BİZZAT:OBUR PEYGAMBER VE TÜRBAN - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu

Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta...

17/4/2007 - BİZZAT:OBUR PEYGAMBER VE TÜRBAN

Kategori: bizzat
Bu yazının asıl amacı Laiklik ilkesinin açıklaması olmakla beraber,bazı açıklamalara da yer verilmiş olması konunuyu esasından bir kayba uğratmamış olmasıdır.
Yeni bir islam anlayışının,Yeni bir kutsal Kitabın,Kısaca Yeni bir Müslüman toplumunun yaratılma çalışmalarına kısaca TÜRBAN denir.
ABD'ninya da emperyalizmin  gizli bayrağı da diyebilirsiniz...
Değişik bir ifade ile,Bush'a allah tarafından verilen bir görevdir.Çünki bu obur,kendi ağzı ile itiraf etmiştir.Yani,"Bana allah dünyanın düzenini değiştir,Müslümanları düzene sok,onları eğit,dünyanın düzenini yeniden kur"emrini verdi demiştir.
Tabii ki bu obur zat,bu inancının gereği olarak ta yeni bir dinin yaratıcısı ve de peygamberidir.Allahı ise ne yazık ki
Kapital sahipleridir.Çünki bu obura emri veren tanrı bu kapitalistler dir.
Yani dünyanın yeni peygamberi Obur peygamber Bush,Tanrıları da Kapital sahipleri olan yeni dünya düzencileri 7-8 kadar kişidir.
Veya sayılarını siz artırabilir ya da azaltabilirsiniz.
Neden TÜRBAN'a bu denli eleştiri getiriyorum?
Bunu da ilerleyen satırlarda bulacaksınız...
Baş örtüsünün ya da başı bir şekilde örtmenin varlığını ya da yokluğunu tartışacak değilim.Asıl söylenmesi gerkeni yani bir şekle bağlı olan örtünme kısmını izaha çalışacağım.
Özetle Türkiye Cumhuriyetindeki bir şekli ile başka müslüman ülkelerde örtünme şekli hiç bağdaşıyor mu?
Hani bazı kesimlerde baş örtüsünün sağ kısmı alta doğru uzatılmış ise şuncu,sol kısmı uzatılmış ise buncu veya çatal iğne ile tutturulmuş ise böyledir,iğne kullanmamış ise şöyledir gibi tanımlamalar anlamlar çıkartan bir kesimden,bu yorumları yapanların neden bunu yaptıklarından bahsediyorum.
Gerçek anlamda öyle inandığı için örtünenler kesinlikle kapsam dışıdır.Özellikle bunu belirtmekte fayda vardır.
Yine de örtünmenin varlığı yokluğu ile alakalı yazmak yerine,neden belli bir şekilde ısrarcı olunduğunu belirtmeye çalışıyorum.
Yani ABD'nin yaratmaya çalıştığı ve adına ılımlı islam,ılımlı Kur'an denen yeni bir anlayıştan bahsediyorum.
Ve kısaca bu tür misyonun göstergesi olarak neden TÜRBAN sorusuna yanıt aramaya çalışıyorum.
Neden belirli bir şekilcilikte saplanıp kalındığını izaha çalışıyorum.Yani neden TÜRBAN'ın ABD'nin gizli bayrağı,emperyalizmin gizli sembolü olduğunun izahına çalışıyorum.
İnanıyorum ki bu gizli efendilere bağlılığın ve kendi aralarındaki özel iletişimin bir simgesi,birbirlerini tanımanın ya da değişik anlatım ile,ABD'nin içimizde ne kadar işbirlikçisi olduğunun belli edilebilmesinin işareti olan bir simgeden bahsetmeye çalışıyorum....
Kısaca yepyeni bir olgudan bahsediyorum.
İşte bu yeni dinin adına da Ilımlı islam denir.Sembollari de ne yazık ki TÜRBAN dır.
Yani siz TÜRBAN'A karşı çıkarsanız dinsiz ve hainlikle suçlanacaksınız.Dolayısı ile dinden çıkmış sayılacaksınız.
Size kafir diyecekler.

Ilımlı İslamcılar da kendi aralarında bölünmektedirler.Çünkü Allahları nın aynı allah olduğunu,ancak peygamber seçiminde zorlandıklarını anlatmaktadırlar.
Çünkü baş peygamberliğe soyunan obur,ne yazık ki her topluma değişik bir mezhep(Görüş,Fikir,Doktrin) ile yaklaşmaktadır.Bu mezheplerin değişik temsilcilerini yetiştirerek ne yazık ki inanmasalar da maddi menfaat sağlayarak geniş bir inanan kitlesi oluşturmuştur.Zira amaç Kapital sahiplerine tapınmak olduğu için bu seçimde zorlanmaları normaldir.Çünki kendileri de çıkar kavgalarına girmişlerdir.
Obur peygamber için bunları kendilerine istediği anda bu çatışmaları durdurmak çok kolaydır.
Çünki bu taktikleri yıllar boyu uygulamakta,bunda da son derece başarılı olmaktadırlar.Bu taktikleri iyi bilirler.
Dünyanın değişik bölgelerinde ki değişik islam anlayışlarını incelediğiniz de bunları göreceksiniz.
Bir tarafta ABD de Malkom X'in aziz anısına methiyeler düzenleyerek,Diğer tarafta Hz.Muhammedin karikatürlerini ifşat ederek,Başka bir tarafta ise ne yazık ki Sıkma Baş lar türeterek bu yolculuğu devem ettirmektedirler.
Dünya nüfusunun ne yazık ki büyük bir bölümü akli melekelerini kullanamdıkları halde ne yazık ki bu obur peygamber ve  takımı onların yerine aklını kullanmakta,kalan azınlık böylece büyük çoğunlukları yönetmektedir.İşte şu anki TBMM senaryosu da bunun bir ürünüdür.Yani azınlık olduğu halde toplumun büyük bir bölümünü yönetebilme kaabiliyeti bu obur peygamberin üstün(!) yeteneklerinin bir ürünüdür.
Ne yazık ki Dünya tarihi de bunun örnekleri ile doludur.

