9/11/2009 - Tekel özelleşecek REJİ geri gelecek!
Tekel özelleşecek REJİ geri gelecek!
Serpil ÖZKAYNAK - Macit SOYDAN
G İ R İ Ş MİLLETİ "para" olan ulus ötesi şirketler, milli değerlerimizi ele geçirmek için kirli bir savaş sürdürüyorlar. IMF politikaları ile ABD; AB Kriterleri ile Avrupa ülkeleri, ekonomimizi kıskaç altına alırken, Uzakdoğu firmaları DA onlardan geri kalmamaya çalışıyor. Ekonomi üzerindeki baskıları arttıkça daha DA arsızlaşan ulus ötesi şirketler ve yerli işbirlikçileri, "özelleştirme" furyasında Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli değerlere de el attılar. Bunlardan biri de TEKEL. Sigara tekelleri yıllardır Türkiye'de cirit atıyor. Dünyanın önemli tekel tröstleri Türkiye'ye tütün satıyor ve bizim Samsun'umuzun, Ege'mizin, Bitlis'imizin, Adıyaman'ımızın, Siirt'imizin tütün yetiştiricileri yıllardır perişan bir halde boynu bükük duruyor. Bu yüz kızartıcı tabloya gözlerini kapatan siyasiler, şimdi de bu tütün yetiştiricilerinin alıcısı olan TEKEL'i satmaya kalkışıyorlar. Hem de yine bu tröstlere... Sakın ola ki yerli görünen alıcılara DA kanmayın!.. Onlar DA "ulus ötesi şirketler" içinde yerlerini alıyor ve üstüne üstlük "milli" gibi görünüp, kaçak döğüşüyorlar.
 Tanıdık bir vaat: Avrupalı olacaksınız Milli görünen AMA aslında ulus ötesi olan şirketler, Tekel'i yutmanın planlarını yapıyor. Dünyanın en büyük tekelleri, kendi ülkelerinin tütünlerini Türkiye'de satıyor, Türk çiftçisi boynu bükük geziyor... Bu yüz kızartıcı tabloya gözlerini yuman iktidar sahipleri, şimdi de Türk tütün yetiştiricisinin son umudu olan Tekel'i satmaya kalkışıyor. Hem de bu tröstlere... SakIn yerli görünen alıcılara DA kanmayın!.. Onlar DA "ulus ötesi şirketler" içinde yerlerini alıyor ve üstüne üstlük "milli" gibi görünüp, kaçak dövüşüyorlar. 1853'te başlayan ve sadece Atatürk'le kesintiye uğrayan "yağma" nın sihirli kelimesi hep şu oldu: Avrupalı olacaksınız... Kıssadan Hisse Geçmişten Adam hisse kaparmış... Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa , yarım hisse mi verdi? Tarih'i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? MEHMET AKİF ERSOY Tütüncünün geleceğini karartan müttefikler! Bağımsızlığın bittiği nokta: REJİ
Tarih tekerrürden ibarettir" derler amma... Tarihi öğrenmenin faydası da, hatalardan ders almak değil midir? "... Yaşı 70'i aşmış bir aile büyüğünüzün kulağına "Reji Şirketi" diye fısıldayıverin. Bakalım, tepkisi ne olacak? Asıl adı "Memalik-I Osmaniye Duhanları Müşterek Menfa Reji Şirketi" olan, ancak Reji Şirketi olarak anılan kurum, 1884 yılından 1923 yılına kadar tütün yetiştiricisinin emeğini sömürüp, bundan aldığı güçle Osmanlı ekonomisini tahakkümü altına almıştı.
Ta ki Atatürk, Reji Şirketi'nin bütün mal varlığı, hak ve vecibelerini 1923 yılında devlete intikal ettirene kadar...
1925 yılında tütün ve tütünle ilgili hizmetlerin bizzat devlet tarafından yürütülmesi kararlaştırılırken, ertesi yıl da " inhisar " altına alınmıştı. Önce " İnhisarlar İdareleri " adını Alan, 1932'den sonra, "İnhisarlar Umum Müdürlüğü" olan bu kurum,en sonunda yani 1946'da "Tekel Genel Müdürlüğü"ne dönüşmüştür.
Reji'yi topraklarımıza getiren koşullar Tam 39 yıl boyunca Türk topraklarını ve insanını sömüren Reji Şirketi, kendi kurduğu güvenlik güçleri aracılığıyla da bu topraklarda adeta terör estirmiş, binlerce, hatta on binlerce insanı, "kaçakçılık yaptıkları ve şirkete zarar verdikleri" gerekçesiyle öldürtecek kadar, vahşi kapitalizmin boyutunu ileri götürmüştü.
Peki bu adamları bu topraklara getiren koşullar nelerdi? Reji Şirketi'ni topraklarımıza getiren koşullar, günümüz koşullarıyla garip bir benzerlik içindeydi. Günümüzde "borcun faizini" ödemek için özelleştirmeler yapılırken, o zamanlarda da Reji'yi başımıza musallat Eden neden, Osmanlı İmparatorluğu'nun yabancılara borçlanması ve bugünkü gibi borcun faizini bile ödeyemez duruma gelmesi oldu.
Tanıdık bir vaat: "Avrupalı olacaksınız" I. Abdülmecid döneminde Osmanlı ile Rusya arasında 1853'de başlayan savaş, görüntüde Osmanlı'nın galibiyetiyle sona ermiş gibi görünse de, bu Osmanlı İmparatorluğu'nun "ekonomisi" için sonun başlangıcı olmuştu. "İlk dış borcun alındığı" bu savaşta Osmanlı'nın müttefikliğine soyunan ve onunla birlikte Kırım'da Rusya'yı hezimete uğratan İngiltere ve Fransa, savaş sonunda 1856'da imzalanan Paris Anlaşması'na şu maddeyi koyarak, bu topraklarda 150 yıldır süren "Avrupalı olma hayali" nin fitilini de ateşledi:
"Osmanlı Devleti Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olacak, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına konacaktır." Yani, o dönemin en etkili batılı emperyalist ülkeleri, Türkleri aynı günümüzde olduğu gibi, bir yandan "seni Avrupalı yapacağız" vaadi ile kandırırken, öte yandan onu "borç" kıskacına almayı başarmışlardı.
Avrupa'nın değişmeyen silahları: Borç + 'Azınlık' kelimesi Bu arada Osmanlı'ya "Avrupalı olma vaadi" sunulan Paris Anlaşması öncesi görüşmeler sürerken, Osmanlı Devleti, Batılı devletlerin bastırmasıyla Islahat Fermanı'nı yayınladı ve bu fermanla "azınlıklara" çok önemli haklar tanıdı. (Memur olabilme hakkı; İl İdare Meclisi'ne seçilme hakkı; Bedelli askerlik hakkı; Vergi toplanmasında gelire göre vergi verme hakkı; Mahkemelerde kendi inancına göre yemin etme hakkı; Kendi okul, hastane ve kiliselerini açma hakkı. Bu fermanla, herkese din seçme özgürlüğü de verilmiştir). Bu haklardan özellikle "memur olma" hakkı ve "bedelli askerlik" hakkı, Müslüman Türklerin karşısında azınlıklara çok büyük üstünlük sağlamıştır. Çünkü çoğu hem eğitimli hem de varlıklı olan bu kişiler, eğitimlerindeki üstünlük nedeniyle memuriyetlerde en iyi makamları elde ederken, "parayı verip askerlik yapmamaları" da, işlerini güçlerini hiç bırakmamalarına neden oluyordu.
Öte yandan Müslüman Türkler için durum tam tersine çok olumsuzdu. Parasızlık ve eğitimsizlik onları önemli mevkilerdeki memuriyetlerden uzak tutuyor, ayrıca ortalama 6 yıl süren askerlik hizmetleri sırasında para kazanamayıp, ailelerine bakamamaları, daha da yoksullaşmalarına neden oluyordu.
O zamanlar, Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı'nı yayınlama amacının, "azınlıklara geniş haklar vererek, onları Müslüman halkla kaynaştırma" olduğu belirtilmişti, ancak haklar verilmiş olsa da, her hangi bir kaynaşma olmadı.
Günümüzde de, Türkiye'nin AB üyesi olmaması için her türlü bahaneyi sunan Avrupalı eski dostlar (!), Güneydoğu'da yaşayan kardeşlerimize yönelik sürdürdükleri planlı politikalarla, onların kendilerini bir "azınlık" gibi görmeleri için onlara her türlü "Batı avantajını" sunmuşlardır. Örneğin Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya gibi birçok "sözde dost" ülke, "Türkler, ırkınız veya dininiz yüzünden size kötü davranıyorsa, bize bunu beyan edip, ülkemizde yaşayabilirsiniz" söylemi ile, ekonomik güçlük çeken pek çok vatandaşımızı, Türkiye aleyhine yalan beyan vermeye zorlamışlardır. AB'li ülkelerin Türkiye topraklarında azınlık konularını kaşıma stratejileri, AB fonlarıyla desteklenen projelerle halen sürmektedir. Neyse, biz yine Osmanlı'nın ilk dış borç aldığı dönemlere dönelim...
Galata bankerlerini zengin eden borçlar Kırım Savaşı ile dış borçla tanışan Osmanlı Devleti, Galata bankerlerinden aldığı bu borçlara her gün bir yenisini ekledi. Galata bankerleri, günümüzün güçlü sermaye şirketleri gibiydiler. Osmanlı'nın içine düştüğü mali çıkmazlar ve aldığı 'ağır şartlar içeren'borçlar, bankerlerin sermaye birikimlerini gittikçe arttırmış, onları İstanbul'un adeta en önemli şahsiyetleri haline getirmişti. Hatta onların ve ailelerinin cemiyet yaşamını izlemek için, günümüz magazin basını gibi, bir Pera Basını bile türemişti (Bab-ı Âli Basını'nın yanı sıra). Pera Basını, bankerlerin düğünlerinden, Paris'ten getirdikleri ve moda olduğunu söyledikleri elbise ve eşyalara kadar birçok haberi topluma yansıtmaya başlamıştı. Günümüzde toplumun gözü, magazin haberleri ile boyanmaya çalışırken, bu uygulamanın ilk örneklerini o zamanlar Pera Basını vermişti.
Dış borçları arttıran sebepler Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borçlarını arttıran nedenlerden bazıları şunlardı:
* Gerek Ruslarla savaş, gerekse müttefiklerin de kışkırtmasıyla imparatorluk topraklarında başlayan isyanlar ve bunlara karşı oluşturulan orduya, hazinedeki paranın yetişmemesi
* 1938 yılında önce İngiltere ile imzalanıp, ardından da diğer "dost!" ülkelerle tekrar edilen ve Osmanlı Devleti'nin adeta sonunu hazırlayan son derece olumsuz ticari anlaşmalar. (Baltalimanı Anlaşması ve diğerleri). Bu anlaşmalar sonucunda yerli sanayinin gelişmesi engellenmiş, yerli tüccarlar, yabancı tüccarlara verilen ayrıcalıklar sonucu yok olma noktasına gelmişlerdir.
* Vergi alınan toprakların azalması
* Toplanan vergilerin plansız bir şekilde harcanması, derde çare olacak bir kaynak olarak kullanılmamaları. ( Öyle ki bu ve bundan sonraki sebep, günümüzün de en büyük sorunlarıdır)
* Zamanında ödenemeyen kısa vadeli borçlar yüzünden daha ağır şartlar içeren yeni borçlar alınması. Bankacılığı yabancı sermaye ile ithal ediyoruz! Osmanlı İmparatorluğu'nun içine düştüğü bu ekonomik açmazdan çıkması için Rus Harbi'nde bize müttefik olan İngiliz ve Fransızlar şöyle bir öneride bulundular:
"Banka kurun. Biz de sizi madden destekleyelim!"
İngilizler, merkezi Londra'da olmak üzere kurulacak bir bankanın sıkıntıları çözeceği konusunda önce Sultan I. Abdülmecid'i ikna ettiler ve 1856 yılı itibariyle Ottoman Bank'ı (Osmanlı Bankası) kurdular. İdari merkezi Londra'da olan ve başlıca merkezi İstanbul'da bulunan bu banka, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan ekonomik sıkıntıların önünü "göstermelik" de olsa açınca, duyulan memnuniyet, ülkenin ilk yerli (!) bankasına kavuşmasına neden oldu:
Ölen ağabeyinin ardından Osmanlı İmparatoru olan Sultan Abdülaziz'in de oluruyla, bir İngiliz- Fransız ortaklığı olan Osmanlı Bankası, 1863 yılında devlete bağlı bir banka haline getirildi.
