emirlerine uymayanlar suç işlemiş olurlar ve sonucuna katlanırlar. Şimdi size AKP iktidarında göreve getirilen iki bürokratla ilgili bilgi vereceğim. Biri Ankara’da, diğeri yılın 12 ayı turist ağırlayan Bergama’da görev yapıyor. Şeyhülislam Danışman; Devlet Bakanı Faruk Çelik, danışmanlığına ALİ YÜKSEL isimli birini getirdi. Avrupa Milli Görüş Teşkilatında uzun seneler Genel Sekreterlik ve Genel Başkanlık yaptı. Avrupa’daki 27 İslami Kuruluşun üye olduğu, Almanya İslam Konseyi tarafından “Şeyhülislam” ilan edildi ve yıllarca bu görevi yaptı. Yıllarca İslami Holdinglere camilerde para topladı. Bu para toplamalar yüzünden, Halife Metin Kaplan’ın adamlarıyla, yaralamaya varan kavgalar yaptı. İki eşli(biri resmi nikâhlı, diğeri imam nikâhlı) şeyhülislam danışman, Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlarımızın problemleri ile ilgilenecek! Nurcu Hocadan Vergi Dairesi Müdürü; Şahsın adı; Zülfikar Altın Görevi; Bergama Vergi Dairesi Müdürü Müdür, Mustafa Yazıcı Caddesi, Okkaoğlu Apartmanı Çatı katını kiralıyor. Evdeki ara duvarlar yıkılıyor, salon tam bir tarikat dershanesine çevriliyor. Müdür mesai saatlerinde esnaf ziyaretleri yapıyor ve esnafları Perşembe günü akşamı kendisinin vereceği derse çağırıyor. Tesadüf, öncelikli ziyaretler hep vergi dairesine borcu olanlara yapılıyor. Perşembe günü akşamı, Vergi Dairesi Müdürü kafasına sarığını takıyor, gelenlere Nur Risaleleri dağıtılıyor ve müdür saatlerce ders veriyor. Her geçen hafta kalabalık artınca, diğer cemaatler müdür hocayı şikâyet ediyorlar, müdür hocanın tayini çıkıyor. Fakat kendi tarikatı Bakanlık nezninde kuvvetli olsa gerek, bir hafta sonra görevine iade ediliyor ve derslere, pervasızca kaldığı yerden devam ediyor. Vatandaşlara, “neden gidiyorsun” diye sorduğunuzda alacağınız cevap hep aynı. Vergi Dairesine borcum var, nasıl gitmem! İşyerinizin vergi incelemesine alınması için belli kriterler var. İşyerinizde, Türk Bayrağı, Atatürk’ün resmi varsa, hele hele bir de “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı varsa, doğru incelemeye. Devlet Bakanı Faruk Çelik, Maliye Bakanı Mr. Mehmet Şimşek sizlere soruyorum, Anayasa’nın 2. maddesi sizi bağlamaz mı? Sizin Lâik Devlet anlayışınız bu mu? Yoksa siz kendinizi Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanları değil de, Osmanlı Sadrazamı mı sanıyorsunuz? Sizler, Sayın Cumhuriyet Savcıları; Sizin Cumhuriyetin Savcıları olarak, Lâik’liği koruma gibi bir göreviniz yok mu? Bergama gibi bir ilçe’de bu olayları duymaz mısınız? Mutlaka birinin şikâyetçi olması mı gerek? İlçenin Vergi Dairesi Müdürü yüzlerce insanı dershanesine toplayacak, Anayasa’nın Lâiklik ilkesini paspas yapacak, sizler duymayacaksınız. Bunu duymazsanız neyi işiteceksiniz? Ülke’nin Başkent’inde, kendine “Şeyhülislam” denen bir meczup Devletin en üst bürokratı yapılıyor, kimsenin sesini çıkardığı, “ Bakan Bey ne yapıyorsun” dediği yok! Pes artık! Bu iki olay, Ankara ve Bergama’da oluyorsa, yurdun diğer köşelerinde neler oluyor varın siz hesap edin. Sağlık ve başarı dileklerimle, 04.Kasım.2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı rifatserdaroglu@superonline.com Tel: 0532xxxxxx ------------
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
Eflatun,
HUKUK
a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/
b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/
c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26
d) Şiddet çağrısı içermedikçe sözlü ve yazılı ifadedeler cezalandırılamaz. Bu düşünceler şok edici bile olsa... (Yargıtay Genel Kurul Kararı.)
Arkadaşlarım
• mustafabaygin • onurlu1turk • ifsa • 93busra • dogpol • skurt • alisevgi • mertadam • sedencik • sennurozturk • ozgan • barometre • yildizlarvegece • tulaybilgin • laleninbahcesi • ercansen • karsittez • okayyildiz • leventgeckalanlar • paratoner • hazanseli • fcinar55 • cumhuriyethalkpartisi • saraykoy • emeklilik • candanof • prewar • aliuluc • kerkukunsesi • yagmurvetoprak • pistols • erenyemi • leventburda • alevidostlar • NecatiCavdar • erginbay • sanatyeri • sue • vakanuvis • angeldream • HocaileEssek • aliozaltun • CEM38 • livanca • benyaziyorum • snecateren • Sakirmgk • benyaziyorumsiyaset • turkeyphotogallery • insiyakimilli • dilsizmutercim • rizelli • ZEYNEP03 • benyaziyorumflashheader • loji • aktifus • hukuksal • gencsblog • fozcan • kerrar • tuncaytemiz • oguzoguzhan • aylintoygun • erdem43 • KristinaODonnelly • hilalliler • torlakon • cihateri • aheng • karlitorosdaglari • Karya35 • pelinzeybek • tatilvakti • turkkadinlari • hyyilmaz • barbibarbieoyunlari • busraustaomer • kurucafe • romanozeti • yuceltanay53 • futuristar
arkadaslarARSIVpaylasmakATATURK HAKKINDAbilimbizzatBULENTESINOGLUdostluklarFETHULLAH GULENgenelKANUNLARKURANDANneciphablemitogluSAGLIKsiirlertoplumsalYAZISMALARARSIVI
----
-------
---
|