BACILARIMIZ ÖRTÜNEMEYECEKSE METRESLERİNİZ DE SÜSLENEMEYECEK.

"BACILARIMIZ ÖRTÜNEMEYECEKSE METRESLERİNİZ DE SÜSLENEMEYECEK."

 

"BACILARIMIZ ÖRTÜNEMEYECEKSE METRESLERİNİZ DE SÜSLENEMEYECEK."-15 Şubat 1985: İstanbul"da ölen Cerrahi Tarikatı Şeyhi Muzaffer Özak"ın cenazesi, binlerce tarikat mensubunun katıldığı bir törenle, Karagümrük"teki Nureddin Bey Tekkesi"nde toprağa verildi. Defin izni, 14 Şubat 1985 tarihinde alelacele toplanan Bakanlar Kurulu"nun 985/9916 sayılı kararıyla verildi.

Cenaze törenine Nakşibendi Tarikatı Şeyhi "Sultan Mahmut Efendi" ve ölen Cerrahi Şeyhinin halefi olduğu belirtilen Alman asıllı Haydar (Heiner) Frederic de katıldılar. Cerrahi tarikatının kurucusu Nureddin Mehmed, 1678-79"da İstanbul Cerrahpaşa"da doğdu. 1696-1697"de Ramazaniye tarikatı şeyhi Ali Köstendili"nin öğrencisi oldu ve 1703"te buradan icazet aldı. Şeyh Ali Köstendili, Nureddin Mehmed"e Cerrahi adını verdi. Padişah III. Ahmed"e başvuran Cerrahi Nureddin, padişahın desteğiyle Karagümrük"te bir mescid satın alarak tekkeye dönüştürdü.

İlk Cerrahi tekkesi, 5 Aralık 1703"te açıldı. İlk Cerrahi Şeyhi Nureddin, l Ekim 1721"de öldü. Nureddin"in ölümünden sonraki iki yüzyıl boyunca, İstanbul"da Cerrahi tekkeleri çok yayıldı. Nureddin"in halifelerinden Yahya Moravi kanalıyla devlet yönetiminde rol alan Cerrahiler"in son şeyhi Muzaffer Özak, gömüldüğü tekkenin şeyhliğini Fahreddin Efendi"den aldı. Şeyh Muzaffer Özak, 1981 yılında Türk Tasavvuf Musikisi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı"nı kurdu. Muzaffer Efendi"nin sahaflardaki sahaf dükkânı, tarikatın önemli bir parçasıydı. Karagümrük"teki tekke, Şeyh Nureddin"den bu yana, bütün Cerrahi şeyhlerinin gömüldüğü yer olduğu için kutsal sayılır.

YENİDÜNYA DÜZENİ VE YEŞİL KUŞAK PROJESİ
-l Nisan 1985: Bülent Ecevit"in Hamburg Denizleraşırı Kulübü"nde yaptığı konuşma, ABD"nin Yeni Dünya Düzeni adına ortaya koyduğu "Yeşil Kuşak Projesini" ve bunun Türkiye"deki yansımaları demek olan ılımlı İslama kayış, ya da Türk-İslam Sentezi politikalarını önemli ölçüde çözümlüyordu. Önce Ecevit"in bu konuşmasını izleyelim:

"1980 yılında, Türkiye"de demokrasinin askıya alınmasından ve askı süresinin giderek uzamasından sonra Türkiye"nin Batı ile olan ilişkileri ve organik bağı, kaçınılmaz olarak sarsılınca Türkiye dış ilişkileri açısından dört seçenek ile karşı karşıya kaldı.

1- Tarafsız bir tavır takınmak.
2- Batı ile ilişkilerini asgariye çekerek ya da kopararak Sovyetler Birliği"ne yaklaşmak.
3- Ortadoğu"daki İslam ülkeleri ile bütünleşmek.
4- Giderek daha fazla Amerika"nın yörüngesine sürüklenmek. Eğer ikinci dünya savaşından sonra Stalin"in saldırgan politikası olmasaydı, Türkiye tarafsız bir yol seçebilirdi. Fakat o şartlarda Türkiye bağlantısız, tarafsız bir politikayı riskli buldu.