Bakınız bir kere,yer yüzünde Milyarlarca insan yaşamış ancak bir tek kişiye tapınmalar devam etmiştir.
Hala da insanlar çocuklarını yetiştirieken dahi aynı yöntemleri kullanmakta bu acı tecrubeden ne yazık ki ders

almamakta ısrar etmektedirler.
Evlerimizde başlar bu obur peygamberin nasihatlarını vermek.Çocuklarımızı sus,sen anlamazsın,onlardan iyimi

bileceksin diye yetiştirmeye başalarız.
Okulda Öğretmenler azarlar,Asker olur Komutanları,İşe girer amirleri,Borç alır alacaklıları,Selam verir selam

alanları,Evlenir Kocaları ya da Karıları vs....sıra ile hesap sorma dönemi ve hesap verme dönemi başlamıştır.
Bu sistemde yetişen bireyler de ne yazık ki araştırmanın yanlış olduğu kanısına varırlar.
Hatta bunları Atasözleri ile de destekleriz.
Ör:"Bir dirhem Bal için bir çeki odun çiğnenir mi"diyerek sen neden uğraşıyorsun ki bırak senin adına Şıh,Şeyh,vs...velilerin yapsın.Hatta onlar daha evvel de bunları yapmış denemişler,biliyorlar.Gel onlardan öğren,gel

onların dediğini dinle.Doğru yol onların mezhep(görüş)lerinde dir.
Neden boş çaba sarfediyorsun ki?Kısa yoldan köşe dönmek varken vs..gibi masallar ile toplumu uyuşturmakta ve ne yazık ki bunda da başarılı olmaktadırlar.
Eğer ki bu arada birkaç uyanık kendilerinden farklı düşünüyorlar ise ,ki bu her dönemde olmaktadır.İşte bu farklı

düşünen yani süreden farklı düşünen ancak çok ta farklı olamayan birini bu sürünün başına ne yazık ki adaptasyon

eğitimleri sayesinde oturtuyorlar.
Burada bazı tatktiklerde kullanılmaktadır.
Ör:Devlet Erki nin ulaşmadığı ya da ulaşmak istemediği büyük çoğunluğa onlar el uzatmakta ve bu sayede Gönüller Sultanları yetiştirmektedirler.
Bu aynı zamanda CIA nın Zihin Kontrolü taktikleri arasında ilk sıralarda gelmektedir.
Bu konuda CIA nın kendi internet sitesinde yayınlanan bir yazıyı Sayın Ümit Özdağ'ın bir konuşmasından alıntılar da açıklamış ve Ermeni sorunu konusunda ki başarılarını neye borçlu olduklarını ortaya koymuş idi.
Merak edenler için bloğumda bir sayfada yer verdiğim bu yazıyı öneriyorum.Bakınız:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1053723/
Soykırım masalını da ne yazık ki Hristiyanlığın temsilciliğine soyunduğunu iddia eden papalık kurumu tarihte bu konunun

suçlusu olarak Türkleri göstermektedir.
Hristiyan dünyası hala Martin Luther'i affetmiyorlar ki bizlere ılımlı anlayışı nasıl aşılayabiliyorlar anlamak mümkün

değildir.Bunun tek izahı vardır o da şbirlikçilerinin içimizdeki başarılarıdır.Yani açmak gerekirse biraz açalım.
Biz Türkler in büyük hatalrından biri de zamanlama yapamamaktır .Zamanlama yapmasını pek beceremiyor olmamızdır..
11 Eylül için bir zamanlama yapsa idik yani 11 Eylül'ü kullanmasını bilse ididk belki de tüm dengeler değişebilirdi.

Geçen gün bir tv kanalında Sayın Hüseyin Hatemi hocanın bir konuşmasını izledim.Üstelik bu sayın zat hiçbir para almadan misyoner olduğunu itiraf anlamına gelecek kelimeler etmektedir.
Diyor ki"Ne olacak,Papa gelsin,bu bizim faydamıza dır.Asla kaybımız olamaz.Üstelik Kur'an da demiyor mu ki,Müslümanlara en yakın olan Hristiyan olandır diye....Bu sözlere dikkat ediniz.Çok önemli bir sözdür.Bunun perde arkasını da altta inceleyeceğiz....
Öyle ise bu diyalogdan mutlaka en iyi faydayı sağlamalıyız"anlamına gelen kelimeler sarfetti.
Baktım ki ülkemizde kimler ne şekilde bu diyalog söylemlerine üstelik te akademik kariyerlerini kullanarak canhıraş vaziyette sahipleniyorlar.Bu çok ilginç değilmidir?Acaba hangi ülkenin saygın ilim adamlarıdır bunlar?Hangi ülke bu

adamlara Profesörlük ünvanını vermişlerdir?Bunlar kimin ya da nerenin profesörüdürler?

Bakınız ılımlı islam ya da diyalogculuğa ki sadece Irak'ta 55 000 kadın ve çocuk öldürdüler.Sadece kadın ve çocuk diyorum.Diğer sivil ya da askerden bahsetmiyorum.55 000 kadın ve çocuk.
Peki neden öldü bunlar dediğinizde ise papa dahil olmak üzere onlar Terörist yani islamcı teröristlerdir diyebilme alçaklığını göstermişlerdir.
Biz de bunlara ılımlı islamcı yada diyalogcu diyeceğiz.Buyurun deyin o zaman.Para ile satınaldıkları adamlar yetmiyormuş gibi şimdi de tüm Bankaları ve Milli egemenliğimize balta vuracak her şeyi yeni oyunlarla yani

özelleştirme ile elimizden almaktadırlar.
Bunu sadece bizde değil dışardaki islam olduğunu iddia edenlerde de aynı hızla devam ettirmektedirler.
Mısır'lı eski Müslüman bir adamı aldılar bol miktarda beslediler en sonunda istediklerini yazdırdılar.Kimden mi bahsediyorum?

