YAZISMALARARSIVI - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu

Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta...

28/10/2009 - Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları

Gazi Paşa’nın Emaneti “Cumhuriyet”… Prof. Dr. Ramazan Demir

"Türk milleti, kendisinin ve ülkesinim çıkarları aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, satılmış, sefil, hain, vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin hezeyanlarındaki gizli ve kirli niyetleri anlayamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir toplum değildir." 

Mustafa Kemal ATATÜRK


Büyük Türk Milletinin,86 yıl önce olduğu gibi, bugün de emperyalistlarin ve onların uşakları hainlerin oyunlarını bozarak Türkiye Cumhuriyeti'nim sonsuza dek yaşatacağı inancıyla en büyük bayramınızı kutlarım.

Prof.Dr. Süleyman ÇELİK
Ondokuz Mayıs Üniversitesi.
******************
Gazi Paşa’nın Emaneti “Cumhuriyet”… Prof. Dr. Ramazan Demir

Prof. Dr. Ramazan Demir

Varlığımızla borçlu olduğumuz Gazi Paşa, 86 yıl  önce şöyle hitap ediyordu Türk Gençliğine; “Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


İçinde bulunduğumuz şartları (şerait), bulunduğumuz durum ile sahip olduğumuz imkânları düşünmeden Cumhuriyeti savunmak, korumak görevini veriyor Gazi Paşa…

Neden bu görevi veriyor?

Çünkü Cumhuriyet demek fazilet demektir, uygarlık demektir, çağdaşlık demektir, kısaca insan olmak demektir…

Rejim olarak da halkın iradesi demektir.

Cumhuriyet yönetiminde milletin onayı esas alınır.

Cumhur demek, “Halk” demek ise, Onun kendini idare etme hakkının yine kendinde olması gerektiği için, bu görevin yine halkla yapılması zorunluluğu vardır.

Peki, sistem nasıl işliyor?

Halk, kendisini yönetmek üzere birilerine yetki verir. Yönetme yetkisini vereceği kişileri, hür iradesiyle yasaların öngördüğü şekilde seçer.

Türkiye’de bu iş nasıl işliyor, sorusuna verilecek cevap aslında bellidir ve herkes de bilir.

Gazi Paşa, Cumhuriyet’i ilan etme projesini planlarken; çok yönlü düşünmüş, belli grupların, kişilerin egemenliğine ve diktatörlüğüne meydan vermemek için ilkeler manzumesi geliştirmiştir; bu ilkelerin birincisi milletin, kendi kendisini yönetme ilkesidir. Yani milletin yegâne söz sahibi olmasını istemiştir.

Bir kişinin ya da ailenin ya da grubun diktatörlüğüne son vermek için “Cumhur’un” egemenliğini esas almıştır. Şayet Gazi paşa isteseydi ilelebet bir “Cumhur’un” diktatörü olabilirdi, bunu asla düşünmemiş ve istememiştir.


Cumhur’un iradesini esas alan sistemlerde her şeyiyle halka dayanan ve ilkeler bütününden oluşan bir yönetim şekli hiç bir dönemde olamamıştır. Cumhur, yönetimi sağlayacak temsilcileri seçmesine karşın “devlet” sisteminde kurumların çeşitliliği kaçınılmaz olmuştur. Gazi Paşa’nın kurduğu Cumhuriyet idaresi temelde halkın iradesine dayanır, doğrudur, fakat “devlet” kurumlarında kuvvetler ayrılığı yoktur. Yani tüm kuvvetler, güçler, kurumlar bir bütündür, birbiri zıddına işlem yapamazlardı. 


Zaman içinde bu ilke, “kuvvetler ayrılığı” esasına dönüştürüldü. Çünkü politika ve yönetme sistemi “milli hedeflerden” saptırılmaya başlandı. Buna çare olarak devlet sistemini koruyan ve halkın iradesine sahip çıkan sistemler geliştirildi. Nitekim 1960 ve 1982 Anayasaları bu gerekçelerle (doğru-yanlış) hazırlandı.

En önemli gelişme, hak-hukuk-sosyal adalet esasına dayalı “laik cumhuriyet” idaresinin gelişmesidir. Buna göre kurumlar arasında uyum olacak, fakat birini bir diğeri gerektiğinde denetleyebilecek şekilde geniş manevra alanları oluşturuldu. 


Tüm bu kuverler ayrılığının tepesinde mutlaka “hukuk” vardır. İcrayı da, yasamayı da hukuk denetler. Hukuk yoksa hiçbir şey yok demektir. Kanunların olması hukukun olduğunu göstermez. 


Dünyada Cumhuriyet’le idare edilen birçok ülke vardır. Örneğin Libya Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, İran Cumhuriyeti gibi… Çarpıcı üç örnek verelim; Çek Cumhuriyeti (formu tam belli olmayan bir cumhuriyet), İran İslam Cumhuriyeti (bir İslam cumhuriyeti). ABD Federal Cumhuriyeti (federal bir cumhuriyet). Bunlara karşılık Türkiye Cumhuriyetine bakıldığında, çok önemli bir farkı görmek mümkündür. Bu farklılık, her cumhuriyette bir “bütünlük” halinde bulunmayan farklılıktır. İşte o farklılığın temel ilkeleri: milletin egemenliğine dayalı olması, laik olması, demokratik olması, çağdaş olması ve hukukun üstünlüğünün esas alınması ilkeleri. Türkiye Cumhuriyetini kuran Gazi Paşa, bu ilkelere dayalı bir projeyi hayata geçirmiş ve korunması için bize bırakmış, görev vermiştir; bunu yukarıda veciz ifadeleriyle hatırlattık.


Türkiye Cumhuriyetini farklı yapan en önemli ve üstün özelliği, şüphesiz ki “laiklik” ilkesidir. Fazilet olan Cumhuriyet rejimini bize sağladığı için önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bir kez daha değil, binlerce kez minnet ve şükranlarımı sunuyorum.


Bu satırlarımı  okuyan herkesin Cumhuriyet Bayramını kutlarken, Gazi Paşa’nın bu emanetini ilelebet yaşaması için onu korumak, savunmak ve geliştirmek için tüm benliğimle çalışacağıma söz veriyorum.

Sizlerin de söz vereceğinize inanıyorum. 28.10.2009
R.Demir
www.r-demir.com
*****************
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyetin onuncu yıl kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 günü verdiği Onuncu Yıl Nutku'nda dediği gibi "en büyük bayram"ımız kutlu olsun.
Ahmet Dursun
************
Kimdir bu Atatürk?
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/7/2009 - FARK EDİLMEYEN YA DA EDİLMESİ İSTENMEYEN BİR FELÂKET :1071

Tevrat'ta vaad edilen kutsal topraklar hakkında fark edilmesi gereken gerçek:kimin toprağı kime, hangi hakla?...

Bu yazı Haluk Tarcan'aittir.

 FARK EDİLMEYEN YA DA EDİLMESİ İSTENMEYEN BİR FELÂKET :1071
Türkiye'nin medar-ı iftiharı büyük Hititçi, rahmetli Ord.Prof. ölümüne kadar Türklerin Anadolu'ya 1071'de geldiği iddiasında ısrar etmiş idi.
Öte yandan, İstanbul Üniversitesi'nden Prof. A. Erzen 1967'de Edebiyat Fakültesi bağlı olarak "Van Bölgesi Tarih Ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi"ni kurmuş Türk ve Batılı profesörlerle Doğu Anadolu Yüksek yaylâsında derinlemesine ve genişlemesine araştırmalar yapmış,sonuçlarını 1984'te "Doğu Anadolu ve Urartular, 1984" adlı kitapta vermişti.

1-Doğu Anadolu'ya Orta Asya'dan göçler (-13bin)lerde başlamıştır.Görsel değerdeki kaya üstleri ve mağara duvarlarındaki resimler, damgalar ve yazıtlar bu tarihi vermektedirler..
2-Batı,çıkarlarına uygun olarak politika yoluyla yaratacağı yapay devletleri buraya yerleştirmek için bu Asya ile Anadolu/Mezopotamya arasındaki dört yol ağzını tarihsiz bırakmıştır. Van, Başet dağında yaklaşık 12/13binler ait yazı öğelerini içeren bir kaya resmi Van/Hakkâri arasında Çilgiri'de bulunan, Prof.Muvaffak Uyanık tarafından tarihi 7/6binler diye tespit edilmiş yazıt (ortadaki haç, OQ diye okunan ve yeryüzü kişisi ya da günahsız anlamını veren Ön-Türkçe damgadır).
Eğer Atalarımız ilk kere 1071'de Anadolu'ya gelmiş iseler, - televizyon konuşmalarımızda da daima tekrarladığımız gibi- binyetmiş buçukta
Anadolu'ya gelmiş olanlar Anadolu'da tarihi ileri sürerek hak iddia edebilirler. Ve DE, İlgili Akademisyenlerimizin resmî yazıları ile bu iddiada bulunanlara topraklarımızı terk etmek mecburiyeti doğar Sizlere sesleniyorum sayın ve değerli Akademisyenlerimiz :

 TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ? Bu günlerde yeniden konu oldu : Bir kutsal kitap ,
Tevrat, kendi halkına "bazı topraklar vaad etmiş bu vaadler arasına güney Doğu Anadolu'yu da katıvermiş?...Kimin toprağı kime, hangi hakla?

... Öte yandan artık alışkanlık hâline gelen bazı ziyaretler var :
TE.CE. vatandaşı, vatandaşımız Mehmet Ali Birand'ın Türkiye Türklere bırakılmamalı şeklinde ifade ettiği slogan, demokrasiyi araç diye kullanan emperiyalistlerin ,Toprak altı aşklarını çok iyi tanımlamış
olmalı ki, bugün Dıyarbakır'ın , bazı özel kişilerin turistik beldesi hâline gelmiş olduğu âlelâdeleşmiş... Günümüzdeki olaylardan yola çıkarak sadece Güney Doğu tarihine kısa bir göz atalım ; Yalnız , bu yazımızda , Doğu Anadolu yaylâsının tüm tapusunu ,13binden, 1000 yıllarına kadar yelpazelenerek mühürlemiş olan Ön-Türkçe yazıtları sıralamıyoruz : Mezopotamya ile ilk temas, Orta Anadolu kişisinin,Anadolu kültürünü, ilk kere Volkan camı'nı Mezopotamya'ya taşıması sonucu başlamış,böylece onların kesici alet sahibi olmaları sağlanmıştır. Fakat , asıl, Ön-Türk Kültürünün dip kültürde yer alması ,13binlerde başlamış ve (-516)da Urartu'nun İskitler tarafından istilâsıyla politik olarak Anadolu'da sona ermiş , ama, Ön-Türk Kültürü (+1071)de yeniden tazelenmiş ve sürekli politik çalkalanmalara karşın bu kültür, dip/temel kültür hâlinde 1923'te âniden alevlenmiş ve 2009'a ayak basmıştır....13.000 + 2009 = 15.009 yıl yok edilememiş
bir kültür...Ama, yok sayılmış!...Resmî tarih haline sokulmuş!...

1-Orta Asya'da 80binlerde doğmuş olan insan üstü kudret inancı*(Doss.Arch.185/1993) Doğu Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Halep Sırlı Taşı'nda görüldüğü gibi,10binlerde İnmiştir. Tarihi, Fransa/Lyon termo-nükleer laboratuarınca 9300/8700 diye tespit edilmiştir. Okunuşu "uçulan yer Tanrı Bil'i Göğü, heyhat!" (K.Mirşan) Halep'in tarihteki adları HALPA...HU/ALPA'dır...Hua= Kudret ,ALPA = AL-APA =ilâh, ruhu alıp götüren, anlamlarını verirler .

 2- Sat dağındaki 8bin tarihini gösteren birleşik damgalar bu toprakların tapusu niteliğindedirler 3-6.000 tarihli Tel Es Sawwan seramikleri Ön-Türkçe damgalarla bezenmiştir ;

 4-5.000' tarihli Samarra seramiklerinde. OQ,OZ ONÇ
damgaları okunmaktadır.(Katalog, Bağdat Müzesi şaheserleri, Petit Palais 1981 Paris)

 5-4.000'de SUBAR-TU devleti Mezoptamyaya egemendir.
(A.Parrot- Sumer, Gallimard) ; Urartu öteki adıyla ISUB-URA BiL'in devamıdır (K.Mirşan)

 6-"...Fırat kıyısında Mari (Tel-Harîri) bölgesinde (-4.000/2.000)ler tarihlerini taşıyan tabletlerden 13'ünde TURUKKU adı okunmaktadır. Bu bölgenin Sümer ve Baabil nüfuzunda olduğu bilinmektedir..."(Her Yönüyle Kürt Dosyası , Prof.Dr. Abdülhalûk ÇAY-Turan Kültür Vakfı 1994 )

7-Malatya/ Elazığ, Kuzey Suriye,Urmiye ve Transkafkasya'yı kapsayan geniş coğrafya içinde M.Ö dörtbinde çok kuvvetli bir kültür birliği vardır. Bu kültüre ERKEN HURRİ KÜLTÜRÜ denir.(Prof.A.Erzen, Urartular s.15/16)

8-Aynı ekipten Prof. Erich Feig bu çerçeve içinde, DIYARBAKIR merkez olmak üzere bu yörede dördüncübin'de yoğun bir PROTO-TÜRK KÜLTÜRÜ'nün egemen olduğunu ortaya koymuştur

9-Hurri'ler ve onlardan sonra Doğu Anadolu'da görülen Urartuların dillerinin , morfoloji, fonoloji, sentaks ve vokabüler açılarından akraba diller oldukları ortaya çeşitli şekillerde
konmuştur (Prof.A.Erzen s.25 ayni eser)

10-Asur'un adı Ön-Türkçe, AT-UB UÇUĞ'dur ,"Yüce Yönetim Liderliği" (K.Mirşan)

11-Mezopotamya'ya Sümerler dışında Orta Asya kültürünü götürenler : ELÂM'lar KASSİ'ler
GUTİ'lerdir.