Sovyetler Birliği"ne yaklaşmak seçeneğinin ise birinci seçenekten bile daha az şansı vardı, çünkü bunu sadece tarihten aldığı derslerden dolayı bağımsızlığı ve güvenliğini tehlikeye atmamak için yapamazdı. Zaten bu, Sovyetler Birliği"ni de rahatsız ederdi.

Sovyetler Birliği; elbette, güneyinde Batı"dan soyutlanmış ve Sovyet desteğiyle ayakta duran anlayışlı bir Türkiye görmekten mutluluk duyar. Fakat dünya barışının hassas bir denge ile ayakta durduğu bir bölgede olduğumuz gözönüne alınırsa, Türkiye"nin uluslararası ilişkilerinde keskin bir rol değişikliğine gitmesinin bölgedeki hassas güçler dengesini değiştireceğini Sovyetler Birliği de bilir.

Doğu Avrupa"daki, küçük sosyalist ülkeler bile böyle bir ihtimal karşısında endişeye kapılırlar. Çünkü eğer Türkiye saf değiştirerek Sovyet etkisine girerse bu Sovyetlerin kendileri üzerindeki baskısını arttırmakla sonuçlanır.

Nitekim gerek başbakanlığım döneminde, gerekse muhalefet lideri olarak Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa"daki sosyalist ülkelerin liderleri ile görüşmelerimde, hiçbir zaman bu ülkelerin, Türkiye"nin NATO"dan ayrılması yolunda bir arzuya sahip oldukları izlenimini edinmedim.

Ancak, Sovyetler Birliği Türkiye"nin NATO ya da ABD ile ikili savunma işbirliği çerçevesinde oynayabileceği bazı rollerden rahatsız olabileceğini hissettirdi. Türkiye"deki bazı askeri ve elektronik tesislerden rahatsız olduklarını hissettirmekten geri kalmadı. Fakat bu rahatsızlık Türkiye"nin NATO dışı kalması yolunda bir istek belirtmelerine hiçbir zaman uzamadı.

Bu yüzden, yukarıdaki dört maddeden geriye son ikisi kalıyor. Ortadoğu"daki İslam ülkeleri ile yakınlaşmak ve giderek daha fazla ABD"nin yörüngesine girmek. Bu iki seçenek birbirine o kadar zıt değil, birarada yaşayabilir ve nitekim bugünkü şartlarda da öyle oluyor." (GÜLDEMİR, Ufuk: Çevik Kuvvet"in Gölgesinde Türkiye. 1980-1984. Sf. 20-21. Eylül 1986)

 

Ecevit"in çizdiği panorama ve uygulanan siyaseti bir yana koyalım ve Reagan yönetimine yakınlığıyla bilinen bir askeri stratejisi olan Barry Rubin"in yeni stratejiyi doktrine ettiği sözlerine bir göz atalım:


"l- Ortadoğu"da, bloklararası bir çatışma vardır.
2- Amerikan askeri zihniyeti, bölgeye Amerikan askeri sevkedilmesi fikrine kendini alıştırmalıdır.
3- İslamın yükselen sesinin bölgede, komünizme karşı yürütülecek strateji içinde kullanılmasının yolları araştırılmalıdır." (a.g.e: Sf. 20)

Bu fikrin, yani SSCB"nin güneyini çevreleyen Pakistan, Afganistan, İran, Türkiye ve körfezde Suudi Arabistan"da denetlenebilir, "kanun dairesindeki İslam" ile ABD çıkarları arasındaki doğal kesişmenin son tahlilde SSCB"ye karşı bir "İslam Kartı" olarak kullanılabileceği fikrinin Carter yönetimi içindeki şampiyonu, Başkanın Ulusal Güvenlik İşleri Danışmanı Zbigniev Brezezinski"ydi.