Kilisesinin bulduğu bir adamdan,Mark Gabriel den bahsediyorum.Adını da değiştirdiler ve islamın Terörist olduğunu yaz,müslümanlığın kılıçla yayıldığını yaz dediler o da aldığı paranın hakkını vererek aynen dediklerini yazdı.Ne olacak

bizde de bu tip adamları değişik tiplere sokarak aynı oyunları tezgahlıyorlar bizde kuzu misali meleşerek onları

izliyoruz.
Hatta izlemekten de öteye giderek o şahıslar salya sümük konuşur ağlaşır iken bizler dahi ondan daha fazla duygulanıyor ve ağababalarımıza şükran edercesine ittat etmiş larvalar misali kurtcuklar gibi kıvranıp duruyoruz.
Bu Gabriel denen adam bir kitap yazıyor bilmem kitabını görenler var mı?
İslam ve Terör adlı bir kitap yazıyor.Kitabın kapağı çok ilginçtir.Kapağın yaklaşık yarısından fazlasını Türk bayrağı ile donatmışlar.İçeriğinde ise Türkiye nin terörizmdeki yeri ve desteğini anlatamaya çalışmış.
Hatta Papalık ile aynı görüşleri paylaşan bu adam sanki hristiyanlığı da geçmiş direkt papalığın yayın organı olmuştur.
Zira papalık 20.YY da ilk soy kırımı Türklerin yaptığını iddia etmekle kalmıyor,Mustafa Kemal'in bizzat önderliğinde bu soykırımın yapıldığını iddia ediyor.
Daha da ileri giderek,eğer ki Türkler bu soykırımı yapmmaış olsa idi,Hitler'in de böyle bir örnek göremiyeceği ve bu soy kırımı yapamayacağını iddia edecek kadar aşağılaşmıştır.
Tabii ki tüm bu söylemlerin nihayetinde içimizdeki işbirlikçilere son derece dikkat etmeye mecbur olduğumuzu yinelemek istiyorum.
Bu yazıyı kaleme almama ne sebep olmuştur diye soracak olursanız ,şunu diyebilirim.
Son zamanlarda TÜRBAN adı altında Hristiyanlığı içimize işlemeye çalışıyorlar biz de seyirci kısmında oturmaktayız, bu

nedenle bu yazıyı kaleme almak durumunda kaldım.Aksi halde onların istediği tuzağa zamanlama hatası yapan biz

Türkler yine düşmüş olacağız.İşte diyecekler,İslam ve Müslümanlar bu dur.Bu nednele islam kılıçla yayılmıştır.Bu nednele islam son din olamaz.Bu nednele Hz.Muhammet son yol gösterici olamaz .Çünki doğru yol bu değildir.İslam eşittir terörizm dir.Bu birkez daha kanıtlamışır demek istiyorlar.
Buna sakın fırsat vermeyelim.Ancak insani olarak tüm siyasi tepkileri göstermekten de asla vaz geçmeyelim derim.
Bunu zaman zaman denemişler hala da denemeye devam etmektedirler.
Hatta çok genç olanlarımız bilmeyecek lakin okumak,araştırmak sureti ile edinebilecekleri bir bilgiyi de kendilerine

aktarmak istemekteyim.Yani Şu Meşhur Dinler arası DİYALOG konusunu.
Hani şu son zamanlarda ılımlı islam modeli ve BOP diye bildiğimiz yutturmaca yok mu?İşte bu da diğer alaveraların devamı olarak sahnelendi.
"DİNLER ARASI DİYALOG"masalını artık kimse yutmuyor.Peki ne olacak ?Gayet basit.Tabii ki her daim bir "B" Planı olmalıdır.
İşte burada ki "B" planı da 1957 Menderes döneminde ortaya atılmış olan bir hikayeyei ısıtmaktan geçmektedir.
O dönemler de buun adına" 3'LÜ DİNİ MERKEZ"denmekte idi.
Biz bu masalı şimdilerde "MEDENİYETLER İTTİFAKI" olarak bilmekteyiz.Yani 1957 den bu yana yapılanlar aynı söylenenler aynı. Bu adam dedikleri adam ne adammış ki 1922 den bu yana kurduğu Cumhuriyeti hala yıkamadılar.
Peki bu "MEDENİYETLER İTTİFAKI " da nedir?
1957 de gündem kazanmış olan bu söylemin aslına bakacak olur isek "3LÜ DİNİ MERKEZ"diye anılan söylemin temelindeki kavram,"islam dini de diğer dinler gibidir.Hiç bir farkı yoktur.Yani iddia edildiği gibi İslam son

din değildir.Hz.Muhammet son peygamber değildir.Her 3 din de de hiç bir fark yoktur.Zira Kur'an da böyle demiştir.Bu nedenle islam da onları kutsal kitap ve peygamber olarak kabul etmiştir.Öyle ise diğer 3 din den hiç

bir farkı yoktur"söylemi ile hem bir ittifak,hem de gelecek için yapılan yatırımların bir tezgahını ne yazık ki kafalarda

soru işareti olarak bırakmayı hedeflemiş bunda da bayağı başarılı olmuşlardır.
Bu kısım yukarıda mavi olarak işaretlenmiş konunun açıklaması olarak algılanabilir..
Öz olarak söylemek gerekirse son din İslamdır söyleminden vaz geçilmelidir.İşin özü de budur.
Önceki papa nın misyonu Polonya idi diye görüş bildirenler de vardır.Peki bu papanın misyonu nedir diye soracak olursak sanırım ki bu papanın misyonu islam falan değil,Direkt olarak Türkiye dir.
Çünki bu papa nın nazi askeri olduğu dönemlerden kalma bir inanışı vardır.Eğer ki Türkler 2.dünya savaşına girseler idi onlar da savaşı kaznacaklardı.Bu nedenle Türklere çok kızgın ve kin beslemektedirler.Tabii ki Türkler hrıstiyanlığı kabul etseler idi ne de güzel olacak idi.Bu konuda da katolik dünyası Türklerin düşmanlığını hala içleride taşımaktadırlar.
Daha evvelki yazılarımda bahsettiğim idam edilirken vasiyet eden papzın sözlerini de tekrar hatırlamakta fayda vardır.
Vasiyet niteliğinde demiştir ki"Biz bu Türklerle savaşamayız.Çünki onlar ölüm konusunu yenmişler.Ölmeyi cennete gitmek ve bir şeref olarak görüyorlar.Biz hristiyan dünyası ise bu korkuyu asla atamıyacağız.Bu nedenle onları yenmenin bir tek yolu kalıyor.O yol da önce lisanlarını yani Dillerini sonra da inançlarını yani dinlerini bozmaya mecburuz.Bunun başka yolu yoktur"tesbitinde bulunarak ne kadar gerçekçi olduklarını her daim sergilemektedirler.


Şimdi İnançlara geri dönecek olursak bir de Laiklik konusunda sürekli gündem oluşturma konusu vardır.
Laiklik yeniden tanımlanmak istenmekte hatta Laiklik ilkesinin biz Müslümanlara ne kadar uygun olduğu konusunu tartışmamaız istenmektedir.