12-A:Parrot, GUTİ'lerin Orta Asya'dan geldiklerini , Van ve Urmiye bölgesinden geçip Mezopotamya'ya yerleştiklerini yazar.
(A.Parrot, Sümer, Gallimard, 1960, Paris)i

13- İtalyan Türkolog E.Rossi, GUTİ'lerin Türk olduklarını kaydeder. (le Civilta dell'Oriente, Casini 1957 Roma)

14-Prof Neş'et Çağlayan KUT(GUTİ)ları en eski bir Türk devleti olarak sunar

15-ELÂM'lar konusunda araştırmalar yapmış olan Hamit .Zübeyir Koşay onların Türk olduklarını
ve Fransa'nın güneyindeki BASK'larla olan akrabalığını ortaya koyar (makaleler, incelemeler , Ankara 1974)

16-OQ Türklerinden olan QARLUQ'lar , Balkaş, Hazar doğusu yoluyla Doğu Anadolu'ya oradan da (-1600)lerde Babilonya'ya göçetmişlerdir. Yaklaşık (-1600)lerde Babilonya'ya KARDUNİAŞ adı verilmiştir. Bu, KARDUN-UYUŞ yani, QARLUK FEDERASYONU demektir ; Qara-Uluq = QARLUQ...QARDUQ...QARDUN şekline dönüşmüştür .(K.MİRŞAN) Prof Akurgal , Anadolu'nun Kültür Tarihi kitabının 178'nci sahifesinde Mitanni'lerin eski yazıtlarda MAİTANNİ diye geçtiğini ve kral adlarının Hint-Avrupaca olduğunu ileri sürer.
Bilimsel gerçekler tam aksini ortaya dökerler :, Artık, Hint-Avrupa dilleri teorisinin yalanlanması gerektiği, CNRS'in 2000 eylül tarihli 386 no.lu bülteninin 8'nci sahifesinden başlayarak geniş bir şekilde verilmiştir.

MAİTANNİN kral adlarından 12'sinin ,AT-ATA, AİTA. ATTİ Qağan ve ATA anlamlarını taşıyan heceler etrafında oluştuklarını görürüz : Birkaç örmek : PARŞATATAR...TUŞRATTA...VAŞASATTA...
MAİTANNİ....MATTİVAZA Günümüzde bu yörede yaşayan METEANNİ'ler vardır ve
bunlar Orta Asyadan geldiklerini söylerler.(K.K.Kop, Doğu ve Güney ve Doğu Anadolu Ana Türkçesini etkileyen faktörler TKAE 1982)

17- CUUDİ dağı yazıtı (-1500)

18- VARAGÖZ yaylâsı yazıtı(-1000) tarihlidir.

19-AKATÇA Ön-Türkçe'nin geniş etkisi altında kalmıştır.(K.Mirşan) Anadolu Türk tarihin başlangıcı, Batılılar tarafından SEVR'in başlangıç noktası demek olan 1071'e perçinlenmiştir. Yukarıda verdiğimiz bilgileri ,özellikle Proto-Türklerin (Ön-Türkler) varlığını batılılar
pek iyi bilmektedir . Fakat, 1774'te Osmanlının duraklama döneminin başlangıcında Türkleri tarihten silmek, Anadolu'ya sahip olmak amaçlarına set çeken bilgileri daima hasıraltı etmişlerdir.. Artık,halkımızın, belgelerle vermiş olduğumuz bu açıklamalara sahip olarak
emperiyalistlere verecekleri çok sayıda cevapları vardır. *(insan üstün kudret inancı, 10binlerde Ön-Atalarla Doğu Anadolu yoluyla Mezopotamya'ya inmiş ve bu kavram ileriki bin yıllarda Mezopotamya'da tek Tanrılı dinlerin doğuşunun kökenini oluşturmuş, kutsal kitaplar,
Tevrat başta olmak üzere bu kökenden yola çıkmış olacaklardır.)

Halûk Tarcan Bilimsel araştırmacı(araştırmacı yazar değil!) Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi-Paris) Mecidiyeköy, 20.06.09

Yorum 1:

Medeniyetin kaynağını; yunan ve yahudi medeniyeti ile sınırlandırmak isteyen tarafsızlığını yitirmiş bir tarih ve bilim ile karşı karşıyayız.Nasıl ki herşeyin kaynağı Türklerdir demek çok saçma bir sav ise medeniyeti yunan ve yahudi kültürü ile sınırlandırmaya çalışmak da çok saçmadır.Fenikeli yahudi kavimlerin tabii ki yunana etkisi olmuştur, özellikle dinin kurumsallaşması aşamalarında.

Tevrat,Tora gibi yazıtlarda din ve siyaset el ele gitmiş ve bu günkü kurumsallaşmış dini yapıların oluşmasında çok etkili olmuştur.İyi mi olmuştur bu durum,bunu dinlerin bu günkü haline ve
günümüzde akp zihniyetli yönetime bakarak yorumlamayı size bırakıyorum.Çağlar boyunca,kültürler,kavimler bir birlerinden etkilenmişlerdir.Doğası gereği konar göçer,hayvancılık ağırlıklı savaşçı bir toplum olan türklerin,yerleşik tarım toplumu olan diğer milletlere nispeten şaşalı yapıtlar ve kutsallık iddialı kanlı yazıtlar bırakmaması normaldir.
Türklerin ve şaman-gaman,kam- kültürünün bıraktıkları dahaziyade,ateşe,suya,havaya,doğaya,uçan kuşlara, yani kısacası  dünya
ruhuna olmuş ve böylece çağlar boyu  evrenin kalbi olan  levh-i mahfuz-akaşik kayıtlar-da  yankılanarak  insanlığın yüreğinde,kolektif bilinçaltında yer etmiştir.

İhsan Buğra Alp

Sayın İhsan Buğra Alp,

Türkler yerleşik Uygarlıktan gelirler. Tarihte ilk kere kentleri kurmuşlardır. Konar göçerler, kentlerin gıda ihtiyaçlarıı sağlayan ,(et,süt,peynir, kürk vb..) çobanlardır. Batı bizi ilkel göstermek için sadece konar göçerlerden söz ettiği ve tarihimizi de bu şekilde kaleme aldığından kendimiz göçebe saymışızdır.Türkler göçbe değil GÖÇMEN'dirler. Kuraklık yüzünden göçedip yeni yerlerler vatanlar aramışlardır. Göçbe ise, belirli bir yerde oturur yazın otlaklar aramak üzere göç eder ve fakat kışın esas yerine döner.

Yazıyı icad eden Ön-Atalarımızdır.İlk siyasal kuruluşları  gerçeklerştiren ön-atalarımızdır size ilişikte son yazımı sunuyorum orada Ön-atalarımzın Uygarlıktaki yerini kısaca göreceksiniz.

Saygılar

 Halûk Tarcan

-----

TBMM ÖDÜLÜ 1 

Bu ödül Kâzım Mirşan’ a verilebilirdi. Çünkü :

  1. Etrüsklerin Türk olduklarını 1970’de 100 Etrüskçe yazıtı Türkçe okuyarak ıspat etmişti. Bu gün DNA testiyle bu gerçek Batı tarafından tasdik edilmiştir.(*)
  2. Hint Avrupa dili teorisinin olamayacağını, bu dillerin kökeninde Ön-Türkçe İmek ve Olmak fiilinin bulunuşuyla ortaya koymuştu. Mirşan’ın haklı olduğu , Kembriç, Stanford ve Roma üniversitelerinin ilgili profesörlerinin incelemesiyle  ortaya çıkmıştır (CNRS, Eylûl 2000, Bülten no:836 sahife 8)(**)
  3. Herodot’tan çok önce iki Türk tarihçisinin varlığını meydana koymuştu :

Herodot (- 484/420),Öngre-Binğabaşı (-530-493), Bilge Atung Uquq  (-572-535).

Bu tarihçiler, Resmî tarihin sözünü etmediği Türük Bil (- 879 / +580) döneminde yaşamış, Adriyatik’ten Çin sınırına kadar geniş sahayı, askerî kuruluşlar, teftiş ve savaşlar nedeniyle at üstünde dolaşırken gördükleri ve bildiklerini taşa vurdurtmuş Komutanlardır.(***) 

Yazının  ön-Atalar tarafından bulunmuş  olduğunu ortaya koyduğundan söz etmiyoruz. Çünkü, bu bulguların ancak BATILI tarafından OKEY’lendiği takdirde kabul göreceği acı gerçeği hâlâ geçerlidir.(****) 

Bu maddelerden yalnız ilki Ödül verilmesi için yeterlidir. 

Halûk Tarcan (bilimsel araştırmacı-araştırmacı yazar değil) CNRS/Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi/ Sorbon 6’ncı seksiyon-Paris

 

(*)(**)(***)(****) : Evrensel Uygarlıkların Kökendeki Ön-Türk Uygarlığı,  3cilt – Halûk Tarcan

İsteme : tarcanhaluk@gmail.com.  Yalnız tarafımdan satılır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/7/2009 - TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİYSE, RUHBAN OKULU AÇILAMAZ…

TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİYSE, RUHBAN OKULU AÇILAMAZ…

                                                                 Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç 

Heybeliada Ruhban Okulunun  yeniden açılması sorunu, siyasal gündemimizin baş sıralarını işgal etmeye devam ediyor. Yapılan televizyon programlarının haddi hesabı yok. Köşelerinde konuyu tartışan yazarlarımız arasında da bir mutabakat gözlenmiyor. Kimi açılmasından yana, kimileri de açılmamasından. Oysa  mesele son derecede yalın ve açıktır ve de “hukuk tabanlı” bir sorundur. Mevcut  Anayasamıza göre ,  bu Ruhban Okulu’nun  “Fener Rum Patrikhanesi’nin dayattığı şekilde açılmasına” olanak yoktur.

O halde aydınlarımız, gene çoğu kez olduğu gibi iyi analiz edip incelemeden bu konuyu da  içinden çıkılmaz bir hale getirmiş bulunuyorlar. O kadar ki; sokaklarda bir anket uygulasak ve yurttaşlarımıza bu sorunu sorsak, alacağımız yanıtlar şu çerçevede toplanacaktır:

  • “Adamların okulunu kapatmışız, açtırmıyoruz. Ayıp yahu!..”
  • “Papazlarını bile yetiştirmelerini engelliyoruz, bu nasıl iş?...”
  • “Rum Cemaati 2 bin kişi ya var ya yok. Nelerinden korkuyoruz?”.

Böylesi bir yanlış yargının oluşmasında da baş sorumlunun gene “bir kesim basınımız” olduğunu söyleyip, konunun hukuki analizine geçelim.

Konuyu olayın özünden uzaklaştırmamak için, Heybeliada Ruhban Okulu’nun tarihsel gelişimine değinmeyeceğim. Belli ki bu okul Rum cemaatine ruhban yetiştiren, böylece teoloji eğitimi veren kimliğini Osmanlı Devleti bünyesinde, kimi imtiyazlarla birlikte sürdürmüş bir eğitim kurumu.

Lozan, azınlık okullarına verilmiş  tüm imtiyazları kaldırıyor, kendileri de Türk vatandaşı olan bu azınlığın statüsünü Türklerinkine eşit kılıyor. Böylece bir Rum vatandaş da, bir Türk vatandaş da aynı  ve “eşit” statüye sahip kılınıyor. Azınlık okullarının statüleri belirleniyor ve hiçbir sorun yaşanmadan günümüze geliniyor.

Bu arada cumhuriyet kuruluyor ve arkasından devrimin en temel yasası “Eğitim Birliği Yasası” (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) kabul edilerek, Türkiye’deki bütün “orta öğretim kurumları”, (yani ortaokul ve liseler) tek bir çatı altında toplanıp, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanıyor. (3 Mart 1924). Bundan maksat (kız-erkek) tüm gençlerimizin aynı laik eğitimden geçerek, bilimin ışığında ve çağdaş bir eğitim görmelerini sağlamak, aynı zamanda yüzlerce yıl geride kalmış, köhnemiş medrese eğitimine de son vermek.

1971 yılına böylece geliniyor. O günlerde hatırlayacağınız gibi Türkiye’de “Özel Yüksek Okullar” açılmıştır. Ne var ki, buna olanak veren 1965 tarihli ve 625 sayılı “Özel Öğretim Kurumları Kanunu”nun bazı maddelerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu saptayan Anayasa Mahkemesi, 12 Ocak 1971 tarih ve 1971-3 sayılı bir kararla “ Özel Yüksek Okulların Devletleştirilmesini” öngörüyor.  Bunun üzerine Ruhban Okulu dahil, bütün bu özel okullar kapatılıyor. Bu icraatın hemen arkasından devlet, “ özel statüdeki bu okulların devlet denetimine alınmasına ve yeniden açılmasına” izin veriyor. Fener Rum Patrikliği bu denetimi reddederek, “Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına” izin vermiyor.

Yani okulu açtırmayan, Fener Rum Patrikliği.

Bu karşı çıkmanın elbette bir temel nedeni var:  Türkiye’deki  lise düzeyine kadar olan tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına, yüksek okullar ise YÖK’e bağlılar. Yani? Yani bir “devlet denetimine” tabiler.  Fener Rum Patriği Barthalomeos  bunu istemiyor, adeta “devlet içinde bir devlet” edasıyla, Ruhban Okulu’nun hiçbir denetime tabi olmadan Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlanmasını istiyor.

Bu durum Lozan’a aykırı, “Eğitim Birliği Yasası”na aykırı, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı.

Fener Rum Patrikliği, “Heybeliada Ruhban Okulu”nun, kapatıldığı zamanki gibi “özel”  statüde din eğitimi yapan bir yüksek okul olmasını istiyor. Üstelik bu okulun sadece Fener Patrikliği’ne değil, bütün Ortodoks Kiliselerine hitap edeceğini söylüyor. Bu nedenle okula hem yurt içinden, hem yurt dışından öğrenciler alacağını söylüyor. Oysa kiliseler için gereken din adamlarının eğitimi, Selanik ve Girit’teki Patriklik Enstitülerinde, Patmos, Athos, Kuzey Amerika ve Avustralya’daki eğitim kurumlarında yapılıyor. Ayrıca Rus ve Balkan Ortodoks Kiliseleri kendi okullarını açmışlar, kendi ruhbanlarını yetiştiriyorlar. Yani hiç kimsenin Heybeliada’dan veya Bartalomeos’tan bir beklentisi yok.

Patrik, olayı öylesine yokuşa sürüyor ki, eşine sömürge devletlerde rastlamak mümkün değil.