Osmanlı'nın sonunu getiren dış borç tahvillerinden biri,Osmanlı'nın önce ekonomisini çökerten yabancılar, böylece imparatorluğun dağılmasına neden olan şartları oluşturdular.
(Fotoğraf: Alptekin Müderrisoğlu'nun yazdığı "Cumhuriyetin Kurulduğu Yıl Türkiye Ekonomisi" adlı kitaptan alınmıştır.) Reji'den kurtuluşun 20. yıl kutlama mesajı Türk tütünü ve tütüncüsü, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Reji İdaresi'nin ellerinden kurtarılmıştı. Bunun 20. yıl kutlaması için mesajlı sigara kutuları üretildi.
 yeniçağ
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - ROJİN’İ SEKS KÖLESİ YAPMAK
ROJİN’İ SEKS KÖLESİ YAPMAK Oğuz AĞCA
Bu açılımla beraber birçok insanın kimyası bozulmuş durumda. Bunlardan biri de Akşam gazetesi yazarı Serdar Turgut’tur. Konu açılım olduğunda edepsizleşen ve çirkinleşen yığınla yazar var bu ülkede. Ancak Serdar Turgut boyutuna daha kimse getirmemiştir olayı.
Neden bahsettiğimi anlatmak adına Serdar Turgut’un ’’PKK teröristi olmadığıma pişmanım’’ başlıklı yazısından izninizle alıntı yapmak istiyorum.
’’Sonra dağda Öcalan’ın açıklamalarıyla anladığım kadarıyla arada bir toplu seks partileri de oluyor. Bunlara da mutlaka militan bir aktiflikle katılırdım. Bugüne kadar hoşlandığım bir PKK’lı bir kadın henüz görmedim ama olsun. Dağda bulamazsam da bir hücre oluşturup, şehri basıp Rojin’i dağa kaldırıverirdim olur biterdi.’’
Olayı daha da çirkinleştiren Serdar Turgut yazısında şu satırlara yer vermekte: ’’Düşünsenize; yıllarca dağda keyif hayatı süreceğim, dağa kaldırıp seks kölem haline getirdiğim Rojin ile yaşayacağım.’’
Bu ülkede birçok kişi şöyle birşeye inanır: Dağa çıkan kadın militanların hepsi, erkek militanların seks ve diğer ihtayaçlarını gidermek için ordadırlar. Bu düşünce bilinçaltına yerleşmiştir birçok insanımızın. Serdar Turgut’un çıkışı da bu bilinçaltının ürünüdür. Öyle ya, dağa çıkan her Kürt kızı potansiyel seks objesidir.
Yaptığı yanlışı anlayan Serdar Turgut, bu durumu telafi etmek için sonradan yazdığı yazılarsa tamamen onun adına talihsizliktir. Konuyu düzelteceğim diye eşini de bu konuya dahil deip, kadınlık gururuyla oynamıştır. Serdar Turgut denen densiz, Rojin ve eşi üzerinden bütün kadınlara hakaret etmiştir.
Bu densize destek ise, medyanın diğer densizlerinden gelmiştir. Bunlardan biri de Hıncal Uluç’tur.
Hıncal Uluç’un yazısından da bir alıntı yaparak devam edelim. ’’ROJİN aradı.. "Hıncal Ağabey, bugün Serdar Turgut’u okudun mu" diye.. "Okumadım" dedim.. "Neler yazmış inanmazsın" dedi.. "Sen kapa, ben okuyup ararım" dedim.. Okudum.. Güldüm.. Rojin’i aradım.. "Sen Serdar’ı bilmiyorsun herhalde.. O yazıda seninle ilgili kişisel hiçbir şey yok" dedim.. "Serdar kendi mizahi üslubu içinde, tipik bir Serdar yazısı yazmış. Senin adının geçmesi bu ülkenin Kürt kökenli en popüler, en ünlü kızı olmandan.. Kimseye hakaret kastı falan yok. Gül geç.. Sakın ola cevap vermeye falan da kalkma.." "Çok teşekkür ederim Hıncal Ağbi" dedi.. Kapattık..
İki gün sonra baktım.. Rojin, Serdar hakkında hakaret davası açmış, hem de ne ağır ithamlarla.. Belli.. Kendisini tahrik edenlerin gazına gelmiş..
Sevgili Rojin.. Senin kadar şakacı, senin kadar, sahne dahil bulunduğu her yerde insanlara hatta kahkahalar attıran bir mizah ustası insanı, mizahtan anlamaz duruma düşürdün.. Çok yazık ettin.. Serdar özür diledi.. Sen de özür dile seni sevenlerden ve o davayı geri al!..
Yuhh diyorum ve başka birşey demiyorum! Şu son cümleye bakar mısınız? ’’Serdar özür diledi.. Sen de özür dile seni sevenlerden ve o davayı geri al!..’’
Hıncal Uluç mantığına göre, Rojin Serdar Turgut’a dava açarak sevenlerini üzmüştür. Böyle bir mantık, böyle bir saçmalık olabilir mi?
Bu ne küstahlık! Rojin, kadınlık onurunu kurtarmak adına dava açmamış olsaydı asıl sevenlerini üzmüş olurdu. Olayı yazarın mizah anlayışından kaynaklandığına, art niyet taşımadına indirgemek kolaycılıktır. Resmen kandırmacadır. Burda yapılmak istenen aslında Rojin üzerinden bazı insanları rencide edip, karalamaktır.
Burda mizah filan yoktur. Mizah dediğimiz şey ne zamandan beri bu ülkede bazı toplum kesimlerini, insanları aşağılamak için kullanılıyor? Burda resmen aşağılama ve hakaret vardır. Kaldı ki, bunu anlamak için Serdar Turgut’un diğer yazılarına bakmak yeter.
Ben en çok kadın yazarların suskunluğuna hayretler içine düşmüş durumdayım. Hiç birinden ete kemiğe bürünür bir eleştiri gelmedi. Söz konusu Rojin olunca hepsi suspus oldu.
Yazıklar olsun!
Rojin’i seks kölesi yapmak isteyen bu kafa ve kafalar, malesef ülkemizin aydın yüzü olmuştur. Kaynak:yazaristan.net ---------- ROJİN'DEN ÖZÜR DİLİYORUZ Serdar Turgut'un köşesinde yayınlanan bir yazıda yer alan, sanatçı Rojin'le ilgili ifadelerin yarattığı duyarlılığa Akşam Gazetesi olarak büyük önem veriyoruz. Hiç bir konuda ayrımcılığı içeren bir haber politikası benimsememiz mümkün değildir. Özel olarak kadın ve kimlik sorununa duyarlılıkla yaklaşan bir yayın anlayışımız kamuoyu tarafından da bilinmektedir. Köşe yazısındaki ifadelerin art niyetle değil yalnızca bir mizah anlayışı çerçevesinde kaleme alındığını düşünsek de sanatçımızda yarattığı üzüntüyü anlıyor, Rojin'den, ailesinden, sevenlerinden ve bu konuda tepkisini güçlü biçimde ortaya koyan kadın okurlarımızdan özür dilemeyi gerekli görüyoruz. Akşam Gazetesi -------------- Bir YORUM: Bir tarafta CEMAATCI BESİR ATALAY ve AKP diger yanda FEODAL PKK alın size nur topu gibi AKPKK düzeni. FEODAL ve ASİRETCİ. FEODAL düzen de KADINLAR MALDIR MAL. SEKS KÖLESİDE olur. Alinir satilir. En basitinden evlilik merasimi; Kiz istenilmeye gidildiginde Oglanin anasi veya ilk hanımları gider kızın vucudunu inceler. Kızı soyarlar. KIZ ömründe ilk defa gördügü insanlarin önünde soyunur. KIZ ın anası bu satış islemini yürütür. KIZININ orasını burasini gösterir. Kızın tüm vucuduna bakarlar. Defosu var mıdır ? Eger MAL saglam ise Oglanin babasi veya damat parayı verir ve kızı alirlar herifin altına verirler. TÜRKİYE ye getirdikleri hastalik ve pislik budur. İste size Kültürel düzen. Bin yıllarca gelip giden bu düzene hangi Dinci Cemaat karsi cikti ? Saidi NURSİ bir sey dedi mi ? Ya söz de KÜRT sosyalistleri. En baba sosyalistleri Mehdi ZANA , Kemal BURKAY, Ahmet TÜRK'leri bile kendilerinden on - yirmi yas kücük amca kızı- teyze kizi ile evlenmis. Alayi feodal. Hepsinin sebebi de ayni TOPRAK bölünmesin agaliklari bozulmasin. Yabanci ya mallari , ticari iliskileri , siyasi rantlari gitmesin. Esrar kacakcisi , eskiya , her türlü suc örgütünün önde gideni SORGUN asiretine devlet vize verse idi. Onlar Devletci. Devletci XXX asiret ise PKK lı olacaktı. Alayi feodal. Feodal kültür de DAGA kaldirip Seks kölesi yapmakta vardir. Yalancilar. Yok kültürel talepmis. Dünya da Kültürel talep icin terör estiren yoktur. Ama Feodal kültürlerini , agaliklarini korumak icin yapilan cinayetler, katliamlar özellikle bizim gibi sömürge ülkelerde cok ama cok fazladir. Acilim dedikleri dil - kürtce, su, bu degildir. FEODALizmin devlet tarafindan tanınmasidir. O bölge de istenilen budur. Y.TAHA ------------ Tribal AKP'nin Paradigmal savaşı.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-tribal-akp-nin-paradigmal-savasi_48566181.html
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Devleti Yönetenlere YAZIKLAR OLSUN.İşte kahraman Gazimizin hazin sonu.Açlıktan öldü
Yönetenlere YAZIKLAR OLSUN.İşte kahraman Gazimizin hazin sonu.Açlıktan öldü
İşte kahraman Gazimizin hazin sonu.
Devleti Yönetenlere YAZIKLAR OLSUN Gazi Paşa'nın Emanetini böyle mi koruyorsunuz? Açıla açıla boğulacaksınız ancak kör oldunuz. Gözünüz var görmezsiniz,kulağınız var duymazsınız. Allah belanızı defalarca versin.
Biraz da Gazi,Emekli açılımı yapsaydınız bu günleri görmezdik. Bir gemiciğimiz dahi yok.