"Brezezinski, 1977 yılından beri, irticanın komünizme karşı bir kalkan olduğu görüşünü savunuyordu. İran devrimi sonrasında New York Times"a verdiği demeçte, Washington"un İran devrimini memnuniyetle karşılaması gerektiğini; çünkü son tahlilde İslam"ın bölgedeki Sovyet yanlısı fikirlerle ideolojik çatışma halinde olduğunu söylemişti." (a.g.e: Sf. 23)

Aralık 1979"da Brezezinski planı, SSCB"nin güneyindeki Müslüman bölgelerine radyo yayınlarını arttırarak yürürlüğe sokuldu. Plan; bölgede Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye arasında anlayış birliği kurulmasını öngörüyordu. Middle East Treaty Organization (METO) planının meyveleri, Türkiye"de hızla olgunlaşıyor artık.

-9 Temmuz 1985: Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, 1739 sayı ile Milli Eğitim Temel Kanunu"nun 55. maddesi gereğince incelediği İslam Mecmuasını lise ve dengi okul öğrencilerine eğitim ve öğretim açısından tavsiye etti. İslam Mecmuası, Nakşibendî Tarikatı"nın en büyük kolu olan İskenderpaşa Dergâhı tarafından yayınlanıyor. Derginin sahibi olarak, 13 Kasım 1980"de ölen Şeyh Mehmet Zait Kotku"nun damadı ve dergâhın yeni şeyhi olan Prof. Esat Coşan görülüyor. Derginin MEB tarafından tavsiye edilen 38. sayısındaki yazılardan bazı pasajları aktarırsak, 1985 yılında ulusal eğitimin durumu hakkında bir fikir edinebiliriz:

"Şarkı söyleyen veya seyredenleri tahrik edecek durumda olan bir kadının videoya alınması ve seyredilmesi de elbette ki haram olacaktır."

"Müzik aleti, İslamın kabul ettiği bir alet ise, örneğin kaval ve def yani kudüm dediğimiz aletlerle müzik yapılmışsa, bunun sakıncası yoktur. Veya ney diyelim. Bu aletlere bazı alimler fetva verdiği için, açıkça caizdir. Ama diğer çalgı aletlerini kullanmak hem Şafii"ye, hem Hanefi"ye hem de Maliki"ye göre haramdır."

"Bir kafirin, örneğin Firavun"un, Karun"un veya Ebu Cehil"in rolüne girerek küfre düşüren sözler rol gereği söylenirse, bu durumda bu rollerdeki oyuncular küfre düşmüş olurlar. Çünkü küfrün şakası da küfürdür."

-11 Temmuz 1985: Uşak"ın Banaz İlçesi, Kızılcasöğüt İlköğretim Ortaokulu öğretmeni Ramazan Koca, derste Darwinist felsefe propagandası yaparak öğrencilerin zihinlerini bulandırdığı gerekçesiyle Banaz Kaymakamı Bekir Kaya tarafından maaşının onda birinin kesilmesi cezasına çarptırıldı.

-24 Temmuz 1985: Ürdün Büyükelçiliği birinci katibi Ziad Sati, evinden işyerine giderken kimliği belirlenemeyen silahlı bir saldırgan tarafından Çankaya"da öldürüldü. Olaydan sonra Associated Press"in Ankara bürosuna telefon eden ve düzgün bir Türkçeyle konuşan biri tarafından "İslami Cihad" örgütü adına üstlenildi. Telefondaki kişi, "Sati"yi emperyalizmin uşağı olduğu için öldürdük. Bundan sonra da bu tür kişilere saldırılarımız sürecektir" dedi. Olay, Şii terörünün Ürdün"ün Ortadoğu"da barış planına bir saldırısı olarak yorumlandı.

-27 Ağustos 1985: İsrail Havayolları El-Al"ın Elmadağ"daki bürosu bombalandı. Olayı 29 Ağustos günü İslami Cihad adlı örgüt üstlendi.