Patrikliğin “tüzel kişiliği”  olmadığı için, bir yüksek okul açması şansı  hiçbir şekilde yok. Buna rağmen, bu okulun “Özel Teoloji Yüksek Okulu” statüsünde açılmasını istiyor, “Türkiye’deki bütün yüksek okullar  YÖK’e bağlıdır” denilince, Patrikliğe istisna yapılmasını istiyor. “Ben devletin denetimine girmem” diyor. Anlaşılır gibi değil.

Bu durumda İmam-Hatip liselerinin de MEB yerine örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanmak isteyebileceği, aynı şeyin İlahiyat Fakültesi için de söz konusu olabileceği, onlara bile bir ayrıcalık tanınamayacağı,  zira Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğu ve bir “özel statü” bir kuruma sağlanırsa, eşitlik ilkesi gereği diğerlerine de sağlamak gerekeceği anlatılmasına rağmen Patrik çözümü  Avrupa Birliği’nde, Başkan Obama’da , orada burada arıyor. “ Buna göz yumarsak, Türkiye’deki cemaatlar, tarikatlar, mezhepler de kendi “özel” din okullarını açmaya kalkarlarsa ne yaparız ?” sorusu Patriği hiç ilgilendirmiyor. O sadece kendi istemlerini, ültimatom verir gibi yineliyor:

  1. Ruhban Okulu Türkiye’den olduğu gibi, diğer ülkelerden de öğrenci alabilmeli,
  2. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Heybeliada Ruhban Okulu üzerinde hiçbir denetim hakkı olmamalı,
  3. Fener Patrikhanesi bünyesinde, başta Patrik olmak üzere,Kutsal Sinod ve Metropolitlerden “Türk Vatandaşı Olmak” şartı kaldırılmalıdır.

Oysa Patrik Hazretleri şu hususların altını çizmeli ve mutlaka bellemeli:

  1. Lozan Antlaşması azınlıklara “imtiyaz”değil, “eşitlik” ilkesine dayalı bir prensip koymuştur.
  2. Eğitim Birliği Yasası’nın 403 no’lu kararına göre, tüm ortaöğretim kurumları MEB’na bağlıdır ve Türkiye’de dinî tedrisat  MEB’nın görevleri arasındadır.
  3. Türkiye Cumhuriyeti  laik bir devlettir. Laik devlette “dinî eğitim yapan özel okul açmak , yönetmek yasaktır.
  4. 625 sayılı kanunun 3.cü maddesinin 3.paragrafında belirtildiği gibi, askerî okullar, dinî eğitim ve öğretim yapan özel kurumlar, emniyet teşkilatına bağlı okulların aynısı veya bir benzeri “özel öğretim kurumları” açılamaz. Yani “Özel Askeri Okul”, “Özel İmam-Hatip”, “Özel Emniyet Koleji” açılamaz. O halde “Özel Ruhban Okulu” nasıl açılacak?
  5. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası vakıflar tarafından, devletin denetim ve gözetiminde, Yüksek Öğretim Kurumlarının açılabileceğine izin vermiştir. Mevcut Vakıf Üniversiteleri bu hükümden yararlanılarak açılmışlardır.  Patrikhane bir vakıf olmadığı için, kendisine bağlı bir Yüksek Öğretim Kurumu açması anayasaya aykırıdır.
  6. Anayasanın 24. Maddesine göre din ve ahlâk eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.

Patrik, bu hukuktan kaynaklanan gerçekleri bilirse, o zaman neyi isteyip ne konuda ısrarcı olmaması gerektiğini daha gerçekçi değerlendirebilir.  Açıkça ifade etmeliyiz ki taleplerinin bağımsız, egemen, laik bir hukuk devleti ile bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Batı Trakya’daki soydaşlarımız, daha kendi müftülerini seçme hakkına dahi müstahak görülmezken, neredeyse cemaati bile kalmamış olan, Türk Vatandaşı bir Patriğin bu tavrı, bu ülkenin en azından haksız yere prestij kaybetmesine yol açmaktadır. Buna kimsenin hakkı yoktur.  Bir Patrik bile olsa.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/7/2009 - DİNCİ TOPLUMLAR AHLAKSIZLIK İCİNDE CÖKÜYOR.

DİNCİ TOPLUMLAR AHLAKSIZLIK İCİNDE CÖKÜYOR.

Hep Sovyet , CİN ,Bati veya Türkiye deki Laik toplumları üzerine türlü iddia var. Dincileri yapıyor.  Yok cöküyorlarmis.
 
Kim cöküyor ? Gelismis ve uygar yasayan toplumlar.  Ahlaksizlik yüzünden cokecekmis.  Bizim dinciler söylüyor. Hem de Dinci gecinen kadinlar.
 
Cöküs diyorsun. ABD de 50 bin göcmen aldigi piyango ya en cok basvuru ISLAM ülkelerinde. Kapagi atan ismini dinini bile degistiriyor. İSVİCRE , NORVEC, ISVEC hepsi sinirlarında sıkı kontroller. Avrupa da öyle.  Peki kim cokuyor ?
 
Ahlak mi ? AHLAK DEMEK GELİR DAGILIMI DEMEKTİR.  AC IKEN TOKLARIN OLMADIGI TOPLUM. Bu kim de bizde ?
 
En büyük düsüs kimde  ? Bizde.  İş savaşlar, kardesin kardesi vurmasi bizde. MAL davaları, namus davalari , kan davalari bizde.  BASINI ACTIN GEBER PIS FAHISE diyenler bizde.
 
Bizim Dinci ABLALARIMIZIN hepsi batının ahlaki cöküntüsünü bizzat müsaade etmek icin PARIS - LONDRA PRAGLAR da yi gezerler. Ama bir türlü Müslüman ülkeleri gezmezler. Hic gitmezler.
 
HADİ AHLAK VE CİNSELLİK konusunda tartisalim. Müslüman ülkelerin erkekleri ilk cinsel deneyimlerini erkek arkadaslari ile yasarlar. Veya bekaret korkusu tasiyan kız arkadaslari ile TERS iliskiler. KACAK kontrolsüz calisan fahiseler.
 
SONUC NEDİR ? MÜSLÜMAN ÜLKELERDE CINSEL HASTALIKLARI COK AMA COK SIK GORULUYOR. NEREDEYSE ERKEKLERIN % 60 sinda SAGLIKLI VE UZUN CİNSEL İLİSKİ SORUNU var.
 
Gizli ve kapalı kapılar ardında yasanan cinsellikler.
 
ISLAM ÜLKELERİNDE EN COK ENSEST İLİSKİ YASANİYOR. AVUSTURYA daki BABA Dünya da rezil olurken TÜRKİYE, DİNCİ toplumların yoksul tek odada yasadiklari yerlerde bu siradan bir olay haline geliyor. AMA BIZDE COZUM BASIT. KIZ COCUGU HEMEN ÖLDÜRÜLÜR. HEMEN İNTİHAR.
 
AVRUPA Da en agir suclardan biri TECAVÜZDÜR. TÜRKİYE DE Tecavüzcü serbest kalir. Diger İSLAM ülkelerinde tecavuze ugrayan kızın sonu ÖLÜMDÜR. TECAVÜZ KURBANI  ÖLDÜRÜLÜYOR. TECAVÜZCÜ SERBEST. ZAVALLI KIZ NE YAPACAK DEFALARCA TECAVÜZE SES CIKARMAYACAK YADA ÖLECEK.
 
İSTE BÖYLE BİR AHLAK VAR.
 
MODERN GELISEN TEKNOLOJİ, GELİSEN DÜNYA , HIZLI İLETİSİM, İNTERNET CAGI - CÖKEN TOPLUMLAR NEREDE ?
İleti:B.Devrim.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2009 - ERMENİ:Osmanlı arşivinden bir belge

Utanmadan masumiyet rolü oynayan Ermenilerin Van'ın mahallelerinde 1915 yılında yapmış oldukları canavarlıklarla ilgili bir sahife :
Osmanlı Arşivinden alınmıştır.
Saygılar
 Halûk tarcan
 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - NİKAHSIZ TEMAS AURAYI KARARTIYORMUŞ!(Ahmet Maranki)

NİKAHSIZ TEMAS AURAYI KARARTIYORMUŞ!(Ahmet Maranki)

NİKAHSIZ TEMAS AURAYI KARARTIYORMUŞ! (Ahmet Maranki)

Samsun'da İlkadım Belediyesi tarafından verilen "Kozmik Bilim ve Kozmik Bilinç" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Ahmet Maranki, kozmik bilimin akıl sahiplerine, yani aklını kullananlara ve düşünenlere hitap ettiğini, kozmik bilincin ise kainat kitabını ilim ve fen noktasında okumak olduğunu söyledi. Konferansında izleyenleri şaşırtan ve ilgisini çeken konulara değinen Ahmet Maranki,
“Dünyanın büyük bir patlamayla oluştuğunu(Bu kesin bir bilgi olmayıp, sadece hipotezlerden biridir ve en büyük destekçisi de Vatikan’dır) ve bu patlamayla DEVAMLI BİR ENERJİNİN YAYILIP genişlediğini, genişlemeyle birlikte ise YENİ BİR ENERJİ ORTAYA ÇIKTIĞINI dile getirerek, "Kainatın bu hareketlilikle beslenmesi kozmik bilime göre BU (yeni)ENERJİYLE BAĞLANTILIDIR. (İlginç..”EVRENDE DEVAMLI BİR ENERJİNİN YAYILIP genişlemesi, genişlemeyle birlikte ise YENİ BİR ENERJİ ORTAYA ÇIKMASI???”  Hoş görün, kadı kızında da olur bu kadar hata:) Malum, Maranki Fizik değil İktisat okudu. “ENERJİNİN YOKTAN VAR OLABİLECEĞİNİ SANABİLİR:)) Bu gördüğümüz genişleme ve yayılan enerji bütün kozmosu etkilediği gibi dünyamızı da etkiliyor. YARATICI DİYOR Kİ; 'Sizin göremediğiniz ama her zaman bedeninizde ve ÇEVRENİZDE enerji ve CANLILAR VAR. BİZİM GÖRÜNMEZ VAZİFELİ YARATIKLARIMIZ VAR' diyor. Bu çok önemli. O CANLILAR BİZİM ETRAFIMIZDAKİ ENERJİDİR. BU ENERJİ TOPRAKLANMADIĞI TAKDİRDE BİRÇOK HASTALIKLAR BİZİ BEKLEMEKTEDİR. ETRAFIMIZDA OLUŞAN ENERJİLER CANLIDIR ve YARATIKTIR. DİNİN EMRİ DE BUNU GÖSTERİYOR. Bu çok önemlidir" dedi.
(Canlı ve cansız bütün varlıkların etrafında bulunan, bilim çevrelerinin AURA dediği, enerjetik beden, meğer CANLI YARATIKLAR MANZUMESİYMİŞ:)) PESS tam bir yaratıcılık dehası..Meğer Kirlian’ın çektiği resimler neyin resimleriymiş..Eski bir bilgi önce çarpıtılıyor sonra da İslami bir ambalajla sunuluyor. Daha fazla bilgi için http://tr.wikipedia.org/wiki/Kirlian_Fotoğrafçıl adresine bakınız))
 
“İlk defa dünyada bir elin yaydığı enerjileri tespit ettiklerini, VAZİFELİ YARATIKLARIN şu anda boyutta, her şeyin etrafında olduğunu, BİLİMSEL OLARAK YÜZ MİLYON KATRİLYON CANLILI 10 ÜZERİ 16 MİLYON KALINDIĞINDA ETRAFI KORUYAN CANLILAR BULUNDUĞUNU(Aura’ya sanki Kuran’da anlatılıyormuş gibi İslami bir tanımlama yapmakla kalmıyor içinde “YÜZ MİLYON KATRİLYON CANLI” yaşadığı gibi, ispatı olmayan komik bir iddiada bulunuyor) Ne demeli bu kadar kanıtsız lafa ancak GÜLÜNÜR:)) bunların bilimsel olarak görüntülendiğini, enerji diye bilinen bu CANLILARDAN KORUMA ALANI OLUŞTUĞUNU kaydeden Maranki, "Düşüncelerimize göre, etrafımızdaki enerji şekil değiştirmektedir.(İşte bu doğru, cansız varlıkların Aurası değişmez bir şekil ve renkteyken, canlı varlıkların aura rengi değişkendir) Kötü bakarsanız enerji alanınız kötü olur. Bunları iyi düşünün, ETRAFIMIZDAKİ CANLILAR TÜM YAPTIKLARIMIZI KONTROL MERKEZİNE İLETİYOR(Meğer bizim Aura dediğimiz şeyin içinde yaşayan “YÜZ MİLYON KATRİLYON CANLI”, GALAKTİK bir KONTROL MERKEZİNCE görevlendirilen KOZMİK VAZİFELİLERMİŞ:))). ORADA BİR EKSİ VEYA ARTI VERİLİYOR. MESELA 100 EKSİNİZ OLDUĞUNDA BİR YERE ÇARPABİLİR, BİN TANE OLDUĞU ZAMAN BAŞKA BİR ŞEY OLABİLİR" uyarısında bulundu.
 
(Meğer bu GALAKTİK KONTROL MERKEZİ görevlilerinin işi bizi izlemek ve eksi, artı puan vermekmiş:)) Sormak lazım, “Oradaki hangi bedensizden vahiy aldın da bu kadar kesin konuşuyorsun?” Sevgili Dostlarım, Bu işler böyle başlar ve sonunda MEHDİLİK iddiasına kadar gider:)) Siz siz olun böyle adamlardan uzak durun)
 
"NİKAHLI EŞE DOKUNUNCA RENKLER NORMAL"
İNSANLARIN ETRAFINDAKİ CANLILARIN (enerjinin) düşüncelere göre değiştiğini, bunun hızının ise ışık hızını aştığını dile getiren Maranki, bunların hepsinin BELGELİ olduğunu vurguladı. KİRLİAN tekniğiyle ilginç bir deney yapıldığına işaret eden Maranki, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"NİKAHLI VE NİKAHSIZ YAŞANILAN, DOKUNMAYLA GELİŞEN OLAYLARA bakalım. ERKEK NİKAHLI EŞİNE DOKUNDUĞU ZAMAN RENKLER NORMAL SEYREDİYOR. Ama kendisine YABANCI(nikahsız) BİR KADINA DOKUNUNCA KAPKARA OLUYOR. YARATICININ(Allah’ın) EMİRLERİ DIŞINDA OLDUĞU KARELER KAPKARA. İlk defa bunlar bilimsel olarak kanıtlandı.
----------------
İnsanları, açtığı şifa kampları ile tedavi eden "KOZMİK BİLİM VE KOZMİK BİLİNÇ" üstadı MARANKİ BUDUR İŞTE…Bildiğimiz yeni çağ şifacılarının İSLAMİ VERSİYONU ve tabii dini kullandığı için de daha tehlikelisi..
Sevgilerimle.
Tuncay Erciyes
26 Mart 2009
****************
Sayın Erciyes,
Bunların sayıları gittikçe artmaktadır.
Bunun temel nedeni ise toplumun gittikçe bilimden uzaklaşıp,itikat temelleri üzerine inşaa edilmiş olması ve bunun ne yazık ki başarıya ulaşmış olmasından başka bir şey değildir.
Benzerleri için bakınız...

Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3971.0
---------
Türklerde Cinsel Eğitim Beşikte Başlar!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4907.0
---------
Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=302.0
--------
5000 yıllık Kadın-Erkek çatışması
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=284.0
---------
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1486.0
--------
Hüseyin ÜZMEZ, 14 YAŞINDA KIZA TECAVÜZDEN GÖZALTINDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=677.0
---------
Hüseyin ÜZMEZ,VAKİT'TEN FETVA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=842.0
--------
KADIN OLMAK SUÇTUR BU TOPLUMDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1154.0
-----------
UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=304.0
---------
Akıllı erkek ZİNA yapmaz,TECAVÜZ eder.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3495.0
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - YENİ ÇAĞ ŞİFACILARININ İSLAMİ VERSİYONUNDAN "KOZMİK BİLİM VE KOZ

YENİ ÇAĞ ŞİFACILARININ İSLAMİ VERSİYONUNDAN "KOZMİK BİLİM VE KOZMİK BİLİNÇ"..DERSLERİ

Sevgili Dostlarım,
Bu gece(26.03.2009) Habertürk TV’de Saba Tümer’in programında Ahmet Maranki'yi izledim. Maalesef hiç hak etmediği halde Maranki parlatıldı ve kendisine yeni bir program daha yapma sözü verildi. Aşağıda sunduğum yazımı habertürk TV'ye program bitmeden gönderdim. Ama konu edilmedi. Umarım yapılacağı söylenen sonraki programda dikkate alınır.
Aslında onu ilk defa dinliyor değilim. 2007 kitap fuarında kitaplarını inceledim sunumunu dinledim. Sizlere, onun KOZMİK BİLİM DİYE TAKDİM ETTİĞİ ŞEYLERİN, çok zamandır BİLİNEN ŞEYLERİN YENİ AMBALAJLA ve çarpıtılarak SUNUMUNDAN İBARET olduğunu söylemek isterim. Aşağıda alıntıladığım konferans metnini okuduğunuzda, niçin böyle söylediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Google'da Prof. Dr. Maranki yazıp araştırma yaparsanız, pek çok adreste onun, Samsun'un İlkadım Belediyesi tarafından sponsorluğu yapılan "KOZMİK BİLİM VE KOZMİK BİLİNÇ" konulu konferansında verdiği bilgilere ulaşabilirsiniz. Kolaylık olsun diye bunlardan birinin adresini veriyorum;
http://www.turkforum.net/showthread.php?t=164483
 
Bu adresten aldığım konferans metninin bir bölümünü, içine kendi görüşümü ekleyerek, aşağıdaki dikkatinize sunuyorum.
İyi eğlenceler dilerim!
Tuncay Erciyes
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/1/2009 - MEHMET ERDAŞ:ERDOĞAN MUSEVİ DÜŞMANIDIR!

Sayın Ruşen Çakır,
 
1994 Mahalli seçimlerinde Aday adayı olmak üzere rahmeti Babamın ısrarı ile meşhur Ümraniye konuşmasından sonra  tanıştığım Erdoğan ın ‘ En yakınımdasın Mehmet Bey, hemen istifa et’ sözüne kanarak  Üsküdar Belediye Başkanı veya İBB genel Sekreteri olmak vaadiyle TCZB Bölge Md.Yrd. lığı görevimden istifa etmiştim. Ancak ne Aday  gösterildim ne de Aday adayı olduğum Erdoğan tarafından belgelenmediği için TCZB daki görevime de dönemedim ve bir Otobüse (Varan) binip Viyana ya geldim, gurbete çıktım. Hem Avusturya hem de Alman ya da yıllarca çalıştım. Berlin de yaşıyorum.
 
1994 yılında Erdoğan la görüşmek üzere İBB Belediye Başkanlığı Makam odasının önünde beklerken, onu Başkan seçilmesinden dolayı tebrik etmekten çıkan Üzeyir Garih, beni DPT den ve askerlik görevim sırasında katıldığım  F-16 ve Savunma Sanayii Projeleri görüşmelerinden çok iyi tanıdığı için,  Erdoğan ın odasından tebrikten çıkarken karşılaşınca , hemen boynuma atılıp kucakladı  ve ‘ O Mehmetçiğim sen de mi buradasın?’ dedi.
 
Bunu gören Erdoğan, beni hemen odasına aldı ve aynen Davos daki öfkeli celalli haliyle ellerini havaya kaldırıp  sanki çok büyük bir kabahat işlemişim gibi yüksek sesle bana bağırarak şöyle azarladı:
 
-          Bu Musevi yi benim makam odamın önünde nasıl kucaklarsın? Utanmıyormusun? Bu ne ikiyüzlülük? Sen müslüman değil misin?
Cevabım şu olmuştu:
-          Tayyip Bey, bu adam Türkiye nin üçüncü büyük işadamıdır. Kendisini DPT den tanırım O benim boynuma atıldı, itsemiydim kendisini? Bu hangi Müslümanlık anlayışına sığar?
 
Bana artık görev verilmeyeceğini anlamıştım.  Viyana dan yedi sekiz kez uçakla gelip gittim bir daha benimle görüsmedi. Ancak pişman olup  sonra kendisi beni evimden telefonla arayarak, ODTÜ Elektronik Müh. ve Enerji Planlaması konusunda İktisat doktorası sahibi olmama rağmen bana hal Müdürlüğü teklif edince, kendisine telefonda bağırarak:
 
-          Sen bırak Müslümanlığı insan bile olamazsın, yalancısın! Ekmeğimle oynadın!. Ben senden artık hiçbir şey beklemiyorum; sen ..............! Beni aldattın, kimbilir bu ülkenin başına halkı diniyle  kandırıp daha ne belalar açarsın aldatırsın dedim.
 
Daha sonra Erdoğan sanki ülkede başka adam kalmamış gibi  Başbakan oldu. Kendisiyle TBMM de ve Berlin de MÜSİAD toplantılarında görüştük; Berlin Büyükelçisi  Mehmet Ali İrtemçelik i  azarladığı toplantı da, ortamı yatıştırıp kendisine İstanbul için yeni projeler teklifleri (İstanbul METRONET Geniş Bant Haberleşme Projesini  sundum. Ulaştırma Bakanı na soralım diyerek aldı, ama Kinci olduğundan daha sonra hiçbir cevap da alamadım. Fakat Proje İBB Genel Sekreterliğince benden habersiz uygulamaya kondu ve telif hakkı Tazminat talebiyle İBB ni mahkemeye verdim.
 
Daha sonra da kendisi Musevi lobisiyle çok yakınlaştı şeref madalyası aldı ve Musevi düşmanşlığı akıl hastalığıdır diyerek bana göre kendisinin akıl hastası olduğunu ilan etmiş oldu.
 
Bugünkü  yazınızda Erdoğan ın Musevi düşmanı olmadığına inandığınızı yazdığınız için Türk kamuoyuna yaşadığım bu olayı aynen kelime kelimesine aktarmayı bir görev bildim.
 
Allah tan başka hiçbir güçten korkmuyorum.
 
Allah sonumuzu hayretsin!
 
Saygılarımla,
Prof.Dr.Mehmet Erdaş

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/12/2008 - MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'a ödül.

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'a ödül.
Degerli Dostlarım,
Bu akşam çok geç vakit aldığım bir haberi siz dostlarıma iletmekten büyük kıvanç duyuyorum!

Düşünün ki, habere konu olan hepimizin tanıdığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimci kızlarından ve en genç yüreklisi olan Muazzez İlmiye Çığ hocamız'ın  bile kendisi ile ilgili bu haberi sizlerle birlikte duyacak.

Yönetiminde damadım Cevat Ongun'un da bulunduğu Kabataşlılar Derneği iki haftadır ciddi bir tartışma içindeydi. 14 Ocak 2009 da verilecek Onur Ödülleri bu yıl kimlere verilecekti?

Sonuç ?   
Bu yıl ''Ahmet Taner Kışlalı adına verilecek,Aydın Adam Onur Ödülü'' sevgili hocamız  Muazzez İlmiye Çığ'a verilecek.

Kendisi sabah uyanıp bu haberi okuduğunda şaşıracak ve belki bana kızacak ama ben dayanamadım ve okulun kendisini haberdar etmesini sevincimi gemleyerek bekleyemedim.
Bu sevinç ve heyecanımı tüm dostlarımla paylaşmak istedim.

Bazen geç te olsa hak yerini buluyor!

Yürekten sevgilerimle.
Atakan Mert
**************
Sayın Çığ hıcamızın yolladığı mesajı da sizlere iletiyorum.

Çok sayın ve sevgili dostlar,
Bana bu haberi ulaştırdığınız için çok teşekkürler.
Hiç bir ilgim olmayan Kabataş Derneğinin,kardeşim kadar sevip ölümüne yandığım Taner Kışlalı ödülüne uygun görülmem beni son derece onurlandırdı,sevindirdi,mutlu etti.

En çok da "bizim ülkede değer bilinmez"sözlerinin ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu göstermesi bakımından da sevindim.
Gençliğimden beri "eğer takdir beklemeden,işin için, ülken için çalışırsan takdir edilmezsen aldırmazsın.Ama karşılığını görürsen de son derece mutlu olursun. Eğer takdir için yaparsan yaptığın işi "bu millet  çalışanı takdir etmez" der, durursun, sonu da hüsrandır," derdim..

Ben şimdiye kadar  yaptığım işlerde kimseden iltifat,ödül beklemedim.
Ama düşünemediğim kadar takdir edildim,kitaplarım okundu.
Hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum.
Bütün isteğim gençlerimizin ayni,düzeyde hatta daha çok çalışmaları,ülkemizi Atatürk'ün, o büyük insanın söylediği gibi özgür,çağdaş, laik bir devlet haline getirmeleridir.
Bu değerli haber için benim kadar sevinen ve bana bu haberi ulaştıran değerli dostlarıma candan teşekkürler, saygılar ve selamlar
Muazzez 
***********
Sayın hocamın ellerinden öpüyor uzun,sağlıklı ömür diliyorum.
Ahmet Dursun
*******
7.000 yıllık Türk varlığı/SUMER'Lİ LUDİNGİRRA
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2008 - Gazeteci Hayrullah Mahmud ÖZGÜR'ün e-Savunması.

İMAMOKRASİ / CUMHURİYET SAVCISI, HER SORUYU SORABİLİR Mİ YA DA SÖZDE
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ DAVASI İLE İLGİLİ E-SAVUNMAM?!

Sayın Başkan,
Atatürk Türkiyesi'ni sonlandırmayı amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'ne muhalif bir gazeteciyim.

Öz Türkçesi ile karşıyım!

Çünkü, BOP'ta parçalanmış bir Türkiye öngörülüyor!
Rejim olarak da, ılımlı İslam bir Türk devleti…

Türkiye'den kopartılacak parça üzerinde ise büyük Kürdistan devleti kurmayı planlıyorlar.
Büyük Ermeni devleti kurmayı planlıyorlar!

Soros'un sivil toplum kuruluşları üzerinden yürüttüğü "Post modern darbe süreci ya da Türkiye ayağındaki kod adı ile söyleyecek olursak,Turkuvaz dönüşüm"ün benzerleri, Ukrayna'da (Kod adı, Turuncu devrim),
Gürcistan (Kod adı, Gül devrimi) vb ülkelerde de yapıldı.

AKP, BOP'un Eş Başkanı bir siyasi parti!

Bende BOP'a muhalif olduğum için, BOP Eş Başkanı AKP'nin icraatlarını yazılarımda sık sık eleştiriyor ve hatta vatana ihanet sayılan uygulamalarını yerden yere vuruyorum.

Batı'da özelleştirmelerde belli bir orana sadık kalınırken, AKP'nin ne kadar nakit merkezi olan kuruluş var ise ne kadar stratejik sektör var ise hepsini özeleştirelim, dış güçlere verelim, küresel sermayenin hizmetine sunalım anlayışına karşıyım.

Bu yüzden, işsiz bırakıldım.
Çalışma hakkım, AKP'nin medya patronlarına yaptığı baskı ve şantaj sonucu engellenmek istendi!

Sayın Erdoğan'ın AKP yandaşı Fehmi Koru örneğinde olduğu gibi medyaya,muhalif kalemlere, karikatüristlere karşı tavrı, üslubu ortada!

Son olarak medya patronu Aydın Doğan'a savaş ilan ettiği zamanki üslubu ise hala hafızalarda!

Sözün özü, 4 yıl önce açılan işe iade davam hala yargıda ve sonuçlanmayı bekliyor!
(Dosya No: Yargıtay, 9. Hukuk 18011, Çankaya)

Ne var ki, AKP iktidarında mağdur edildiğim yetmiyormuş gibi şimdi bir de buna "terör örgütüne üye olmak" iddiası eklendi.

Sayın Savcı heyeti tarafından bu iddia ile itham ediliyorum!
Kaldı ki, başta Anayasal düzeni değiştirme iddiası olmak üzere,Atatürk Türkiyesi'ni ortadan kaldırmak için her türlü kanun dışı,hukuk dışı yola başvuran da AKP'dir, Gülen Cemaati'dir ve bu iddianameyi hazırlatan "o kafa", "o zihniyet"tir.

Ezcümle, Türkiye'nin "Demokrasi" değil "İmamokrasi" ile yönetildiği bir dönemde, BOP'a muhalif olmak, AKP'ye muhalif olmak demek, aynı zamanda varlığı ispat edilemeyen, tamamıyla uyduruk bir terör örgütüne
üye olmak manasına mı gelmektedir? !

Asıl cevabı aranması gerekli soru bu olmalı!