Peki nedir bu Laiklik ilkesi de bu kadar üzerinde önemle duruluyor?
Başka bir ifade ile LAİK'lik ilkesi Hristiyanlığın bir uygulaması olup biz Müslümanlara uyar mı ?
Uyar sa ne kadar uyar ve nedir ki bu Laiklik her daim insanlar kafasına göre yorumlamaktadır?
İşte imdi de bu konuya ışık tutalım.
MÖ 3000 yılları ya da İÖ 3000 lü yıllar.Nasıl isterseniz öyle deyiniz.İnsanların bir kısmı tarım diğer kısmı da askeri

konularla ilgilidir.Yaşam da karşılaşılan bilinmezlikler doğal olarak korku yu getirmiş,açıklanamayanları açıklamaya

çalışanlar da bir ruhban sınıfı yaratmaya kadir olmuşlardır.İşte ne oldu ise bu zaman diliminde oldu ve bilinmezleri

açıklayanlara verilen ünvanlarla beraber bir ruhani sınıf oluverdi.
Bunlar insanların korkularını işleyerek artırdı ve bu bilinmezlik denizindeki korkuları tanrılaştırmaya

başladılar.Adaklar ya da bazı değişik yöntemler kullanarak bilimden,araştırmadan çok uzak olan insanları da bu şekilde

ilahi bir söylem iddiası ile kendi kurallarına göre yönetmeye başladılar.
Tabii ki bu ilahi kural diye adlandırdıkları kendi uydurmaları ve tamamen diğer insanların korkuları üzerine inşaa

edilmekteydi.Yani ilahi bir nitelikten uzaktı.Böylece bir güç olmaya başladılar.Bu güç onlara hem zenginlik hem de saygınlık kapılarını ardına kadar açmakta idi.
Tabii ki bir güç daha vardı.O da Krallık idi.Monak lar ın güç dengesi bozulmakta ve durum Ruhbanlar lehine işlemeye yüz tutmakta idi.
Giderek güç ikiye bölünmeye başladı.Ya Ruhban sınıfındansınız ya da ikinci güç olan Krallık soyundan.Gerisi zaten sürü

sayılmaktaydı.İşte tam da bu arada laik olmak diye bir kavramın ilkel temelleri atılıyor ve bunu gayet basit ifade ile Ruhban sınıfından olmayanlar anlamına gelen laik sözcüğü tamamlıyordu.Yani Ruhban sınıfından olmayan demek anlamına gelecek olan Laik kelimesi belkide tarihte ilk kez bu zamanlara denk gelmekte idi..
Bu özellikle de Roma'da hüküm süren bir çekişme olarak son zamanlarda daha çok dikkat çekmekte olacaktı.Kadim Roma veya eski roma,yeni roma deyimleri de tam bu zamanlara rastlamaktadır.
Aslında bunun diğer ifade ile izahına girecek olursak ozaman da İsa ile başladığını da söyleyebiliriz.
KIsaca bunun temeli İsa Mesih'e dayanmaktadır.İsa Roma'ya ters düşmektedir.Eşitlik demektedir.İşte buradaki

Eşitlik deyişi dahi hala günümüzde Laiklik ile Eşitlik ilkesinin neden bukadar birbirine karıştırıldığını da açıklamaktadır.Oysa Eşitlik ile Laiklik kavramları çağrışım açısından benzeşir görünse de aslında birbirinden bağımsız ancak birbirinin olmadığı yerde diğerinin de geçersiz olduğu iki benzeşik konudur.

Burada bir kısa not daha düşelim.

Laiklik kavramı hernekadar Fransa ile anılırsa da aslında bu kavram çok daha evvel de sözkonusu olmuş,literatürlere girmiştir.

Kısaca:

Niccolò di Bernado dei Machiavelli (Türkçe söylenişiyle Makyavel) adlı bir İtalyan, bundan 500 yıl kadar önce, iktidarın, gücün, başarının nasıl elde edileceğine ve nasıl elde tutulacağına dair bazı fikirler ortaya attı. Bu fikirlerini, Hükümdar (Il Principe) isimli kitabında topladı. Makyavel’in bu kitaptaki fikirleri “İktidar hiçbir ilke, kural tanımadan ele geçirilmeli ve aynı şekilde korunmalı,” ya da “amaca giden her yol meşrûdur” şeklinde özetlenebilir.
Makyavelizm, İtalyan düşünür ve politikacı Niccolo Machiavelli’nin mezhebi(Fikir)üzerine kurulu bir yaklaşımdır. Aslolan şeyin amaçlar olduğu, bu amaçların hangi yolda elde edildiğinin ise o kadar önemli olmadığını anlatır. Makyavelizmin kurucusu Machiavelli’dir. Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Floransalı bu düşünür, devlet adamı,askeri stratejist, şair, oyun yazarıdır.

Makyavelistler'in deyişine göre,‘Hukuk ve ahlâk devlet için vardır’ en önemli ve temel amaç devleti yaşatmak ve gücünü devamlı olarak artırmaktır.
Niccolo Machiavelli, Jean Bodin, Thomas Hobbes ve başka bazı düşünürler merkezî devlet düşüncesine karşılık dönemlerinde kiliseye karşı laik devleti savundukları söylenebilir.
Machiavelli'nin ön adı ise Niccolo'dur,hatta ingiltere de machiavelli nin ön adı niccolo'yu,"old nick"e (halk ağzında:şeytan)'a dönüştürülmüştür.
Niccolo Machiavelli(1469-1527) ,ortaçağ filozofu olmakla beraber, tanrı kavramını düşüncesinin içine sokmak konusunda çabası yoktur.Ama ona göre yöneticilerin dindar gözükmesi kitleleri mutlu eder.Bu nedenle önerilir der.Onun asıl ilgisini siyasi iktidar ve onun nasıl elde edileceği,elde tutulacağı ve kullanılacağı çekmektedir.
Burada bir de Dante'den bahsetmek gerek.
1265 yılında doğan Dante'de Laiklik savunuculuğu yaptığı bilinmektedir.Tüm yaşamını din ile devlet işlerinin ayrılmasına adamıştır denebilir.Dante’ye göre Papalık ruhani kudretin, imparatorluk