-15 Eylül 1985: Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakam Metin Emiroğlu, Ankara"da yaptığı açıklamada, "Türkiye Cumhuriyeti"ndeki laiklik, Osmanlılardaki laikliğin tekamül etmiş şeklidir" dedi.

-18 Eylül 1985: İzmir Belediye Başkanı Burhan Özfatura, "Tarikat olayı Atatürk düşmanlığı değildir" dedi.

-21 Eylül 1985: l.Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, İstanbul"daki operasyonlarda Hizb-üt Tahrir örgütüne mensup 10 kişinin yakalandığı belirtildi.

 

İSTANBUL"DAKİ HİZB-ÜT TAHRİR
İstanbul Emniyet Müdürlüğü arşivlerindeki bilgilerle hazırlanan bir brifing dosyasında, Hizb-üt Tahririn İstanbul"daki örgütlenmesi, örgüte yönelik operasyonlar ve örgütle bağlantılı olduğu kanısıyla yakalanan kişilere ilişkin şu bilgiler veriliyor:

"Kökü yurt dışında bulunan bu örgütün kurucusu Takuyiddin Nebhani"dir. Takuyiddin Nebhani 1953 yılında Ürdün"de yasal olarak bu partiyi kurmuştur. 1957 yılında, Ürdün hükümeti tarafından partinin kapatılması ile parti illegaliteye düşmüş, Lübnan şubesi başta olmak üzere Ürdün, Suriye, Irak, Mısır, Tunus ve Sudan"da faaliyet göstermeye başlamıştır. 1957 yılında, Takuyiddin Nebhani"nin ölümü üzerine Abdülkadim Zellum geçmiş ve halen başkan olarak, partiyi bu şahıs yönetmektedir. 1967 yılından sonra yurdumuzda da faaliyet gösteren bu örgütün amacı, merkezi Türkiye olmak üzere bütün Müslüman devletlerin dahil olduğu şer"i bir İslam devleti kurmaktır. İstanbul"un yapısı itibariyle, Türkiye"deki örgütlenme bu şehirde başlamıştır. Örgütün silahlı eylemleri bulunmaktadır. Örgüt eylemlerini hükümet ve devlete karşı kışkırtmayı hedef alan bildiriler dağıtmak suretiyle halka şeklinde faaliyet göstermektedir. 1967 yılından beri,zaman zaman örgüt hakkında takibata girişilmiş, en son olarak da 1985 yılında örgütün tüm elemanları ve arşivleri ele geçirilerek örgüt çökertilmiştir.

Halen ilimizde bu örgütün herhangi bir faaliyeti bulunmamaktadır. 1967 senesinde yapılan operasyonda ilimizde bu örgüte adı karışan şahıslar şunlardır:

1- Ali Nihat Eskioğlu, 2- Turhan Özyılmaz, 3- Bekir Yıldız, 4- Ali Yıldız, 5- Mehmet Şevket Eygi, 6- Erdoğan Tınaztepe, 7- Mehmet

Sıralar.
24.9.1980 yılında yakalanarak haklarında düzenlenen tahkikat evrakı ile 1.10.1980 tarihinde l. Ordu ve Sk.Ynt. Komutanlığınca gözaltına alınan şahıslar:

1- Muhammed Gasem Hüseyin, 2- Bedreddin Hüseyin, 3- Haşim Ebubekir, 4- Muhammed Ebuergup, 5- Muhammed El Kürdi.

12 Eylül 1980 tarihinden sonra Hizb-üt Tahrir örgütü muhtelif yerlerde Türkiye Vilayeti" başlıklı bildiriler dağıtmak suretiyle varlığını ortaya koymuştur. İlimizde 17 Eylül 1985 gününden itibaren devlet düzenimize yönelik yıkıcı ve bölücü mahiyetteki bildirilerin atılması olayından sonra yapılan sıkı bir çalışma neticesinde, 20-21 Eylül 1985 gecesi devam eden seri operasyonlarla örgüt üyesi 17 şahıs, örgütün arşivi, örgüte ait teksir makinesi, üç adet daktilo ve 4341 dolarla birlikte yakalanmışlardır."