Sayın Başkan,
Tam bu noktada, yeri gelmişken savcı heyetinin hazırlamış olduğu"İddianame" ile ilgili birkaç gözlemimi paylaşmak isterim…

Kitabın adı: İddianame
Kitap, 4 cilt, 2474 sayfa, birinci hamur kağıda basılmış.

Kitabın Yazarları: Savcı Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın...
Gönderen: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi
Dağıtım: Emniyet, polis karakolları…

Sınırlı sayıda isme gönderildiği ve kitabı yayına hazırlayanlar bana da bir kopya gönderdikleri için meslektaşlarım arasında kıskançlık vesilesi olsun istemem.

Bir kısım meslektaşımızın adımızı anmaya çekindiği bir ortamda,sağolsun kitabın yazarları eserlerinde bana da yer vermişler.

Lütfetmişler, bir kopya da göndermişler, en içten teşekkürlerimle…

Ortada bir eser var!

Onun için emeği geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim.

Basından okuduğumuz kadarıyla bu eser "ilk etapta" Türk Devleti'ne 500 bin liraya malolmuş.

Kitapta, değişik bir pencereden Türkiye'nin siyasi tarihi anlatılmaya çalışılmak istenmiş.
Bu üç yazara, Emniyet İstihbarat yaptığı dinleme ve izleme katkısı üzerinden destek vermiş.

Terörle Mücadele'de geçen sorgu süremden biliyorum ki, oradakiler de fazla mesai yaptılar.

Emniyet İstihbarat ise hala fazla mesai yapmaya devam ediyor.

AKP iktidarının talimatı ile hazırlandığı anlaşılan bu esere, kısaca göz atacak olursak, karşımıza bazı dikkat çekici noktalar çıkıyor.

Şöyle ki:
Kitabın yazarları, önsözde daha iyi anlaşılması için "özet"yaptıklarını söylüyorlar. Merak ediyorum, özet yapılmasa ne olurdu,çünkü kitap 2474 sayfa! Kitabı baştan sona okuyan herkes, hukuk tekniği içinde kalarak kitabın (İddianame), 160 sayfada özetlenebileceğ ini görecektir.
(…)

Kitap fazlası ile eklektik, zorlama kes, biç, yapıştırlar ile dolu!
(…)

Kitapta yapılan telefon görüşmelerine binaen birçok küfür geçiyor. Hiç küfür bilmeyen biri,bu kitabı okuduktan sonra, rahatlıkla, "bu kitabı yazanın nokta nokta" diyebilir. Küfür içeren diyaloglar,genelde örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişiler arasında geçiyor. Küfrün adresi ya iddia edilen bir örgüt üyesi ya da TSK! Genelkurmay Başkanı Özkök,Büyükanıt, aile bireyleri vb! Bu isimlere yapılan küfürlerin hiçbiri sansürlenmemiş ! Ama her nedense, Fetullah Gülen Cemaati'ne karşı olan, AKP'ye muhalif olduğu iddia edilen bu isimlerin hiçbiri ne
Gülen'e, ne Erdoğan'a, ne de Gül'e ve ailesine küfretmiş. Anlaşılan o ki, dinleme, izleme yapanlar, diyalogları yerleştirirken AKP hariç,TSK dahil yapmışlar! Burada art niyet aranabilir. Kaldı ki, yapılan konuşma diyalogları içinde soruşturma devam ederken yapılan dinlemeler de var, orada da açık seçik konuşmalar oluyor, her nedense soruşturmayı yürüten Savcı hakkında da küfür yok! Neden?! Adam korkmadan TSK'ya küfrediyorsa, Savcı'dan, Başbakan'dan,Cumhurbaşkanı'ndan neden korksun, değil mi?!
(…)

İddianame gizli tanık ifadeleri ile zenginleştirilmiş ama ortada ciddi bir belge yok!
(…)

Kitapta, bol bol dedikodu var. Kim, kiminle kimi çekiştirmiş. Merak ediyorsanız baştan sona okuyun. Televole zamanlarda, paparazzi mantığıiçeren diyaloglar bunlar! Zaten AKP Medyası, o konuşma diyaloglarını
haber yapıyor:  Şok… Şok… Ergenekon terör Örgütü sanığı falanca, filan hakkında ne demiş! İyi güzel de, adam dedikodu yapmış, netice fiil nerede?! İddialar çok büyük, belgeler, savlar çok küçük!
(…)

Savcı iddianamenin birçok yerinde intibalarını kanıt diye sunuyor!
(…)

Kitapta, adı geçen bir numaralı isim Veli Küçük! Veli Küçük ile onun etrafındaki isimler mercek altına alınmış. Asker, komutan kim varsa,her konuşma, diyalog bolt'lanmış, yani üstü koyultulmuş. Veli Küçük dışında 28 Şubatçı komutanlar, 1 Mart Tezkeresi'ne karşı çıkan komutanlar, bir de AKP muhalifleri iddianame kapsamında birbirleri ile irtibatlandırı lmaya çalışılmış. Ama buna rağmen ortada ciddi bir irtibat kaydı yok! Bu noktada bir başka soru: Veli Küçük'le irtibatlı olduğu iddia edilen Tuncay Güney'in ifadesine Savcılar neden başvurma
ihtiyacı hissetmemişler? ! Yoksa Fetullah Gülen izin vermediği için mi?!
(…)

Gazeteci Güler Kömürcü'ye "iddianame"de özel yer ayrılmış. Kiminle ne konuşmuş, kiminle ilişkisi var, hepsi kayda geçmiş. Güler Kömürcü'nün diyaloglarından da bir şey çıkmıyor! Fiil nerede, o yok?! Buna karşılık Kömürcü'nün bol bol özel hayatına girilmiş.
(…)

Sedat Peker, iddianamede mafya kolu olarak yer almış ama kitapta yer alan diyaloglara, düşünce notlarına göre, akademisyen, uzman hüviyetinde konuşmuş. Doç Dr Sedat Peker gibi… Kürt konusuna bakışı,
siyasetteki dağınıklık vb üzerine düşünceleri iddianamede yer almış!
Peker'e iyi prim yaptırmışlar! İddianameye yansıyan şekli ile Muzaffer Tekin'in istihbarat servislerinin kullandığı bir saha elemanı olduğu intibaı verilmeye çalışılmış.
(…)

Erdoğan, Ağar vb isimler hakkında iddianamede birçok belgesiz iddia var. Belgesi var da bilerek mi o kısım boş bırakılmış, anlaşılmıyor!
Bu konuyu yazar heyetinin aydınlatması şart!
(…)

Savcı'nın iddiasına göre bu örgüt, her olayın altından çıkıyor. Acil vurulacaklar listesi yayınlıyor, aynı zamanda birbirini vurmaya kalkışıyor. Bir de devlet tüm suikastlerin azmettiricisi! Yani buradan hareketle, "Türkiye Terör Devleti" gibi bir tanım ortaya çıkıyor!
Saçma! Çok özensiz bir çalışma! Eğer Apo iddia edildiği gibi devletin kadrolu memuru ise yeniden yargılanması gerekmeyecek mi?! O zaman her şey ters yüz olacak demektir. Vb!
(…)

Kitaptan anlaşıldığı üzere, Emniyet İstihbarat AKP iktidara geldiği günden itibaren her yeri dinlemiş izlemiş. Birçok sanık kendi aralarında yaptığı konuşmalarda dinlenme ihtimalinden bahsediyor.
Savcı bunu örgütün gizli ilişkileri olarak adlandırırken, her nedense aklına şu basit düşünce gelmiyor: AKP iktidarında yasal olmayan dinlemeler yapıldı! AKP muhalifleri de kendilerini devletin değil,AKP'li, Gülen'ci, Anayasa Mahkemesi'nin laiklik karşıtı fiillerin odağı olarak gördüğü bir yapının dinlediğini düşünüyor. Veli Küçük ve Adil Serdar Saçan'ın konuşmalarında da anlaşılıyor ki, Jandarma da,Emniyet de "irticai faliyetler"inden dolayı birçok Fetullah'çıyı,AKP'liyi yasal olarak dinlemiş, izlemiş! Sözün özü, bu noktada
hadiselere rövanşist duygularla yaklaşan, "korku iklimi"ni yaratan AKP'nin ta kendisi! Ezcümle, bir Türk atasözü şöyle der: Dinime küfreden bari Müselman olsa!
(…)

Emniyet'in AKP iktidar geldiği günden bu yana yaptığı tüm dinleme izleme faaliyetlerine rağmen, bombalar patlamış! İnsanlar ölmüş!
Danıştay saldırısı ile sözde Ergenekon terör örgütü arasında bir bağlantı kurulmaya çalışılıyor! O vakit sormak farz oldu, istihbarat var ise saldırı neden önlenmedi?! Danıştay, Jandarma'nın mı yoksa Polis'in mi koruma alanı içinde! Neden kameralar çalışmıyordu, neden polis saldırı sırasında ortada yoktu?! Hrant Dink suikastinde neden polis izlemiş, dinlemiş ama suikast gerçekleşmeden bir şey yapmamış?!
Neden, niçin, niye?!
(…)

28 Şubat süreci'nin dominant yayın organı Cumhuriyet gazetesi, kitapta mercek altına alınmış. İlhan Selçuk'un yaptığı telefon konuşmaları,Mustafa Balbay'ın ziyaretleri, her şey kayda geçmiş. İlhan Selçuk'un
kapatma davasını askerin yargı üzerinden organize ettiği ifadesi kayıt altına alınmış. İddianamede suç aranmaktan ziyade, Cumhuriyet gazetesinde çalışanların, yönetenlerin maskesi düşürülmeye çalışılmış.
Bunların hepsi, askerci, darbeci vb diye… Buna karşılık AKP'ye karşı hem medya hem de siyasi anlamda bir birliktelik kurma çabalarının hep boşa gittiği de kayda geçirilmiş. Yani solcular çok konuşurlar ama
eylemsizdirler gibisine… AKP bağlamında Demirel'in Balbay'a, onun da Selçuk'a aktardığı "bunlar salak, bir şeyden anlamıyorlar" kayda değer bir uyarı.
(…)

Kitapta, akıllara durgunluk veren ifadeler, savcının iddiaları var!
Savcı, iddianame'yi uzaydan dünyaya ışınlanmış bir ruh hali içinde kaleme almış. Sanki Türkiye'de her şey güllük gülistanlıkmış, sanki AKP iktidar değilmiş, Türkiye'yi geren onlar değilmiş gibi bir üslup
kullanmış. Birçok sanığın telefon konuşmalarında, günlük siyaset,AKP'nin yaptığı yanlışlar, karşı devrim çabalarına yönelik konuşmalar göze çarpıyor!
(…)

Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de, "sarhoşken namaz kılma", diye bir ayet vardır. Sarhoşken kısmını attığınızda geriye, yanlış bir cümle kalır. Misal, Fehmi Koru'nun, arkadaşı Gül'ün Cumhurbaşkanı olması
üzerine kaleme aldığı, "Tüm koltukları alacaz be annem" diye böbürlendiği, tahrik ettiği bir ortamda sormazlar mı adama, siz kimsiniz, in misiniz cin misiniz, yoksa Anayasa Mahkemesi'nin laiklik karşıtlarının odağı haline gelen dediği zihniyet, cemaat vb o musunuz?! Bunun gibi birçok misal var! Etki/tepki sürecine örnek
gösterilebilecek!
(…)

İddianamede, istihbarat savaşlarının belirgin örneklerine de rastlamak mümkün! Şöyle ki: Kitapta, Güler Kömürcü'nün evinin dinlendiği ile ilgili bir iddia üzerine yaşadığı korku/gerilim bölümü var! Tirajik!
Birincisi dinleme yasal yapılmıyorsa suç! İkincisi birileri polis kimliği ile gelip, Güler hanım sizin evinizi dinliyoruz, ama bundan dolayı çok üzüntülüyüz diyorsa bu da suç! Çünkü yasal bir dinlemeyi
deşifre etmek de suç! Güler bu noktada Veli Küçük'ten yardım istiyor,istihbaratçı diye! Oysa ki, Güler direkt Emniyet'e yazılı olarak sorsa, o polisleri araştırsa, ortaya çok farklı bir tablo çıkabilirdi.
Çünkü anlaşılan o ki, birileri Güler üzerinden Veli Küçük'e operasyon yapmış. Güler'in MİT bağlantısı, Küçük'ün Jandarma oluşu, Emniyet'in içindeki bir birimin bu iddianameyi hazırlıyor oluşu, bu noktada
"istihbarat servisleri"nin birbirlerine operasyon yaptığı izlenimini veriyor. Kitapta yer verilen bazı konuşma diyaloglarında, Güler Kömürcü ile ilgili olarak "içimize mi sızıyor" yönündeki beyanlar,MİT'in, Jandarma İstihbarat'a operasyon yaptığı yönünde algılandığı izlenimi var. Anlaşılan o ki, Güler de bir gazeteci olarak, haber kaynakları nedeniyle bu istihbarat savaşların tam orta yerinde kalmış.
(…)

Dikkat çekici bir başka husus: Birçok sanığın kimle, kaç defa konuştuğu da iddianamede yer alıyor. Kaç defa konuşmaktan ziyade o görüşmelerde ne konuşulduğu da önemli olmalı! Bir de operasyon yani Danıştay, Hrant Dink vb suikastler başlamadan önce, bazı sanıklar bazı sanıklara ziyaret yapmaya, sık sık görüşmeye başlamış! Bu da dikkat çekici bir başka nokta! Cinayetler, bir grubun üzerine yıkılmak istendiği görünümü var! Kitapta, bazı sanıkların, bir istihbarat elemanı gibi tuttuğu notlar (Behiç Gürcihan), arkadaşları arasında o
zat ile ilgili olarak "güven uyandırmadığı, istihbaratçı olabileceği"ne yönelik beyanlar dikkat çekiyor!
(…)

Kitapta yer alan TBMM'nin basılıp, darbe ortamı hazırlamak, darbe hazırlığı içinde olma iddialarına gelince… Bu da bir kişinin beyanına dayanıyor ama her nedense kalpak alacak para bulamadıkları için gerçekleşememiş ! Oysa ki, darbe ortamı öyle hazırlanmaz, sayın savcılarımız için açıklayayım şöyle hazırlanır:

ABD'ye 1 Mart Tezkeresi için söz verip tutmazsın… Rahmi Koç,Erdoğan'ın 1 milyar doları var dediğinde susarsan… Çocuklarını sponsorlarla okutuyorken, bir anda boğaz kıyısında 5 villa, hem de tanesi 1,6 milyon dolardan sahibi olursan… ABD açıklarında ağzına kadar uyuşturucu ile dolu bir gemi CIA tarafından yakalanınca,danışmanını (Zapsu) bu gemi başbakanın gemisidir, serbest bırakın diye araya sokarsan, daha sonra o gemi, 22 Temmuz seçimleri öncesinde başbakanın oğlunun gemiciği olarak ortaya çıkarsa… ABD İstanbul Başkonsolosluk binasında, beni başbakan yapın, şunları yerine getirmeye hazırım dedikten sonra, Beyaz Saray'da Bush tarafından ağırlanırsan… Her şeye easy/kolay dedikten sonra, her şey daha da
içinden çıkılmaz bir hal alırsa… ABD, AKP'ye güvenmesinin bedelini Irak'ta bataklığa saplanarak öderse ve bundan dolayı 7 trilyon dolar zarar ederse… Bunun üzerine Erdoğan da Soçi'de, Putin ile ABD'yi satma
pazarlığı yaparsa, yaptığı görüşme önce diplomasi koridorlarına düşerse, internet ortamında o görüşmenin yüzde 70 içeriği yayınlanırsa, geriye kalan yüzde 30'luk bölümde akçeli işler konuşulmuşsa… ABD'de, Zapsu aman deliğe süpürmeyin Erdoğan'ı İran operasyonunda kullanın ricasında bulunduktan sonra, ABD, AB, NATO'dan kopup, Kafkaslar'a, İran'a yanaşmaya kalkışırsan, küresel anlamda 1960 etkisi yaratacak bir konjonktürü kendi ellerin ile hazırlamış olursun.
Bir de buna Atatürk Türkiyesi'nin tüm nakit merkezlerinin özelleştirme adı altında, dış güçlere, yandaşlara peşkeş çekilmesini ekleyecek olursak ve buna rağmen 220 milyar dolar olan borcun AKP iktidarında
azalmayıp 280 milyar dolar ile zirve yaptığı hatırlanacak olursa,tablonun hiç de iç açıcı olmadığı görülecektir. Gül'ün de Erdoğan'ın da birçok yüzkızartıcı suçtan dolayı Yargı'da sanık olduğu dikkate alınacak olursa, AKP'lilerin açıklayamayacakları , hesabını veremeyecekleri bir zenginlik içinde yaşadıkları göz önüne alınacak
olursa, krizle birlikte AKP'nin büyüsü tamamen ortadan kalkacak demektir. Kaldı ki, vatandaş zaten bankalara ipotekli! Bir de AKP muhalifleri, olağan şüpheli, potansiyel terörist vs… Darbe ortamı TBMM basılarak hazırlanmaz, yukarıda sıraladığım hatalar, yanlışlar yapılarak hazırlanır. Art arda şehid cenazelerinin geldiği bir
ortamda, darbe günlüğü tuttuğu iddia edilen komutanın sorumluluğundaki birimden Başbakan'ın oğlunun çürük raporu aldığı bir atmosferde, o ülkenin başbakanı ortaya çıkıp derse ki, askerlik yan gelip yatma yeri
değildir, şehid aileleri ne düşünür, yurtta infial yaşanmaz mı?! Sayın Savcılarımız, illa ki Türkiye'yi kim karıştırıyor diye merak ediyor ve de failleri yakalamak istiyorlarsa, ABD, Rus, İngiliz, Fransız, Alman,İsrail, İran, AB, Avrasya ülke büyükelçiliklerini gözetim altına aldırsın ya da büyükelçileri gecenin bir vakti gözaltına aldırıp sorgulasın! Bakalım o zaman nasıl bir tablo çıkıyor karşılarına!
(…)

Sanıkların TSK ile ilgili beyanları, İlhan Selçuk'un asker kimin yanında vb beyanları, iddianamede büyük yer kaplamış. AKP'li Egemen Bağış'ın, 2004 YAŞ süreci sonrasında, yapılan yeni atamalar bağlamında Erdoğan'ın yanında "Desenize TSK da Tayyip Silahlı Kuvvetleri oldu"sözlerini hangi kapsamda değerlendirmeliyiz? ! Ya da Fehmi Koru'nun Gül'ün Cumhurbaşkanlığı koltuğunu ele geçirmesi üzerine "tüm koltukları alacaz be annem", sözlerini! Bunlar tahrik değil mi?! Kaldı ki, siyasette, askerin yönünü merak eden sadece CHP'liler değil,
AKP'liler de! Bir şey yanlış ise AKP'nin yaptığı da yanlış! Bu anlamda o kadar çok örnek var ki, nasılsa 2009 yaz mevsiminde ak koyun kara koyun kendiliğinden çıkar ortaya!
(…)

İddianame, Ergenekon Lobi Yapılanması belgesi diye bir belge üzerine inşa edilmiş. Belgenin kaynağı, MOSSAD ajanı olduğu iddia edilen Gazeteci Tuncay Güney'den elde edilme! İddianameden Güney'in
istihbarat servisleri tarafından kullanılan bir eleman olduğu anlaşılıyor. Güney hem Gülen'in en yakınındaki adam, hem de Veli Küçük'ün adamı! Hem de CIA, Mossad vb! Bu noktada Güney'den çıkan Ergenekon lobi yapılanması belgesinin Emniyet'in içindeki bir kanada (F Tipi yapı) ait olduğu anlaşılıyor. Sanık Veli Küçük, böylesi bir örgütten haberi olmadığını söylüyor. Savcı ise tüm iddiasını, örgüt yapılandırmasını bu belgeye dayandırıyor.  Eğer o belgenin, bir istihbarat servisi tarafından yazılıp, piyasada dolaştırıldığı ortaya
çıkacak olursa, Savcı'nın iddiaları ne kadar inandırıcı olur?! Kaldı ki, iddianamede 1 numaralı şüpheli olarak görülen Veli Küçük, konuşma diyaloglarından da anlaşılacağı üzerine istihbaratçı bir general!
Emekli! Piyasaya güvenlik, danışmanlık işleri yapıyor. Erdoğan'ın deyişi ile tüccar! Bu arada, AKP'nin, kendilerini deliğe süpürmeyip İran saldırısında kullanmaları ricasında bulunduğu küresel sermayeye,
geçen ay içinde İsrail ve Yahudi ABD'nin İran saldırısına destek isteğine bir kez daha "hayır" cevabını vermesi üzerine, Yahudi Cemaati Tuncay Güney'in başındaki kippayı bir anda düşürüverdi; "Biz bu adamın, bu davanın arkasında değiliz" mesajı verdi. Bu durumda, cevabı aranması gerekli soru şu olmalı: Tuncay Güney, kimin adamı, kim, ne amaçla konuşturuyor? !: A şıkkı: Gülen Cemaati, B şıkkı: AKP, C şıkkı:
Emniyet İstihbarat içindeki F Tipi yapı, D şıkkı: Hepsi!
(…)

Sayın Başkan,
İddianamede, şahsımı hedef alan iddialara da birkaç satırla netlik kazandırmaya çalışayım.

Şöyle ki:
Ultra Türkler Geliyor, başlıklı yazım, iddianamede sözde örgütle bağlantı olarak ortaya konulmuş.  Okumayanlar için o yazı:
http://newsgroups.derkeiler.com/Archive/Soc/soc.culture.turkish/2005- 09/msg00777.html
(…)

Emniyet ve Savcılık ifadelerimde de bu konuyu anlattım, ama ısrarla işin içinde TSK, asker, örgüt vs arandığı için havada kalmış. Ultra Türkler yazısı, Kurtlar Vadisi filmi, metaforu üzerinden kaleme aldığım bir başkent değerlendirme yazısıdır. Çünkü Ankara'ya ayak bastığım 2003 yılında, kırmızı çizgiler ortadan kalkmıştı. Kamuoyunda devlete olan güvenin kalmadığı bir ortamda, ekranda Kurtlar Vadisi dizisi oynatılıyordu. Dizinin yapımcısı, oyuncusu, senaryo yazarları da AKP'li idi. Yani, AKP Kurtlar Vadisi dizisi üzerinden, kamuoyuna
devletin olmadığını, derin devletin var olduğunu, onların bu ülkenin kurtuluşu için mücadele ettiği mesajını veriyordu. Bende, ABD'nin,İsrail'in ortalık yerde, 2005'te "tüm operasyonları mızı Ultra Türkler bozuyor, herkesten önce haber alıp önümüzü kesiyorlar" dediği bir oluşumdan yakındığını duydum, şahit oldum. Bunun üzerine star Medya Grubu'nun Ankara Temsilcisi ve Başyazarı olarak, başkent Ankara'da MİT'inden Genelkurmay'ına, Emniyet'inden Jandarması'na, iktidarından muhalefetine kadar yaptığım ziyaretler sonucu elde ettiğim görüşmeler ışığında bir yazı kaleme aldım. Yazıyı yazarken de, Kurtlar Vadisi'nde anlatılan derin devlet konseptini kullandım. Yazı, BOP'çuların şikayetçi oldukları kişilerin aslında bu devleti yöneten kişiler
olduğunu anlatıyor. Yazının bu yönü birçok kişi tarafından eleştirildi, jeep vs… Kaldı ki, Ankara'da yaptığım tüm ziyaretlerde,muhataplarıma ülkenin büyük bir parçalanma, yıkılma sorunu ile karşı karşıya olduğunu, kendilerinin de hiçbir şey yapmayarak buna ortak olduklarını, ülkeyi sattıklarını anlatarak sohbete başladım. Yaptığım genel değerlendirmeler üzerine muhataplarım da bana Türkiye'nin artı ve eksilerini kendi bulundukları makam, yükseklik üzerinden anlattılar. Yazı, genel bir değerlendirmenin neticesinde ortaya
çıkmıştır. Devlete inancın sıfıra yakın olduğu bir ortamda kaleme alınmıştır. Bir yönü ile Postacı filmindeki gibi bir inancı taşır.

http://www.bizimpen cere.com/ viewtopic. php?t=16397
(…)

Yazı diğer yönü ile Panama Terzisi hüviyeti taşır!
http://tr.wikipedia.org/wiki/ The_Tailor_of_Panama
(…)

Çünkü yazı yayınlandıktan sonra, birçok yerli ve yabancı servis bu örgütün peşine düştü. Yazıyı okuyan kimi okurlar da beni örgütü deşifre etmekle suçladı. Oysa ki, bu yazı sadece  kaybolmakta olan bir inancın, devlete olan güvenin korunması gerekliliği üzerine kurulu idi. Sonraki yazılarda da, böylesi bir örgütün olmadığının altı hep çizildi. Derin devlet zannedilen şeyin, devletin kendisi olduğu ısrarla anlatıldı. Buna rağmen bu yazı, ABD, AB, Rusya denkleminde gerçekliği ya da gerçeküstülüğü ispat edilememiş bir yazı olarak hala güncelliğini korumaktadır! Bakalım Savcılarımız, mahkemede Ultra Türkler'e dair ne gibi yeni kanıtlar (!) ortaya koyacak!?
http://newsgroups. derkeiler. com/Archive/ Soc/soc.culture.turkish/2005- 09/msg00753. html
(…)

Kaldı ki, birçok AKP'liden, Bakan'dan, parti yöneticisinden, "Bize kızıyorsun ama 1 Mart Tezkeresi'ni TBMM'den bizim geçirmediğimizi atlıyorsun" yollu sitemler işitmiş bir gazeteci olarak diyeceğim şudur: Kurtlar Vadisi dizisi hala oynamaya devam ediyor. Dizide "Polat" karakteri şimdilerde Erdoğan'a, "İskender Büyük" Veli Küçük'e;
"Zafer", Muzaffer Tekin'e denk düştüğü söyleniyor. Buradan hareketle Emniyet'in bir kurmaca yani "Kurtlar Vadisi" fenomeni üzerinden kamuoyu oluşturup, ardından da iddianame hazırladığını söyleyebilir
miyiz?! Benim yazdığım yazı suç ise Kurtlar Vadisi dizisinde yapılan derin devlet yönlendirmelerinin de suç olması gerekmez mi?! Kaldı ki,Kurtlar Vadisi'nin tüm senaryolarında siyasileri değil, güvenlik bürokratlarını suçlayan, hedef tahtasına oturtan bir anlatım vardır.
(…)

Savcı Öz, "Ultra Türkler, Derin devlet tartışmaları" başlıklı kitap çalışmamı dahi incelemeye gerek görmeden iddianameye eklemiş. Ortada olmayan örgütün medya kolunda görev yapmakla itham edilirken, nasıl
geçindiğim, AKP iktidarında nasıl bir zulme tabii tutulduğum, bir gazetecinin işsiz bırakılsa dahi günümüz dünyasında internet üzerinden iktidara muhalefet edebileceği gerçekliğini atlamış. Kaldı ki, bu soruşturma başlamadan önce bu kitabı Alfa yayınevine teslim etmiş,basılması için de benden son düzeltmeleri tamamlamam için biraz daha zaman vermelerini rica etmiştim. Bu soruşturma, kitabı yayınevine teslim ettikten 2 ay sonra başlatıldı! Soruşturmanın çok öncesinde kitabın önsözü bir internet sitesinde(Süperpoligon) yayınlandı.
(…)

Savcı Öz, ifademi alırken ısrarla asker ismi istedi. Ona da gerçekleri yukarıdaki kelimeleri tekrarladım. Emniyet ifademde de! Emniyet'te zaman darlığından "ver ifadeni, sonra Savcılıkta düzeltirsin" dediler.
O yüzden konu tam açıklık kazanamadı. Savcı Öz ise Çuwall kitabı ile ilgili yaptığım bir görüşmeye top-secret devlet belgesi muamelesi yapmaya kalkıştı. Orada işin doğrusunu anlatmama rağmen, iddianamede özel kuvvetlerde görev yapan bir komutan ile irtibatlı olduğu için örgütle bağlantısı vardır diyor. Birincisi, ne diyorum özel kuvvetlerde görevli olduğunu söyleyen biri, aşırı şüpheci! Bunları anlattı ve gitti. Adam belki de Emniyet İstihbarat'ın elemanı nereden bileceksin, araştırdın mı?! Hayır! O iddiaların teyid edilmesi mümkün
mü?! Zor! Savcı Öz ve AKP Medyası ise iddianameden dışarı taşan bilgi,belge, iddiaları teyid etme ihtiyacı hissetmeden sayfalarına,ekranlarına taşımakta hiçbir sakınca görmüyor!
(…)

Savcı Öz'e ifade verirken, AKP ile ilgili düşüncelerimi açık ve net olarak tekrarladım. Gözaltı sonrası yaptığım açıklama:
http://www.habervit rini.com/ haber.asp? id=293933
(…)

Buna rağmen Savcı Öz, işin asker boyutundaydı. Israrla benden komutan,asker ismi istedi. Bende o zaman resmi, kayıtlı olarak görüşme yaptığım isimlerden birkaçını saydım, hemen iddianameye ekledi. Kayda
geçmesini istediğim diğer sözlerim kayda geçirilmedi. Bunun üzerine Savcı'ya minik bir test yapmaya karar verdim; "Çuwall kitabı için görüştüğüm o özel kuvvetler mensubunun iddialarının bir kısmı bugünkü
Yeni Şafak'ın manşetinde! Doğrulanmış" dedim. Savcı hemen bu sözlerimi tutanağa geçirtti. Oysa ki, gözetim altındayken gazete okumak, tv izlemek, birileri ile konuşmak yasaktı. Peki o gazeteyi ben nasıl okumuştum!? Savcı bu soruyu bana hiç sormadı. Tabii ki, Savcı Öz'ün masanın üzerinde duruyordu, bende oradan Yeni Şafak'ın manşetine göz gezdirdim. Savcı, asker ile ilgili her türlü ithamı, dedikoduyu kayda geçirirken ne kural tanıyordu ne de en basit soruşturma kaidesine uymayı aklından geçiriyordu! Bu basit örnek dahi, Savcı Öz'ün
soruşturma şekli hakkında fikir vermeye yeterlidir sanırım.

Bir başka örnek: Çantamda arkasını karalama kağıdı olarak kullanmak için tuttuğum kağıtlardan birinin ön yüzünde Turgay Ciner'e yazdığım bir mektup vardı. AKP'ye destek olmalarına rağmen Sabah'ı kaybedeceklerini anlatıyordum. Enerji bazlı operasyona uğrayacaklarını iddia ediyordum.
Savcı Öz, kağıttan o bölümleri okuyup "bunları nereden biliyorsun"diye sordu. Bende iddialarınızın aksine bir gazeteciyim, bürokrasiyi de iyi takip ederim dedim. Tamam, deyip konuyu kapattı. Misal, o yazı ve bir başkası "DD"nin derin devlet değil, Erdoğan'a İsmail Yıldız'ın "Deli Dumrul" diye taktığı bir lakabın kısaltması olduğunu söylemiş olmama rağmen bu ifadelerim kayda geçirilmedi!
(…)

Kitapta, sanık Orhan Tunç, AKP'nin Azrail'le randevusu başlıklı bir yazımı beğendiği için alıp internetteki köşesine koyduğunu açıklamış.
Olabilir, normal bir şey!
http://forum.efsanekomutan.org/archive/index.php/t-2057.html
(…)

Kaldı ki, Emniyet ifadesinde beni tanımadığını da söylemiş. Daha sonra Savcılık ifadesinde bu yazımla ilgili olarak şöyle denilmiş. Bu yazıda Gülen'e, Erdoğan'a suikast düzenlenmiş, ancak başarılı olunamadığı
için Ergenekon operasyonu başlatılmış. Tunç da, yazının kurgu olsa da ilginç gelmesi sebebiyle, Savcılar görsün, yazı yazan kişi hakkında gereğini yapsınlar niyeti ile bu yazıyı alıp köşesinde yayınlandığı
beyanında bulunmuş. Peki yazımda böyle bir bölüm olmadığı halde, ifade kısmında bunun ne işi var ya da aradan geçen zaman içinde Savcılar neden görevlerini yapmamışlar!? Veyahut, tüm ifadeler böyle alındı ise
diğer ifadelerin güvenirliği ile ilgili ne düşünmeliyiz?! Savcı bir de diyor ki, o yazıda İsmail Yıldız ve Hayrullah Mahmud'un tutuklanması eleştirilmiştir! Ben o yazıda böyle bir satır da göremedim.
(…)

İfademde "Emin Çölaşan aleyhine yazılar yazıyordum", diye bir bölüm var! Niye, ruh hastası mıyım Çölaşan aleyhine durduk yerde yazı yazayım. Çölaşan, biz star'dan hukuksuzca kovulunca, arkamızdan bir yazı yazdı. Aziz Nesin bizim gibi adamlar için kendilerini sermayeye satanlar dermiş diye... Bende bunun üzerine kendisini sermayeye satmayan Çölaşan'ı AKP'ye karşı neden sustuğu konusunda eleştirmiştim.
Yazdığı yazılar ile AKP'ye tersten destek attığını iddia etmiştim.
Bunun üzerine Çölaşan'ın arkadaşı, haber kaynağı Ergun Poyraz ile bir defa buluşup, konuştuk, tartıştık. Daha sonra bu görüşmemizi de e-mail zincirlerinde okurlarımla paylaştım. Poyraz da karşı cevabını yazdı,
yayınladı.
(…)

Konjonktürel muhalif Emin Şirin ifadesinde "SESAR'da çalışan Hayrullah Mahmud, benimle ilgili bir yazı yazdı, bunun üzerine İsmail Yıldız'la telefonda konuştum" diyor. Birincisi ben SESAR'da hiç çalışmadım.
Fahri başdanışmandım. Bu İsmail Yıldız ile aramızdaki bir espridir.
Bir insanın bir yerde çalışıyor olması için oradan maaş alıyor olması ve sigorta kaydının bulunması vb gibi basit işlemlerin de gerçekleşmiş olması gerekmez mi?! Ne var ki, İsmail Yıldız da o görüşmeden sonra,
gelip benden özür diledi, böyle bir konuşma yaptığı, Şirin'i dinlediği için! Hatta istersem sitede bir açıklama yazısı yayınlayabileceğ ini söyledi! Ben gerek görmedim. İkincisi İsmail Yıldız dostum olur ama iş yazı yazdırma kısmına gelince o ya da başkası kim oluyor ki, bana yazı yazdıracak!? Şirin şimdi Cem Uzan'ın yanında sorsun bakalım Cem Uzan bana kaç yazı yazdırmış? The İmam'ın İki Emin'i başlıklı yazımda, Emin
Şirin'in Hanefi Avcı'nın projesi, Erdoğan'ın talimatı ile AKP'ye muhalif yerlerde özel olarak dolaştığı, bilgi topladığı, yeminli muhalif olduğunu iddia ediyordum. Bir de o yazıda Hilmi Özkök için Fetullahçı yaftalaması yapmaya kalkışan, kendisini devlet yerine koyup önüne gelen hakkında akılmaz sıfatlar yapıştıran Çölaşan'ı kendisi hakkında kulislerde dolaşan iddialardan yola çıkarak, bir ayna tuttum.
O da dava açtı! Eski dostum Şirin o yazıma bozulmuş. Olabilir. Kaldı ki, şu anda da yazmaya devam ediyorum, peki Hayrullah Mahmud'a kim emir veriyor ya da yönlendiriyor yazı yazarken?! Savcı, mahkemede bu
iddiasını da ispat etmekle mükelleftir.
(…)

İsmail Yıldız'ın "Bülent" kod adlı olduğunu AKP Medyası ve iddianameden öğrendim. Bu kod adı iddiası üç özel harekatçı ile yaptığı görüşmeye dayanıyor. Bu iddiaya göre Yıldız, "Ben derin devletim, askerle özel ilişkilerim var" demiş. Bir de bu iddiayı Emin Şirin seslendiriyor! Bir adamın kod adı var ise örgütte herkesin o
adamı o kod ismi ile anması, çağırması gerekmez mi?! Bu anlamda bir başka soru: Emin Şirin'in, Emniyet İstihbarat'ta "istihbarat elemanı"olarak resmi ya da gayr-ı resmi bir görevi var mıdır?! Hanefi Avcı
döneminde böylesi bir görevlendirme yapılmış mıdır?! Emniyet'ten de bu anlamda bir açıklama almak gerekecek!
(…)

Behiç Gürcihan'ın evrakları arasında benim, İsmail Yıldız'ın,İBDA-C'li Fazıl Duygun ile sık sık görüştüğüm yazıyor. Adil Serdar Saçan öyle not vermiş. Fazıl Duygun "Baran" dergisinin editörü. Eğer Fazıl Duygun, iddia edildiği gibi bir kişi ise neden gerekli yasal işlemler yapılmamış, tutuklanmamış? ! Fazıl ile benim aramda bir
görüşme trafiği var mı?! Fazıl'ı SESAR'a kim yollamış?! Yoksa Fazıl,MİT'in saha elemanlarından biri midir?! Fazıl Duygun, Haşmet Babaoğlu ile söyleşi yaptığını referans gösterdiği halde, benimle söyleşi yapma
isteğini hep geri çevirdim. Böyle bir not neden iddianamede yer alır,amaç AKP'ye muhalif bir gazeteciyle ilgili kafalarda soru işareti yaratıp, yaftalamak, marjinalleştirmek mi?!
(…)

"Hayrullah Mahmud'un yazıları SESAR sitesinde SESAR imzası ile yayınlanır" gibi bir ifade var. Bunu, İsmail Yıldız'ı aşağılamak için bilerek yapıyorlar. Çünkü daha önce de bu dedikoduyu yaymak istediler.
Tutmadı! İsmail Yıldız, Özal'ın danışmanı! Mesut Yılmaz'a raporlar yazmış bir isim! 160'ın üzerinde IQ'su olan bir adam! Ben bu tür iddiaları bazı mevkideki insanların içindeki İsmail Yıldız kıskançlığına veriyorum. Altın hapishaneye düşse de değerinden bir şey kaybetmez, altındır. AKP birilerine kaftan, makam verse de, teneke
tenekedir. Zorlasan da, parlatsan da çeyrek altın etmez.
(…)

Fehmi Koru, AKP'ye kapatma davası için "Google İddianamesi" adını koymuştu. Mevcut iddianameye bakılacak olursa, içinde Ergenekon adı geçen her şey soruşturma kapsamı altına alınmış. İddianamede özel olarak altı boltlanmış bir cümle var: Aydın Doğan'ın ipi çekildi!
Burada Aydın Doğan'a "Ayağını denk al, yoksa seni de bu listeye dahil ederiz" diye gizli bir mesaj mı var?! Açıkçası sayın savcı heyetinin bu konuya da açıklık getirmesini bekliyorum.
(…)

Sayın Başkan,
Bu iddianame kapsamında içinde bulunduğum durumu özetleyecek olursam:

Emniyet'teki ve Savcılık'taki ifademde de anlattığım gibi sözde Ergenekon terör örgütü isimli bir oluşumdan haberdar değilim.

Böyle bir örgütün varolduğuna da inanmıyorum.

Aynı zamanda hiçbir legal/illegal örgütün de üyesi değilim!

AKP iktidarında işe iade davası hala yargıda bekletilen, medya patronlarına baskı yapılarak çalışma hürriyeti engellenmiş, evine defalarca haciz gelmiş, kiracısı olduğum evden borcumu ödeyemediğim için çıkarılmış, bankalara olan kredi kartı borcu kayıt altında olan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, şimdi ben sormak istiyorum:

AKP'ye muhalif bir gazeteci olmasaydım, şimdi karşınızda terör örgütüne üye olmak iddiası ile bulunur muydum?!

Şu anda AKP engeli yüzünden çalışmıyor değilim, çalışamıyorum. Hiçbir gelirim yoktur. Eşimden dostumdan aldığım küçük harçlıklarla, borç paralarla ayakta kalmaya çalışıyorum. 4 yıl önce boşandığım eski eşimden bir kızım var, onun da nafakasını ödeyebilmiş değilim!

Sayın Öz'ün bilmesi ve görmesi gerekli husus şudur:
AKP,bir siyasi partidir.
Devlet değildir!

Onun için AKP'ye karşı halkı uyarmakla, hükümete/devlete karşı halkı ayaklandırmaya kalkışmak çok farklı konulardır!

Kaldı ki, seçimlerde sandıktan bir gün AKP çıkar, bir gün MHP, bir gün ANAP vb!
Ben bir gazeteci olarak AKP'li, MHP'li, CHP'li, DSP'li vb olmak zorunda değilim!

AKP ve diğer iktidar partileri hakkında gördüğüm yanlışları okurlarımla paylaşabilirim.
Eleştirilerimi en sert şekilde de yapabilirim!

Yargıtay kararı ile de sabittir ki, ağır eleştiri hakaret değildir!
İşsiz bıraktırılmış olsam da, kamuoyunu bilgilendirmek amacı ile görev yapan gazetecilerden biri olarak, bu benim en doğal hakkım!

Bu eleştirilerim sırasında haksızca suçlamalar, hakarete varan ifadeler kullanmış isem AKP için yargı yolu açıktır!

Rahatlıkla özür/düzeltme yoluna gidebilir, tazminat davası açabilir!

Ama bu yolları kullanmak yerine "tüm muhalifler teröristtir" iddiasını gündeme getirerek, AKP'ye karşı olan muhalefeti sindirmeye çalışmak doğru değildir.

Sözün özü, AKP demokrasi özürlü bir siyasi parti!
Tek partili sisteme, demokrasi denilmez!

Dense dense, otokrasi, tiranlık, "İmamokrasi rejimi" denilir!
Hülasa, hakkımdaki tüm iddialar mesnetsiz iddialardır!

40 yıllık ömrü hayatımda, hiçbir yasadışı işe karışmamış bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım!
20 yıllık gazeteciyim.

KKTC'de yayın yapan Birlik gazetesinde köşe yazarlığı ile başladığım meslek hayatımda, haftalık ekonomi gazetesi Gözlem'de genel yayın müdürlüğü, başyazarlık, Sabah'ta yazarlık, yayın koordinatörlüğü, Star
Medya Grubu'nda Medya Grup Ankara Temsilciliği, Başyazarlık vb görevlerde bulunmuş, muhabirliğinden, yazarlığına, yöneticiliğine kadar her bölümünde çalışmış bir gazeteci olarak, AKP iktidarında,AKP'nin yanlışlarını büyük harfle ilk yazanlardan olduğum için işsiz bırakıldım.

İlk olmanın verdiği tüm sıkıntılara maruz kaldım, çok rüzgar yedim.
Sözün özü, sözde terör örgütünün üyesi de değilim!

Sayın savcı heyetinin iddia ettiği gibi "Terörist" de değilim!
AKP iktidarında olsa olsa benim için "Hororist" denilebilir!

Terörist asla!
Yani, BOP'çulara, BOP Eş Başkanı partiye korku veren, korku saçan bir gazeteci olabilir!

Bu iddiada bulunanlara iddialarını aynen iade eder, sayın Başbakan Erdoğan'ın deyişi ile "İddianızı sevsinler" derim.
Ezcümle, BOP'a, BOP Eş Başkanı AKP'ye muhalif bir gazeteciyim.

Bir gazeteci olarak düşüncem şudur:
Kanunen bu iddianame kabul edilmiş olsa bile, gerçekler bir bir ortaya çıktıkça hukuken reddedileceğine inanıyorum.

Sayın Başkan,
Bu anlamda mahkeme huzurunda soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz,Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın'a birkaç soru sormak ve gözden kaçan birkaç hususu, mahkeme huzurunda kamuoyu ile paylaşmak
istiyorum:

1- Eğer, "Bu vadi başka vadi, Ultra Türkler geliyor" başlıklı yazımda dolayı burada sanık olarak bulunuyorsam, neden bu yazıya konu olan ve Türk halkının kafasında "Devlet yoktur, devleti yönetenler satılmıştır, devleti kurtarsa kurtarsa ancak derin devlet kurtarır"olgusunu yerleştirmeye çalışan "Kurtlar Vadisi"nin yapımcıları,
senaryo ekibi de bulunmuyor? Kaldı ki, dizinin çekilen son bölümlerinde (Kurtlar Vadisi – Pusu) bu dava ile ilgili kamuoyunda belli bir kanaat oluşmasına katkıda bulunmaya dönük "dezenformasyon içerikli" diyaloglara yer veren bölümle çekiliyor. Ezcümle, "Kurtlar Vadisi" ekibi hiç sorgulandı mı?!
(…)

2- Kurtlar Vadisi ekibine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan sahip çıkıyor! Bir Başbakan'ın, kamuoyunun kafasına derin devlet olgusunu yerleştiren bir diziye ve o dizinin kahramanlarına
sahip çıkması ve daha sonra bu soruşturma sürecini başlatmış olması ne derece samimi, gerçekçi bir yaklaşımdır? Sorgulamayı yapan ve benim de ifademe başvuran sayın Savcı Öz ve mesai arkadaşları, bu konuyla ilgili olarak Erdoğan'ın da görüşünü alma ihtiyacı hissetmiş midir?!
Öte yandan, uluslararası terörist Yasin El Kadı'ya AKP'nin, Erdoğan'ın sahip çıkması, kefil olması karşısında ne düşünmeliyiz?!
(…)

3- Sorgulamaya konu olan ve şimdi de sanık olarak karşınızda bulunmama neden olan yazı ve yazılarımla ilgili olarak, iddia makamının elinde herhangi bir terör örgütüne üye olduğuma dair somut bir belge, bilgi
var mı?! AKP iktidarında 24 saati ile gözetlenmiş, izlenmiş bir gazeteci olarak, iddia makamının mahkemenize bu anlamda somut bilgi ve belge sunmasını talep ediyorum! Kaldı ki, AKP'ye muhalif olduğum için
5 parasız bırakıldığım bir ortamda, sözde örgütten bana herhangi bir para transferi olmuş mudur? Bu sorunun cevabı da önemli! Erdoğan'ın,Gül'ün, Unakıtan'ın, Yıldırım'ın çocuklarının AKP iktidarında
ilişkiler üzerinden para kazandıkları, gemicik sahibi oldukları bir konjonktürde, sayın Savcı heyetinin somut belgelerle bu soruma cevap vermesini istiyorum, bekliyorum!
(…)

4- Soruşturmayı yürüten Savcı heyeti bu soruşturma kapsamında,gazeteci olarak beni sorgularken, haber dahi yazamadığını itiraf eden sözde gazeteci Tuncay Güney'i, 1 numaralı iddia sahibini neden sorgulamamıştır? ! Fetullah Gülen'i hakkındaki iddialarla ilgili olarak neden sorgulamamıştır? ! Eğer, Fetullah Gülen adına Zaman gazetesinde başyazılar yazan Hüseyin Gülerce'nin iddia ettiği gibi "Ergenekon" üst başlığı altında Susurluk soruşturması yapılıyor ise neden Mehmet Ağar, Tansu Çiller, Doğan Güreş vb isimlerin ifadelerine başvurulmamıştır? ! Eğer bu isimlerin ifadesi alınmadı ise neden ihtiyaç duyulmamıştır?! Kaldı ki, Susurluk yargılaması yapıldı ve bazı isimler ceza aldı diye biliyoruz. Şimdi yeni bir Susurluk soruşturması
yapmak için sayın Savcı heyetinin elinde ne gibi yeni belge, bulgular var, açıklamalarını talep ediyorum.
(…)

5- AKP'ye muhalif olan, BOP'a muhalif olan, AKP'nin yolsuzlukları nı,vurgunlarını yazan herkes terör örgütü üyesi midir?! Bu iddianame bu hali ile hasım/hısım iddianamesidir! AKP'nin hasım olanlar sözde terör
örgütüne üye olmakla itham ediliyorlar, hısım olanların ise "lütfen"olarak dahi ifadesine başvurulmuyor! AKP'ye, BOP'a muhalif isimleri kamuoyu önünde küçük düşürmeye, karalamaya, sindirmeye, töhmet altında
bırakmaya dönük bir iddianamedir! Kaldı ki, eğer ortada iddia makamının iddia ettiği gibi son derece tehlikeli ve güçlü bir örgüt ile karşı karşıyaysak, sayın savcılar bu soruşturmayı nasıl gerçekleştirmiş ler, gerçekten merak ediyorum?! Sözün özü, en korkunç örgütü çökertmiş (!), en olmadık isimleri gözaltına almış, sorgulamış,
ama buna karşılık Fetullah Gülen'in ve onun adamı Tuncay Güney'in ifadesini alamayan bir sorgulama ekibi ile karşı karşıyayız! Bu anlamda sormak istiyorum, iddia makamı içinde, yani sayın savcı heyeti içinde AKP Özel Örgütü'ne üye olanlar var mıdır?! Sorgulamayı yapan Savcı heyetinin, birinci, ikinci, üçüncü aile bireyleri dahil olmak üzere malvarlıklarını açıklamalarını talep ediyorum! İddianamede tüm özel kişisel bilgileri açık edilmiş sanıklardan biri olarak, bu istekte bulunmamın bir sakıncası yoktur sanırım! Ezcümle, hesap soranların da, her an hesap verecek durumda olmaları gerekir, değil mi?!
(…)

6- Türkiye'de bir darbe sürecinden bahsedilecek ise bu AKP iktidarında gerçekleştirilmeye çalışılan, Atatürkçü kurum ve kuruluşları hedef alan, tüm milli değerlerimize yönelik "Post modern Turkuvaz darbe"sürecidir. AKP de BOP planının taşeron yüklenici partisidir.
Maalesefki Emniyet (MİT ve emekli askerlerden bazıları) içindeki bir yapı da, bu taşeron unsurlara özel hizmet vermektedir. Bu noktada sorgulamayı yapan sayın iddia makamına ve heyetinize sormak istiyorum:
Büyük Ortadoğu Projesi'ne taraftar mısınız, yoksa karşı mısınız?! BOP operasyonuna maruz kalan tüm ülkelerde Türkiye'dekine benzer (Ergenekon) operasyonları n yapıldığı hatırlanacak olursa, bu sorgulamayı yapan Savcı ve hakimlerin hangi tarafta/safta oldukları sorusunun cevabı da, bu noktada büyük önem kazanıyor! Çünkü bu dava siyasi bir davadır!
(…)

7- Bazı makamlardaki insanlar bazı soruları sormazlar. Misal, bir Cumhuriyet Savcısı, "BOP'çuların operasyonları mızı bozuyorlar, teşhis ettiğimiz ama tespit edemediğimiz ultra Türkler var" diye görünmeyen
bir yapıdan şikayetçi olduğu bir ortamda, onlara adına bu sorunun cevabını arıyor olması karşısında ne düşünmeliyiz?! Savcı heyeti bu yapının varolup olmadığını öğreneceği, soruşturtacağı adres bellidir:
Genelkurmay, MİT, Emniyet, zabıta teşkilatı! Bunun ötesinde benim var ya da yok demem neticeyi değiştirmez! Kaldı ki, Savcı heyetinin, benim cevaplarımın ötesinde, Ultra Türkler hakkındaki anlatımımı mahkeme huzurunda dinleme, izleme belgeleri ile delillendirmesi gerekirdi.
Zira, iddia makamının iddia ettiği yönde bir bilgiye vakıf olsaydım,bu bilgileri sayın Savcı Öz'den önce BOP operasyonu yapan Yahudi ABD,İsrail, bazı AB Büyükelçileri ile paylaşırdım! Ki, Türkiye'yi parçalama, Atatürk Türkiyesi'ni sonlandırma yönündeki amaçlarına bir an önce ulaşabilsinler! Sözün özü, Cumhuriyet Savcıları'nın istekleri,cevabını aradıkları soru, zaten BOP'çuların da cevabını merak ettikleri soru! Aynı anlama gelen istekler! Bu anlamda savcı heyetine son bir soru daha: Sayın Savcılar, siz kimin savcısısınız?! Eğer Atatürk Türkiyesi'nin Savcıları iseniz, bilmenizi isterim ki, bende o ülkünün savunucusu bir gazeteciyim. Ezcümle, "Ultra Türkler var mı yok mu" sorusunun cevabını eğer Emniyet İstihbarat içindeki "F Tipi" yapı
veremiyor, BOP'çular o adresi bulamıyor ise sayın savcı heyeti de bu soruyu sorup kendilerini komik duruma düşürmekten vazgeçsinler! En doğru olan hareket, bu sorunun cevabını zamana bırakmaktır! Sözün özü,
en doğru cevabı nasılsa zamanı gelince tarih verir, yazar!
(…)

Ve…
Son olarak…

Bu iddianame, çamur at izi kalsın mantığı ile hazırlanmış, hasım/hısım iddianamesidir ya da "Televole mantığı" ile hazırlanmış bir iddianamedir!

Bu iddianameyi okuyan ve ortalama hukuk bilgisine sahip gözler tarafından rahatlıkla görülmektedir.

Bu bağlamda bir Türk atasözü şöyle der:
"Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır".

Düşüncem odur ki, bu davanın "şer"rindeki "hayır" da, AKP'nin elinden"mazlum"iyet ve de "masum"iyet kartlarını bir bir düşürmüş, geçersiz kılmış olmasıdır!

Sözün özü,acısız zafer olmaz!
Artık herkes görmüştür ki, AKP eline iktidar gücünü geçirince rahatlıkla zorbalaşabiliyor.

Gizli gündemini açık edip, yüzündeki maskeyi kendi elleri ile indirebiliyor!
Bu vesile ile buradan, bu soruşturma süreci içinde ölenlerin yakınlarına başsağlığı, sağlığını yitirenlere acil şifa, özgürlüğünü yitirenlere acil hürriyet, bu dava nedeni ile işini, eşini kaybedenlerin de mağduriyetlerinin bir an önce sonlandırılması nı dilediğimi bir kez daha açıklamak istiyorum.

Kaldı ki, hakkımdaki terör örgütüne üye olma iddiasını da reddediyor,mahkemenizden bu vesile ile AKP Medyası'nda yerden yere vurulmak istenen itibarımın iadesini talep ediyorum.

Çünkü ben Atatürk Türkiyesi'ne sahip çıkma, gazetecilik mesleğinin gereklerini yerine getirme dışında "kanundışı" hiçbir şey yapmadım:
"Eğer Türkiye'de rejim değişmedi ise" kaydını düşerek bu cümleyi kurduğumu da önemle hatırlatmak isterim.

AKP iktidarında iftiraya uğradım, mağdur edildim, BOP'çuların, BOP Eş Başkanları'nın hoşlarına gitmeyecek yazılar yazdım, bu yüzden de karşınızdayım.

Ezcümle, burada davanın küresel ve yerel siyasi amaçlarının altını çizmeye gayret ettim. Önünüze getirilmiş davanın, (gerek şeklen, gerek içerik bakımından) hukuki noksanlarını da yüce heyetinizin hukuki
takdirlerine sunuyorum.
Saygılarımla…                                   İleti:M.İ.Kolburan kolburan?gmail.com
9 Aralık 2008
Hayrullah Mahmud ÖZGÜR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun, HUKUK a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/ b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/ c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
bilgebalta
TOGEÇ

Arkadaşlarım

okay YILDIZ
ercan şen
necaticavdar
seden s.
yagmurvetoprak
laleninbahcesi
sennurozturk
aktifus
mustafabaygin
saraykoy
tulaybilgin
cihateri
İnsiyaki Milli
Sezgin KOŞAR
yildizlarvegece
paratoner
karsittez
hazanseli
cumhuriyethalkpartisi
barometre
sanatyeri
erenyemi
fcinar55
erginbay
prewar
dogpol
onurlu1turk
kerkukunsesi
candanof
aliuluc
skurt
pistols
livanca
leventgeckalanlar
leventburda
Blogcu Yardım
alevidostlar
sue
angeldream
hukuksal
alisevgi
Kitap Özeti
93busra
dilsizmutercim
benyaziyorum
cem38
ALİ ÖZTÜRK
sakirmgk
loji
hocaileessek
snecateren
yuceltanay53
benyaziyorumsiyaset
zeynep03
vakanuvis
rizelli
romanozeti
gencsblog
benyaziyorumflashheader
aheng
Pelin Zeybek
tatilvakti
E. Demirel
tuncaytemiz
turkeyphotogallery
aylin toygun
hilalliler
MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN
kristinaodonnelly
karya35
ECECE BİR YAKLAŞIM
busraustaomer
kurucafe
barbibarbieoyunlari
futuristar
drsaglik
zalim ...
----
click here
------- Guestbook ---
Google Gruplar
ATATURKCU DUSUNME SISTEMI grubuna kayıt ol
E-posta:
B u grubu ziyaret et