Gemicik değil, devletin var olduğunu hissetmek istiyorlar. Gazi anasının dediği gibi PKK'lı olsalardı belki bunlar olmazdı. A.Dursun ---------- Barakada yaşıyordu. Açlıktan öldü
Muğla'nın Milas İlçesi'nde oturan Kore gazisi Muharrem Topçu (80), terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri bölümünde ölü bulundu. Kimsesiz Kore gazisinin üç gün önce yaşamını yitirdiği anlaşıldı. Bir deri bir kemik kalan gazinin, açlıktan, takatsiz kaldığı için ölmüş olabileceği belirtildi. Milas- Bodrum Karayolu'nun 3. kilometresindeki terk edilmiş bir restoranın baraka benzeri kısmında yaşamını sürdüren Kore gazisi Muharrem Topçu, günlerdir maaşını almaya gitmeyince arkadaşları eve giderek buldu. İzleyiniz... http://webtv.hurriyet.com.tr/?cid=1&vid=1486&hid=12885312
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Behçet Oktay intihar etmedi, işte bunun 11 kanıtı
Behçet Oktay intihar etmedi, işte bunun 11 kanıtı
Oktay ile dikkat çeken yakınlık
İfadelerindeki sorular Şahin’in bugünkü Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’la yakınlığı dikkat çekici. Şahin, 6 Ekim’de Oktay’dan tahsilat yapan bir grup özel timcinin ikaz edilmesini isteyip “Adi mafyadır, bizimki değil, bu şerefsizi bulun” dedi. Oktay da, “Abi yarın oraya çocukları gönderiyorum” dedi. Oktay, 22 Kasım’da bir başka görüşmede Şahin’e, “Abi her türlü şeye varım biliyorsun” dedi. Ancak Şahin, Oktay’dan pasaport ve silahla ilgili talepte bulunduğunda olumsuz yanıt aldı. ----------
Behçet Oktay intihar etmedi, işte bunun 11 kanıtı
Behçet Oktay’ın ailesi savcılığa başvurdu
Dosyası intihar ettiği gerekçesiyle kapatılan eski özel harekatçı Behçet Oktay’ın otopsisinde, kanında alkol ve uyuşturucu bulunmuş, göğüs kafesinde şüpheli kırıklara rastlanmıştı. Ailesi bunun üzerine soruşturmanın yeniden başlatılması için savcılığa başvurdu. Başvuru dilekçesinde eski adli tıp başkanının bilimsel yorumu ile Oktay’ın intihar etmediğine kanıt olarak 11 iddia sıralandı
ANKARA-Türkiye geçen Şubat’ta, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi’nin 13 yıllık başkanı Behçet Oktay’ın ölümüyle sarsıldı. Olayın cinayet mi, intihar mı olduğu tartışması aylarca sürdü. Ailesi intihar etmediğini iddia etti. Buna rağmen soruşturma dosyası da intihar olduğu gerekçesiyle kapatıldı. Ancak geçen ay çıkan otopsi raporu tartışmaları yeniden başlattı. Çünkü rapora göre Oktay’ın göğüs kafesinde 7 kırık vardı. Ayrıca kanında alkol ve uyuşturucuya rastlanmıştı. İşte bu noktalardan yola çıkan ailesi, soruşturmanın yeniden başlatılması için kolları sıvadı. Ailenin avukatı Ülkü Gedikli, Ankara Başsavcılığı’na dün dosyanın tekrar açılması için dilekçe verdi.
Uzman görüşü de eklendi Dilekçeye Eski Adli Tıp Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özdemir Kolusayın’dan alınan bilimsel bir mütalaa da eklendi. “Olayın intihar olması halinde vücudunda travma belirtilerinin olmaması gerekir” diyen Kolusayın’ın mütalaasının sonuç bölümünde şöyle denildi:
“Behçet Oktay’ın baş, göğüs, el ve ayaklarda travmatik belirtilerin bulunması, olay anında ölenin yanında bulunan şahsın elinde barut izi kalması, ölüm anında kandaki alkol miktarının kişinin direncini yok edecek derecede çok yüksek olması nedeniyle Behçet Oktay’ın ölümünün intihar olarak kabul edilmesinin pek mümkün olmadığı kanaatini bildirir bilimsel mütalaadır.”
Kırıklar öldükten sonra olmuş Prof. Kolusayın’ın mütalaasında şu noktalara da dikkat çekildi:
KABURGA KIRIKLARININ NEDENİ KALP MASAJI OLAMAZ: Kişiye kalp masajı yapıldığı bildirilmiş, sağ ve sol kaburgalarında ekimozlu ve ekimozsuz kırıklar tespit edilmiştir. Bu durum, ekimozlu kırıkların kişi canlı iken, ekimozsuz kırıkların kişi öldükten sonra oluştuğunu kanıtlar.
EKİMOZLAR: Sağ gözde, sağ el sırtında, sağ ve sol bacakta ekimozlar (deri ve deri altı dokusunun içinde kan birikimi) tespit edilmiştir. Ekimozların rengi belirtilerek eski veya yeni, yani yaşı belirtilmemiştir. Otopside göğüs açıldığında cilt altında sağ 5. kaburga hizasında parasternal hatta ekimoz tespit edilmiştir.
KANDAKİ ALKOL MİKTARI: Hastaneye 25 Şubat 2009 saat 02.22’de getirildiği, 02.40’da öldüğü kanda alkol miktarının 268.96 mg/dl olduğu
TANIĞIN ELİNDEKİ BARUT ARTIĞI: Ölüm olayı gelişirken Behçet Oktay’ın yanında bulunan Halil Kesici’nin elinde barut artığı içi bulunmasının Kesici’nin ölüme yol açan ateşli silahı tuttuğunun ya da dokunduğunun kesin delilidir.
Ailesinin 11 maddelik iddiası Avukat Ülkü Gedikli’nin Ankara Başsavcılığına verdiği dilekçede, daha önce “intihar” denilerek kapatılan olayla ilgili olarak şu şüpheler de dile getirildi:
1-İNTİHARA MEYİLLİ DEĞİL: Behçet Oktay intihara meyilli biri değildi. Ölümünden önce düzenlenen yemekte de gayet neşeli olduğuna ilişkin tanık beyanları var.
2-OKTAY SOLAKTI, YARA SAĞ ŞAKAKTA: Ateşli silah yaralanması sağ şakaktadır. Oysa Oktay solaktı.
3- TANIĞIN ELİNDE DE BARUT VAR: 25 Şubat 2009 tarihli atış artıkları analizine ilişkin ekspertiz raporu dikkate alınmamıştır. Bu raporda Oktay’ın iki elinde de atış artığı bulunmuştur. Ayrıca olay sırasında yanında bulanan Halil Kesici’nin de iki el avuç içi svaplarında atış artığı bulunmuş, tanığa bunun nedeni sorulmamıştır.
4- İKİNCİ EL ATEŞ EDİLMEK İSTENMİŞ: Ekspertiz raporuna göre, bir ateş fişeğin atıldığı, ikincisinin ise atılmak istendiği tespit edilmiştir.
5-8 METRE UZAKTA KAN İZİ: Olay yeri incelemesinde Oktay’ın bulunduğu yerden yaklaşık 8 metre uzaklıkta yoğun kan izine rastlanmış ancak inceleme yapılmamıştır.
6- ANAHTAR DIŞARIDA YERDE: Otomobilinin anahtarının dışarda karlar üzerinde bulunmasıyla ilgili çelişkiler tanığa sorulmamıştır.
7- SİLAHTAKİ PARMAK İZİ İNCELENMEDİ: Ölüme neden olan silah üzerinde parmak izi incelemesi yapıldığına ilişkin dosyada bilgi yoktur.
8- ARAÇ İÇİNDE DE İNCELEME YAPILMADI: Arabanın içinde, koltuklarda, kapılarda, yerde bulunan para, kürek ve anahtar üzerinde de parmak izi incelemesi yapılmamıştır.
9- SOL ARKA KAPI KİLİTLİ: Arabanın sol arka kapısı kilitli bulunmuştur. Bu kapı ancak içerden manuel olarak kilitlenebilir. Oysa bu kapıda da parmak izi incelemesi yapılmamıştır.
10- TELEFON KAYITLARI İNCELENMEDİ: Oktay’ın telefon kayıtları incelenmemiştir.
11- TANIK İFADESİ ÇELİŞKİLİ: Tanık ifadelerindeki çelişkiler giderilememiştir. w9.gazetevatan.com
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - BASININ YAPISI ve TSK/Eski Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
BASININ YAPISI ve TSK/Eski Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
BASININ YAPISI ve TSK İletişim Sektörünün inanılmaz bir hızla geliştiği çağımızda, Türkiye’de yayımlanan yazılı ve görsel medya ürünlerini yayın politikaları ve sahiplikleri ile açık bir şekilde bilmemiz gerek. Genel bir gruplama yapmak gerekirse; BİRİNCİ GRUP, 1) Fethullah Gülen Tarikatına mensup yayın organları; Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi, Aksiyon Dergisi, Sızıntı Dergisi, Samanyolu TV 2) Taraf Gazetesi; Çetin Altan’ın büyük oğlanı ve eşi CIA çalışanı olan Yasemin Çongar’ın müştereken çıkardıkları gazete. En önemli işleri, dış istihbarat teşkilâtlarının bu ikiliye verdikleri çoğu yönlendirilmiş belgeleri yayınlamak. Maddi destek almadan yaşaması mümkün değil. Aldıkları para desteğinin kaynağı belli değil. 3) Akraba Basını; Sabah Gazetesi (Damat), Yeni Şafak Gazetesi (Dünür), Star Gazetesi (Emine Hn. Akrabası), ATV (Damat), Kanal 7 (Oğlandan Bacanak), Ülke TV, Kanal 24, 4) Devlet Basını, TRT’nin tüm kanalları. Devlet Televizyonu olan TRT, tam bir AKP yayın organı gibi kullanılmaktadır. 5) Tetikçi Basın; Vakit Gazetesi (Başbakan’ın Gazetesi) 6) Med TV, ROJ TV; Bölücü yayın yapan TV ve Gazete- Dergiler, Bu grubun gerçek hedefleri, “Lâik Cumhuriyeti” öncelikle yıkmak, TSK’ni yıpratarak felç haline getirmek ve sonunda İslam- Kürt Cumhuriyetini kurmaktır. Başbakanın “ Demokrasi benim için amaç değil, araçtır, tren gibidir. Gideceğim yere kadar biner, istediğim yere gelince inerim” demesinin gerçeği budur. Anayasa Mahkemesi’nin “ AKP Lâiklik karşıtı eylemlerin odağıdır” kararı bunun en önemli işaretidir. Bunlardan tarikat basınının davranışlarını belirleyen eylem planları şudur. “ NİHAİ HEDEFE ULAŞANA KADAR, HER YÖNTEM VE YOL MÜBAHTIR. BUNUN İÇİNE YALAN SÖYLEMEK VE İNSANLARI ALDATMAK DA GİRER. YETER Kİ HİZMET KESİNTİYE UĞRAMASIN. HİZMET DENİLEN ÇALIŞMANIN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ, SESSİZ VE DERİNDEN OLMASIDIR. BU GİZLİLİK DE GÜÇLÜ OLUNCAYA KADAR DEVAM EDECEKTİR. CEMAATIN TEMEL FELSEFESİ BUDUR” İKİNCİ GRUP; 1) Doğan Medya Grubu; AKP Hükümetinin uyguladığı baskılar sayesinde, diz çökmüş durumdalar. Hükümetin uygulamalarına sessiz kalarak bu sıkıntıdan çıkabileceklerini sanıyorlar, yanılıyorlar. Hedefi gerçek demokrasi olamayan bir yönetimle uzlaştığınızı düşünürseniz, en önce varlığınızın sebebi demokrasiye ihanet edersiniz. Sonra sizin işinizi bitirirler. 2)Ciner Medya Grubu; Başta Nükleer Santral ihalesi olmak üzere, enerji santralleri ve madencilik işleri sebebiyle, Hükümetle işleri devamlı ve çok olan grubun, “ gücü özgürlüğünde” sloganı lafta kalmıştır. Genç yaşında fırıldak gibi dönmeye başlayan Yiğit Bulut ve Atatürkçü olduğu için gruptan kovulan Prof. Yaşar Nuri Öztürk bunun en önemli kanıtıdır. 3) Karamehmet Medya Grubu; TMSF canı sıkıldıkça bu gruba vurmakta ve doğrulmasına imkân vermemektedir. Bu gruptaki medya organları, baskı altındadırlar. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bir hükümet, devletin güvenlik güçlerini ve vergi sistemini kullanarak, basına yok etme operasyonu yapmaz, yapamaz. 4) Doğuş Medya Grubu; Sn. Ferit Şahenk, AKP ile mükemmel bir uyum içinde çalışıyor. Zaman bulup rahmetli babasının kendisine verdiği nasihatleri hatırlarsa, yayın organlarında karşıt seslere de yer vermesi gerektiğini hatırlar. ÜÇÜNCÜ GRUP; Öncelikle Batırılacak Medya ve Susturulacak Yazarlar ve Madalyalılar; 1) Batırma işlemine kaldığı yerden devam edilecek ve Biz TV’den sonra ART ve Kanal B batırılıncaya kadar her türlü baskıya devam edilecektir. 2) Emin Çölaşan’ın işini bitirdikten sonra, sıra Bekir Coşkun’a geldi. Onu Fatih Altaylının şefkatli kollarına bıraktık, haftanın 3 günü çiçek, böcek yazıyor. Fakat o Yılmaz Özdil yok mu? 6- 7 satırda AKP’nin aylarca yaptığı propagandayı yerle bir ediyor. Öncelikle susturulması gerek. Genel Yayın Yönetmeni ve İzmir’in Kahramanlar semtinin “Kahraman” adamı ne yapacak, bekleyelim, görelim. 3)Madalya verilmesi gereken, AKP’nin çizgisini aynen takip eden yazarlarımız var. Hasan Cemal, Cengiz Candar, Mehmet Barlas, Fehmi Koru gibi. Sayı çok olduğu için, belirleme işini Akif Beki’ye verilmesi uygun olur. DÖRDÜNCÜ GRUP; Milletin Medyası, 1)Yeniçağ, Cumhuriyet, Sözcü gibi gazeteler. Kıt ekonomik olanaklarına rağmen bu ve benzeri medya organları direnmeye, Atatürk’ü ve Lâik Cumhuriyeti korumaya devam ediyorlar. 2) Internet Medyası; Muhteşem bir güç. Olağanüstü haberleşme ve dayanışma sistemi. Milleti Uyarmada tarihi bir görev yapıyorlar. 3) Anadolu Medyası; Ülkenin gerçek sahipleri. Anadolu’nun riyasız, samimi sesini tüm Türkiye’ye duyuruyorlar. Birinci grup, devamlı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine onun şerefli komutanlarına hakaret etmekte, psikolojik baskı uygulamakta ve ellerindeki medya gücünü haysiyetsizce kullanarak TSK’ni felç etmek istemektedirler. Bunu yaparken en önemli araçları; Demokrasi ve Demokrat olmak saptırmasını kullanmalarıdır. Burada iddia ederek söylüyorum. BUNLAR ASLA DEMOKRAT DEĞİLDİR: Biat (itaat etmek- şartsız kabul etmek-tartışmadan kabul etmek) kültürü ile yetişen insanlar demokrat olabilirler mi? Ömürleri emir almak ve düşünmeden yerine getirmekle geçen insanlar demokrat olabilir mi? Maddi olanakları, malvarlıkları, cemaat yapıları tamamen saklı olan insanlar demokrat olabilirler mi? OLAMAZLAR, OLAMAZLAR, OLAMAZLAR. Hedeflerine giden yolda en büyük engel olarak TSK’ni görmekteler ve onu yıpratmak için her türlü yalanı, yöntemi kullanmaktalar. Bakın, İrtica belgesini TSK dört kez istediği halde göndermemişlerdir. Albay Çiçek savcılığa çağırılmadığı halde, bir haftadır “ gelmedi” diye yazıyorlar. Yazıklar olsun. İkinci gruptakilerde yanlışın içindeler. Erzurum’da Ermenilerin Türk köyünde, bizim saf köylüyü kandırması gibi teker teker yok edilmeyi bekliyorlar. Beklesinler. Bizler, milletin medyasını ve yazarlarını okuyanlar, interneti kullananlar, milyonlarca kişiyiz. Bizler Atatürk’üz, bizler Misak-ı Milli’yiz, Bizler Lâik Cumhuriyetiz, Bizler Anadolu’yuz. Biz ayağa kalktığımızda, irtica kaçacaktır. Biz Türkiye’mizi aydınlattığımızda bu kara cübbeli, kara ruhlu tarikat kalıntıları kaçacak delik arayacaktır. 7 seneleri gitti, çok azı kaldı. Bizler yani Türk Milleti demokratik seçimle bunları, çok istedikleri ortaçağa göndereceğiz. Bu arada ordumuza ve şerefli mensuplarına sahip çıkacağız. Sağlık ve başarı dileklerimle. 07. Kasım. 2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı ------------------ ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7879.0