 

- 22 Eylül 1985: Hizb-üt Tahrir üyesi 10 kişiyi de Ankara Emniyet Müdürlüğü ekipleri yakaladılar.

-27 Eylül 1985: Nakşibendi tarikatının etkin kişilerinden Şeyh İsmet"in Siirt"le yapılan cenaze törenine 20 bin kişi katıldı.

-26 Ekim 1985: Denizli"nin Çivril ilçesinde Belediye Başkanı, belediye hoparlöründen dini yayın yaptırdı. Konuyla ilgili olarak, DGM Savcılığı"na ifade veren Belediye Başkanı Servet Özel, duanın sekiz aydır, her perşembe günü yayınlandığını söyledi. Açılan dava beraatle sonuçlandı.

-28 Kasım 1985: Ankara Keçiören Belediyesi, genel tuvaletlerin kapısına astığı talimatnamede, tuvaletlere girerken ve çıkarken okunacak duaları ve dini kurallara göre uyulması gereken diğer kuralları belirtti.

-18 Mayıs 1986: Devlet Bakanı Kazım Oskay, "Amaçlarının her üniversiteye bir ibadet yeri açmak" olduğunu söyledi.

-6 Eylül 1986: İstanbul Kuledibi"ndeki Neve Şalom Sinagog"una silahlı dört kişi tarafından yapılan saldırıda, ayinde bulunan Musevi vatandaşlardan 23"ü öldü. Sabah 09.15 sıralarında sinagoga giren saldırganlar, önce kapıdaki görevliyi, sonra da iç kapıdaki bir başka kişiyi öldürdüler; ardından kapıları kapatıp katliama başladılar.

Kanlı saldırıdan sonra Beyrut, Lefkoşe Rum Kesimi ve İstanbul"daki haber ajanslarını arayan kimliği belirsiz kişiler, saldırıyı İslami Direniş, Filistin İntikam Örgütü ve Kuzey Arap Birliği Teşkilatı adlı örgütler adına üstlendiklerini söylediler. İçişleri Bakanı ve hükümet yetkilileri ile İstanbul polisi, saldırganların iki kişi olduğunu ve gerçekleştirdikleri intihar eylemi sırasında parçalanarak öldüklerini belirtirken; görgü tanıkları teröristlerin dört kişi olduğunu ve ikisinin eylemden sonra kaçtığını öne sürdüler. İstanbul, Ortadoğu kökenli örgütlerin şiddete dayalı siyaset ve katliam alanı olmuştu.

-Kasım 1986: Kasım ayında aylık ve haftalık İslamcı yayınların tiraj toplamı 500 bini aştı. Nurcuların "Zafer"i 10 bin. yine Nurcuların "Köprü"sü 5 bin, Nurcuların "Sur"u 20 bin, Nakşibendilerin kadın dergisi "Mektup" 30 bin, Nakşibendilerin "Altınoluk"u 25 bin, yine Nakşibendilerin "İslam"ı 100 bin, Nakşibendilerin kadın dergisi "Aile ve Kadın" 60 bin, Nakşibendilerin "İlim ve İnsan"ı 5 bin, Kadirilerin Trabzon"da yayınladığı "Öğüt" dergisi 30 bin, yine Kadiriler tarafından çıkartılan "İcmal" 70 bin, Konya"da yayınlanan "Ribad" 20 bin, Nakşibendilerin radikallerinin çıkardığı "Mektep" 5 bin, belli ölçüde radikal ve bağımsız "Girişim" 7 bin, MHP"nin islamcı kanadının yayınladığı "Yazı" dergisi 2 bin, "Kitap" 10 bin, "İktibas" 7 bin, İran yanlısı "İstiklal" 3 bin tiraja ulaştılar.