da dünyevi kudretin sahipleridir ve her ikisi de tam anlamıyla eşittir.Bu söylem aynı zamanda Hz.İsa'nın da krala karşı sunduğu "İki kılıç teorisin"in aynısıdır.Eşit iki kuvvet sahiplerinden kilise devlet işlerine imparator da din işlerine karışmamalıdır.
Hatta Dante'ye göre,Cehennem tam Kudüs’ün altındadır. Bu noktadan dünyanın merkezine oğru bir hat uzatılılrsa Araf, Cehennemle tam hizada ancak yeraltında değildir.Ancak tam  tersine bir dağın tepesinde Cennet olduğu iddiasındadır.Hatta varsaydığı bu çizgi gök yüzüne devam ettirilirse, Tanrıya ulaşılır savını öne sürer.
Dante hakikati aramaktadır.
İlahi Komedisinde(komedya) bu yol için 3 seyehat yapar.
1.si engellerle dolu olan Cehenneme seyehattir.
2.si Araf seyehatidir ki kolay ve ümit doludur.
3.sü ise Cennet dir.Müzik, dans ve ışık içinde bir seyehattir.
Burada Dante'ye eşlik eden Virgil (Akıl), Beatris (Güzellik) ve Sen Bernar’ın betimlediği İlahi İrade (Kuvvet) rehberlik eder.

Seyahatlerinin sonunda Dante İlahi Nura, ilahi gerçeğe kavuşmaktadır.
Tüm bunların ışığında Dante ömrü boyunca din ile devlet işlerinin ayrılması gereğini hep sıcak tutmuş,ateşli bir laiklik savunucusu olmaya devam etmiştir.
Burada bir not daha düşmek gerekirse hem Dante , hem de Goethe İslam irfanından etkilendiği ancak farklı etkileri olduğu iddiaları da mevcuttur.
Bu iddiada Goethe'nin İslam`a saygı ve hürmet duyduğu idda edilirken Dante ise bir inatlaşma içinde olarak sonrasına kötü örnek olduğu iddiaları ne yazık ki anti laik söylemlerce daha çok kabul görmüştür.

Goethe Hafız -ı Şirazi ve Mevlana islam düşünürlerinden etkilenirken,İlahi Komedya `nın yazarının da Ebu `l Ala El Maarri `nin Risaletü`l Gufran veya Muhyiddini Arabi `nin bazı kitaplarından

etkilendiği yine anti laik düşünce tarafından çok kabul görmektedir.

Bize lazım olan herdaim gündemde olan Fransa'da ortaya atılan kısmı olduğu için konuya dönüyorum.
Evet,İsa Eşitlik demiştir.Oysa onlar Köle dir ler.Sadece Roma topraklarında doğanlar özgürdürler.Diğerlerinin ne oy verme

hakkı vardır ne de söz söyleme hakkı.Kralların akrabaları ve onların soyundan gelenler özgürdür.Aristokratlar özgürdür

vs..gibi söylemler hüküm sürmekte idi.Bu nedenle İsa Krallığa karşı sayılmakta idi.Yani bir düşman sayılıyordu.
Ancak bu kargaşa çok geçmeden yine İsa nın akıllı bir söylemi ile değişecektir.Bu söylem belki de şimdiki Laikliğin de

temelleri olacaktı.
Bu söylemin adı 2 Kılıç teorisi idi.Ve imparatora hitaben şu sözleri söyleme cesaretini sergiledi.Burada iki kral var.Bu dünyanın Kralı sensin.1.Kılıç sensin.Diğer dünyanın kralı da benim.2.Kılıç ta benim.
Bu İmparatorun da tam duymak istediği bir şeydi.Ve böylece bir anlıkta olsa bir baskıdan uzaklaşma yolu açılmış oluyordu.Daha sonraları ise Roma batı Roma ve Doğu Roma olarak ikiye ayrılacaktı.Çünki İsanın öğretilerini Ruhban sınıfı daha sonraları kendi istedikleri  şekilde algılamaya ve yorumlamaya başlamışlardı.Bu söylemler aşırı şiddet içeriyor ve itici gelmeye başlıyordu.Çünki Ruhbanlar güçlerini kaybetmek yanlısı değildiler.Bu nedenlede her türlü söylem ya da düşünceyi engelliyorlardı.Bu şekilde İsa Mesih'in öğretilerini farklı yorumlayanlar çıktı ve bunun bir Mezhep şeklinde ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır.Bu Mezhep te kendisini ortodoks olarak  göstermişti.
Katoliklerin Liderliğini Vatikan,Ortodoks ların liderliğini de bu günki adı ile İstanbul almakta idi.
Katolik lerin aşırı baskısından sıkılan ve kurtulmak isteyen bazı Hrıstiyanlar bugünki İstanbul'a  yönelerek ortodoks luk

mezhebini geliştirmişlerdir.Bu konuda kısa bir bilgiye de alıntı yolu ile  değinmek istiyorum........

""Ortodoks luk Meşru kilisenin resmi kararlarına uygun öğreti ve düşüncelerin bütünü anlamındadır.
Doğu Hristiyan kiliselerince sürdürülen, Yunan ve Slavların çoğunun benimsediği mezhep. Katoliklik gibi Ortodoksluk da 4. Ekümenik konsil olan Kadıköy Konsili'nin kararlarını tanıyan bir kilisedir ancak. Ortodoks kilisesi sadece ilk 7 konsili tanımış bundan sonra yapılanları geçersiz saymıştır.Başı İstanbul'da olması nedeni ile özellikle Kadıköy bu konuda ilk sıralarda olmuştur.

Kadıköy Konsilin'de alınan karara göre:
İsa'da Hem insani hem de tanrısal özellikler bulunmaktadır, bu özellikler Meryem İsa'yı doğurmadan önce de bulunmaktaydı İsa Tanrı olarak baba ile aynı özden, İnsan olarak da günahlar hariç insanlarla aynı özdendir. Dolayısıyla Meryem sadece İnsan olan İsa'nın değil Tanrı olan İsa'nın da anasıdır ve ona Tanrı Anası anlamına gelen Theotokos denilmelidir.Bu farklı doğalar birleşmeden sonra hiç bir şekilde değişime uğramayıp kendi özelliklerini muhafaza etmişlerdir.Çarmıhta acı çeken İsa'nın sadede İnsani doğasıdır, bu acı Tanrısal doğa'ya dokunmamıştır.
Aslında Diofizit görüşe yakkın olan bu karara itiraz eden Monofizit piskoposlar kendi bağımsız kiliselerini

kurmuşlardır.Ortodoks Kilisesi, Katolikler'in tersine merkeziyetçi bir kilise olmayıp, her ülkede ayrı örgütlenmişlerdir. Her bağımsız ortodoks kilisenin bir başpiskoposu ve ona bağlı piskoposları bulunur. Başpiskopos kendi piskoposlarını seçer ve piskoposlarından oluşturduğu meclis ile (Sen Sinod) şehirlerin veya bölgelerin başında bulunan piskopos ya da

metropolitleri vasıtasıyla tüm ülkedeni kiliselerin dini reisi olur.
Patrik, Katoliklikteki gibi devlet başkanı statüsünde değildir, diğer kendisi de bir başpiskopos olup sadece

saygınlık bakımından diğerlerinden üst seviyededir ancak diğer başpiskoposların yönetim bölgelerine müdahale yetkisi yoktur.Ortodokslukta Patriklerin ya da piskoposların yanılmazlık özellikleri yoktur bunun ifadesi dahi şirk kabul edilir.Bu kısa alıntı bilgi sanırım ki diğer açıklamalar için yeterli olacaktır.""

İşte bu zamanlarda Kilise söylemlerinde daha da şiddete gitmiş ve çok önemli bir deyiş ortaya atmıştır.
Bu deyiş hala günümüzde kendilerine islamcı yakıştırması yapan bazı din simsarları tarafından da kullanılmakta olup bu söylem hemen her inanç sisteminde yerini bulmuştur.
Bu söylem yaklaşık şöyle idi.
"Sen sus,Allah'tan daha mı iyi bileceksin?Allah kime zenginlik yada soyluluk vereceğini bilir.Sen onun işine karışma.O

herşeyin kime nasıl ne kadar verileceğini bilir."şeklinde idi.İstediğini kral yapar, istediğini köle söylemi,Allah öyle istiyor söylemi gibiinsanların kafasını karıştırmaktadır.Bu karışıklık ta haliyle isyanları getirmekte ve şiddeti hortlatmakta idi.
Zira İsa Mesih herkes eşit dememişmiydi?Bu da nereden çıkmıştı ki?
gibi soruların çok sorulduğu bir döneme girilmişti.Tabii ki Hristiyanlık ta boş durmamış birçok yere yayılım göstermiştir.
İşte tam da bu zamanlarda bir Alman ortaya çıkıyor.Hem Latince'si,hem Almanca'sı çok iyi olan biri.Din adamları İsanın öğretilerini kimsenin bilmesini istemedikleri için kolay kolay kendi orjinal diline çevrilmesine de karşı idiler.
Bu konu da sırası gelmişken Bazı din tüccarı dincilerin insanların kendi dilinde neden inançlarını öğrenmelerini

istemediklerinie de değinmiş olmaktayız.Oysa ki herkesin anladığı dilden okuması ne de güzel olur.
Tabii ki bir değişikliğe maruz bırakmamak şartı ile...Evet devam edelim,Bu Alman zatın adı Martin Luther dir.Martin Luther rahiplerin yalan söylediğini düşünmektedir.Ve İncil'i okuyarak bunu isbatlar.İncil'de özellikle 95 maddenin yanlış olarak anlatıldığını söylemektedir.Aslında bir çok yanlışı vardır ancak çok önemli olduğunu iddia ettiği bu görüşler hakkında bilgi almak isteyenler için bir link vermek istiyorum.Bakınız:
http://209.85.135.104/search?q=cache:wHdd1SIOdwYJ:www.iclnet.org/pub/resources/text/wittenberg/luther/ninetyfive-turkish.doc+martin+luther&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=5&lr=lang_tr
Bu şekilde ortaya çıkan yeni bir mezhep doğmuş olacaktı.Bu hareketin başlangıcı ise özellikle de Katolik Rahipleri

protesto etmeye yönelik olduğu için bu akıma Protestanlık denmiştir.Luterizm olarakta bilinmektedir.Daha sonra Belçika da Kalvin öncülüğünde Kalvinizm ve İngiltere de etkisini göstererek Anglikan kiliseler oluşmaktadır.Bu konuda bilgi için de bakınız:
http://nedir.antoloji.com/anglikan-kilisesi/
Daha sonra bu konuda yapılan savaşlar 100 yıl savaşları,38 yıl savaşları ve 10 yıl savaşları olarak toplam 148 yıl sürmüş ve hala da soğuk svaş görüntüsünde devam etmektedir.Burada nokta koyarak başka bir açıdan daha değerlendirelim.Artık bir başka dönem başlayacaktı.Bu dönem bilimin öncülüğünü yapacağı bir dönem olmalı idi.Yaklaşık 1700  ler de bu dönem başlamaktadır.
1700 lere gelmeden evvel de 1071 tarihini unutmamakta fayda vardır.Zira bu tarih Türkler in Anadolu ya yerleştiği tarihe denk gelmektedir.
İşte bu tarihten sonra Haçlı seferleri ile Hristiyan dünyası da doğunun zenginlikleri ile tanışmaya başlamış ve çekiciliğne

kapılmışlardır.
Tabii ki bu sadece zenginlik açısından değil aynı zamanda Hristiyanlığı da yaymak için bir fırsattır.Hala Lübnan da

Hristiyan topluluğun kalmasına ve var olmasına da yine biz Türkler ya da kabeullenmeyenler için de olsa osmanlılar sebep olmuştur.Özellikle de son osmanlılar.Alman Genel Kurmayı na savaş stratejilerini yaptıranlardan

bahsediyorum.Atatürk'ün uyarılarına kulak asmayanlardan,bu konu daha evvel ki bir yazımda işlenmiş idi.......

Konu dağıtmadan 1718 Fransız devrimine (ya da ihtilali diyenler de vardır) kadar geleleim..
Bu arada Fransa da isyanlar başlamış çok şey değişmeye mecbur kalmıştır.İsyandan sonra kurulan mecliste çok değişiklikler olmakta idi.
Bunları kısaca şöyle de özetleye biliriz.Cumhuriyet yönetimi oluşturulunca haliyle Milli birliği sağladı ve dış tehdidi etkisiz hale getirdi. Ancak bu bazıları için iyi sonuçlar vermeyecekti.Zira 1793'te dış güçlerle ittifak yaptığı için kral idam edildi.
Burada bahsedilmesi gereken bir konu da Etajenero dur. Etajenero' nun,  5 Mayıs 1789 ' da toplanmasıyla başlayan bu

dönemde , köylü ve Burjuvaların milletvekilleriyle, soylu ve rahiplerin milletvekilleri arasında toplanma konusunda

anlaşmazlık baş göstermiştir. Toplantıların ayrı ayrı salonlarda değil, aynı salonda yapılmasını isteyen köylü

milletvekillerinin isteği , soylu ve rahip milletvekilleri tarafından reddedilmiş, bunun üzerine bir araya gelen köylü ve

burjuva milletvekilleri , halkın % 96 ' sını temsil ettiklerini ileri sürerek , Etajenero' ya, "Milli Meclis"

adını vermişlerdir.
Kral' ın soylu ve rahip milletvekillerinin etkisinde kalarak ,meclise karşı zor kullanmak istemesi, ve maliye bakanı Neker'

i görevinden atması üzerine halk ayaklanarak , siyasal hükümlülerin hapsedildikleri " Bastil Hapishanesi" ni

basmıştır. Hükümlüleri kurtardıktan sonra hapishaneyi yakmış, yıkmıştır. ( 14 Temmuz 1789 )Bu olaydan sonra Fransız halkı silahlanmış ve İhtilale katılmıştır.

1793-1794 yılları arasında kalan bu döneme Terör Devri (Reign of Terrör) de denmektedir.Bu arada Napolyon da Fransa ya henüz dönmüştür.

Artık Cumhuriyet esaslarına göre yeni bir anayasa hazırlanmalı idi.Öyle de oldu. Fakat yasanın gerekleri yeterince ve

ağırlaşan şartlar sebebiyle tatbik edilemedi. Zamanla ekonomik durumları normale dönen ve mali açıdan güçlenen halk

temsilcileri, parlamentoda çoğunluk sağladılar ve ağır tedbirlerin kaldırılmasını istediler. Böylece 1795'te muhafazakâr "Direktuvar" idaresi kuruldu
Fransa'da monarşik rejim yıkılımış, yerine cumhuriyet kurulmuş oldu. Halk, yönetim üzerindeki gücünü fark etti. Roma Katolik Kilisesini de ciddi reformlar yapmak zorunda bıraktı. Milliyetçik akımının yayılması, gücünü emperyalist rejimden alan imparatorlukların aleyhine oldu; imparatorluk çatısı altındaki farklı milletlere mensup halklar ayaklanmaya

başladılar. Bu durum, imparatorlukları bölmeye çalışan kesimlerin de işine geldi, isyan eden halkları provoke

ettiler. Bunun sonucunda da imparatorluklar zayıflamaya ve parçalanmaya başladılar.1799'da konsüllük idaresi kuruldu. Bu idarede beş direktuvarın yetkileri üç konsüle devredildi ve tüm yetkiler birinci konsülde toplandı. Birinci konsül de General Napolyon Bonapart oldu. Bu idare 1804 yılına kadar devam etti. Bundan sonra imparatorluk idaresi başladı.
Konsüllük döneminde büyük zaferler kazanılmış, ziraat, ticaret ve sanayi gelişmiş, fakat buna karşılık millet meclisi

etkinliğini kaybederek devrim hedefinden uzaklaşmıştı. Ülke tekrar ferdi otorite ile yönetilmeye başlanmıştı. Bu durum ve General Bonapart'ın İmparatorluk idaresi 1815 yılına kadar devam etti.

Fransız devriminden sonraki gelişmelerle birlikte ortaya çıkan ulus-devlet anlayışına paralel olarak doğan ulusçuluk, modern karaktere sahiptir ve bu şekliyle Batı'ya ait bir gelişme olarak kabul edilmektedir.
İşte bu arada Etajenero'da ki oturuş şekli ile Kralın sağında oturanlar sağcı,solunda oturanlar da solcu olarak

adlandırılmış ve siyasi tarihe sağ-sol anlayışı da böylece yer etmiş olacaktır.
Tabii ki bu sağ-sol anlayışı bazı ülke ideolojilerinde kendini daha farklı şekillerde de göstermiş,özellikle de Türk siyaset

hayatında damgasını vurmuş hala da devam etmektedir.Napolyon Dönüşünde çok önemli birşey daha yaptı.O da Laiklik kavramını yazmak oldu.
Din adamları ile işleri ayırdı.Din adamları artık devlet idaresinde olmayacaktı.Bunun gerekçesini de çok etkileyici bir

şekilde ortaya koymakta idi.Napolyon'a göre din bir devlet işi değil di.Peki o zaman din ne işi olabilirdi ki?
İşte onu da açıklayarak Din bir Vicdan işidir.Devlet ya da diğer bir deyişle kamu işi değildi.Sadece ve sadece Vicdan işi idi.Hal böyle olunca da Ruhban sınıfı artık kamu hizmetlisi
sayılamayacağından hazine den maaş ya da diğer her ne ad

altında olursa olsun ödeme alamazdı.Öyle de oldu.
İşte tam da burada Türkiye Cumhuriyeti için söylenecek bazı şeyler vardır.Tabii ki din bir vicdan işi olmalıydı.Ancak bu Türkiye için ne kadar doğru olabilirdi ki?Burada da Büyük önder Atatürk'ün dehası devreye girecekti.Öyle

de oldu.Bize bu yöntem henüz uygun değildi.Çünki bana göre de insanlarımız henüz dini inançlarını okuduğu kitabı anlamıyor ve nasıl yetiştiği belirsiz ulema artıklarından sebepleniyordu.Bu da din düşmanı yobazların işine gelmekte idi.Öyle ise bu işten anlayan gerçek islamı yani Kur'an daki islamı anlatacak ve kendi dillerinden okuyarak anlayacağı bir yöntem olmalı idi.

İşte Atatürk burada da ilk kez işi tam öğrenilecek bir ilim yuvası kurulması için direktif vererek ilk İlahiyat Fakültesinin kurulmasına ön ayak olmuştur.Hatta İmam Hatip liselerinin işlev görmesi içinde önayak olmuştur.
Çünki henüz devletin bu alandan tamamaen elini çekmesi ile olsa olsa yobaz türetilmiş olacaktır.Ki bu günümüzde dahi

bunun sıkıntılarını bu kadar önleme rağmen yaşamaktayız.İşte bu nedenle Fransa da ki Laiklik tanımından biraz farklı

olarakTC de devlet tamamen dinden elini çekmemiş ancak dini eğitim alanların devlet işlerinden elini uzak tutmak amacı ile ilahiyatçı yetiştirilmesini sağlamıştır.Yetişen ilahiyatçıların işi de haliyle devlet yönetmek değil inanç

sahiplerini bilinçlendirmek olmalı idi.Franssa ya da Napolyon'un Laiklik tanımında ki gibi okullarda zorunlu din

dersi olmamalı idi,bu işi dini eğitmenler tarafından verilen her isteyenin istediği inançtan bir din bilgisini almasını

gerektiren bir şekilde olmalı idi diye düşüne biliriz.Tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi şunu da diyebilirler.Teoloji

ilmini Kiliseler ya da Camiler ya da diğer dini kurumlar yapmalı idi diyebilirler.
Ancak dediğim gibi henüz doğru bir lisan ile dini bilgi alma imkanı olmayınca bu konu da ülkemizde tam gelişememeiştir.
Peki bukadar yazıyı ne için yadım?Konunun başlığı ile alakası nedir diye soracaksınız.İşte alaka da burada kendini göstermektedir.
Şimdi MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan bu öz anlatımdaki dini gelişmenin nasıl olur da temsilcileri hala Allah adına hareket ettiğini iddia ederek Cumhuriyet rejiminde Cumhur'un başına geçmek isteye bilir?
Din bir kamu işi değil ise bir Vicdan işi ise demek gereken şu değilmidir?
Bu yolu kullananlar kamu nun yani Cumhur'un başı olmayı değil,Vicdan'ın başı olmayı seçmelidirler.
O Vicdani temsilin başı da Diyanet işleri başkanlığı olmalıdır.Cumhur başkanlığı değil.

Böylece Türban konusuna gelebilmekteyiz.Bu konuda uzun yazmak istemiyorum.Bu konuyu detaylı bir

şekilde inceleyen bir yazıyı size sunmak istiyorum.Buyurunuz meraklısı baksın derim.
İşta KARA ÇARŞAF'ın tarihçesi....
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1248998/
Bu yazı kapsamlı bir şekilde konuyu incelemektedir.Sizlere bir başka yzımı da öneriyorum.
5000 YILLIK KADIN-ERKEK ÇATIŞMASI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/991821/
Ayrıca birkaç yazımı da önermek istedim.
AB-D=PKK=BOP=HRİSTİYAN DEVLET kuruluş aşaması...varmı itirazı olan?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/952828/
Ve son olarak bir yazı daha.
33DERECELİ MASON'UN İTİRAFI, "Atatürk''ü silahla ortadan
http://ahmetdursun374.blogcu.com/365796/
Saygı ile selamlyorum.
Ahmet Dursun.22/02/2007

*********

Bu yazıdan sonra

TÜRBAN:PROF.KAĞITÇIBAŞI NELER DİYOR?EMRE KONGAR  tavsiye ediyorum...

http://ahmetdursun374.blogcu.com/2948923/

*************

Söylev ve Demeçler / Cilt 1 / Syf. 389

Aziz Millet Vekilleri,
Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

M. Kemal Atatürk
R.T.E'nin "ya müslümansın ya da laik" konuşması
http://www.youtube.com/watch?v=eg3hkWCnA8c

***********

******************

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-01-19 22:43:51 - allah tan korkun

Yazan: isimsiz
sizi kim yarattı ,sen ahmakmısın Allah(c.c)niye şeriatını kaldıracak bir kafiri kurtarıcı olarak göndersin.sizi ahirette deAtatürkünüz kurtaracak değil mi ?Hesap günü ne ekip ne biçtiğinizi göreceksiniz.Yada hiç ölmiyeceğinizi mi sanıyorsunuz.Bir düşünün bakalım bizim şu sokakta gezen hayvanlardan farkımız ne diye.Allah insanı başı boş yaratmadı .Kuran'ı rehber etti insana.Açıp okursanız zahmet buyurup niye gelmişsiniz dünya ya anlarsınız.Ayrıca islam dünya ya kılıçla yayılmadı hoşgörüyle insana istediği huzuru vererek yayıldı.Kimse islama girsin diyer zorlanmadı
-------------
Siz hangi Allahtan bahsediyorsunuz ki yazılanları anlamamışsınız?
Yoksa Uçkur Tanrısı mı bahsettiğiniz?
Bekın ne demekmiş uçkur tanrısı sonra yorumlayın...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4261500/

Düzenleyen ahmetdursun374 gün: 19/1/2008 saat: 23:02
Bağlantı

2007-05-27 18:36:52 - müslümanlık

Yazan: isimsiz
ahmet bey geminize bir yolcu gelecek kabul ederseniz tabi üye olmak istiyorum selam sevay kazancıoğlu
**********
Tabii ki kapı herkese açıktır.
Mail adresimden bir yazı yollar iseniz ben de sizinle yazılarımı paylaşmaya çalışırım.ya da buradan okumayı tercih de edebilirsiniz.
Saygı ile...

Düzenleyen ahmetdursun374 gün: 27/5/2007 saat: 22:12
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun, HUKUK a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/ b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/ c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
bilgebalta
TOGEÇ

Arkadaşlarım

okay YILDIZ
ercan şen
necaticavdar
seden s.
yagmurvetoprak
laleninbahcesi
sennurozturk
aktifus
mustafabaygin
saraykoy
tulaybilgin
cihateri
İnsiyaki Milli
Sezgin KOŞAR
yildizlarvegece
paratoner
karsittez
hazanseli
cumhuriyethalkpartisi
barometre
sanatyeri
erenyemi
fcinar55
erginbay
prewar
dogpol
onurlu1turk
kerkukunsesi
candanof
aliuluc
skurt
pistols
livanca
leventgeckalanlar
leventburda
Blogcu Yardım
alevidostlar
sue
Angel Dream
hukuksal
alisevgi
Kitap Özeti
93busra
dilsizmutercim
benyaziyorum
cem38
ALİ ÖZTÜRK
sakirmgk
loji
hocaileessek
snecateren
yuceltanay53
benyaziyorumsiyaset
zeynep03
vakanuvis
rizelli
romanozeti
gencsblog
benyaziyorumflashheader
aheng
Pelin Zeybek
tatilvakti
E. Demirel
tuncaytemiz
turkeyphotogallery
aylin toygun
hilalliler
MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN
kristinaodonnelly
karya35
ECECE BİR YAKLAŞIM
busraustaomer
kurucafe
barbibarbieoyunlari
futuristar
drsaglik
zalim ...
----
click here
------- Guestbook ---
Google Gruplar
ATATURKCU DUSUNME SISTEMI grubuna kayıt ol
E-posta:
B u grubu ziyaret et