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - E.Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
Savcıya dilekçe;Eski Devlet bakanı Serdaroğlu'nun Savcıya dilekçesini okuyunuz. SAYIN SAVCIM, Biliyorum imzasız ihbar mektuplarına da itibar ediyorsunuz ama ben adımı, adresimi yazımın altına yazacağım. Bence böylesi daha ahlâklı, daha doğru olur. Hem suçladığım kişiler beni tanır, hem sizler, Adaletin mümtaz temsilcileri tanır, hem de kamuoyu daha iyi tanımış olur. Sayın Savcım; Birinci şikâyetçi olduğum kişi Fethullah Gülen’dir. Kendisi ABD Utah’ta yüzlerce dönüm bir çiftlikte, onlarca bakıcısı ile yaşamaktadır. Hem de yıllardır yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde okulları vardır. Türkiye’de, gizli medya patronudur. Samanyolu TV, Zaman Gazetesi, Sızıntı Dergisi ve Aksiyon Dergilerinin gerçek sahibidir. Örgütünde kendisinden başka ikinci adam bilinmemektedir. Gazete ve Dergilerin büyük kısmı bedava olarak dağıtılmaktadır. Kendisi Bağ-Kur emeklisidir. Emekli maaşı ile bu işlerin yapılması mümkün olmadığına göre bu servet nereden gelmektedir? Bu soruları Hocaefendi’nin gazete ve tv deki adamlarına sordum. Cevap veremiyorlar. Onlar, kendilerini sorgulamak ve Demokrat olmanın olmazsa olmaz şartı “Şeffaflık” yerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vurmakla, çamur atmakla meşguller. Benim düşüncem, bu kadar gizlilik ve basındaki yazılanlara göre 25 milyar Dolara ulaşan bir servet ancak gizli bir örgütü finanse etmekte ve yönetmekte kullanılabilir. Bu örgütün, “Mehmetçik Vakfı” veya “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” olmadığı açıktır. Sayın Savcım, bu sebeplerle ihbar ediyorum, Sayın Hocaefendi gizli bir örgütün hem 1 numarası, hem de kasası olabilir mi? Sayın Savcım; İkinci Şikâyetçi olduğum kişi Remzi Gür’dür. Geçenlerde Sayın Başbakan ile Sayın Remzi Gür’ün telefon görüşmeleri basına yansıdı. Sayın Başbakanı çok eskiden beri tanıyan biri olarak, gönül huzuru ile söylüyorum ki Sn. Başbakan ABD’de yaşayan kızına 25 Bin Dolar para gönder derken, Remzi Gür’ü denemek istedi. Tuzağa düşen Remzi Gür, Başbakanımızın kızına zorla 25 bin Dolar göndermiştir. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Remzi Gür, Sn. Başbakanımızın kızına zorla RÜŞVET vermiştir. Gereğinin yapılmasını arz ederim. Sayın Savcım; Üçüncü Şikâyetçi olduğum kişi Sn. Deniz Baykal’dır. Kendisi CHP’nin Genel Başkanıdır. Başka işi yokmuş gibi devamlı olarak, Atatürk’ü, Lâik Cumhuriyeti, Vatanın bölünmezliğini savunur. Benim şikâyet konum bu değildir. Ben Sn. Baykal’ın DENİZ FENERİ ile ilgilenmesine, gündemde tutmasına ve Almanya Yargısının, “Yüzyılın Yolsuzluğu” dediği bu olayı Türkiye’nin önüne getirmesine kızıyorum. Bu günkü gazeteler bile yazıyor. Deniz Feneri davası “DEVLET SIRRI” oldu diye. Hepimiz anladık bir tek Sn. Baykal anlamadı. Hâlbuki her şey milletin gözü önünde oluyor. Daha geçen hafta, Deniz Fenerinin depoları, dava açıldıktan sonra 12 ay gibi kısacık bir sürede arandı. Tüm paparazzi muhabirleri bile çağırıldı ve kendilerine kuru ve ıslak pasta ikram edildi. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Baykal bu işin üstüne giderek, cemaatin tüccarlarının, Deniz Feneri Derneğine mal satmalarını engellemiştir. Gereğini arz ederim. Sayın Savcım; Son ve en büyük şikâyetçi olduğum kişi, Sayın Süleyman DEMİREL’DİR. Bildiğiniz gibi kendisi 9.Cumhurbaşkanımızdır. Dünya’da yaşayan en tecrübeli liderdir. Allah uzun ömür versin. Bu temennim şikâyetçi olmamı engellemez. Sayın Demirel, Sayın Cindoruk’a talimat vererek, Merkezde bütünleşmenin gerçekleşmesi sağlamıştır. Bu Siyasi hareketin büyük çapta bir deprem etkisi yaratacağını, yandaş medyanın kızgınlığından anlıyoruz. Bu siyasi hareket Demokrat Parti’yi çok öne geçirecek ve Aklı Karışıklar Partisini alaşağı edecek ve hesap verme dönemi başlayacaktır. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sayın Demirel bu hareketi başlatmakla AKP’yi düşürme ve Yüce Divan sürecini başlatmıştır. Gereğini arz ederim. Sağlık ve başarı dileklerimle.06. Kasım. 2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı rifatserdaroglu@superonline.com 0532 xxxxxx(Telefonum uzun zamandır zaten dinlenmektedir) Not: Ev adresim İzmir Emniyet Müdürlüğünde bulunmaktadır. ---------- Sayın Serdaroğlu'na paylaşım izni verdiği için teşekkür ediyoruz. TOGEÇ yönetimi Not:Telefon numarasını biz yayınlamıyoruz. Ahmet Dursun
BASININ YAPISI ve TSK/Eski Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu
İlgili yazılar... http://ahmetdursun374.blogcu.com/eski-devlet-bakani-rifat-serdaroglu-seyhulislamdan-danisman-nurcu-hocadan-vergi-dairesi-muduru_54154921.html ------------- http://ahmetdursun374.blogcu.com/e-devlet-bakani-rifat-serdaroglu-koltuga-yapismak_54155131.html ---------- Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini... Ynt: Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - E.Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu/KOLTUĞA YAPIŞMAK
KOLTUĞA YAPIŞMAK/Rifat Serdaroğlu
Siyasetçiler hakkında çeşitli değerlendirmeler yapılabilir. Ben genel olarak siyasetçileri iki kategori’ye ayırırım. *Oturduğu koltuğa şeref veren siyasetçiler, *Oturduğu koltuktan şeref alan siyasetçiler. Eğer siyasette geldiğiniz yere kendi çabanızla, “tırnaklarınızla, kazıyarak” ulaştıysanız, daha güvenli siyaset yapabilirsiniz. Göreviniz gereği yapmanız gerekenleri doğru, dürüst ve hızlı olarak yerine getirebilirsiniz. Görev süreniz bitip, oturduğunuz koltuktan kalkınca “Şeref” te sizinle beraber gelir. Aradan yıllar geçse de itibarlı, onurlu ve saygı duyularak yaşarsınız. Eğer siyasette geldiğiniz yere “paraşüt” ile yani torpille ulaştıysanız, hep emir almak, size söylenileni, doğruluğuna inanmasanız bile anında yerine getirmek zorunda kalırsınız. Sizi koltuğa oturtan, koltuktan kaldırdığında yani görevden aldığında, “Şeref” o koltukta kalır, siz kamuoyu’nun önünde komik ve acınacak bir durumda kalırsınız. Liderler konusunda da şu şekilde düşünülür; *Kendisinden bilgili, değerli, uzman kişilerle çalışma olgunluğunu gösterebilen liderler, *Bu olgunluğu gösteremeyip, cahil ve küçük adamlarla çalışmayı tercih eden liderler. Birinci bölümde, Atatürk’ü, İnönü’yü, Bayar’ı, Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı, sayabiliriz. Bu liderler öylesine değerli insanlarla çalışmışlardır ki, bu sayede ülke çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Çok sayıda örnek vermek mümkün. Birini verelim. Rahmetli Menderes’in Dışişleri Bakanı, rahmetli Fatin Rüştü Zorlu idi. Yassıada’da yargılanıp, İmralı’da idam edilmesinden aylar sonra dahi, Birleşmiş Milletlerdeki koltuğuna devamlı olarak çiçek konulmuştu. İkinci bölümde Sayın Erdoğan’ı örnek almak mümkündür. Geçenlerde şu sözleri tüm basının önüne söyledi. “ Gösterin o bakanları bana, hemen kapının önüne koyayım” Bir tane Bakan çıkıp,”Sn. Başbakan, ben kapı önüne konacak paspas değilim, al atını, ver tımarımı” diyemedi. Sağlık Bakanını herkesin önünde haşlıyor, azarlıyor tık yok. CNN Türk muhabiri soruyor, “Efendim, Başbakan aşı olmayacağını söyledi ve sizi azarladı, istifa edeceğiniz söyleniyor, ne diyeceksiniz?” Cevap; “ Hiç öyle bir halim var mı?” Maalesef yok! İnanın birkaç sene sonra bu tip Bakanları kimse hatırlamaz. Bu tip siyasetçiler, Liderlerinin hatalarını, yanlışlarını söyleyemezler. Bu durumdan, hem Liderler hem de ülke kaybeder, olan da millete olur. Sayın Erdoğan tipindeki Genel Başkanlar, hem kendilerine itiraz edemeyecek, hem de kendi fikrini bile söylemekten aciz kişileri bakan yaparlar. Bakanlar tamamen göstermeliktir. Müsteşarlarını kendileri seçemez, Genel Başkan belirler. Amaç, Bakanı baypas ederek, işleri müsteşarla yürütmektir. “Beraber yürüttük(yürüdük olacaktı) biz bu yollarda” diye şarkı söyleyen Tayyip Bey bununla da yetinmedi. Bir de her bakanın yanına birer danışman verdi. Bakanlıklardaki belli bir tutarın üstündeki işler, ihaleler bu danışmanlar tarafından takip edilir ve Tayyip Bey’e iletilir. Ondan gelecek talimata göre hareket edilir. Tüm bu çirkinliklerin ortaya döküleceği günler çok yakın. Herkes çok ama çok şaşıracak. Ankara’da ki son dedikodu;” Nefesleri Kuvvetli Üfürükçü Hocalar” ve “Garantili Muskacılar” adlı sivil toplum örgütleri Başimam’ı tehdit etmişler ve “ nereden çıktı bu aşı işi, durdur bunu” demişler. Bunun üzerine Tayyip Bey “ Ben aşı olmayacağım” demiştir. Yarın eski solcu, yeni huhucu Bakan Ertuğrul Günaydın basın toplantısı yapıp, aşı olmayacağını ve domuz gribinden korunmak için “ MUSKA” yazdırılmasının veya “ HOCALARA ÜFÜRTTÜRÜLMESİNİN” aşı’ya göre daha kuvvetli olacağını söyleyecektir. Ayrıca bu sayede “MUSKA” ve “ÜFÜRTTÜRME” Turizminin de çok artacağını, şimdiden İran, Suriye ve Arabistan’dan ön rezervasyonların başladığı müjdesini vermesi beklenmektedir. AKP’ ye geçirildiği günden bu yana sol elini hiç kullanmayan Sayın Bakana, basın toplantısında, Sosyal Demokrat Partide Genel Sekreterlik yapmış hızlı sosyalist Haluk Özdalga, fonda dalga sesi çıkararak eşlik edecektir. Zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır. Millet olarak elbette zenginleşeceğiz, bunun için de çok çalışacağız. Fakat rejimimiz açısından fazla şeye ihtiyacımız yok. Son yüz yılın “DEVLET ADAMI” seçilen ATATÜRK’ÜMÜZ, Demokratik, Lâik, Sosyal Hukuk Devletimiz ve Cumhuriyetimiz bize yeter. Bu emanetleri canımız pahasına koruyacağız. Sağlık ve başarı dileklerimle, 05.Kasım.2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
İlgili diğer yazısı http://ahmetdursun374.blogcu.com/eski-devlet-bakani-rifat-serdaroglu-seyhulislamdan-danisman-nurcu-hocadan-vergi-dairesi-muduru_54154921.html ------------ Rifat Serdaroğlu kimdir?