- l Aralık 1986: Cumhurbaşkanı Kenan Evren, tarikat yurtlarının Milli Eğitim"e devredilmesini istedi. Evren, Denizli"de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Türk milletini geri kalmışlık seviyesine tekrar götürmek, kalkınmamızı geciktirmek için bazı güçler seferberlik ilan ettiler. Eğer çağdaş ülkeler seviyesine gelmek istiyorsak, kendimizi geçmişin hurafelerinden kurtarmak gerekiyor. Yeter ki çocuklarımızın beyinlerini yıkamayalım. Onları kötü ellere teslim etmeyelim. Bugün Türkiye"de birçok hayırsever yurt, okul, hastane yapıyor. Ama Türkiye çapında görüyorum ki bazı dernekler hayır yapıyoruz diye gençlerin beyinlerini yıkıyorlar. Şimdi, buradan anne babalara seslenmek istiyorum. Belki geniş imkanlar var, bedavaya yatak, bedavaya yemek veriyorlar diye çocuklarınızı bu tür yurtlara verebilirsiniz. Ama bu yurtlarda neler aşılandığını bilmezseniz, çocuklarınıza kötülük etmiş olursunuz.

Ben derim ki, eğer okullar Milli Eğitim Bakanlığı"na bağlıysa, memlekette Tevhid-i Tedrisat Kanunu varsa, yurtların yani burada okuyan çocuklarımızın kalacağı yurtların idaresi Milli Eğitim Bakanlığı"na ait olmalıdır. Eğer lalettayin kişilere veya birtakım derneklere çocuklarımızı teslim etmeye kalkarsak, işte o zaman kötü bir örnek teşkil eder ve çeşit çeşit dernekler oluşur. Bu dernekler vasıtasıyla çocuklarımızın arasına sağ-sol ve anarşi tohumlan ekilebilir. Eğer o yurtları yaptıran dernekler, bunu bir hayır maksadıyla yaptırıyorsa, kendi okulunu kendin yap kampanyası gibi yurdu yapanlar bunu Milli Eğitim"e teslim ederler, siz bunu yönetin derler. Bunun bir yolunu bulmak lazım. Eğer bunun için bir kanun lazımsa kanun çıkarmak gerekir. Eğer çocuklarımızı yanlış yollara sürüklemek istemiyorsak, yurtların idaresini devletin yönetimine vermek gerekir.

Çocuklar yaş ağaçtır; nasıl eğilirlerse o biçimi alırlar. Bunu bildikleri için onlara el atmaktadırlar. Çünkü bazı konular vardır, kısa vadeli, bazıları uzun vadelidir. Uzun vadeli çalışanlar ileriyi görerek bazı tedbirleralırlar. O halde bunları bilerek, o tehlikeleri sezerek gerekli tedbirleri tümden almak gerekir."

Evet. Evren"in söyledikleri doğru. Yurt dediği Kuran kurslarını yaptıranların amacı, hayrat değil şeriat. Bu da tamam. Bu çalışma şeriatçıların uzun vadeli bir planıdır. Evet. Tevhid-i Tedrisat Yasası varsa Kur"an kurslarının olmaması, buraları Milli Eğitim"in yönetmesi esastır. Evet Bunların hepsi, doğru saptamalar. Tamam da. Eski general, yeni Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 12 Eylül 1980"de, bu ülkede darbe yaptı. Darbeden sonra yaklaşık dört yıl, ülkenin mutlak hakimiydi. İstediği her şeyi yapabiliyordu. Elli küsur kişiyi beslemeyip asma kararı kendilerinden çıkıyordu. O zaman, Kur"an kurslarının durumundan, Tevhid-i Tedrisat Yasası"ndan, uzun vadeli planlardan, diğer bir dolu şeriatçı çalışmadan haberi yok muydu? Eski bir MSP adayını kendisi yönetimin en önüne getirmedi mi? Halkın her karşısına çıktığında nasihatlerini ayetlerle, surelerle inandırıcı kılmaya çalışmadı mı? Tüm siyasileri Zincirbozan"a, cezaevlerine tıkarken, Adıyaman"ın Menzil köyündeki Şeyh Raşit Erol"a gücü yetmeyen kendisi değil miydi? Türk imamların maaşlarının şeriatçı Suudi örgütü Rabıta tarafından ödenmesine ilişkin kararnameyi imzalayan kimdi? Doğanın ve toplumun boşluğu affetmediğini ve bir yolla doldurduğunu, sosyalist, sosyal demokrat, demokrat, devrimci, laik, çağdaş, ilerici kim var kim yoksa ülkenin mutlak hakimi olduğu dönemde nasıl ezdiğini, şeriatçıların da bu boşluğu doldurarak hızla geliştiğini anlayamadı mı?

Neyse. Biz şeriatçıları da, Evren"i de tanırız.

-8 Aralık 1986: Resmi Gazete"de "Bereket Vakfı"nın kuruluşu ilan ediliyor. Kurucuları: Ahmet Hamdi Topbaş, Osman Nuri Topbaş, Mustafa Latif Topbaş, Al Baraka Özel Finans Kurumu, Ahmet Yahya Kiğılı, Mehmet Demirtaş, Adnan Büyükdeniz, Yalçın Öner, Mehmet Cahit Sürmeli, Kemal Unakıtan, Abdullah Tıvmıklı, Abdullah Sert, Muammer Dolmacı, İlhan Kımık"tan oluşan vakfın amacı; dinsel eğitim bursları vermek, konferanslar düzenlemek, dinsel amaçlı yayınlara mali destek sağlamak. Vakfın kurucularından Topbaş"lar, Nakşibendi tarikatının iki büyük kolundan biri olan Erenköy dergahının şeyhleridir. Erenköy Nakşibendilerinin büyüklerinden Eymen Topbaş ise Anavatan Partisi"nin İstanbul İl Başkanlığı"nı da yapan önemli bir kurucusudur. Vakfın, Topbaşlar dışındaki diğer kurucularından Kemal Unakıtan, Eymen Topbaş ve Korkut Özal"ın Suudilerle birlikte kurduğu Hak Yatırım ve Ticaret A.Ş."nin Yönetim Kurulu Üyesi, Yalçın Öner aynı şirketin Genel Müdürü.

-8 Ocak 1987: Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hüseyin Varol, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı"yı türban yasağı nedeniyle sert bir dille eleştirdi ve "Doğramacı kafirdir, adamın esas dini nedir, bilinmiyor", dedi.

-26 Aralık 1986: Kara Kuvvetleri Komutanlığı Okullar ve Eğitim Merk. Daire Başkanlığı"nın 3950-38-86/ Ortaöğrt. Ş.2687 sayılı yazısı:

"Son günlerde kamuoyunda güncelliğini koruyan irticai faaliyetler ile ilgili haberler arasında, askeri liselerdeki Nurculuk faaliyetlerine de geniş yer verilmiş ve askeri liselerdeki uygulamalara ait doğruya yakın bilgilerin basında yer aldığı görülmüştür.

Özellikle Nokta dergisininin 51. sayısında askeri liselerle ilgili açıklamaların, içimizden birisi tarafından sızdırıldığı intibaını vermektedir.

Okul komutanlıklarınca bu veya buna benzer her türlü konuda, basınla, sivil veya askeri dernekler ile muhatap olunmayacak ve bu tür müracaatların Genelkurmay Başkanlığı"na yapılması gerektiği münasip bir dille belirtilecektir.

Öğrencilerin irticai ve diğer yıkıcı-bölücü akımlara katılmamaları için Atatürkçülük ve T.C. İnkilap Tarihi dersinde; Atatürk ilkeleri ve milli değerlerimizin öğretilmesine ağırlık verilecektir.