Uğur Mumcu'nun konuşması Uğur Mumcu'nun Siyaset,Ticaret,Din üzerine konuşması. Bu konuşmayı izlerken bu günleri düşününüz.Bakalım beyninizde neler canlanacak?
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2009 - Eski Devlet bakanı Rifat Serdaroğlu;ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ.
ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ. “Anayasa Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, DEMOKRATİK, LÂİK ve SOSYAL bir HUKUK DEVLETİDİR.” Anayasa Devletin tüm kurumlarını, tüm yöneticilerini ve hepimizi bağlar. Anayasa emirlerine uymayanlar suç işlemiş olurlar ve sonucuna katlanırlar. Şimdi size AKP iktidarında göreve getirilen iki bürokratla ilgili bilgi vereceğim. Biri Ankara’da, diğeri yılın 12 ayı turist ağırlayan Bergama’da görev yapıyor. Şeyhülislam Danışman; Devlet Bakanı Faruk Çelik, danışmanlığına ALİ YÜKSEL isimli birini getirdi. Avrupa Milli Görüş Teşkilatında uzun seneler Genel Sekreterlik ve Genel Başkanlık yaptı. Avrupa’daki 27 İslami Kuruluşun üye olduğu, Almanya İslam Konseyi tarafından “Şeyhülislam” ilan edildi ve yıllarca bu görevi yaptı. Yıllarca İslami Holdinglere camilerde para topladı. Bu para toplamalar yüzünden, Halife Metin Kaplan’ın adamlarıyla, yaralamaya varan kavgalar yaptı. İki eşli(biri resmi nikâhlı, diğeri imam nikâhlı) şeyhülislam danışman, Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlarımızın problemleri ile ilgilenecek! Nurcu Hocadan Vergi Dairesi Müdürü; Şahsın adı; Zülfikar Altın Görevi; Bergama Vergi Dairesi Müdürü Müdür, Mustafa Yazıcı Caddesi, Okkaoğlu Apartmanı Çatı katını kiralıyor. Evdeki ara duvarlar yıkılıyor, salon tam bir tarikat dershanesine çevriliyor. Müdür mesai saatlerinde esnaf ziyaretleri yapıyor ve esnafları Perşembe günü akşamı kendisinin vereceği derse çağırıyor. Tesadüf, öncelikli ziyaretler hep vergi dairesine borcu olanlara yapılıyor. Perşembe günü akşamı, Vergi Dairesi Müdürü kafasına sarığını takıyor, gelenlere Nur Risaleleri dağıtılıyor ve müdür saatlerce ders veriyor. Her geçen hafta kalabalık artınca, diğer cemaatler müdür hocayı şikâyet ediyorlar, müdür hocanın tayini çıkıyor. Fakat kendi tarikatı Bakanlık nezninde kuvvetli olsa gerek, bir hafta sonra görevine iade ediliyor ve derslere, pervasızca kaldığı yerden devam ediyor. Vatandaşlara, “neden gidiyorsun” diye sorduğunuzda alacağınız cevap hep aynı. Vergi Dairesine borcum var, nasıl gitmem! İşyerinizin vergi incelemesine alınması için belli kriterler var. İşyerinizde, Türk Bayrağı, Atatürk’ün resmi varsa, hele hele bir de “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı varsa, doğru incelemeye. Devlet Bakanı Faruk Çelik, Maliye Bakanı Mr. Mehmet Şimşek sizlere soruyorum, Anayasa’nın 2. maddesi sizi bağlamaz mı? Sizin Lâik Devlet anlayışınız bu mu? Yoksa siz kendinizi Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanları değil de, Osmanlı Sadrazamı mı sanıyorsunuz? Sizler, Sayın Cumhuriyet Savcıları; Sizin Cumhuriyetin Savcıları olarak, Lâik’liği koruma gibi bir göreviniz yok mu? Bergama gibi bir ilçe’de bu olayları duymaz mısınız? Mutlaka birinin şikâyetçi olması mı gerek? İlçenin Vergi Dairesi Müdürü yüzlerce insanı dershanesine toplayacak, Anayasa’nın Lâiklik ilkesini paspas yapacak, sizler duymayacaksınız. Bunu duymazsanız neyi işiteceksiniz? Ülke’nin Başkent’inde, kendine “Şeyhülislam” denen bir meczup Devletin en üst bürokratı yapılıyor, kimsenin sesini çıkardığı, “ Bakan Bey ne yapıyorsun” dediği yok! Pes artık! Bu iki olay, Ankara ve Bergama’da oluyorsa, yurdun diğer köşelerinde neler oluyor varın siz hesap edin. Sağlık ve başarı dileklerimle, 04.Kasım.2009 Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı rifatserdaroglu@superonline.com Tel: 0532xxxxxx ------------
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
6/11/2009 - Savcıya dilekçe;Eski Devlet bakanı Serdaroğlu'nun Savcıya dilekçesini okuyunuz.
Savcıya dilekçe;Eski Devlet bakanı Serdaroğlu'nun Savcıya dilekçesini okuyunuz.
SAYIN SAVCIM, Biliyorum imzasız ihbar mektuplarına da itibar ediyorsunuz ama ben adımı, adresimi yazımın altına yazacağım. Bence böylesi daha ahlâklı, daha doğru olur. Hem suçladığım kişiler beni tanır, hem sizler, Adaletin mümtaz temsilcileri tanır, hem de kamuoyu daha iyi tanımış olur. Sayın Savcım; Birinci şikâyetçi olduğum kişi Fethullah Gülen’dir. Kendisi ABD Utah’ta yüzlerce dönüm bir çiftlikte, onlarca bakıcısı ile yaşamaktadır. Hem de yıllardır yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde okulları vardır. Türkiye’de, gizli medya patronudur. Samanyolu TV, Zaman Gazetesi, Sızıntı Dergisi ve Aksiyon Dergilerinin gerçek sahibidir. Örgütünde kendisinden başka ikinci adam bilinmemektedir. Gazete ve Dergilerin büyük kısmı bedava olarak dağıtılmaktadır. Kendisi Bağ-Kur emeklisidir. Emekli maaşı ile bu işlerin yapılması mümkün olmadığına göre bu servet nereden gelmektedir? Bu soruları Hocaefendi’nin gazete ve tv deki adamlarına sordum. Cevap veremiyorlar. Onlar, kendilerini sorgulamak ve Demokrat olmanın olmazsa olmaz şartı “Şeffaflık” yerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vurmakla, çamur atmakla meşguller. Benim düşüncem, bu kadar gizlilik ve basındaki yazılanlara göre 25 milyar Dolara ulaşan bir servet ancak gizli bir örgütü finanse etmekte ve yönetmekte kullanılabilir. Bu örgütün, “Mehmetçik Vakfı” veya “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” olmadığı açıktır. Sayın Savcım, bu sebeplerle ihbar ediyorum, Sayın Hocaefendi gizli bir örgütün hem 1 numarası, hem de kasası olabilir mi? Sayın Savcım; İkinci Şikâyetçi olduğum kişi Remzi Gür’dür. Geçenlerde Sayın Başbakan ile Sayın Remzi Gür’ün telefon görüşmeleri basına yansıdı. Sayın Başbakanı çok eskiden beri tanıyan biri olarak, gönül huzuru ile söylüyorum ki Sn. Başbakan ABD’de yaşayan kızına 25 Bin Dolar para gönder derken, Remzi Gür’ü denemek istedi. Tuzağa düşen Remzi Gür, Başbakanımızın kızına zorla 25 bin Dolar göndermiştir. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Remzi Gür, Sn. Başbakanımızın kızına zorla RÜŞVET vermiştir. Gereğinin yapılmasını arz ederim. Sayın Savcım; Üçüncü Şikâyetçi olduğum kişi Sn. Deniz Baykal’dır. Kendisi CHP’nin Genel Başkanıdır. Başka işi yokmuş gibi devamlı olarak, Atatürk’ü, Lâik Cumhuriyeti, Vatanın bölünmezliğini savunur. Benim şikâyet konum bu değildir. Ben Sn. Baykal’ın DENİZ FENERİ ile ilgilenmesine, gündemde tutmasına ve Almanya Yargısının, “Yüzyılın Yolsuzluğu” dediği bu olayı Türkiye’nin önüne getirmesine kızıyorum. Bu günkü gazeteler bile yazıyor. Deniz Feneri davası “DEVLET SIRRI” oldu diye. Hepimiz anladık bir tek Sn. Baykal anlamadı. Hâlbuki her şey milletin gözü önünde oluyor. Daha geçen hafta, Deniz Fenerinin depoları, dava açıldıktan sonra 12 ay gibi kısacık bir sürede arandı. Tüm paparazzi muhabirleri bile çağırıldı ve kendilerine kuru ve ıslak pasta ikram edildi. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Baykal bu işin üstüne giderek, cemaatin tüccarlarının, Deniz Feneri Derneğine mal satmalarını engellemiştir. Gereğini arz ederim. Sayın Savcım; Son ve en büyük şikâyetçi olduğum kişi, Sayın Süleyman DEMİREL’DİR. Bildiğiniz gibi kendisi 9.Cumhurbaşkanımızdır. Dünya’da yaşayan en tecrübeli liderdir. Allah uzun ömür versin. Bu temennim şikâyetçi olmamı engellemez. Sayın Demirel, Sayın Cindoruk’a talimat vererek, Merkezde bütünleşmenin gerçekleşmesi sağlamıştır. Bu Siyasi hareketin büyük çapta bir deprem etkisi yaratacağını, yandaş medyanın kızgınlığından anlıyoruz. Bu siyasi hareket Demokrat Parti’yi çok öne geçirecek ve Aklı Karışıklar Partisini alaşağı edecek ve hesap verme dönemi başlayacaktır. Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sayın Demirel bu hareketi başlatmakla AKP’yi düşürme ve Yüce Divan sürecini başlatmıştır. Gereğini arz ederim. Sağlık ve başarı dileklerimle.06. Kasım. 2009 Rıfat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı rifatserdaroglu@superonline.com 0532 xxxxxx(Telefonum uzun zamandır zaten dinlenmektedir) Not: Ev adresim İzmir Emniyet Müdürlüğünde bulunmaktadır. ---------- Sayın Serdaroğlu'na paylaşım izni verdiği için teşekkür ediyoruz. Not:Telefon numarasını biz yayınlamıyoruz. Ahmet Dursun
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
31/10/2009 - İhanet çemberinden yansımalar.DÜNYAYI YÖNETEN ROTSCHILD AILESI
İhanet çemberinden yansımalar.DÜNYAYI YÖNETEN ROTSCHILD AILESI
Israrla ve yeniden bilgilerinize sunulur. A.Dursun ----------- Ülkemizin neden bölünmesi isteniyor? Gazi Mustafa Kemal'in bildigi ve bizi uyardigi hitabenin ne anlama geldigi. Sag sol ayrimi gercekte de varmidir? Iste bu sorularin bir kisminin yaniti;
BILINEN TARIHIN BILINMEYEN YANLARI Hitler, dünya tarihindeki gelmis gecmis en fasist ve psikopat lider olarak bilinir. cogu kisi Hitler'i sizofrenin esiginde olan,fanatik Alman milliyetcisi psikopat bir lider olarak tanir, ancak gercekte hic kimse Hitler hakkinda bildiklerinin kendilerine anlatilan resmi tarih senaryosundan baska bir sey olmadigini bilmez. Hitler, hakkinda en cok komplo teorisi uydurulan tarihi liderlerden (kuklalardan) birisidir. ABD'de sivri cikislari ve dürüst kisiligi ile taninan Texas Üniversitesi tarih profesörlerinden Texe Marrs'in 2007 Mayis'inda cikan kitabinin adi BilinenTarihin Bilinmeyen Yanlari Kitapta 1- Dünyayi yöneten Yahudi ailesi: Rotschild 2- Osmanli devletinin planli olarak nasil dagitildigi 3- Arap birliginin nasil parcalara ayrildigi 4- 1.Dünya Savasi 5- Kukla Diktatör Hitler 6- 2.Dünya Savasi 7- Israil devletinin kurulusu 8- Kennedy Suikasti 9- MOSSAD suikastlari 10- 11 Eylül saldirilari,olmak üzere 10 bölüm yer aliyor.
Bu bölümlerde yazarin savundugu iddialar, kanitlarla net bir bicimde ortaya koyuluyor. Öncelikle son yillarda Türkiye'de ortaya cikan Hitler hayranligina ve "Türk Nasyonal Sosyalizmi" gibi kavramlara bir cevap olarak Hitler'in tarihi kimliginin ardinda yatan karanlik baglantilari ana hatlariyla sizlere aktarmaya calisacagim.
DÜNYAYI YÖNETEN AILE: ROTSCHILD AILESI cogu kisi Rotschild ailesinin adini bile bilmez. Bu ailenin adi, ne Forbes dergisinin düzenledigi ''Yilin Zenginleri'' bölümünde yer alir, ne de dünya jet-sosyetesinin partilerinde gecer. Ancak bircok ülkenin diplomati bu ailenin adini duyduklari zaman bes dakika durmak zorundadir. cünkü bu aile dünya tarihi sahnesinde 1590 yilindan beri vardir ve dünya, bu Yahudi ailesinin cok gizli faaliyetleri neticesinde bugünkü seklini almistir. cogu kisi dünyada hicbir ailenin böylesine bir gücü elinde tutabilecegine inanamaz.
Çünkü bir ailenin böylesine siyasi ve ekonomik bir gücü nasil elde ettigini bilmiyordur. Öncelikle sunu belirtmeliyim ki aile derken üc-bes kisilik cekirdek bir aileden bahsetmiyorum. Rotschild ailesinin bugün 1000-1500 civarinda ferdi oldugu bilinmektedir. Bu aile fertlerinin her biri, dünyanin gelismis, ya da gelisecek olan ülkelerinde, cok derin faaliyetler sürdürmek üzere dagilmislardir. Dünyada olan her siyasi ve ekonomik gelismeyi, Israil devletinin cikarlarina uygun düsecek sekilde düzenlemek en kutsal görevleridir.
Ailenin gecmisi 16.yüzyila dayaniyor. Aile Ingiliz Kraliyet Saraylarinda kralin yaverligini yapan bir aile olarak ortaya cikiyor önceleri. Kralin izlemesi gereken siyaseti ve dis politika stratejilerini bu aile belirliyor. Sadece bununla da yetinmeyip kraliyet saraylarindaki tüm ihaleleri kazanarak bu ihaleleri basariyla sonuclandirip, hatiri sayilir bir servetin de sahibi oluyorlar.
Ingiliz saraylarindaki kariyerleri sayesinde kolayca kazandiklari astronomik paralarla tarihin ilk bankacilik faaliyetini gerceklestirip, Ingiliz ciftcilerine de astronomik faizlerle tarim kredisi vermeye basliyorlar ve 50 sene gecmeden neredeyse Ingiltere devletinden daha zengin bir hale geliyorlar. Faaliyet alanini iyice gelistirip derinlestiren Rotschild ailesi Avrupa'daki tüm imparatorluklari n saraylarinda söz sahibi oldu. Sadece Ingiltere'de degil, Avrupa'nin dört bir yaninda tarimla ugrasan insanlara yüksek faizle kredi vererek, altin ve gümüs komisyonculug u yaparak servetlerini iyice büyütüyorlar. Ekonomik gücü, aklin ve mantigin sinirlarini zorlamaya baslayan Rotschild ailesi, daha da karanlik ve karli bir ise girisiyor. Isin adi "Savasa giren devletlere faizle borc vermek" Bunun ilk icraatini Ingiltere-Fransa savasinda gerceklestiriyorlar. Ingiltere'ye savasa girmesi icin faizli borc olarak 35 ton altin veriyorlar. Ingiltere, Fransa karsisinda yeniliyor ve Rotschild ailesine olan borcunu ödeyemiyor. Borcun olusturdugu mükellefiyetten dolayi, Ingiliz Merkez Bankasi yani Bank of England Rotschild ailesine devrediliyor.
Rotschild ailesi Ingiliz devletinin bu devretme islemini bir sartla kabul ediyor: Ingiliz sterlinini kendilerinin basmasi sarti. Ingiliz hükümeti bu sarti o dönemde kabul etmek zorunda kaliyor ve Ingiliz sterlinini basma yetkisi bu Yahudi ailesine veriliyor. Görünüste ekonomi hakkinda pek bilgisi olmayan arkadaslar icin bu durum pek bir sey ifade etmeyebilir. Para basma yetkisini baska bir kurulusa ya da sirkete vermek demek ayni zamanda ülkenin bagimsizligini da bu kurulusa satmak demektir. cünkü bir ülkenin bankasi o ülkenin parasini basarken bastigi para karsiliginda o ülkenin hazinesine degerli maden koymak zorundadir. Örnegin Türkiye Merkez Bankasi, devlet matbaasinda 20 YTL basiyorsa eger , devlet hazinesine de 20 YTL degerindeki altini, elmasi ya da petrolü koymak zorundadir. Aksi halde basilan para, kagit parcasindan baska bir sey olmaz.
Iste Rotschild ailesinin de yaptigi sey budur. Ingiliz sterlinini basarak Ingiliz hükümetine faizle borc olarak vermis ve karsiliginda altin ve elmas almistir. Bu sekilde bir yilda 12 ton altin kar ettigi ekonomi tarihcileri tarafindan söylenir. Rotschild ailesinin en büyük girisimi ise Ingiltere ile Amerika'daki kolonilerin savasi olmustur. Savas sirasinda Rotschild ailesi cok gizli bir bicimde Amerikan kolonilerini desteklemistir. Amerika'nin Ingiltere'ye karsi direnisini yöneten kisilere yüklü miktarda silah yardimi yapilmis, Ingiltere'nin bu savasta yenilmesinin saglanacagi garanti edilmis ve karsiliginda, kurulacak olan Amerika devletinin resmi para birimini basma yetkisi istenmistir. Ingiltere ile savas konusunda cok umutsuz olan baskan Washington ve ekibi bu teklifi hic düsünmeden kabul etmistir. Aile böylece günümüzde tüm dünyada cok popüler olan Amerikan dolarini basma yetkisini elde etmistir.
Savasi Amerikan kolonileri kazanmis ve Ingiltere Amerika'dan elini ayagini cekmek zorunda kalmistir. Savastan yenik cikan Ingiltere bu sefer Amerika'ya yardim ettigi icin Fransa'ya saldirmistir. Ingiltere, Rotschild ailesinin kendilerine finansal destekte bulunacagina güvenerek bu savasa girdiyse de Rotschild ailesinden umduklari destegi bulamamislardir. Rotschild ailesi el altindan Fransa'yi destekleyerek Amerikan kolonilerinin bagimsizligini garantilemek istemistir. Bir taraftan da Ingiliz borsasi üzerinde spekülasyona girismistir. Ingiltere-Fransa savasi sirasinda borsada müthis bir hareketlenme olmus ve borsada oynayan halk, savasi kazanacaklari ni düsünerek girisimlerini arttirmislardir. Bunu firsat bilen Rotschild ailesi ''Ingilizlerin savasi kazandigi'' iddiasini ortaya atarak Ingiliz halkinin her seyini borsaya koymasini saglamistir. Ancak, generaller ve ordudan geriye kalanlar yurda döndügünde, Ingiltere'nin savasta kaybettigi ortaya cikmistir. Borsa anormal derecede yükselmis ve böylece kagitlari elinde tutan Rotschild ailesi bu ticaretten en karli cikan isim olmustur. Ingiliz tarihcilerin ''Kara eylül'' diye nitelendirdig i bu olay ile Rotschild ailesi adeta Ingiltere devletinin mülkiyetini ele gecirmistir. Iyice gelisen Rotschild ailesi, Kenan diyarinda Tanri'nin kendilerine vaad ettigi kutsal Israil devletini kurmak icin hazirliga baslamistir. Osmanli Devleti'nin parcalanmasi icin gerekli olan her seyi yapmislardir. Osmanli devletine komsu olan ülkeleri finanse ederek Osmanli'ya karsi savasmalari icin kiskirtmislardir. Böylelikle sudan bahanelerle Osmanliya saldiran Rusya, Avusturya ve diger komsu devletler, Osmanliyi askeri ve ekonomik güc olarak iyice yipratarak azinlik unsurlarin ayaklanmasini saglamislardir. Osmanli devleti nereye kosacagini sasirmis ve neticede isyan eden azinliklarin ayri devletler kurmasina engel olamamistir.
Osmanlinin en cok dis borcu Rotschild ailesinin sahibi oldugu Bank Of England bankasinadir. Osmanli Devleti, Rotschild ailesine olan borcunu ödeyecek durumda olmadigindan Rotschild ailesi bunu firsat bilmis, Osmanliya igrenc bir teklifte bulunmustur. Sultan 2. Abdülhamit ile görüsen Lord Baron Rotschild "Kudüs sehrinin, Filistin'in, Suriye'nin ve Güneydogu Anadolu bölgesinin, yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karsiliginda,Osmanli devletinin tüm dis borcunu silme ve Balkanlar'da, Afrika'da kaybettikleri topraklari geri verme" teklifinde bulunmus, ancak Abdülhamit teklifi siddetle reddetmistir. Abdülhamit, dinen böyle bir tutum sergileyerek büyük bir sevaba girmisse de Osmanli devletinin yikilma sürecini hizlandirmistir. Daha sonralari Enver Pasa, Abdülhamit'in bu tutumunu tarihi bir hata olarak degerlendirmis tir. Enver Pasa'ya göre Kudüs sehri ve Kenan diyari Yahudilere gecici olarak verilmeli ve Osmanli tekrar eski gücüne kavustuktan sonra bu topraklar geri alinmaliydi. Atatürk'e göre ise Osmanli devleti böyle bir sey yapsaydi bile yikilmaktan kurtulamazdi cünkü Osmanli üzerine korkunc oyunlar oynaniyordu. Özetleyerek anlattigim bu sürecten sonra Rotschild ailesi bütün gücüyle 1. Dünya savasinin cikmasini tezgahlamistir.
Rotshild ailesinin hesaplarina göre 1. Dünya savasi ve Arabistanli Lawrence'in faaliyetleri, Araplarin bircok parcaya bölünmesi ve Israil devletinin kurulmasi icin yeterliydi.
Savas gerceklesmis, Almanlarin önderligindeki Ittifak devletleri grubu savasi kaybetmislerdi. Rotschild ailesinin hesaplari tutmus ve Israil devletinin resmi kurulusunun ilan edilmesine ramak kalmisti. Ancak tarihi rüyaya ceyrek kala Rotschild ailesi ayrintilarda kücük bir hata yaptigini fark etti. Israil devleti kurulmaya hazirdi ama, dag ve ovalardan ibaret olan Israil topraklarinda kim yasayacakti? Avrupa'nin gelismis kentlerindeki rahatliga alismis olan Yahudiler, Israil'de yasamaya nasil ikna edilecekti ? Esas sorun buydu. Bu sorunun giderilmesi icin Rotschild ailesi radikal kararlar aldi ve yeni bir savas icin gerekli olan ortam hazirlanmaya baslandi.
KUKLA DIKTATÖR HITLER'IN ORTAYA cIKIsI VE 2. DÜNYA SAVAŞI Almanya, Birinci Dünya savasindan adeta bir enkaz halinde ve oldukca demoralize bir bicimde cikmisti. Devlet tüm ekonomik ve askeri gücünü kaybetmisti. Ve cok agir yaptirimlar iceren savas tazminati anlasmalarina imza atmislardi. Ancak Almanya'nin borclu oldugu ülkelerin merkez bankalarinin %85'i Rotschild ailesine ait oldugundan Almanya nerdeyse sadece Yahudi Rotschild ailesine borcluydu. Rotschild ailesi, Almanya'nin, bu yüklü borcun onda birini dahi ödeyemeyecegini biliyordu. Rotschild ailesi, Alman Merkez Bankasinin kendilerine devredilmesi karsiliginda dis borclarinin silinmesini teklif etti ve Almanlar teklifi kabul etmek zorunda kaldi. Aslinda bu durum sonun baslangiciydi. Birakin savasacak parayi ve silahi, savasta askere alacak erkek vatandasi bile kalmayan Almanya tekrar tüm dünyaya kafa tutacak gücü nereden ve nasil bulabilirdi ?
Bunun icin ancak Tanrinin yardimi gerekirdi. Ancak daha onlar intikam planini yapmadan önce, Rotschild ailesi onlar icin cok gizli bir plan yapmisti bile. Bu plana göre sahte ama cok inandirici bir fasizm rüzgari Avrupa'da esecek ve Yahudilere en ince ayrintisina kadar planlanmis bir sekilde siddet ve baski uygulanarak Israil'e göc etmeye mecbur birakilacaklardi . Bu planin ilk bölümü Almanya'nin ekonomisinin ayaga kaldirilmasi ve hizla silahlanmasini n saglanmasiydi. Muazzam bir ekonomik ve askeri güce kavusan Almanya'nin basina 1. Dünya savasinda er olarak savasan fanatik milliyetci Hitler getirildi. Italya ise Alman Fasizmi'nin etkisi altinda kalmis ve iktidara Mussolini gelmistir. Mussolini'nin iktidara gelmesi Rotschild ailesinin bir plani degil kendiliginden gelismis bir olaydi ama bu durum Rotschild ailesinin ekmegine yag sürmüstü.
Hitler, hitabet yetenegi ve ürkütücü karizmasi ile Alman halkini yediden yetmise pesinden kosturmustur. Hitler'in konusmalarinda ve toplantilarinda ise sasirtici bir bicimde ana hedef Yahudilerdir. Hitler'in iktidara gelmesinden önce kardes gibi bir arada yasayan Alman ve Yahudi halklari birbirlerine hicbir zararlarinin dokunmamasina ragmen olusturulan yapay kaos ortami yüzünden birbirleri ile kanli bicakli hale gelmislerdir.
Savastan önce Yahudi isadamlarina Nazi genclerinin düzenledigi saldirilar,ev kundaklamalar ve cinayetler ortami iyice germistir. Zengin olan Yahudiler bir yolunu bulup Almanya'yi terk etseler de, fakir olan zararsiz Yahudiler bir yere gidecek paralari olmadigindan olduklari yerde kala kalmislardi . O dönemler savas dönemleri oldugundan Almanya'nin disina cikmak icin büyük paralar ve bazi önemli baglantilar sartti.
Hitler savasi baslatmis ve Almanya'nin sahte intikam harekati baslamisti. Almanya savasin ilk yillarinda basari göstermis ve Fransa, Yugoslavya, cekoslovakya, Avusturya ve Belcika gibi ülkelerin tamamini cok kisa sürede ele gecirmisti. Özellikle Paris'e 2 saatte giren Nazi ordulari Ingiltere ve Ispanya'nin iyice ürkmesine neden olmustur.
Ingiltere'yi hava saldirilari ile darmadagin eden Nazi ordulari bir taraftan da sözde Yahudi soykirimi yapmaya baslamistir. Yahudiler bir bir katledilmis ve imha firinlarinda yakilmistir. Ortada öyle korkunc bir ortam vardir ki, savastan sonra bölgeyi teftise gelen Amerikali generaller bile ucaklarindan iner inmez havadaki pis kokudan dolayi hava alaninda kusmuslardir. Havadaki pis kokunun nedeni ise sürekli olarak yakilan insan cesetleri ve cürümüs cesetlerdir. Savastan sonra tam bir korku ülkesine dönen Almanya'da ortaya atilan iddialara göre neredeyse hic Yahudi birakilmamistir. Ancak Sovyet arastirmacilar durumun hic de öyle olmadigini savasta katledilenlerin sadece %15'in Yahudi oldugunu net ve carpici belgelerle kanitlamislardir. Bu belgelere göre savasta öldürülenlerin cogu ermeni,cingene ve Polonyalilardi . Geriye kalan zengin Yahudiler Rotscild ailesinin kurdugu paravan sirketler araciligi ile ve Amerikan askerlerinin denetiminde, gizlice (Amerika'ya degil) Israil'e kacirilmislardir.
Israil'e getirildikleri dönemden Israil devleti kuruluncaya kadar olan sürecte tabiri caizse Allah'in daginda prefabrik usulü yapilmis evlerde kalmislar ve büyük zorluk cekmislerdi. Kacmak icin girisimlerde bulunanlar ise Tevrat'in emrettigi bir bicimde idam edilmislerdir. Neticede yaratilan sahte milliyetci bir hava ile sözde Yahudi soykirimi yapilmis, tüm dünyada Yahudilere yönelik siddet eylemlerine girisilmis ve Yahudiler Israil'e göc etmek zorunda birakilmislardir. Yani Rotschild ailesi 1. Dünya savasinda yarim biraktigi isi 2. Dünya savasinda tamamlayabilmis tir. Asiri dindar bir aile olan Rotschild ailesi, kendilerine göre, Tanri'ya olan sözü yerine getirmistir.
BAŞKAN KENNEDY'NIN ORTADAN KALDIRILMASI 2. Dünya savasindan sonra kurulan Israil devletinde her sey 1960 yilinda John Fitzgerald Kennedy'nin Amerikan baskani olmasindan sonra degismistir. Kennedy Amerikan tarihinin en genc Baskan'idir ve ayni zamanda ilk katolik Baskandir. Kennedy'den önce Amerika'da katolik bir Baskan hicbir zaman olmamistir. John F Kennedy'nin babasi olan Joseph Kennedy de politikaci olup ayni zamanda Ingiltere büyükelciligi yapmisti. Ne babasi, ne de Baskan Kennedy Yahudilerle iyi gecinemiyorlardi.
Babasi büyükelcilik yaptigi dönemde Londra'da Yahudilerin boy hedefi haline gelmis ve cesitli saldirilara maruz kalmisti. Sigmund Rotschild, Kennedy'ye "Baskan secildiginde Ortadogu'da Israil tarafini tutan bir politika izlemesi karsiliginda, milyonlarca dolari bulan secim kampanyasi masraflarini karsilamayi" teklif etmistir. Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha yapilmamasini rica etmis ve kendisini hakarete ugramis hissettigini belirttirmistir. Kennedy, Israil lobisinin Amerikan devleti üzerindeki bfaaliyetlerinden son derece rahatsizdi. Kennedy'ye göre lobilerin faaliyetleri, Amerikan bagimsizligina vurulmus bir darbeydi.
KENNEDY ILE ISRAIL BAsKANI BEN GURION'UN NÜKLEER KAVGASI Israil kuruldugu günden beri Ortadogu'da süper güc olma hayali ile hareket etmistir. Bu yüzden Israil Devleti hizli bir "nükleer silahlanma programi" izlemeye baslamistir. Israil'in Dimona cölü'nde kurdugu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombasi ve nükleer baslikli füzeler üretmesi Baskan Kennedy'yi cok rahatsiz etmistir. Israil'in nükleer füzelerinin Ankara , Istanbul, sam, Tahran, Bagdat ve Riyad gibi sehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olmasi Kennedy yönetimini önlem almaya mecbur birakmistir. Kennedy, Ben Gurion'a yazdigi sert bir uyari mektubunda ''Israil'in nükleer programini durdurmamasi durumunda Amerikan yönetiminin yaptirim uygulamaktan kacinmayacagini belirtmistir' '.
Ben Gurion da cevap olarak gönderdigi mektupta Kennedy'ye ''Genc Adam'' diye hitap etmis ve bazi agir ithamlarda bulunmustur. Bu mektuplasmalar iyice cigirindan cikmis ve hakaretlesmeye dönüsmüstür. Bu durum üzerine tepki olarak Ben Gurion istifa etmistir. Ünlü Yahudi politikaci Henry Kissinger ''Israil'in nükleer programina son vermesi Israil'e büyük zarar verir'' diyerek Kennedy'yi ikna etmeye calismis ancak basarili olamamistir.
Kennedy bununla da yetinmemis ve 4 Haziran 1963'te Amerikan Temsilciler Meclisi'ne danisarak cikarttigi 11110 sayili kanunla Amerikan Dolar'ini basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank'in elinden alarak Amerikan Merkez Bankasi'na vermis ve ''bir ülkenin parasinin denetimin sahislarin elinde olmasinin büyük bir sorun oldugunu'' belirterek kendi sonunu hazirlamistir. Federal Reserve Bank, Israil'in en büyük gelir kaynagidir, tabiri caizse sah damaridir. Kennedy, dolar basma yetkisini Federal Reserve Bank'in elinden alarak adeta Israil'in sah damarini kesmistir.
Neticede Israil icin Kennedy'nin etkisiz hale getirilmesi farz olmustur. Kennedy'nin secimleri kaybetmesini beklemek bos bir umuttu, cünkü Kennedy halktan büyük destek görüyordu. Kennedy'ye secimler kaybettirilse bile sonradan kazanmasi yüksek ihtimaldi. Üstelik Kennedy'nin kardesi de gelecek vaad eden bir politikaciydi. Tek bir care gözüküyordu. O da suikast idi. Kennedy bir sekilde öldürülürse Amerikan yasalari geregi yerine yardimcisi getirilecekti. Kennedy'nin yardimcisi Lyndon Johnson'di. Johnson tam bir Israil taraftariydi. Üstelik Kennedy ile hic iyi gecinemiyordu, söylentilere göre Kennedy kendisini kovmaya calisiyordu. Israil, suikast karari alir ve bunu, Amerikan derin devleti icindeki baglantilarini kullanarak gizlice uygulamaya koyar. Kennedy'yi öldürmek icin en uygun ortam secim kampanyalari icin gelecegi Dallas 'tir.
Dallas'ta her zamanki gibi üstü acik araba ile halki selamlayacak olan Kennedy'yi korumakla görevli CIA ajanlari özel olarak ayarlanacak ve baskanin güvenligi sabote edilecekti. Böylece suikast cetesi Kennedy'yi rahatlikla öldürebilecekti. Suikast cetesi icin degisik rivayetler vardir.
Kimileri Kennedy'yi Fransiz suikast cetesinin öldürdügünü, kimileri ise Kübali sürgünlerin öldürdügünü iddia eder ancak kesin olan bir sey var ki,Kennedy'yi öldürenler cok profesyonel ve acimasiz keskin nisancilardan (sniper) olusan bir suikast timidir.
Kennedy'nin ziyaretinden önce, yani 21 Kasim 1963 aksami Dallas'ta bardaktan bosalircasina yagmur yagmistir. Ancak sehir halki buna ragmen baskani en iyi sekilde karsilamak icin elinden geleni yapmistir. 22 Kasim 1963 sabahi Washington D.C. 'den Air Force One ucagi ile gelen Baskan Kennedy ve esi, sabah 09'da sehir merkezinde Dallas valisi Connaly ile birlikte kahvalti ettikten sonra üstü acik bir limuzine binerek halki selamlamaya baslamislardir. Tam 6 aracin oldugu kortejde en son arabada Baskan Kennedy ve Vali Connaly vardir. Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarinin bulundugu arabalarla Kennedy'nin arabasi Kortejle birlikte Elm caddesinden Houston'a dogru beklenmedik bir dönüs yapar. O sirada silah sesleri yükselmeye baslar. Polisler telsizle anons etmeye baslar: ''Korteje ates ediyorlar yere yatin'' diye.
Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayi iskalar ve alt gecitte bekleyen Edmund Harris adindaki taksi soförünün kulagini parcalar. Ikinci mermi Kennedy'yi tam omzundan vurur. Ücüncü mermi Kennedy'yi iskalayip ön koltuktaki vali Connaly'i omzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy'yi boynundan vurur, ayni mermi baskanin vücudundan cikip Vali Connaly'i sirtindan vurur. Besinci mermi arabayi iskalayip dikiz aynasini kirip disari cikar. Ve Altinci mermi... Altinci mermi baskan Kennedy'yi tam kafasindan vurur. Baskanin kafasini parcalayan mermi bulunamaz.
Suikasttan sonra yapilan arastirmalarda Kennedy'yi sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald'in vurdugu iddia edilir. Ortada alti mermi olmasina ragmen Oswald'in tek katil oldugu görüsüne varilir. Iddialara göre Oswald , Texas Okul kitaplari bürosunun altinci katindaki pencere dibinden Italyan yapimi "Mannlicher Caracano" marka sniper tüfegi ile alti kez ates ederek Baskani öldürmeyi basarmistir. Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamistir. Deliller birden cok sayida keskin nisancinin oldugunu göstermesine ragmen, Israil denetimindeki Amerikan derin devleti, sucu Lee Harvey Oswald'in üzerine atarak diger delilleri bir bir yok etmistir. Suikasti gören 57 kisi ölü bulunmus, ölümler kaza veya intihar ile aciklanmistir. Lee Harvey Oswald ise suikasttan iki gün sonra, mahkeme cikisinda yüzlerce FBI ajani ve polisin arasinda Yahudi bir bar isletmecisi olan Jack Ruby tarafindan öldürülmüstür. Bu Amerikan milliyetcisi Yahudi, Lee Harvey Oswald'i öldürmesinin nedenini ise "komünistlerden Amerika'nin aldigi intikam" olarak yorumlamistir.
Birden cok sayida keskin nisanci tarafindan vurulan Kennedy'nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüs ve otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmislerdi. Ailesi, Kennedy'nin kafasinin kesilerek incelenmesini ve böylelikle gercek suikastcilarin bulunmasini istediginde ise, Amerikan birimleri konuyu siddetle reddetmislerdir. Kennedy apar topar gömülerek konu örtbas edilmistir. Baskan Kennedy'nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra baskan adayi olan kardesi senatör Robert Kennedy de bir basin toplantisi sirasinda Israil isbirlikcisi Filistinli bir genc tarafindan kursunlanarak öldürülmüstür.
KENNEDY SUIKASTININ SONUÇLARI Israil, Kennedy'nin kapattigi Dimona cölündeki nükleer santralini tekrar acmis ve nükleer silah üretimine eskisi gibi devam etmistir. Baskan Kennedy'nin cikarttigi, Federal Reserve Bank'in elinden Amerikan dolarini basma yetkisini alan 11110 sayili kanun iptal edilmis ve Amerikan dolarini basma yetkisi tekrar Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank'a verilmistir.
II. Dünya savasindan sonra ilimli ve sakin bir politika izleyen Amerika devleti özellikle Kennedy suikastindan sonra soguk savas sürecini de baslatmistir. Amerika ile Sovyet Rusya arasindaki soguk savastan tüm dünya devletleri cok olumsuz yönde etkilenmistir. Amerika ile Sovyet Rusya arasindaki silahlanma rekabeti adeta bir sidik yarisina dönmüstür.
Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hiz vermis ve Vietnam'a saldirmistir. Vietnam'da binlerce kisinin ölmesine ve bircok ülkenin bu savastan dolayli olarak zarar görmesine neden olmustur.
Amerika'da Israil lobisi ise iyice pervasizlasmis ve yönetimde söz sahibi olmustur. Amerika Israil Devletinin yaptigi katliamlara sesini cikaramaz hale gelmis ve Israil ile suc ortakligi yapmaya baslamistir. En basitinden örnek vermek gerekirse Israil devletinin cok gizlice yürüttügü "Samuel Vanunu'yu kacirma operasyonu"na istemeden sahit olan bir Amerikan Firkateynindeki 23 deniz piyadesi Israil hücum botlari tarafindan acilan atesle öldürülmüstür. Denize düsüp kacmaya calisan askerler bile Israilliler tarafindan öldürülmüstür. Olayin basina sizmasina izin verilmemis ve yahudilerin kontrolündeki Amerikan basini konuyu haber bile yapmamistir.
CIA tüm dünyada ''komünizmle mücadele'' dogrultusunda adina GLADIO denilen ve Beyrut'taki gerilla kamplarinda egitilen katillerden ve parali askerlerden olusan gizli bir ordu hazirlamis ve bu parali katilleri maasa baglayarak dünyanin her yerinde komünistleri ve sol düsüncelileri öldürmekle görevlendirmis tir.
Bu baglamda Türkiye'deki sag-sol catismalari, siyasi amaclar icin islenen cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmis ve arkadaslarinin idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladio'nun eserleridir. Gladio ordularinin kurulmasi ne tesadüfse Kennedy suikastindan hemen sonraya denk gelir. Amerika'nin "Büyük Ortadogu Projesi" baslamistir.
Büyük Ortadogu Projesinin diger adi ise Büyük Israil Devleti projesidir. Kennedy suikastindan sonra Büyük Israil Devleti Projesine hiz verilmistir. Büyük Israil Devleti Tevrat'ta Tanri Yehova'nin Yahudilere vaad ettigi topraklardan olusmaktadir. 11 Eylül saldirilari, Münih'teki eylemler ve daha bircok terörist eylem aslinda Büyük Israil Devleti projesinin bir parcasindan baska bir sey degildir. Bazi arkadaslar Büyük Ortadogu Projesini sanki yeni bir seymis gibi algiliyorlar. Bu arkadaslar kitap falan pek okumadiklari icin ne duysalar ona inaniyorlar. Büyük Ortadogu projesi yeni bir sey degil ki. Yüzyillardir var olan bir proje... Osmanlilarin yikilmasi, Araplarin parcalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi, Türkiye'deki terör eylemleri ve istikrarsizlik ve Irak, Iran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her on yilda bir sorun cikarmasi rastlanti olmasa gerek ! İleti:Orhan TEKKILIC ************ Mutlaka Okuyunuz okutturunuz. TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ http://ahmetdursun374.blogcu.com/savas-turkiye-de-gizli-savas-1_3836004.html
DİKKATİNİZE SUNULAN YANSIMALAR: Savaşların Mimarı Rotschild Ailesi http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3777.0 ----- Rio Tinto ve Bor Pazar yapısı - Galip TÜRKMEN ( Eti holding Müfettişi) http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=267.0 --------- George Soros kimdir? Ne haltlar karıştırıyor? http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=390.0 --------- KÜRESEL KATİL RIO TINTO. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2164.0 ---------- BOR MADENİ VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=47.0 ---------- TAYYİP ERDOĞAN'A GÖNDERİLEN CFR PLANI http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=355.0 ------------ Rio Tinto ve Bor Pazar yapısı - Galip TÜRKMEN ( Eti holding Müfettişi) http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=267.0 ---------- İngiliz Egemenliğinin Amiral Gemisi Rio Tinto ve Kartele Terkedilen Bor Pazarı http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3396.0 ---------- SODA KÜLÜ VE EKONOMİSİ http://ahmetdursun374.blogcu.com/soda-kulu-ve-ekonomisi-erdogan-in-gizli-bor-pazarligi_49495781.html --------- BOR:Erdoğan'ın gizli [BOR] pazarlığı. http://ahmetdursun374.blogcu.com/bor-erdogan-in-gizli-%5Bbor-pazarligi_30939821.html ------- Dost Görünen Düşman ABD | Yahudi Kökenli Soros CFR’nin de Hizmetinde /yeniçağ gz http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=197.0 -------- William Enghdal-Sihirbaz Soros Arkasindaki Gizli Finansal Sebeke-1 http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1498.0
|
|
Yorum
(0) :: Yorum
yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
Eflatun,
HUKUK
a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/
b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/
c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26
d) Şiddet çağrısı içermedikçe sözlü ve yazılı ifadedeler cezalandırılamaz. Bu düşünceler şok edici bile olsa... (Yargıtay Genel Kurul Kararı.)
Arkadaşlarım
• mustafabaygin • onurlu1turk • ifsa • 93busra • dogpol • skurt • alisevgi • mertadam • sedencik • sennurozturk • ozgan • barometre • yildizlarvegece • tulaybilgin • laleninbahcesi • ercansen • karsittez • okayyildiz • leventgeckalanlar • paratoner • hazanseli • fcinar55 • cumhuriyethalkpartisi • saraykoy • emeklilik • candanof • prewar • aliuluc • kerkukunsesi • yagmurvetoprak • pistols • erenyemi • leventburda • alevidostlar • NecatiCavdar • erginbay • sanatyeri • sue • vakanuvis • angeldream • HocaileEssek • aliozaltun • CEM38 • livanca • benyaziyorum • snecateren • Sakirmgk • benyaziyorumsiyaset • turkeyphotogallery • insiyakimilli • dilsizmutercim • rizelli • ZEYNEP03 • benyaziyorumflashheader • loji • aktifus • hukuksal • gencsblog • fozcan • kerrar • tuncaytemiz • oguzoguzhan • aylintoygun • erdem43 • KristinaODonnelly • hilalliler • torlakon • cihateri • aheng • karlitorosdaglari • Karya35 • pelinzeybek • tatilvakti • turkkadinlari • hyyilmaz • barbibarbieoyunlari • busraustaomer • kurucafe • romanozeti • yuceltanay53 • futuristar
arkadaslarARSIVpaylasmakATATURK HAKKINDAbilimbizzatBULENTESINOGLUdostluklarFETHULLAH GULENgenelKANUNLARKURANDANneciphablemitogluSAGLIKsiirlertoplumsalYAZISMALARARSIVI
----
-------
---
|