Ayrıca, okul komutanlıklarınca tespit edilecek öğretmenler tarafından, özellikle sosyal derslerde, ders başlangıcında veya bitiminde 5-10"ar dakikalık faaliyet içerisinde, işlenen konu ile bağlantılı olarak ve özellikle milli günlerimiz vesile edilerek Atatürk"ün görüş ve düşünceleri ile milli değerler konularında konuşmalar yapılacaktır."

-16 Ocak 1987: Cuma namazı kıldıktan sonra yürüyüşe geçen 4 bin kişilik bir kalabalık, Eminönü"nden Cağaloğlu"ndaki vilayete kadar yürüyüşe geçti. "Müslüman Türkiye" diye slogan atan grup, başörtüsü yasağını protesto etti.

-17 Ocak 1987: İslamcı Kurtuluş Örgütü, Ankara Bahçelievler"deki bir parfümeri mağazasına saldırdı. Mağazaya molotofkokteyli atan saldırganlar, olay yerine "Bacılarımız örtünemeyecekse, metresleriniz de süslenemeyecek" yazılı bir pankart bıraktılar.

-l Şubat 1987: İslami anlayışa aykırı hareket ettiği ileri sürülen taksi şoförü Zafer Toplu, ciğerleri sökülerek öldürüldü. Toplu"nun cesedi Yalova"dan denize atıldı.

-9 Şubat 1987: "Muzır Müzikal" adlı oyunun sahneye konulduğu Şan Tiyatrosu kundaklandı. Sanatçı Ferhan Şensoy, oyun boyunca tehdit edilmiş hatta olaydan kısa bir süre önce şeriatçı gençler oyun sırasında tiyatroyu basmışlardı.

-26 Mart 1987: Cumhuriyet gazetesindeki küçük bir haber, "İstanbul Üniversitesi"nin de desteklediği kitaptan: Atatürk, İslama en zarar veren saldırıların öncüsü" başlığını taşıyor. Habere göre, Mevlana Seyid Ebul Ala Mevdudi"nin anısına biraraya getirilen 22 makaleden oluşan kitap, 1979 ve 1980 yıllarında iki kez basıldı. Basımı İngiltere"deki İslam Vakfı ve Cidde"deki Suudi Yayınevi tarafından ortaklaşa üstlenildi. Kitabın girişinde "Hamiler Komitesi"nin listesi yayınlandı. Listeye göre, kitap dönemin Suudi Arabistan Yüksek Eğitim Bakanı Şeyh Hasan İbn Abdullah El Şeyh, Endonezya eski Başbakanı Muhammed Nasır, Pakistan Adalet Bakanı A.K.Brohi ve İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü Direktör Yardımcısı Salih Tuğ"un himayelerinde, Hurşid Ahmet ile Zafer İshak Ensari tarafından yayına hazırlandı. İslam Perspektifleri adını taşıyan kitabın 313. sayfasında, Hamid Algar tarafından kaleme alınan "Said Nursi ve Risale-i Nur: Günümüz Türkiye"sinde İslama Bakış" adlı makaleye yer verildi. Algar, 22 sayfalık makalesinin girişinde şu görüşleri dile getiriyor: "Mustafa Kemal Paşa"nın modern dünyada İslama en erken ve zarar verici saldırıların öncüsü olduğu çok iyi bilinir. Halifeliğin kaldırılması, aşırı bir milliyetçiliğin desteklenmesi, şeriat hükümleri yerine ithal Avrupa yasalarının getirilmesi, medrese sisteminin kaldırılması, tarikatların yasaklanması sonucunda Türkiye"de geleneksel İslam yaşamı darmadağın edildi. Türkiye"de İslamdan uzaklaşma, diğer Müslüman ülkelerden çok daha hızlı gerçekleşti."

Bu satırların hamisi olan komitedeki İ.Ü.İslam Araştırmaları Enstitüsü"nün Rabıtat-ül Alem-ül İslam (Rabıta) ile işbirliği yaptığı Uğur Mumcu tarafından kanıtlanmıştı.

 

Yazının baş tarafı

 

Yazının devamı...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !