bizzat - Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - Blogcu

Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta...

11/12/2009 - Obama,DTP'yi neden kapattı?

Kategori: bizzat

Yeni dünya düzeninde(BOP) aktif rol oynamaya soyunan,kendi deyimiyle de eş başaknlığını üstlenen Erdoğan...,

Obama ile yaptığı yarım saat olarak planlanan görüşmenin garip bir biçimde iki saate uzamasının sebepleri ne olabilirdi ki?


Bir çoğuna (vıcık vıcık yağlı medyaya) göre gayet normaldi.

 

Oysa ki,konuşulacak konular böyle bir görüşmede daha evvel planlanmışın dışına çıkabilirmiydi?


Tabii ki aklınıza getiremeyeceğiniz saflıklar nedeniyle,hayati konularda anlaşmaya varamaz (yani önceden belli metinlerde son an değişikliği yapmaz) iseniz elbet ki süreyi uzatırsınız.

 

Peki bu konular ne olabilirdi?

Kafkaslar, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika, Ortadoğu,Suriye,İran,Irak,Kazakistan, Orta Asya dahil büyük bir bölgede anlaşılmış gibi görünürken,birden bire Obama amca vizelerin kalkmasının nedenlerini soracak olursa ne yaparsınız?

 

Elinizde bilgi,belge yok.
Apışıp kalırsınız.


Öyle ol deyince elinizde belge de olmuyor ki.

Siz dumur olur olmaz ardından Kürdistan(artık Irak'ın kuzeyi demiyeceğim çünkü resmen Kürdistan kabul edilmiştir) kartını kafanıza çarparlarsa tam dumur olursunuz.

 

Tıpkı,1957'de önce 3'lü dini merkez,sonra kapak değişerek dinler arası diyalog,sonra kapak değişerek medeniyetler ittifakı olgusu gibi;önce kabul edersin dost olursunuz,yan dönerseniz idam olursunuz...

 

Örnekler çok,Menders,Saddam vs...

 

Burada da PKK kartını suratınıza fırlattılar mı(son PKK katliamı); sizi birileri(Devlet Bahçeli gibi) bir sebeple Meksika ziyaretinizi keserek ülkenize çağırılar.

 

Dumur devam eder.
Sadece sizde değil,tüm kabinede,taraf medyanızda,yandaş ve kardeş partilerinizde aynı slogan.

 

Bu katliamı Ergenekon yapmıştır.

Çünkü,güvendiğiniz istihbarat sizi arkadan vurmuştur,suratınıza tokat atmıştır.


Tıpkı HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI gibi.

 

Artık şamar oğlanına dönmüş olmanın hiç bir kıymeti harbiyesi de kalmamıştır zaten.

 

Gel-gelirsin;git-gidersin.


Peki Obama ve haliyle BOP eş başkanı olanlar acaba aptal mı?

 

Hayır değil,ancak eş başkan aptalı oynuyorlar.

 

Dün başkaları,bu gün Erdoğan,yarın yine başkaları.
Aptalı oynamak bu ülkede hep kazandırmıştır.

 

Güzel bir hitabet,iki külhan vari çalım-açılım,....gerisini anlayın,gelsin oylar.

 

Hamiler,abiler(ağabey),BOP mimarları PKK'nın faaliyetlerinin bitmesine izin verir mi?
Nereye kadar,ne zamana kadar?
Mesele budur.

 

Bir muhterem aklı evvel de PKK'nın son saldırısını karadenize kayma planı olarak yorumlamak istedi.
Neyse o konuyu yorumlamış idim.

Uzatmayım.

 

Siz BOP'un arka bahçesine (Kürdistan) çomak sokacak gücü nereden buluyorsunuz der,öyle iki tokatta Obama atar,aklınız başınıza geliverir.

 

Türkiye'yi;Mustafa Kemal'in Tam bağımsızlığı şiar ednmiş olarak bıraktığı Türkiye'mi sandınız?

 

BOP ne kadar isterse o kadar olduğunu öyle Meksika,vs..lerden koşarak getirdiklerinde umarım anlamışsınızdır.

 

Anayasa mahkemesi DTP kararlarını görüştüğü için tek kelime etmiyorduk ki yanlış anlaşılmasın diye.

 

Şimdi sormak gerek;
Anayasa mahkemesi, ne oldu da birden bire bu kararı verdi?

Hiç kimse,AKP,CHP,DTP,PKK belki AB dahil hiç kimse böyle bir kararı beklemiyordu.

 

PKK'nın varlığını sonlandırırım ancak Kürdistan'ı resmileştirmek için gerekli açılımları neden geciktiriyorsun diye soran BOP genel başkanı,sanırım ki uzayan tartışmalarınızda sizlere ne dediğini tam anlatamamış olmalı.


Kaçırdı ya da Epileptik bir ruh hali içindeidiyseniz hatırlatalım.

 

PKK konusunda bence sayın Başbakanın attığı adımlar özellikle Kürt toplumuna karşı kucak açılması çok önemli . Çünkü sadece askeri olarak çözüm bulunamaz sosyal ve siyasi noktaları vardır . Irak konusunda da Kürt nüfusun hakikaten temsil edilmesi gerekiyor merkezi hükümette . Bu şekilde uzun vadeli sorunlara çözüm bulunabilir, Kerkük gibi mesela . Çözümün, çatışmaların daha çok siyasi anlamda bulunduğu bir ortam lazım . Biz böyle bir süreci teşvik ediyoruz .

 

Obama anlatamamış olabilir,lakin DTP'nin neden kapatıldığı bu satırlarda gizlidir.

 

Milletin saf emeklisi(yani ben) anlayabiliyorum da siz hala mı sağırları oynamaktasınız?

 

Hatta son zamanlarda okuduklarınızı anlamakta zorlandığınızı Arınç, üstü kapalı olarak Civanım sözcüğü ile netleştirdiği için bakın izleyin diye kayıt altına almış idim.


İsterseniz izleyin.
http://www.trtube.com/obama-erdogan-gorusmesi-99460.html

Hala bir şeyler anlamadı iseniz tanrı bu milleti sizden korusun.

 

Bir an evvel,Rabbini de al git

 

11 Aralık 2009

Ahmet Dursun

 

Kürtçe bir ağıtı birlikte dinleyelim de ders alalım.

Bağlantı

9/12/2009 - BİZZAT:Darbe; askeri suçmu,sivil suçmu?Albay Çiçek sivil mahkeme

Kategori: bizzat

Darbe; askeri suçmu,sivil suçmu?Albay Çiçek sivil mahkemede yargılanabilir mi?

Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan kanun.
Yasa koyucu, yürürlükte var olan bir yasa ile çelişen başka bir yasa çıkartabilir mi?
Çıkartırsa ne olur?

Konuyu Anayasa’nın Askeri Yargı başlıklı 145.maddesi ile açalım.

Madde 145:
Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri
mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.

İşte askeri kısmını ilgilendiren düzenlemelerin yaklaşık tamamı da bu madde üzerinden düzenlenmiştir.
Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelerde ki sorunun kaynağı da buradan kaynaklıdır.

Şimdi 145/2'yi biraz kurcalayalım.
Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askeri suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askeri mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler.

Şimdi de Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne bakalım.

Sözleşme madde 6/f.1
Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleri ile ilgili nizalar, gerek cezai sahada
kendisine serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil
ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun ve aleni olarak dinlenmesini istemek hakkına haizdir.

Bu ne anlama gelmektedir?
Sivil ve asker olanların askerlik dışındaki, asker ve sivillere karşı işledikleri suçlardan ötürü bağımsız bir mahkeme tarafından yargılanması anlamına gelir.
Bağımsız mahkeme ile kasıt askeri olmayan,doğal olan(_ki hukukta buna tabi hakim ilkesi denir) mahkemelerce yargılanması anlamına gelir.
 
Bir zamanlar Anayasa Hukukçusu Prof.Dr.Ergun Özbudun ne diyordu?
Anayasa'nın 145.maddesinine vurgu ile, askeri suçların askeri mahkemede yargılanmasını düzenlediğini belirterek, "Darbe yapmak askeri suç değildir" diyordu.

Hatta "CHP darbecilerin yargılanmasında samimi ise geçici 15. madeninin kaldırılması yanında 145. maddenin değiştirilmesini gündeme getirsin" diyordu.
Neyse Özbudun kısmını geçiyorum.

Ancak yeni düzenleme ile getirilen yasanın eskisi ile çelişkisinin ortadan kaldırılması için 145/2'nin kaldırılması gerektiği de açıktır.

Bunların dışında bir konu daha varki o da gayet önem arz etmektedir.

353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu hakkındaki yasanın özellikle de 2 ve 3. maddeleri.

Bana göre bu tamamen hukuka aykırı bir durum arz etmektedir.
Yani hukuk eğitimi almamış,hakim sınıfından olmayanların da mahkeme üyeliklerine getirilmeleri ile ilgili olan bölümler.

Gerçi çok mu önemli?
Öncelikle Anayasa mahkemesine hukukçu olmayanların getirilmesi önlensin de diyebilirsiniz.
Tabii ki bu da çok çok önemli.
Baksanıza hukuktan anlamayan bir adam,çıkıyor Anayasa mahkemesi başkanı oluveriyor.

Yukardaki ne derece yanlış ve karşı isem bu da o derece yanlış ve karşıyım.

Son olarak tam bağımsız yargı için olmaz ise olmaz kuralımı da söyleyim.
Adalet Bakanı ve müsteşarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan çıkartılması ve Adalet müfettişlerinin HSYK emrine verilmesi şarttır.
Aksi halde adalet siyasallaşmaktan hiç bir iktidar tarafından kurtarılamayacaktır.

Her neyse,buraya kadar yaptığım açıklamalardan hiç bir şey anlamadım diyen var ise İstanbul Barosu'nun bir basın açıklaması var idi.
Onu okumasını tavsiye ederim.
"5918 SAYILI YASA ANAYASAYA AYKIRIDIR" diye bağırmasının altındaki gerekçeleri de detaylandıran açıklaması için bakınız derim.
http://www.istanbulbarosu.org.tr/Print.asp?ID=4339


Özetle  "...savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" hükmünün, "... savaş ve sıkıyönetim halinde askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" olarak değiştirilmesi ile zaten askerlerin sivil mahkemelerce yargılanmasının önü açılarak durum netleştirilmiştir.

Daha neyi tartışacak bu ülke?

Şunu da söyleyim;çelişki arayanlar boşa kendisini yormasın.
Her ne kadar çıkar yol arasalar dahi  hukukun temel ilkelerine göre, sonra çıkarılan kanun, önceki kanunla çelişkili bir hüküm taşıyorsa, önceki kanunun zımnen yürürlükten kalkmış sayılır.

Böylece tartışmalar burada biter.

Ve Albay Dursun Çiçek paşa paşa yargılanır.
CHP'nin kendisini boş yere paralamasına da gerek yoktur,AKP'nin elinden hamaset edebiyatını almaya çalışarak göz boyamasına da.

Eğer ki CHP hukukun üstünlüğüne inanıyordu ise soruyorum?
Hala TBMM'de ne işleri var?
Baykal yarın bir gün olmaz ya kazara iktidar olurlarsa acaba Tayyip beyden farklı bir tutum mu izleyeceğini sanıyoruz?

Yukarda bahsettiğim yasayı Gül onaylayınca yaptığı konuşmada ne diyordu Baykal?
"Bunu da AB yolunda Türkiye yalanının arkasına saklanarak yapacaksın. Madem AB diyorsun gel Türkiye'yi gerçek Avrupalı yapalım"

Hatta bir zamanlar da aklımda kaldığı kadarı ile şöyle dememişmiydi?
AB'ye karşı olanların bu partide işi olamaz.

Demek ki bozacı/şıracı kardeşleri oynuyorlar da haberimiz yok.

Neyse hukukun üstünlüğüne inanıyor isen yasalara saygılı olacaksın ki saygı bekleyesin.
Yoksa senin yasan,hukukun;benim yasam,hukukum anlayışı ile bir yere varamaz,yüce milletin en güvendiği kurumu yıpratmaya olsa olsa katkıda bulunursun.

Yalana,talana karşı isek salt bir parti ya da bir tarafın mensubu olduğumuz için olmamalı.
Aksi halde birileri de gelir sizi karşısına alır gücünüz yetmeyince sığınacak hukuk dahi bulamazsınız.

Atatürk'ten sonra oynanan oyunun adı budur.
Sen çok yedin acıkda bağa vir....
Saygı ile...
30 Ekim 2009
Ahmet Dursun

Not:İlgisini çekenler için yararlanabilecekleri kaynaklar.
 

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/kararlar/IPTALITIRAZ/K1999/K1999-26.htm
-----------
Bölgeli Devlet’de Egemenlik/Yetki Paylaşımı
http://www.e-akademi.org/makaleler/ncavusoglu-1.htm
*****************
Iğsız Paşa'yı açığa al zirvesi
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=6390.msg13781;topicseen#msg13781
-----------------
Atatürk’ün ölüm yıldönümde Anıtkabir’e milyonlarca insanın toplanması için bir girişim başlatıldı.

http://www.odatv.com/Siyaset/ikinci_cumhuriyetciler_bu_eyleme_cok_kizacak-18213.html

******************

Sayın bolat'ın ilginç tespitleri var.Bakalım tespitlerinde neler var.
E-postama yolladığı yazısı.
A.Dursun
---------------

Süreç şöyle işledi:
 
Önce Ankara'daki Amerikan askeri karargahı ODC'nin katkılarıyla Albay Çiçek'in imzası taklit edilerek sahte bir "İrticayla Mücadele" belgesi hazırlanıyor.
Belgenin hazırlanmasından gayet tabii Ergenekon Savcılığının ve Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Tayyip Bey'in bilgisi var.
 
Sonra bunun fotokopisi çekilerek sahte bir ihbar mektubu ilişiğinde Savcılığa postalanıyor.
Savcılık, her zaman yaptığı gibi "soruşturmanın gizliliği" ilkesini takmayarak fotokopiyi yandaş basına servis ediyor.
Gayet tabii fotokopi imzanın gerçek olup olmadığı teknik olarak anlaşılamayacağı için sürece bir ara veriliyor.
 
Sonra, sabaha karşı başka bir kanunun peşine monte edilen bir madde ile "askerin sivil mahkemelerde yargılanması" kanunu çıkarılıyor.
 
Daha sonra, Adli Tıp Kurumu'na iki yandaş doktor ataması yapılıyor.
 
İşte şimdi belgenin aslını ortaya çıkarma zamanı gelmiştir.
(Yandaş doktorlar daha önce atanabilseydi, önce fotokopi değil, doğrudan ıslak imza ortaya çıkarılacaktı)
 
Yine sahte bir ihbar mektubu ilişiğinde belgenin ıslak imzalı aslı Savcılığa postalanıyor.
 
Islak imza Adli Tıp Kurumu'na gönderiliyor.
 
Kurallara göre, inceleme yapacak olan heyet kura ile belirlenir.
Önemli vakalarda ise Adli Tıp Genel Kurulunun tümü incelemeye katılır.

 
Islak imzayı inceleyecek heyet ise, kurallara aykırı olarak, kura ile değil de tayin ile belirleniyor.
Kimler tayin ediliyor bilin bakalım.
Bilmeyecek ne var, bir hafta önce atamaları yapılmış olan iki yandaş doktor tabii.
Prof. Dr. Bülent Üner ile Uzman Dr. Hacı Mehmet Akın.
Heyetteki üçüncü üye ise yine gayet tabii yandaş Uzman Dr. Lokman Başer.
----------
Cezaevinde kanser olan Güler Zere için aylardır Adli Tıp raporu çıkmamıştı.
Geçen gün Abdullah Gül "Usulüne uygun belge hazırlanırsa tahliye işini inceleriz" demişt.
Aylardır çıkmayan rapor, bir gün içinde çıkıverdi.
 
Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, bu durumu şöyle açıkladı:
"Hastayla ilgili vereceğimiz kararda, hastanın yararını düşündüğümüz kadar, toplumun bazı kesimlerinin düşüncelerini de düşünmek zorundayız"
 
Vay canına...
Demek ki Adli Tıp Kurumu, sadece önüne gelen olaya bakarak karar vermiyor.
"Toplumun bazı kesimleri ne der" diye düşünerek karar veriyor.
Mesela kadın kanser. Cezaevinden tahliye edilmesi lazım.
Ama "toplumun bazı kesimleri" bu tahliyeyi istemiyorsa, Adli Tıp bu raporu hazırlamaz.
"Cumhurbaşkanımız" istiyorsa, rapor anında hazır...
 
Islak imza olayında da aynı şekilde "toplumun bazı kesimleri", bilhassa "Ergenekon Savcıları, Tayyip Bey ve bilumum Amerikancılar ne der" diye düşünülerek karar verilmiştir.
Bundan şüphesi olan, Adli Tıp Başkanı'nın yukardaki ifadesini tekrar tekrar okumalıdır.
A.Serdar Bolat

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/12/2009 - BİZZAT:ANAYASA YERİNE AĞALIK DÜZENİNİ DEĞİŞTİRİN.

Kategori: bizzat

ANAYASA YERİNE AĞALIK DÜZENİNİ DEĞİŞTİRİN.

Bir erkeğe 4 kadını onaylayan zihniyet,size sesleniyorum.
Küçücük kızlarının yaşlı bir adamın haremine,kendi elleri ile 4.karısı olarak teslim etmeye cevaz veren zihniyet,sizlere seleniyorum.
Peki 4 kadını onaylıyorsunuz o halde soruyorum.
Bir evde iki kocayı da onaylıyormusunuz?
Nereden mi çıktı?
Onu da sabrederseniz açıklayacağım.
Türkiye Cumhuriyetini her fırsatta bir aile olduğunu dile getiriyorsunuz.Tabii ki benim içinde öyledir.
Tek farkla.
Ben sözde değil,özde bir aile olduğumuzu düşünüyorum.
Tüm etnik kökleriyle,tüm inançlarıyla,tüm gelenekleriyle.
Peki bu satırları yazmama ney sebep oldu derseniz şimdi açıklayacağım.

Öncelikle şu kısmı bitireyim.
Bir ailede erkeğin 4 karısı olmasını onaylıyormusunuz?
Evet;zımni olsa da ben evet dediğinizi biliyorum.

Hani birzamanlar bir haber çıkmış idi.
Refah döneminde evlere yolladığınız karafinller eşliğinde hanımlar gelmekteydi.
Amaç oy istemekti.

Lakin bir densiz mi,edepsiz mi,haklı mı,haksız mı,ne derseniz deyin,adamın biri içerden eşine bağırmış:

-Hanım gel gel...
-Bak (burada o dönemlerdeki bir partinin adını söyleyerek) iktidara gelince 4 karı verecekleridi ya,işte şimdi ikisini yollamışlar,iktidara gelince de kalan ikisini yollayacaklarmış.İçeriye alayım mı?


Sanırım ki bu anektodu hatırlıyor olmalısınız.
Konuyu bağlayayım.

Sahte dini gelenekleri ileri sürerek 4 kadını caiz görenler her kim olursa olsun soruyorum.

Bir aile olan Türkiye devletinde iki başlılık olur mu?
Yani bir tarafta erk olarak ortaya çıkan devlet,ve onu yöneten hükümet,diğer yanda doğunun insanının kanını emen AĞAlar.

Buna nasıl olur da göz yumabiliriz ki?

Bakınız size bu gün çay bahçesinde oturuken tanımadığım 7 hanımefendinin konuşmalarından duyduklarımı anlatacağım.

Aağrı'nın bir ilçesine öğretmen olarak ataması yapılan kızından bahsediyor.

Anlatırken bazen yüksek sesle,bazen de ağlamaklı...
Bu nedenle dikkatimi çekti ve kulak misfiri oldum.

Bu öğretmen kızımız,diğer arkadaşı ile,şehir merkezine inmek istemişler.
Hiç bir araç hanım başınıza bu sakıncalı diyerek onları götürmek istememiş.
Bunlar da bir taksi çağırmış ve yola koyulmuşlar.

Bir süre sonra AĞAnın adamları olduğu iddiası ile bir grup yollarını kesmiş.
Taksiciyi ağaçlık bir bölgeye doğru götürerek çok kötü bir şekilde dövmüş.
Hanımlar da bir tanıdığı erkek arkadaşlarını aramış.
Adam gelip bunları almış ve gerisin geriye götürmüş.
Sonucun ne olduğunu,emniyet güçlerine haber verilip verilmediğini bilmiyorum.

Ancak sormam gereken şeyler var.
Türkiye Cumhuriyeti bir aile ise,aile içinde iki erk(koca da diyebiliriz) olur mu?

Tabii 4 karı olursa iki koca da olur derseniz anlarım.
Yok olmaz derseniz soruyorum.

AĞAlık,devlet içinde devlet değilmidir?

Türkiye ağalık düzeninden ne zaman kurtulacak?
Tabii ki ağalık düzeni sadece doğulu kardeşlerimizin sorunu mu?

Bir de sendika ağaları var.

Onu da kısmat olursa başka bir zamana saklıyorum.
Başbakan,M.veliki,bakan,genel müdür vs..olacağına,okuyup adam olacağına ağa ol daha iyi.

İster köy ağası,ister sendika ağası istersen seçimlik ağa.
Not:Burada seçimlik ne anlam geldiğini arapça bilen dostaların anladığını sanıyorum.

Onu da N.Hoca'nın dediği gibi anlayanlar anlamayanlara anlatsın.
Son söz:
Anayasayı değiştireceğinize önce ağalık düzenini değiştirin ki millet olduğumuzu,teba olmadığımızı tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımız anlasın.
Ne malum belki de bir takım siyasilerin beslendiği bataklığın başlangıcı da buralar olamaz mı?
Saygı ile....
Ahmet Dursun 04 Nisan 2008
--------
Not:
Yazışma arkadaşlarımdan sayın B.Yavuz'un paylaşyığı bir yazıyı da okumanızı öneriyorum.

İKİ KADIN, İKİ DURUŞ, İKİ ANI…

Bu yazıda anlatılan sayın Neriman Kuban Erduman'ın annesi olduğunu bildirdi.
http://www.karshabergazetesi.com/a_article_view.php?idx=189
Paylaşımı için kendisine teşekkürlerimi iletiyorum.A.Dursun
------------
Türkiye'yi 25 yıldır yöneten dergâh!

Soner Yalçın'ın 12 Nisan tarihinde çıkaracağı ''Siz Kimi Kandırıyorsunuz'' isimli kitabı daha basılmadan önsipariş ile 70 bin adet sattı.

"Efendi" kitabıyla Türk okuyucusunun gönlünde yer tutan Soner Yalçın, yeni kitabında da okuyucuyu yakın tarihin labirentlerinde dolaştıracak.

Yalçın, "Siz Kimi Kandırıyorsunuz"da 30 Mayıs 1876 askeri darbesiyle tahttan indirilen Abdülaziz'in başına gelenler ile Cumhuriyet döneminde ağır ekonomik kararlar alan hükümetlerin başına gelenler arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor.

Kitaptan bir bölüm : Cumhurbaşkanı çıkaran dergah
"Bazen milliyetçi söylemlerde bulunan Başbakan Erdoğan 'takiye' mi yapmaktadır; yoksa Gümüşhanevi Dergâhı'nın kurucusu Şeyh Ziyaüddin Efendi'nin 'Milli İslamcılık' yolundan mı yürümektedir?...

Neden bunlar hiç tartışılmıyor?... İstanbul'daki Nakşibendi Gümüşhanevi Dergâhı özellikle son 50 yılın en ünlü/bilindik tekkelerinden biridir. Dergâh, Abdullah Gül'le ikinci kez cumhurbaşkanını çıkardı; birincisi rahmetli Turgut Özal'dı!

Tekkenin müritlerinin çoğunu siyasi hayattan tanıyorsunuz:
Necmettin Erbakan, Korkut Özal, Recai Kutan, Kemal Unakıtan, Hüsnü Doğan, Hasan Aksay, Erdem Beyazıt, Temel Karamollaoğlu, Bahri Zengin, Kahraman Emmioğlu, Yahya Oğuz, Cevat Ayhan, Prof. Cevat Akşit, Prof. Osman Çataklı, Prof. Orhan Okyay, Lütfi Doğan vb.

Listeye baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; son 25 yıldır –ufak kesintilere rağmen– Türkiye'yi, Gümüşhanevi Dergâhı yönetmektedir.
Bu kısa paylaşımın alıntı kaynağı için bakınız:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/12660041/

************

Bu yazıma yapılan yorumlardan ilginç saydığım bir tanesini burada paylaşıyorum.
A.Dursun

Bir yorum:
Terbiyesizlik ediyorsun Ahmet Dursun.
Herhalde yazılarına kimsenin itibar etmediğini görünce kendine  göre gündem oluşturmak istiyorsun.
İşte gündeme çıktın, için rahatlasın.
Ama ne yazık ki,merdi kıptiye dönüştün. Haberin var mı?
Kur'an-ı Kerimin beşere ilşkin hükümleri,zaman içinde değişebilir ama,hükmün kendisi asla değişmez.Bunu lütfen öğren,bilgi sahibi ol önce.
Biz ,Kur'an-ı Kerimin hükmünü  Kur'an içinde yok sayamayız.Ancak ,iman esasları dışında kalan, beşere ilişkin ruhsat verilmiş işlemlerde, kendi durmumuza uygun olacak şekilde hareket ederiz.
 4 Kadınla evlenmenin İslamda farz olduğunu gösterebilirmisin?  
Eğer gösterebilirsen sen haklısın diyeceğim ve geri adım atacağım.Ama gösteremezsen,o zaman hem müfterisin hem fitnebazsın. Bu iki özellik, senin iki cihanda da zelil ve perişan bir insan olduğunun açık kanıtıdır.
Allah kimseyi senin durumuna düşürmesin.
M.Kebir
-------------
Sayın Kebir,
Sizi okuduklarını iyi tahlil eden,aklı başında biri olarak görüyordum.
Anlıyorum ki beşer şaşar deyişi boşa söylenmemiş.
Kısaca;Kur'an da böyle bir emir vardır dediğimi yazımın/yazılarımın hengisinde ya da neresinde gördünüz?
Önce okuduğunuzu anlamaya çalışsanız nasıl olur?
Bir erkeğe 4 kadını onaylayan zihniyet,size sesleniyorum.
Bu sözden acaba kendinize bir pay mı çıkardınız?
Eğer ki evet alındım diyorsanız o halde sözüm tabii ki size de olacaktır.
Lütfen öncelikle okuduğunuzu anlayınız.
Kendi beyninizde gizli kalanları ifşat etmenizi de ben anlamıyorum.
Allah kimseyi senin de durumuna düşürmesin.
A.Dursun
---------
Cübbeli hocadan (bu durumda islamiyetten çıktığı için)islamiteye(ite-kaka islam) göre seks dersleri.
İzleyin.

Fiili livata nın adını bile değiştirmiş küçük livata yapmış.
Tabii aklınız hep küçüklerde olursa diliniz de böyle söyler.


Herhalde büyüklere yapılan fiili livatayı o kadar önemsemiyor olsa gerek.


**************
Türban ilköğretimde...Çocuklar nerede?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4843.msg14734#msg14734

*****************

AB anayasası laik değil,Hıristiyandır

AB, anayasasını 13 Ekim 2004’te Brüksel’de yayınlandı. 29 Ekim 2004 tarihinde Roma’da 25 üyesiyle imzalandı.
İmza töreni 1957'de Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu kuran Roma Anlaşması'nın imzalandığı mekanda, Papa X. Innocente'nin heykeli altına yerleştirilen bir masada yapıldı;
Avrupa Anayasası'nın imzalanması için hazırlanan özel kalemlerın üzerine Latince olarak, ''Europae Rei Publicae Status'' (Avrupa Cumhuriyeti Anayasası) ibaresinin yazılması dikkati çekmişti.
AB Anayasası, Avrupa Parlamentosu tarafından 12 Ocak 2005'te onaylamıştır. Rusça dahil, Türkçe hariç 21 dilde yazılmıştır.
AB anayasasının giriş bölümünde, anayasalarını hazırlarken din faktöründen de ilham aldıklarını ifade ederler ve anayasanın tamamında laiklikten bahsedilmez. Avrupa’da yaygın din Hıristiyanlık olduğuna göre; AB anayasası da Hıristiyan anayasası olmuştur.
 
AB anayasasının Madde I-6 Birlik Yasası der ki;
“Anayasa ve kendilerine verilmiş yetkileri kullanan AB kurumlarının uyguladığı yasalar, üye devletlerin yasalarının üzerinde tutulur”.
Bu da demektir ki Türkiye, AB üyesi olduğu takdirde TC Anayasası ile değil, AB anayasası ile, yani Hıristiyan bir anayasa ile yönetilecektir.
 
Unutulmaması gereken bir resim karesi de Papa X.Innocente'nin heykeli altında Türkiye adına AB anayasası nihai senedine imza atan Gül ve Erdoğan’dır.
http://img03.blogcu.com/images/a/h/m/ahmetdursun374/papal__k_1243768766.jpg

ANAYASA YERİNE AĞALIK DÜZENİNİ DEĞİŞTİRİN.


Papa X.Innocente'nin heykeli resmim de.

Derleme:A.S.Bolat

**************

Önce Dogu ve Güneydoğu’da ağalık sistemi yıkılacak.

Prof.Dr.Birgül Sönmez
Vatandaşlar ağanın köleliğinden çıkarılarak vatandaş statüsüne geçirilecek.
Bu işe bir feodal Kürt beyi olan DTP Başkanı Ahmet Türk’ün görkemli Kasrı Kanco’sundan başlanacak.

Orada yaşayan köylülere Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman başarılamayan toprak dağıtımı sağlanacak.

Kürt halkının vazgeçilmezi olan töre cinayetleri ve kan davası çözülecek.
Kız çocuklarının okuması  sağlanacak.

O vatandaşlarımızı yeşil kart, çocuk parası, çiftçilik yardımı, erzak yardımı  gibi şeylerle oyalayarak miskinliğe alıştırmaktan vazgeçilerek bu kaynaklar yöreye yatırım olarak yönlendirilecek.

Kürt kardeşlerimize tarihimizde 38 Kürt isyanı çıktığı ve bunların hepsinin feodal Kürt sistemini devam ettirmek için çıkarıldığı ve iki topluma da ne kadar zarar verdiği ögretilecek.

Örneğin; 1925 isyanının sonunda Şeyh Sait’in sponsorları tarafından teslim edilmiş ve bunu hayatı ile ödemiş olduğu, Mustafa Kemal’in de bunun karşılığında Kerkük’ü Ingilizlere bırakmak zorunda kaldığı (daha henüz Apo’nun teslim bedelini öğrenmiş değiliz) hatırlatılacak.

Dersim İsyanı’nın 1930’lu yıllarda devletin elinin bu yörelere ulaşıp yol, köprü, telefon-telgraf, eğitim-öğretim ve güvenlik güçlerinin gelmesi, yani devletin fiziksel olarak oralarda var olmasının, ağalık sistemini yerinden sarstığı  için ağalar tarafından (her zamanki gibi İngiliz destekli olarak) 1937 yılında başlatılıp, önce telefon-telgraf direklerinin yıkıldığı, köprülerin uçurulup okulların ve jandarma karakollarının yakıldığı hatırlatılacak.

Bunun tam da Fransızlar ile Hatay sorununun çözülmek üzere olduğu günlere gelmesinin bir raslantı  olmadığı anlatılacak.

Kürt kardeşlerimize; çözümün, feodal Kürt liderlerinin peşinden giderek veya varlığını  teröre ve bir terör örgütüne borçlu olan partilerde ve onu destekleyen yabancı devletlerde değil, Mustafa Kemal’in çizdiği yol haritasından başka bir yerde olmadığı anlatılacak.

Ben, aklıselim olan Kürt kardeşlerimin, Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nda verdiği mesaja hiçbir itirazları  olmadığını biliyorum. Bu ülkenin birliği, beraberliği ve refahı için tek yol haritası vardır:
 
“Ne mutlu Türküm diyene”!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/12/2009 - BİZZAT:EVREN'E ETEKLİK, BÜYÜKANIT'A TÜRBAN

Kategori: bizzat

EVREN'E ETEKLİK, BÜYÜKANIT'A TÜRBAN

 

Sayın Büyükanıt,

Size içimden gelenleri aktarmak istiyorum.Birkaç tarihi hafıza yenilemesi ile başlayayaım.

Tarih bizi nasıl hatırlayacak?

Orgeneral Ahmet Kenan Evren Dokuzuncu Kore Türk Tugayı'nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü; sonradan Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1977 yılına gelindiğinde Kara Kuvvetleri Komutanı olabilecek üç aday vardı. Bunlar 1. Ordu Komutanı Orgeneral Adnan Ersoy, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Olcay ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ali Fethi Esener'di.

Dönemin başbakanı Süleyman Demirel'ile, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk arasındaki anlaşmazlık ve çekişme, bu üç generalin de Temmuz sonuna kadar Kara Kuvvetleri Komutanı olarak belirlenmesini engellemiş ve Ağustos başında da emekli edilmelerine karar verilmiş idi.
Orgeneral Kenan Evren 4 Ağustos 1977'de Ankara'ya giderek, 5 Ağustos 1977 günü Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nı resmen teslim aldı. O sırada Orgeneral Semih Sancar Genelkurmay Başkanıydı. Ertesi yıl Sancar'ın görev süresi uzatılmadığı için, 6 mart 1978 tarihinde Orgeneral Kenan Evren Genelkurmay Başkanı oldu.

Bu olayların gelişimi çok şaşırtıcıdır. Evren Paşa, Ege Ordu Komutanlığı'ndan emekliliğini beklerken, orduda en yüksek makama gelmekteydi.Acaba bunun sırrı ne olabilirdi ki?
Orgeneral rütbesinde Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, Genelkurmay 2.Başkanlığı ve Ege Ordu Komutanlığı yaptı. Emekliliği söz konusuyken, önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sonra Genelkurmay Başkanı olmak. İlginç değilmidir?

Neyse 12 Eylül bilançosuna kısaca bakalım.

650 bin kişi gözaltına alınmış. 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmış. 50 kişi idam edilmiş. Ve bunlardan biri de 17 günlük yargılamanın ardından  17 yaşında idam edilen Erdal Eren adında bir çocuk. Henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasına engel olamamış idi.

Tempo dergisinden Berrin Karakaş'ın "12 Eylül yaklaşıyor. Ne hissediyorsunuz?" sorusuna Evren "Hiç hissetmiyorum. Hiç hissetmedim. Ben o gece de yattım, uyudum. 'Beni uyandırın' dedim. O gece uyudum" diye cevap vermiş.

Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt'a gelince,tereciye tere satmış durumuna düşmemek için sizi anlatmak yerine sizi anlatan bazı yazılardan örnekler sunmalıyım.

Sizin için yazılan yazıların birinde şöyle deniyordu:

"Medyanın ve tüm düzen kurumlarınının ardında saf tuttuğu Yaşar Büyükanıt kimdir? Onun en fazla bilinen yönlerinden biri, ABD'ye ve İsrail'e duyduğu büyük sevgidir. Bundan ötürü Filistin seçimlerini kazanan Hamas'ın liderlerinden biri olan Meşal'in Türkiye ziyaretine, ‘Hamas terörist bir örgüttür' diyerek tepki göstermişti. Aynı günlerde sermaye medyası ve kiralık kalemlerin birçoğu da benzer tepkiler göstermişlerdi."
( Kaynak:
http://www.kizilbayrak.org/2006/sikb.06.10/sayfa_05.html )

Şahsi bloğumda ise yine sizi karalama kampanyalarından bir örnek oluşturacak yazıdan birkaç satır vereyim.

Van Başsavcılığı'nın, "derin devlet" tartışmalarına neden olan Şemdinli'deki patlamayla ilgili olarak hazırladığı iddianamede, sürpriz bir biçimde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'ın da ismi yer alması.

Bazı yazıların İHANET ŞEBEKELERİ tarafından yazıldığını düşünmekteydik. Bu yazılardan birinde sizin aile soyağacınızdaki yazılı isimleri, dogum yerlerini kendilerine has ve saçma yöntemlerle sorgulayarak bu karalama kampanyalarını, sizin Gen.kur.Baskanı oldugunuz günde en gizli telefonlara bile SMS mesajları gondererek sürdürdüler.

Bu da yetmedi dedenizin mezarının Israil'de olduğunu yazdılar .

Bu karalama kampanyalarının nasıl gündeme geldiğini unutanlar için baksınlar derim;

http://ahmetdursun374.blogcu.com/908125/

Oysa ki biz bunların neden ve nasıl bir karalama içerdiğini elbette bilmekteydik. Hala da biliyor ve inanıyoruz. En azından şahsım olarak hala inanıyorum. Ancak söylemeliyim ki şahsım olarak;TSK'nın kurumsal niteliğine yapılabilecek hiç bir onursuz yaklaşımı asla kabullenemedim. Hiçbir zaman da kabullenmem ya da en küçük bir şüphe duymam söz konusu dahi olamaz.

Çünkü, TSK, milletimin içinden çıkmış, yaklaşık % 98 oranında güven duyulan en değerli kurumların en başında gelmektedir. Büyük bir oranla bu ebediyen de böyle olacaktır.

Bunun nedenleri hakkında daha önceleri de yazdığım yazılarda detaylı olarak anlatılmış idi.
ASKER TÜRK MİLLETİ KONUŞUYOR   başlığında bu yazıyı bulmanız mümkündür.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1152719/

Bu konudaki yorumlar için de bakınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2026920/

Şimdi yeniden başa dönelim.

Bu başlığı neden attım.

Yaptığım küçük hatırlatmalara bakacak olursak, Kenan Evren'in nasıl geldiği malum.
Böylece ABD'nin neden "bizim çocuklar" dediğini anlamamak imkansız oluyor.
Hatta konuyu net açıklayan bir yazı için de bakılması gereken çok önemli bir yazıyı dikkatlerinize sunmalıyım.

TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3836004/
-----------
TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3836019/
-------------
Sayın Levent Kırca'nın bir parodisinde Evren'e etek giydirme sahnesi var idi.

Acaba haksızmıydı diye sormak içimden geliyor. Daha sonraları Sayın Özkök'e de Kız hilmi yakıştırmaları densizce yapılmış idi.

Sanırım ki bu ve benzeri yazıları siz de hatırlamaktasınız.

Bu yakıştırmaların espiri yönünü bir kenara bırakacak olursak, acaba hiç haklılık payı yokmuydu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Öyle ya da böyle tarih bir şekilde hemen herkesi yazacak, belki de tarihi süreçte vicdanlarda yargılamamıza neden olacaktır.

Sizin Gen.Kur.Başk.olduğunuz o töreni canlı olarak izemiş idim.

Siz de, Sayın Özkök de özellikle birbirinize hitab ederek sanki protokolde başkaları yokmuşçasına sergilemeye çalıştığınız davranışı okumaya çalışmış idim.

Orada benim için çok önemli bir sözünüz var idi.

Özkök'e hitaben,"Sizden çok şey öğrendik komutanım, hiç merak etmeyin, aynen bıraktığınız yerden devam edeceğiz" anlamına gelecek bir açıklama yapmış idiniz.

Ancak Nisan ayında yaptığınız o tarihi basın toplantısında da bir sözünüz daha dikkatimi çekmiş idi.
Diyordunuz ki, "Kuzey Irak'a (ben o söze Kürdistan diyorum) yapılacak bir harekat yarar sağlar mı? Evet sağlar"

İşte buradaki Kuzey Irak (Kürdistan) belirlemeniz daha sonra dönemin cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarfaından düzeltilerek "Irak'ın Kuzeyi demek istedi "şeklinde düzeltilmiş idi.

Yoksa hafızam beni yanıltıyor mu?

Bu konuda da o dönemde iki yazı kaleme almış ve sizlere de sunmuş idim.

TSK BÖLÜNMENİN NERESİNDE?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4702342/

HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTE Kİ TOKADI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4533708/

Bu yazıda Kuzey Irak ne anlama geliyor? neden önemlidir? Bunun anlatımını bulacaksınız.
Coğrafi determinizm savunucusu olarak karşımıza çıkan Huntington aslında bazı uygarlıkların gelişiminin özellikle 30 ve 60 gibi belirli paralleler arasında oluştuğunu varsayan indirgemeci sonuçlardan bahseder.Bu paralellerin de dikkatinizi çekeceğini sanıyorum demiş ve konuyu anlatmış idim.
------------
Sözlerimi daha fazla uzatmayacağım.

İnandığım birşey var ki o da TSK'nın dışarıdan kimseden emir, direktif vs. almadığı ve alamıyacağıdır.
TSK'nın emir alacağı tek yer,TBMM'dir ve öyle de olmuştur.

Bir vekilin son anda yaptığı bir açıklama var. Bir tez, bir iddia.
Doğru ya da yanlış olmasının bir önemi var mı yok mu? Bunu tartışmayacağım.

Önemli olan, milletin bir vekilinin bu iddiaları yapabilecek olmasıdır.
Ancak daha önemli olan ise, bu iddia sahiplerinin bir sonuç alana kadar iddiasının arkasında olmasıdır. Yani sonuç şudur, haber yanlıştır, haber doğrudur diyebilecek duruma gelmesi ve bunu millet ile paylaşmasıdır.

Sayın Büyükanıt,
TSK'ya kurum bazında duyduğumuz güven ve inanç, komuta kademesine de kayıtsız şartsız inanç anlamına gelmez.
İnanıyorum ki TSK kurum olarak üzerine düşeni herzaman kararlılık ile yapmış, gerektiğinde generallerinin haksız kazançlarının da yargılanmasını sağlamıştır. Bu nedenle güvenimizin boşa çıkmayacağını, çıkmadığını görmek ayrı bir gururdur.

Ancak son zamanlarda ortaya çıkan irticai olgularda TSK bir karar değişikliği mi sergilemektedir?

KKK brövesinden çıkartılmaya çalışılan Atatürk silüetinden bu yana ve hatta Nato üyeliğimizden bu yana acaba TSK'nın Atatürk ilkelerinin koruyuculuğundan vaz mı geçtiğini anlamaya çalışan birçok insan mevcuttur.

Anayasanın vazgeçilmezi, olmaz ise olmazlarından ve TSK’nın İç Hizmet Kanununun kendisine rejimi koruma ve kollama görevi verdiği, bu görevinden vaz mı geçilmiştir?

Biliyoruz ki Anayasayı koruma görevi hepimizindir.

Ayrıca Cumhurbaşkanına anayasanın 104. maddesi "Anayasanın uygulamasını koruma ve kollama görevi" de yüklemektedir.

Yine biliyoruz ki, Harbiye'nin ilk görevlerinin içinde laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma ve kollama görevini üstlenmiş subaylar yetiştirmektir.

Değişmez, değiştirilemez zannedilen yasaların değiştirilme çabalarının bir sıradan vatandaş olarak ben farkındayım.

Tekrar ediyorum;

TSK için Anayasa'daki laiklik ilkesi ne kadar 'olmazsa olmaz' bir kavram ise, TSK'nın Anayasa'nın 6'ncı maddesine dayandırılan İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesiyle verilen 'koruma ve kollama görevinin' yerinde kalması da bir o kadar önemlidir.

Hükümetin yapmak istediği bir uygulamayı da hatırlatmak isterim.

Yapılacak bir yasal değişiklik ile Gen.Kur.Başkanının da Yüce Divan'da yargılanmasının önünün açılması çalışmaları size birşey ifade ediyor mu?

Son zamanlarda yapılmakta olan 301. Madde değişiklikleri çalışması ve vaadleri, Vakıflar yasısındaki dğişiklikler, Liselerde yapılmakta olan ve son örneğinin Van'da bir lisede sergilendiği, ayakkabıların çıkartılarak derse girildiği ve eğitimin minderler üzerinde yapıldığı MEB'e bağlı liselerden haberdar olan milletin endişelerini haksız mı buluyorsunuz?
Bakınız:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/9937241/
----------
Semtlerin isimlerinin teker teker değiştirildiği, ülke ekonomisinin bir bataklığa sürüklendiği şu günlerde her ne hikmet ise, milletimizi bir baş örtüsü ile oyalama taktiği yaşatılması ve bu örtünün üzeri açılmak üzere iken birden TSK'nın Irak'ın Kuzeyine operasyon yapması hala kafalarımızda soru işareti olarak kalmış iken, gözbeğimiz evlatlarımız, canlarımız operasyondan döndüğü gün, Sayın Erdoğan'ın tekrar ve inatla Başörtüsünü Rize'de yeniden eşelemesinin altında yatanlar acaba nedir?demekten artık kendimizi alamaz olduk.

Acaba Türbanın örtemediğini, TSK'ya mı örttürüyorlar diye düşünmek zorunda bırakılmışlığımızı neden anlamıyorlar?

Siz çok iyi yetişmiş bir insan olarak, Yugoslavya'nın parçalanmasından evvelki son başkanının, nakşi kökenli olduğunu bilmiyor musunuz?

Size soruyorum Sayın Büyükanıt, başkasına değil!

Diyeceksiniz ki; "Bizden, benden başka insan yokmu? kurum yokmu? Neden onlar üzerine düşeni yapmamaktadır da sürekli bizden bekleniyor?"

Elbette haklısınız. Başka kurumlar da var elbet; Ör:Yüce adalet, sacvcılarımız, hakimlerimiz.

Bunlar da hala milletimizin en güvendiği kurumlar arasında ilk sıradadır. Elbette öyle de olacaktır.

Ancak; konuştuğunuzda, vatanınız için ağzınızı açtığınızda kapınızda kimlerin olabileceğini acaba bir vatandaş olarak hiç düşündünüz mü?

Biz kime karşı konuşacağız? Yasaları değiştirme yetkisinin yasal olarak ellerinde tutanlara mı?
Eğitim sitemini bozup, pinokyonun dahi sünnet ettirildiği, dedesinin de hacca gönderildiğini anlatan eğitim kitaplarının var olmaya başladığı bir ülkede kime neyi şikayet edeceğiz? Bizi kim dinliyor ki?

Türk vatanına karşı iseniz her türlü desteğin alınabildiği; vatan sever iseniz her çeşit yargılamaya maruz kalabileceğiniz bir ülke olma yolunda hızla ilerleyen bir olgudan bahsediyorum. Yavaş ancak kararlı bir istiladan.

Gün gelir tarih herkesi bir şekilde anar.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, sayın Evren "eteklikle", Sayın Özkök "kız Hilmi" lakabı ile anılmıştır.

Korkarım ki siz de Türban ile anılacaksınız.

Unutmadan son olarak şunu arz edeyim.

"Kıbrıs barış harekatının Gen.Kur.Başk.'nı kimdi?" diye sorulsa sanırım ki birkaç kişi hatırlayacaktır.

Ancak harekatın başbakanı kimdi dersek rahmetli Ecevit'i hatırlamayan birkaç kişi çıkacaktır.

Biz de sizi tarihte,Türban ile değil, bitirilmek istenen Atatürk ilkelerini yeniden tesis eden insan olarak hatırlamak istiyoruz.

Bu hatırlamayı da yasal yolların, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu ve kollandığı, Türk olmanın ikinci sınıf vatandaş olmadığı bir zeminde olmasını temenni ediyorum.

Demokrasiye inanmış kişiliğinize isnat ederk bu yazımı sizinle paylaşıyorum.

Saygı ile
Ahmet Dursun
-----------
AMERİKA KİMLERLE İSTİHBARAT PAYLAŞIYOR?
Şemdin Sakık yazmış

http://semdinsakikweb.com/advanced_news/ans.php?readmore=15

***********************

Koruma-kollama TSK'nın sitesinden çıktı. 
http://haber.gazetevatan.com/newpics/news/091220091020285173894_2.jpg

Kara Kuvvetleri Komutanlığı, kendisine 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' görevini veren vazifeler metnini, resmi internet sitesinden kaldırdı.

Böylece her darbe tartışmasında gündeme gelen kritik cümle artık sitede yok.

Darbe girişimi iddiaları, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' yetkisi tanıyan İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin değiştirilmesine ilişkin tartışmaları alevlendirirken, ilginç bir gelişme yaşandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın (KKK) resmi internet sitesinde, 'Genel Konular' başlığı altında yer alan ve 'Türkiye Cumhuriyeti'nin korunması ve kollanması' ile ilgili görev tanımını da kapsayan bölüm, siteden kaldırıldı.

HANGİ İFADE VARDI?
Akşam Gazetesi'nin haberine göre söz konusu bölümde, 'Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın vazifesi, TSK'nın bir unsuru olarak, Türk yurdunun ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin korunması ve kollanması ile ilgili kendisine verilen görevleri yerine getirmektir' ifadesi de bulunuyordu. Kara Kuvvetleri'nin sitesinde,
1 Aralık'ta yapılan son güncelleme sırasında, 'Genel Konular' başlığı altında yer alan 'Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın Görevi' alt başlıklı bölüm siteden çıkarıldı. Değişikliğin ardından 'Genel Konular' başlıklı sayfada sadece, 'Tarihçe' ve 'Barışı Destekleme Harekatı' ile 'Rütbe ve İşaretler' adlı bölümler kaldı.

İÇ HİZMET KANUNU NE DİYOR?
TSK'nIn 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' yetkisi, Anayasa'nın 117'nci maddesi doğrultusunda hazırlanan TSK İç Hizmet Kanunu'da yer alıyor. Çok tartışılan söz konusu kanunun, 'Umumi Vazifeler' başlıklı 35'inci maddesi şöyle:
'Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.'

TSK İç Hizmet Kanunu doğrultusunda hazırlanan TSK İç Hizmet Yönetmeliği'nin 85'inci maddesinde de benzer bir hüküm yer alıyor. 85'inci madde şöyle: 'Vazifesi, Türk yurdu ve Cumhuriyetini içe ve dışa karşı lüzumunda silahla korumak olan, Silahlı Kuvvetlerde her asker kendine düşeni öğrenmeğe ve öğrendiğini öğretmeğe ve icabında son kuvvetini sarf ederek yapmaya mecburdur.'
haber.gazetevatan.com

*************

Evet, `asker milletiz` vesselam...
Asker, nasıl ki, `koruma ve kollama` görevini yerine getirdiği gerekçesiyle, zaman zaman `ülke yönetimine el koyduğunu` ilan ediyorsa, `asker millet`in fertleri olan insanlar da, olaylara `el` koyarken, `koruma-kollama` içgüdüsüyle hareket ediyor!..

Kimi `yakınlarını` kolluyor, kimi `yandaşlarını`, kimi de `yoldaş`larını!.. `Yeğen`lerini koruyanlar, `verdimse ben verdim, size ne?` diyenler de `asker millet` olduğumuzun açık kanıtları!..
Bir üst düzey komutan, `akredite gazeteciler`in katıldığı bir toplantıda; aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir laf etmişti: `Sizler de, yaptığınız görev itibariyle sivil general sayılırsınız!`

`Akredite` meslektaşlarımız, bu `rütbe`yi bir `onur` saymışlar ve ondan sonra, `askere iliştirilmiş` anlamında kullanılan `embedded`liğe soyunup, `koruyucu-kollayıcı` yazılar döktürmeye başlamışlardı!..

Öyle ya, `general` demek, `korumak-kollamak` demekti!.. Üst düzey bir komutan tarafından `sivil generalliğe terfi` ettirildiklerine göre; `görev`leri de belliydi: `Korumak, kollamak!` İtiraf etmek gerekir ki, `görev`lerini hala başarıyla sürdürüyorlar!.. `Koruyorlar, kolluyorlar!`

 `ŞAPKA`LAR BİRBİRİNE KARIŞINCA! Yalnız, bazen `gazetecilik` ve `sivil generallik` şapkalarını karıştırıyorlar!.. İşte o zaman `kimlik çatışması` yaşıyorlar!.. Dolayısıyla, `koruyacakları-kollayacakları` kişi, kuruluş ve kavramlar da, bir anda `İstanbul trafiği`ne dönüveriyor!..

Mesela, `gazeteci` olarak, `Türkiye`nin AB üyeliği`ne sıcak bakıyorlar!.. Bu üyeliği zedeleyecek, engelleyecek her eylem ve söyleme karşı çıkıyorlar!.. Yani, `AB üyeliği`ni koruyorlar, kolluyorlar!.. Mesela, `8 Mart Dünya Kadınlar Günü`nü, gününden 2 gün evvel, yani `6 Mart`ta kutlayan, üstelik, `fırsat bu fırsat` diyerek, `PKK lehinde sloganlar` atıp, `Apo posterleri` açan gruba yönelik `polis müdahalesi`ne ateş püskürüp, `Bu kafayla AB zor!..

 Sabotaj gibi!..
Kadınlara dayağın hesabı sorulacak!` diyen `kartelci` gazetelerimiz; belki `görev` icabı, belki de farkına varmadan `PKK`ya koruma-kollama` yaptılar!..
Bunun lamı-cimi, aması-maması yok; 7 Mart günü attıkları o başlıklar, resmen ve alenen `PKK yandaşlarını korumak ve kollamak`tı!..

Ne var ki; `Zaman ve zemin` değişip de, `esen rüzgarlara göre konsept` belirlenen bu ülkede; gazetecilerimizin `görev, sıfat ve şapka`ları da, işte bu `zaman, zemin, konsept ve rüzgar`a göre `değişkenlik` arz ediyor!.. Bir de bakmışsınız; `Gazetecilik yelekleri`ni çıkarmışlar, `sivil generallik` şapkalarını geçirmişler kafalarına!..

Daha dün `PKK yandaşlarını koruma ve kollama` görevi üstlenenler, bugün `sivil general` şapkasıyla, başlamışlar esip-gürlemeye; `PKK yandaşları azıttı!.. Ortalığı savaş alanına çevirdiler!..
Provokatörlere dikkat!..
Bu oyuna gelmeyelim!..
Vatanın birliği ve dirliği için omuz omuza!..
Gün, bir ve beraber olma zamanıdır!` Hani neredeyse, MHP`lilere ve ülkücülere özenip, `Şehitler ölmez, vatan bölünmez!.. Türkiye Türk`tür, Türk kalacak!` diye manşetler atacaklar!.. Demek ki, `şapka` değişince, `görev` de değişiyor!..

Öyle olmasa; 7 Mart`ta `PKK yandaşlarını koruma-kollama` görevini üstlenirken, şu son günlerde `Türkiye`yi koruma-kollama`ya soyunmazlardı!..

Ve yine; o günlerde; `Apo`cu kadınlara niye müdahale ettiniz?` diye polisi suçlarken, bu defa da `Niye cami avlusundaki göstericilere müdahale etmediniz?` diyerek, yine polise çullanmazlardı!..

`Çift kişilik` taşımak, zor bir zenaat olsa gerek!..

Bir yanda `gazetecilik` mesleği ve `ideolojik yandaşlık`; bir yanda `sivil generallik` görevi!.. Üstelik, `zaman, zemin, konsept ve rüzgar` da sık sık değişiyor!.. `Ayak uydurmak` zor iş vesselam!.. Hele düşünün, bir de `asker millet`in fertleri olmasak var ya, `kartelciler`in işi, hepten zorlaşırdı!.. Doğrusu, yine de `iyi kıvırıyorlar` bu işi!.. Bazen `PKK`yı, bazen de `Türkiye`yi koruyucu-kollayıcı strateji takip etmek, kolay mı sanıyorsunuz?!? İyi kıvırıyorlar, iyi!.. Böylesine bir `kıvırma`yı Asena bile beceremez!..

FATİH ALTAYLI, ŞİMDİ TU-KAKA! Alın, son bir `koruma-kollama` örneği daha... Hele hatırlayın; Fatih Altaylı`nın Hürriyet`te yazarlık, Kanal D`de yöneticilik yaptığı günlerde, `ondan iyisi yok`tu ve Fatih Altaylı, `harbi delikanlı` idi!.. Ona-buna sövüp saysa da, el üstünde tutulur, `korunur-kollanır`dı!.. Onca `hakaret`lerine rağmen; ne Basın Konseyi kınardı onu, ne Gazeteciler Cemiyeti!..

Ne zaman ki; gitti, `sövdüğü Sabah`a transfer oldu, bir anda gözden düşüverdi!.. Her akşam, eve `eli dolu` gelen adamın, bir gün `eli boş` gelince; karısının, `Aaa herif, senin bir gözün de körmüş!` demesi gibi, Fatih Altaylı`nın da `iftira, hakaret, lekeleme ve dedikodu` türü yazılar yazdığı görülüverdi!..

Şu hale bakın; Daha düne kadar, tüm `kartel` tarafından `korunan-kollanan` ve `kahraman` muamelesi gören bir adama, bir anda `müfteri` damgası vuruldu!.. Vuran kim?.. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti!.. Sebep?..

Fatih Altaylı, 3 Ağustos tarihli yazısında Vatan gazetesinin başyazarı Güngör Mengi`nin karısı Ruhat Mengi için, `Ne zaman adam oluruz?.. Başyazarla yatarak, yazar olunmayacağını anladığımız zaman` diye yazmış da, ondan!.. Peki, bu bir `hakaret` ise; aynı Fatih Altaylı`nın `başörtülüler` için `iğrenç ifadeler` sarf ettiği günlerde neredeydi bu Konsey ve TGC?!?

Eee, o zaman; `konsept` başkaydı, `zemin` müsaitti ve `rüzgar`, Altaylı`dan yana esiyordu!.. Üstelik, `onların adamı`ydı!.. Dolayısıyla `korunuyor-kollanıyor`du!.. Şimdi ise; Altaylı Sabah`ta yazıyor!.. Yani, `rakip holding`te!.. O halde, vur abalıya!..

İşin ilginç yanı şu:
 Altaylı`yı kınayıp bu defa da Ruhat Mengi`yi koruyan-kollayan TGC Basın Senatosu`na başkanlık eden Necmi Tanyolaç, halen `Aydın Doğan Holding`te, iyi mi?!?.. Altaylı da `Turgay Ciner Holding`te olduğuna göre, `koruma-kollama`nın nasıl, ne zaman, kime ve ne şekilde yapıldığını, varın siz düşünün!..

AHH ŞU KURŞUN ASKERLİK OLMASA!..
Sözün özü; evet, `asker millet`iz!.. `Koruma-kollama` içgüdümüz de, `asker millet` olduğumuzun en büyük kanıtı!..
Hani, demem o ki; `Koruma-kollama` görevlerini zaman zaman karıştırdığımız gibi; `askerlik` ile `kurşun askerliği` de birbirine karıştırmasak!..

`Asker millet` olmaya eyvallah da; şu `kurşun askerlik` yok mu, işte o, biraz `omurgasızlık` gibi geliyor bana!..
`Kartel`in bu durumu, çok üzüyor beni çoookk!.. Utanması gerekenler kim? Devlet Bakanı Mehmet Aydın, `Sosyal adalet açısından İslam dünyasının durumu utanılacak haldedir` demiş...

Doğru, `Utanılacak` haldeyiz...
Ama, sayın bakan, `utanması gerekenler`in kimler olduğunu da söylemeliydi. İşte Polonya İslam Cemaati Lideri Tomasz Miskiewkz`nın sözleri: `İsrail Cumhurbaşkanı Polonya`ya gelince, `Benim Yahudi soydaşlarım nasıl?` oluyor. Papa geldiği zaman `Benim Katolik kardeşlerim nasıl?` diyor.

Müslümanların bir halifesi olmadığı için; bizim halimizi soran yok.` Demek ki, sadece `sosyal` değil, `siyasal` yönden de utanılacak haldeyiz... Bu insanları `sahipsiz` bıraktığımız için!..
http://www.tumgazeteler.com/?a=1006771

*****************

Kemalizm Eskidi

http://www.avazturk.com/upload/Image/haberler/guncel/kemalizm-eskidi.jpg

2003 dergisine konuşan Mahir Kaynak, Türkiye'nin kuruluş felsefesinin değişim sürecine girdiğini öne sürdü.Türkiye'nin jeopolitik ve stratejik konumunun, bölgesel güç olmaya zorladığı değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin ulusal sınırları içinde kalarak da bölgesel güç olabileceğini öne süren Kaynak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Amerika'nın bölgedeki çıkarları,Türkiye'nin güçlü olmasını gerektiriyor. Amerika'nın Türkiye'ye etkisini olumsuz olarak bir hava olarak algılamamak laszım.

Amerika Birkleşik devletleri, Çin'i, Rusya'yı kontrol altına almak istiyor. Bunun içinde Türkiye'nin güçlü olması, bölgesinde etkili bir ülke olması gerekiyor. Bu suretle de Çin'in batıya doğru etkisini arttırmasını özellikle de Afrika'ya girmesini engelleyecektir”

Mahir Kaynak, TSK'nın ortaya çıkan yeni koşulları algılamaktan uzak olduğunu iddi etti.

“Sovyetler Birliği komünizmi terk etmiştir.Ve üstelik orada Kızılordu vardı. Adını rejimden alan yeryüzündeki tek orduydu. Ve o buna, bu değişime mukavemet etmedi” diyen Mahir Kaynak,TSK'nın da değişime ayak uydurmak zorunda kalacağını ifade etti.

Kaynak, şöyle konuştu:
“Ordunun rolü daha da güçlenmelidir ve güçlenecektir. Orduyla olan ihtilaf yeni düzene ayak uyduramamalarıdır. Yani eski ideoloji, cumhuriyetin kuruluş felsefesine bağlı olmalarıdır. Bunu anladıkları zaman ve emperyal bir vizyonu savundukları zaman ordunun üzerindeki tüm operasyonlar durur."
avazturk.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/12/2009 - Milliyet Sansür Komisyonu

Kategori: bizzat

Milliyet Sansür Komisyonu

 

Lütfen bunu da sansürleyiniz...        

                 Sayın Milliyet blog onay sorumluları,

Milliyet blog yazarlarından kaçının yazılarını sansürlüyorsunuz?

Peki sizler gerekçelerinizde öne sürdüğünüz ilkelerinize ne derecede bağlısınız?

Merak ediyorum;
-Eğitim seviyeniz nedir?

-Sizlere bu görevi verenler, hangi yöntemlerle sizleri seçmişlerdir?

-Sizler,hakaretin,insanlığın,insan haklarının ne olduğunu blog yazarlarından daha mı iyi bilmektesiniz?

-Buna gerçekten inanarak mı bu görevi yapmaktasınız?

     Bizim kim olduğumuz bellidir.
Nereden ve nasıl yazdığımızı,kimliğimizi,bilgilerimizi,IP adreslerimizi istedikleri an bulma imkanları olduğunun da bilincindeyiz.

Kimin hakkında ne düşünmemiz gerektiğini,kime ne kadar eğilmemiz ,kime ne kadar karşı duruş sergileyeceğimizi sizler mi belirleyeceksiniz?

Özgürlük,bağımsızlık konusunda teröristler kadar özgürlük istiyoruz.
Emin olunuz ki daha fazlasını değil.


Siz kim oluyorsunuz da neye,kime,ne kadar,nasıl eleştiri ya da övgü yapabileceğimize karar verebiliyorsunuz?

Düşüncelerimiz çok farklı,çok sınırsız ölçülerde olsa dahi,inanın ki şu an,bu satırlara düşüncelerimi aktarana kadar  hesabını veremiyeceğimiz hiç bir söz ağzımızdan çıkmamıştır.

Bu pervasızlığın da bir sınırı olmalı,düşüncelere gem vurmanın da.

Eğer ki kendinize güvenemiyor iseniz,üyelik sisteminizi değiştirmenizi öneririm.

Vatandaşlık,telefon numarası vb...gibi kesin tanımlayıcı kimlik bilgilerinin kayıt altına alındığı bir sistemi devreye sokunuz ve sansürcü zihniyetten kurtulunuz.

Şahsım olarak devletime,milletime sadakatten başka hiç bir derdi olmayan Ahmet Dursun'un yazılarına sansür yapmaktan da vaz geçmenizi temenni ediyorum.

Unutmayınız ki;hukuk bir gün herkese lazım olacaktır.

Sansürcüye de.

Saygı ile...

04 Aralık 2009

Ahmet Dursun
---------------
Yüce makamınızın sansüründen geçemeyen yazı başlıklarından sadece bir kaçı.

SOROS DİYOR Kİ;"ULUS DEVLETLER GEREKSİZDİR."
Sayın Ahmet Dursun,  
Yazınız Milliyet Blog sitesi yayın çerçevesine uygun bulunmamıştır. Değerlendirmedeki gecikme için özür dileriz.  
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1201.0


Kasımpaşalı,Rabbini de al git
Red sebebi : Eleştiri sınırını aşan ifadeleriniz nedeniyle yazınız yayın çerçevemize uygun bulunmamıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7669.0


Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
Red sebebi : Eleştiri sınırını aşan, kişilere cevap hakkı doğuran ifadeleriniz nedeniyle yazınız yayın çerçevemize uygun bulunmamıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7878.0


BAŞBAKAN;PKK DÜŞMAN DEĞİL.
Red sebebi : Eleştiri sınırını aşan, kişilere cevap hakkı doğuran ifadeleriniz nedeniyle yazınız yayın çerçevemize uygun bulunmamıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3376.0
------------
Türbandan Muhammed, Pastadan Mustafa çıktı
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216183
----------
Mühür kimdeyse muhtar o mu?
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216182
---------
Seksist olan Bilim adamı mı? Bilim kadını mı?
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216188
---------
Yavuz Sultan Selim ve Kürtlerin tarihçesi
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216185
--------
http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=753778
---------

TARİH,BAŞBAKAN'I nasıl yazacak?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3182.0

**********************************************************
Ynt: Milliyet Sansür Komisyonu

Merhaba Ahmet Dursun
Milliyet Sansür Komisyonu baslikli 07.12.2009 12:31:21 tarihinde girmis oldugunuz blogunuz ne yazik ki onaylanamamistir.

Dilerseniz, asagidaki mesaja gore blog’unuzu guncelleyebilir veya yeni bir blog girebilirsiniz.

Red sebebi : Sayın yazarımız kimlik bilgilerinizin belli olması, yazdığınız her yazının yayınlanabilir olduğu anlamı taşımaz. Milliyet Blog sitesi yazılan her yazının yayınlanacağı gibi bir taahhütte bulunmamıştır. Yayınlanmasında yasal bir sakınca görülmeyen, yayın çerçevesine uygun tüm yazılar, olabildiğince esnek davranılarak yayınlanmaktadır. Eleştiriniz ve göstereceğiniz anlayış için teşekkür ederiz.

Saygılarımızla...
Milliyet Blog - Sesinizi dunyaya duyurmanin en kolay yolu!
http://blog.milliyet.com.tr
------------
Lüfuf etmiş yanıt vermişler...

Milliyet Blog sitesi yazılan her yazının yayınlanacağı gibi bir taahhütte bulunmamıştır....demişsiniz.

Yani bu söz, "İstediğimiz gibi sansür yapabiliriz,sansüz özgürlüğümüzü kimse kısıtlayamaz" anlamı içermez mi?

Peki bu yazının kime,neye hakaret içerdiğini neresinden,hangi satırından tespit ettiniz?

Öncelikle kendinizi eleştirin doğruyu göreceksiniz...

Zaten yazının başında,Lütfen bunu da sansürleyiniz... demiştim.
Hiç değilse bu konuda kırmamışsınız.

Eleştiriniz ve gösterdiğiniz(itiraf anlamına) anlayış için asıl ben teşekkür ederim.
Ahmet Dursun

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/12/2009 - BİZZAT:TSK bölünmenin neresinde?

Kategori: bizzat

TSK bölünmenin neresinde?

 

Türk olmak ve Türk coğrafyalarında yaşamak ne denli zordur bunu en iyi bilen Türk Silahlı Kuvvetleri,aziz Ordumuzdur.
Ancak tüm bunlara rağmen,TSK'ya olan sonsuz güvenimize rağmen son zamanlarda yapılan yanlı,bilinçli,bir o kadar da toplum mühendisliği yüklü projelerin ulusumuzda yarattığı zihinsel çelişkiler de ne yazık ki gittikçe artmakta olup buna seyirci kalamayacak olan vatanseverlerin de bilmesi,anlamsı elzem olan sorular oluşmakta,gittikçe de bu sorular çoğalmaktadır.

Türk tarihine baktığımız zaman kendimize en çok güvendiğimiz anlarda en büyük zafiyetlere düştüğümüz görülmektedir.
Kapitülasyonlarla (adli, idari vb. hak ve ayrıcalıklar)başlayan bu serüven Osamanlının son bulması ile de bitmemiş hala devam etmektedir.
Özellikle 1850'lerde hat safhaya ulaşan dokunulmazlıklar osmanlının sonunu hızlandırmakla kalmamış,altın vuruş tabir edbileceğimiz ihanet çemberi ile de nihayetine gelmiştir.
Tarihin bize öğrettiği birçok gerçekten biri de aziz Atatürk'ün de Nutuk'ta belirttiği gibi gaflet,hıyanet vs..olguların ne yazık ki bizleri bitirme noktasındaki en büyük gerçek olduğudur.

Ülke şimdilerde bölünmenin eşiğindedir.

Hatta hangi tarz bölünmenin bize en uygun olduğu tartışılmaktadır.

Eyaletlerin faziletleri,ABD'nin müttefikliğinin bizler için ne denli vazgeçilmezliği,AB'nin nasıl bir kurtarıcı olduğu,insan haklarının neden son derece önemli olduğu,milletin devlet için varlığı değil,devletin millet için varlığı günden tutmakta olup,bunların faziletleri saymakla bitirilemez günler yaşamakta,bunlara karşı olmanın ise ihanet içinde olduğu zannı milletin sinsice içine sokulmuş,gittikçe de artan bir hız ile tüm emperyal unsurlarca acımasızca kullanılmaktadır.
Daha bir evvelki genel Kurmay başkanımız sayın Özkök'ün devir teslim törenini hatırlatmak isterim.
Törende sayın Büyükanıt bir konuşma yapmaktadır.
Konuşmasında sık sık sayın cumhurbaşkanım,sayın komutanım gibi sözcükler sıklıkla kullanılırken sayın başbakan orada yokmuş gibi davranmakta idi.
Tabii ki bunun evveliyatını da inceler isek altında sayın Büyükanıt'a yapılan yahudi benzetmesi,dedesinin İsrail topraklarında gizli mezarının bulunması hikayelerini de hangi cenahların ısıttğını bilmekte zorlanmayız.
Sayın Özkök zamanında KKK brövesinden çıkaryılan bir Atatürk silüeti vardı.
Sonradan anlaşıldı ki bu bir yanlışlık sonucu oradan çıkartılmaya çalışılmış.
Tabii ki ne denli inandırıcı oldu ayrı bir yorum gerektirir.

Gelelim sayın Büyükanıt'ın konuşmasına.
Nisan ayında yaptığı konuşmasını hepimiz unutmadık.
Kuzey Irak'a(KÜRDİSTAN) bir müdahale yapılmalı demişti.Yararı da olur demişti.
Şimdi Kuzey Irak(KÜRDİSTAN) neresidir sayın Büyükanıt'a sormak isterim.
Hemen akabinde sayın A.N.Sezer bu konuşmadaki Kuzey Irak üslubunu düzeltircesine sayın Büyükanıt,"Irak'ın Kuzeyi demek istedi"dercesinden bir açıklama yapmış idi.

TSK dünyanın en seçkin dört ordusundan biridir.
Her konuda.

Ayrıca sayın Büyükanıt'a bir hatırlatma daha yapmalıyım.
Devir teslim töreninde sayın İlker Başbuğ paşanın bir açıklaması vardır.
Bunu lütfen kimse kaçırmasın.
Sayın Başbuğ diyor ki:
"Hiç kimse TSK'yı başka ordular ile karıştırma gafletine düşmesin.Çünki dünyada başka hiç bir ordu yoktur ki,milletinin,askerlerinin kanları ile sınırlarını çizmiş olsun"
Bu söz;altını kalın,hem de çok kalın çizgilerle belirlenmesi ve her daim hatırlanması gereken bir sözdür.
Biliyoruz ki TSK dünyanın birçok ordularına eğitim vermekte,aynı zamanda milletine gereken her türlü desteği her zaman vermeyi de en birinci görev adletmektedir.
Unutulmamalıdır ki emperyalismin hedefi Ulus devletlerdir.
Düşününüz ki bir Suriye,İran,Irak,Cezayir vs...ulus devlet oluşumu içinde olabilseler di acaba bugün İsrail denen bir devlet,ABD güdümlü BOP projeleri,Ilımlı islam projeleri olabilirmiydi?

Tarihe bakınız ki emperyalizmin ayağına taşı koyan herzaman Türk devletleri olmuştur.

Bu son Türk devleti de Ulus kimliğinden uzaklaştırılmak istenen Türkiye Cumhuriyeti devletidir.
Yani emperyalizmin önünde tek engel ulus devletlerdir.
O ulusal özelliği gösteren de son olarak bu coğrafya da yine bir Türk devleti ve Türkiye Cumhuriyetidir.

İşte neden hedef Türkiye,Neden hedef Atatük ilkeleridir daha iyi anlaşılmış olmalıdır.

Tabii ki özgülükler bağlamında milletine saygılı,imkanlarını milleti ile paylaşan,yoklukta da varlıkta da milletçe paylaşılan bir Türkiye Cumhuriyeti hepimizin arzusudur.

Lakin iş henüz o aşamaya dahi gelememiştir.
Çok yakında bu coğrafyada varlığını sürdürmekte olan son ve tek ulus devletin işi bitirilmek üzeredir.

Ulus devlet varlığını,egemenliğini uluslar üstü güçlere devretmenin savaşını vermekte ve bunu kaybetmek üzeredir.

Bu savaşın ne yazık ki birçok ayağı mevcuttur.
Özelleştirme,özellikle de özgürleştirme,halkların etnik kimliklerini kabullendirme,batılılaşmanın mutlaka AB'ye entegrasyon ile gerçekleşeceği gibi birçok unsur sayabiliriz.

Uzatmadan dönelim TSK'ya.

TSK'nın komuta kademesinin yanıt vermesi gereken sorular vardır.
Bunları tek tek sıralamak yerine biraz açalım.
Acaba TSK,Atatürk ilke ve devrimlerinden vaz mı geçmiştir?

Dünyanın caydırıcı gücü en yüksek dört ordusundan biri olan gözbebeğimiz Türk ordusu acaba iki aşiret reisi ile baş etmekten acze mi düşmüştür?

Türk olmak ve Türk coğrafyalarında yaşamak ne denli zordur bunu en iyi bilen Türk Silahlı Kuvvetleri,aziz Ordumuzdur demiştim.
Peki o halde soruyorum:
TSK tabii ki siyasetten uzak durmalı ancak nereye kadar?

Bu şartlarda nedenli uzak durmalıdır?

Bir tarikatten bir üyesini,bir şeyhin mürüdini alınız bakalım, ve sorunuz dergahınızın daha ileri düzeyde istila edebilmesi için ne yapmalısınız deyiniz.

Eminim ki size çok çeşitli alternaitfler sunabilecektir.
Ben bu işlerden anlamam demiyecek mutlaka birşeyler söyleyecektir.
Peki tüm bu ihanet çemberi içerisinde acaba STK(Sivil Örümcek Ağları)ne yapmıştır?
STK'lar,siyasi partiler,devletin yasalarını uygulayıcılar,Sendikalar,Diyanet işleri,Vakıflar,ADD,Cemaatler vs.. say say bitmez kurum ve kuruluşlar kimler tarfından finanse edilmektedirler?

Bu kurum ve kuruluşların bilerek ya da bilmeden Cumhuriyete zarar verdiklerini,bu zararın ortadan kalkması için ise hiç bir çaba sarfetmez görüntüsünden uzaklaşmayan bir TSK neden suskunluğunu korumaktadır?
Peki tüm bunlar görevlerini yerine getirmekten acz içine düşmüş iken,tüm bu oluşumları,organizasyonları görme kabiliyetini en iyi taşıyan TSK acaba neden bir adım daha ileri giderek,Atatürk ilkelerini,vatan üzerinde dış güçlerin emellerini ulusa anlatma için bir çaba sarfetmemişlerdir?
Yani,acaba TSK il,ilçe,köylerdeki organizasyonlarında neden halka her akşam ya da haftada bir olsa dahi eğitim amaçlı bilgilendirme yapmamaktadır?
Hadi saydıklarım gafler içindeler diyelim.

TSK nasıl bir gafletin içindedir ki bu sivil insiyatifin yaptıklarını görmezden gelir tavırlar içinde olabilmektedirler.

TSK'nın üst komuta kademesi acaba neyi beklemektelerdir?

Milletin anayasal garanti altında olan eğitim hakkı ne yazık ki açıkça gasp edilmekte,son zamannlarda da milli eğitimsizleştirme politikaları ne yazık ki son hızla ilerlemektedirler.

Yakında Pinokyo dahi Sünnet edilebilecek bir eğitim düzeyine gelmektedir.

En çok merak ettiğim şey budur?
Acaba TSK neden milleti eğitme çabasını hiç aklına getirmemiştir?

Bu benim için hayati öneme sahip bir sorudur.
Hemen her konuda,kimsenin algılayamayacağı güvenlik zaafiyetlerini en iyi algılayan,eğitim zaafiyetlerini en iyi bilen ve bu nedenle dünyanın en değerli subaylarını,en gözde ordusunda yetiştiren TSK'nın üst komuta kademesi acaba bu egitim eksikliğini tamamlamak için,millete emperyalizmin amaçladığı sömürünün nereden ve nasıl geldiğini neden anlatmıyor?

Bunları artık sivil insiyatiften baklemek safdillilikten de öte değilmidir?
İhaneti topyekün görmezden gelemeyiz.Sivilleşme adına yapılan çabaların neler olduğunu körler dahi gördü,sağırlar dahi duydu.

TSK mutlaka ve acilen,eğitim deki perdelenmeyi ortadan kaldırmalıdır.
Çocuklarımızın zihinlerindeki zehirleri artık tüketmeliyiz.
Biz vatandaş olarak bu tür hareketlere giriştiğimizde önümüzdeki engeller ne yazık ki yasaları uygulama görevlileri tarafından ve siyasiler tarafından direktiflerle engellenmekte,bindirilmiş kıtalar benzetilmesi ile suçlanılmaktadır.

Artık öyle bir duruma geldik ki,Atatürk'e,Türklüğe,Türkiye'ye,Cumhuriyete,laiklik ilkesine,hele hele de Tam bağımsızlığa kötü söz söylemeyen iş dahi bulamaz durumdadır.

Başını örtmeyenler işsizler kervanında yolculuk etmekte,gerekirse işlerinden olmaktadır.
Cuma günleri işyerlerini kapatmayanlar açıkça baskı görmeye başlamışlardır bile.


İslam elden gitmiş,ulus devlet çökertilmek üzere ve tüm bunlardan acısı da aydın diye geçinenler işbirlikçi olmuşlardır.

AB fonlarından destek almanın ön koşulu,örtülü ya da açıkça vatana ihanet şebekelerinin içinde olmayı zorunlu hale getirmektedirler.

Untulmalaıdır ki,"Bir güle sürekli bakarsanız o gülün açtığını göremezsiniz"
İhanet gülü artık tomurcuk patlaması yapmıştır.

Çok yakında "Doğu Türkiye,Batı Türkiye"ayrımında yerimizin nerede olacağını tartışıyor olacağız.

Doğu Türkiye'nin adı şimdilerde Kuzey Irak(KÜRDİSTAN)dır"

Batı Türkiye'nin adının ne olacağı da paylaşımcıların insiyatif ve direktifleri doğrultusunda belirlenecektir.
İhaneti izlemek kime ne kazandırır bilinmez ancak Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'e ihanet bu millet tarfından asla kabullenemez.
Tarihe Ali Kemal'ler,Damat Ferit'ler bir şekilde geçmiştir.
Lakin bu yıkıma dur diyemeyenler,onlarla işbirliği içinde olacak olanlar tarihteki yerini bu şekilde dahi alabileceklerini sanıyorlarsa büyük yanılgı içindedirler.

Son söz;
Ahmet Dursun olarak diyorum ki:
Haydi Türkiye,
Uyanma vaktidir.Milletimize gerçekleri anlatma vaktidir.Elinizden geldiğince,diliniz döndüğünce bunları heryerde anlatınız.
Bir sakırt,bir mürit sizden daha bilgisiz ancak daha cesur ise bu sizlerin azmini artırmalıdır.
Tüm bunların ışığında soruyorum.
Türk Silahlı Kuvvetleri bu bölünmenin neresindedir?
Kürdistan(Kuzey Irak)tarafında mı kalacak,diğer tarafta mı?
Saygı ile...
Ahmet Dursun
-----------
UÇKUR TANRISI,TÜRBAN,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4261500/
---------------
AB TÜRK HALKININ GÜNDEMİNDEN NEDEN DÜŞTÜ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4611652/
------------
HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4533708/
---------------------
ŞEHİTLERE TÜRBAN ÖRTELİM
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4347099/

-------------

 

Wilson Prensipleri ve,Çekiç Güç amacına ulaştı!
 
 
Olan,
Guneydoguda PKK tarafindan sehit edilmis 40 binden fazla asker ve vatandasimiza,yorede teror ile mucadele icin harcanmis olan 300 milyar USD'ye olmustur !
Sehit ailelerinin acisini ise artik hic kimse sagiltamaz ...
Sehit yetimlerinin , ana ,babalarinin ve eslerinin elleri sonsuza kadar AKP hukumet uyelerinin yakasinda olacaktir.
***
Cekic Guc ve Wilson prensipleri amacina ulasti !!!
Neçirvan Barzani'ye göre "Türkiye Kürdistan'ı tanıdı" 

NACI KAPTAN
Cumhurbaskani GUL ucakla Irak'a giderken Irak Anayasasini okumus !!!
ve oradan ogrendigine gore ;
Irak Kuzeyinde konuslanmis olan Barzani guclerinden , Irak'ın Kuzeyindeki kukla yönetimden bahsederken "Kürdistan Bölge Yönetimi" ifadesini kullanmis !!!
 
Yani onceden dersini calismis !!!
 
AKP'nin Cumhurbaskani Gul "Kürdistan Bölge Yönetimi" diyerek Turkiye'nin Tum Milli politikalarini silmeye devam ediyor .
 
Kapi ardinda yapilan pazarlik ve dayatmalarla ,ABD'nin istegiyle,AKP'nin Cumhurbaskani eliyle Barzani'nin kukla Kürt Devletini taniyacaginin isaretini boylece verdi.
 
Neçirvan Barzani'ye göre " Türkiye Kürdistan'ı tanıdı "
"Irak'ın başkenti Bağdat'a iki günlük resmi bir ziyaret düzenleyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, temaslarının ikinci gününde Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani ile biraraya geldi. Görüşme sonrasında, Türkiye ile iyi ilişkiler kurma arzusunda olduklarını belirten Barzani, Erbil'e dönüşünde yaptığı açıklamada "Türkiye Kürdistan'ı tanıdı'' dedi.
 
Türkiye ile ilişkilerde çok ciddi ilerlemelerin gerçekleştiğine vurgu yapan Barzani, "Bir süre öncesine kadar sınırımıza 100 bin asker yığan ve sınırlarımızı tehdit eden Türkiye ile bugün gelinen nokta çok önemlidir. Bu ilişki ve yakınlaşmanın geliştirileceğine inanıyorum''dedi Barzani, Cumhurbaşkanı Gül'ün kendisiyle görüşmesinin Türkiye'nin "Kürdistan Bölgesini" tanıması anlamına geldiğini belirtti."
 
Gorusmelerde ayrica;
Barzanilerin, Kukla Devlet adına petrol ve doğalgaz çıkarma ve satma imtiyazı için önemli bir adım atıldığı belirtiliyor. Gül'ün ziyaretiyle Barzanilere, petrol ve gazı Türkiye üzerinden uluslararası pazara satması imkanı sağlanıyor.

Boylece Barzani'ye Musul ve Kerkuk petrollerini isletme imtiyazi taniniyor.

 
GİZLİ ANLAŞMA UYGULANIYOR
Isci partisi Gnl.Baskan Yardimcisi M.Bedri Gultekin soyle diyor ;

"Abdullah Gül, 3 Nisan 2003 günü, ABD'nin Irak işgalinin daha yeni başladığı günlerde, Ankara'da, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile yaptığı görüşmede iki sayfa dokuz maddelik gizli bir anlaşma imzaladığını, daha sonra 24 Mayıs 2003 tarihli Vatan gazetesinde yayınlanan söyleşisinde Sedat Sertoğlu'na itiraf etmişti.

AKP iktidarı ve Abdullah Gül, takip eden yıllar içinde bu gizli anlaşmayı harfi harfine uyguladılar.
Abdullah Gül'ün Bağdat ziyareti ile bizzat kendi açıklamasında belirtilen hedefler de bu gizli anlaşmada yazılıdır.

Söz konusu gizli anlaşmanın 4. maddesi Irak'ın Kuzeyi'nde ABD tarafından ilk aşamada "Kürdistan Bölgesel yönetimi" adı altında kurulacak Kukla Devletin Türkiye tarafından tanınması ve bu Kukla Devletin adım adım bağımsız bir devlet olmaya doğru gitmesi öngörülmektedir.
Gizli anlaşmanın 5. maddesinde ise, PKK'ya geniş kapsamlı bir af çıkarılması ve terör örgütünün yasal siyasal mücadele içinde yer alması için gerekli hukuki ve siyasal önlemlerin alınması belirtilmektedir.

AKP iktidarı 7 yıllık iktidarı süresince bütün gücüyle bu planı uygulamak için çalıştı.
Bugün ise söz konusu planın uygulanmasında son adımlar atılmaktadır." 
***
"Türkiye himayesinde Kürdistan Planı"nı hayata geçiriliyor ...
 
Gecmis Olsun Turkiye'm !!!
 
Wilson Prensipleri ve,Cekic Guc amacina ulasti !!!
 
Obama'nin gelisi oncesi AKP hukumeti ve AKP'nin Cumhurbaskani Gul,bolgesel BOP gorevlerini yerine getirerek Obama ile gorusmeye hazirlaniyorlar !!!
 
AKP hukumeti,Kirmizi cizgilerimizi tamamen silen bu teslimiyetci politikasi ile yerel secimlerde de artik AB+D destegini hak etmistir !!!
 
Yakinda Guneydogu sinirlarimizin degistirilmesi icin Irak kuzeyinde var edilen kukla Kürt Devletine daha fazla hak taninir ise buna sasirmayiniz.
 
Emperyalist gucler dunyasinin 150 senedir gundeminde olan KÜRT Devletinin kurulmasina araci ve yardimci olmak serefi !!!
AKP hukumetine nasip olmustur !!!!
 
Bir sure daha gecsin ve Barzani gucleri hem ekonomik,hem de askeri yonden guclensinler,bakin daha neler olacak !!!
 
"Ey kiçim azicik yer edeyim,Dur daha sana neler edeyim !!! "
 
Musul ve Kerkuk Turk'leri de boylece bu kukla Kürt yonetimine teslim edilmistir.
Musul ve Kerkuk uzerindeki tarihi ve petrol haklarimiz ise hic bir sekilde konusulmamaktadir.
 
Olan ,
Guneydoguda PKK tarafindan sehit edilmis 40 binden fazla asker ve vatandasimiza ,
Yorede teror ile mucadele icin harcanmis olan 300 milyar USD'ye olmustur!
Sehit ailelerinin acisini ise artik hic kimse sagiltamaz ...
Sehit yetimlerinin , ana ,babalarinin ve eslerinin elleri sonsuza kadar AKP hukumet uyelerinin yakasinda olacaktir.
 
AKP hukumeti hic bir sekilde Milli menfaatlerimize sahip cikmadigi gibi,tum Milli hak ve cikarlarimizi dis guclerle paylasma yoluna gitmistir.
 
Kibris ise siradadir ...
 
Gecmis olsun Turkiye'm ...

********************

22 Nisan 2009 tarihli Hurriyet gazetesinin haberi şöyle.

Emine Ayna konuşmuş.
Konuşmasında geçen hafta Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un yaptığı konuşmayı da hatırlatan Ayna, “O konuşma içeriği ve üslubu ile bir askeri yetkilinin konuşması değildi, bir devlet başkanının konuşması idi. O konuşma ile Genelkurmay başkanı devlet başkanlığını ilan etti; buna göz yuman Erdoğan’da artık insiyatifsiz bir başbakan olduğunu ilan etti.”

Sanırım ki Ayna,Türkiye Cumhuriyeti millet vekili olduğunu unutmuş.
Gerçekten unutmuş olabilir mi?

Yok canım şaka yapıyorum şaka.
Hiç unutur mu?
Açıkça söylüyor zaten.
Kürdistan millet vekili olduğunu anlamayanlar varsa diye söyleyim dedim.
Kürdistan acaba bir devlet olacak mı yoksa eyaletimiz mi olacak?
İşte mesele de budur.
Yosa Türk devleti zaten kabul ettiğini açıklamamışmıydı?

Hani Mahir Kaynak hatırlatıyordu bir zamanlar.
Kürdistan zaten kurulacak.Bari hamiliğini biz yapalım demiyormuydu?
Hepsi o..
A.Dursun

DTP GÖZALTILARA KARŞI EYLEME HAZIRLANIYOR
http://www.haberler.com/dtp-gozaltilara-karsi-eyleme-hazirlaniyor-haberi/

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/12/2009 - KÜRDİSTAN zaten vardı.

Kategori: bizzat


KÜRDİSTAN zaten vardı.

 

Önümüzdeki günlerde Kürdistan olacak mı,yoksa zaten var mı idi?

Nereden başlayayım bilmiyorum.
Aslında Petrol denen unsurun eneri olarak keşfinden bir yazımda başlamış idim.

İşte ne oldu ise ondan sonra oldu.
Osmanlı parçalandı,enerji kaynakları yetmedi Türkiye'de parçalanmaya devam ediyor.

Gelelim günümüze...
Radikal Gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin,CNN TÜRK'e Gül'ün değerlendirmelerini aktarmış.
Demiş ki;
Cumhurbaşkanı Gül'ün Kürt meselesi konusunda,"Bu kanın durmasıgerek.Herkesin üzerine düşenler var" sözlerini çevirmiş.
Tabii çeviri olunca bizim gibi şüpheciler de kafasına göre yorumlamaya başlayacak değil mi?

Ancak Gül'ün ilk kez ağzından çıktığı söylenen(!) ve tercüme edildiği(!) bir sözcük daha var.
Kuzey Irak yönetiminden ilk defa "Kürdistan bölgesel yönetimi" olarak bahsettiği söyleniyor.

Bazı akademisyenler ise özellikle bu sözün İngilizceden çevrildiği için bu şekilde anlaşılmasının gayet normal olduğunu(!) açıklayarak yüreğimize su serpmeye çalıştığını görüyoruz.

Demek ki bizler biraz saftirikçe insanlarız ki pek muhterem akademisyenlerimizin bizlere neyi nasıl anlamamız gerektiğini de açıklaması gerkiyor.

Neyse adademisyenlerin bir kısmını geçelim de biz nasıl anladık ona bakalım.

Abdullah Gül,Barak(Barack) Obama'nın ABD Başkanı olmasıyla birlikte[b]"yeni bir dünya düzeni kurulması için imkan doğduğunu,yeni bir çağ açılabilir,Kürt sorunuyla ilgili önümüzdeki günlerde çok iyi şeyler olacak"[/b] dememişmiydi?

Hatta Gül, "Bu meseleyi sadece sınırdışına yüklemek yanlış olur"demişmiydi yoksa ben mi hayal alemindeyim ya da hafıza kaybına uğradım?

Ha demek ki sayın Gül,bu konuda öyle bazılarının dediği gibi ilk kez(!) konuşmamış.

Peki ABD'nin ve haliyle desteklediği Kürtlerin amacı,petrol zengini Kerkük’ü,kontrolleri altındaki "Kürt özerk bölgesinin başkenti" yapmak değil mi?

Biraz daha geriye gidelim mi?

Abdullah Gül'ün 12-15 Şubat'ta Rusya ziyaretne dönelim.
Bu ziyaretinden dolayı Türkiye üzerine açıklamalarda bulunan Carnegie Endownment Moskova bürosu direktörlerinden Aleksey Maleşenko ne diyordu?

"Türkiye kalkış yapmış bir uçağa benziyor,Türkiye'nin Ortadoğu ve Arap ülkelerinden hatta bazı Avrupa ülkelerinden çok farklı bir durumu var.Sürekli hareket halinde olması gerekiyor.
Türkiye ilerlemeye ara verirse İran ve Arap ülkelerinin konumuna düşebilir.
Türkiye'yi formüle ederken böyle harekete geçmiş bir araba ve kalkışını yapmış bir uçak gibi tanımlıyorum.
Türkiye nin başarıları başka bir ülke ile kıyaslanamaz.
Komşuları olan diğer ülkeler gibi değil.Yerinde duramıyor."
dememişmiy di?

Unutalım biz bunları diyorsanız varın siz unutun.

Kuzey Irak'ın(-ki ben buna hep KÜRDİSTAN dedim durdum)Irak'tan ayrılarak devlet olma sürecinin sonunda ve artık bunu Türk Cumhurbaşkanı da onayladı mı?Evet onayladı.

Sanırım ki biz Saddam'ı çok arayacağız.
Neden mi?
Saddam hepimizin bildiği gibi(-ki bunları daha evve ki yazılarımda anlattım)ABD'nin emrinden çıktıktan sonra(sebeplerini de yazmış idim)artık hedef haline geldiğinden dolayı ipi çekilmişti.

Artık Türkiye'nin resmii olarak tanıdığı Kürdistan bölgesinin artık resmi olan sınırları kabaca,Kürtlerin neredeyse çoğunluğa yakın sayıda yaşadığı üç Irak  kentin de toplamak mümkündür.
Dohuk,Erbil ve Süleymaniye Kürdistan'ın dış sınırları ile örtüşme içindedir dersek yanlış söylemiş olmayacağız.
Lakin  Kürt nüfusun geneli Nineveh,Tamim ve Diyala kentlerinin den  hiç birisini eski haliyle içine aldığını tam olarak söyleyemeyiz.

Hatırlarsanız Bağımsız bir Kürt devleti için öncelikli şart petrolünün olmasıdır.
Yoksa ABD neden bağımsız bir Kürdistan istesin ki?

İşte bu aşamada sahneye çıkan yegane bölge ise bana göre Kerkük'ün merkezindeki Tamim olacaktır.
Hatta Tamim'in Kürdistan'a katılıp katılmama oylaması yapılmasının gündeme geldiğini de hatırlatırım.

Bazılarına göre Saddam'ın kemiklerini sızlatacak bir konu daha söyleyim o halde.

Saddam saydığım bu şaibeli kentlerden binlerce Kürt'ü zorla çıkarmış yerlerine de güneyden özellikle de yoksul Şii bölgelerinden Arapları yerleştirmişti.

Böylece demografik olarak petrol açısından bereketli yerleri Araplaştırmaya çabalamıştı.
İşte idam fermanı gerekçelerinden biri de budur.

Ancak ABD'nin işgalinden sonra onbinlerce Kürt bu bölgelere yerleştirierek Tamim'e geri getirildiler.

Not:Tamim kelimesi Baas döneminde araplaştırma ve petrol kaynaklarının ulusallaştırılmasıyla birlikte kullanılan Arapça  kelime olup aslı Kara Koyunlu(1375–1468)Türkmen Devleti döneminde ilk defa Türkmenler tarafından ve "Güzellik" anlamına gelen "KERK" kelimesinden kaynaklanmaktadır.(Bu bilgi alıntıdır.)

Haliyle de Tamim'in Kürtleştirilme operasyonu işe yaramış görülüyor.

Boşuna mı Kerkük'e "Kürtlerin Kudüs'ü" diyorlar?
Çünkü rezervlerin % 40 ve daha fazlası bu bölgede özellikle de Tamim kaynaklıdır.

Petrolden önce özellikle Hawija Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir Arap bölgesi iken birden bire Kerkük'te Kürtlerin çoğunluk olmasını anlıyormusunuz?

Başka bir yazımda Emperyalizmin en korktuğu şeyin Pers kökleri ile Arap aleminin birleşmesi olduğunu belirtmiş idim.
Okuyanlar hatırlayacaklardır.

Bunu engellemenin her türlü yolunu deniyorlar.
Bunun akıllardan uzak kalabilmesi için o bölgenin sürekli karışık olması gerktiğini biliyorlar.

Bu nedenle de Araplar ile Kürtlerin arasının sürekli gergin olması orada işlerine yaradığı gibi,Türkiye'nin de elini bağlamaktadır.

Çünkü,Araplar Sincar ve Dohuk arasındaki petrole Kürtlerin göz diktikleri tezi üzerinden de ayrıca kışkırtılarak karışıklığın,iç çatışmaya dönüşmesine çaba sarf ediyorlar.

Yani ABD'nin yeni çekilme palnı gündeme geldiğinde ve çekildiğinde oardaki kavgaların devamı bu yolla sağlanmış,uzaktan kumanda edilebilen yönetimler eliyle bu kargaşanın sürmesinin yolu yapılandırılmış olacaktır.

Bu salt bahsettiğim bölge ile sınırlı kalmayacaktır elbet ki.

Şimdilerde Kürtler ve Araplar,Nineveh Vadisi'nde  hak savaşı başlatmak üzeredirler.

Fakat bu bölgenin demografik yapısının çoğu Hristiyan Süryani'dir.
Musul ve Bağdat'ın Arap kökenli müslümanları Süryani mezhebine karşı ortak bir tavır içindedirler.
Bu da elbet ki kullanılmakta hiç gecikilmeyen bir ortamı kendiliğinden yaratmış durumdadır.

Merak ettiğim şey şudur.
Hanakin'de ki petrol haklarını Kanadalı şirkete satan Kürt hükümeti acaba kendilerine petrol gelirinden pay verilmek üzere kurulması için kandırılmış bir Kürt halkına neyi nasıl izah edecekler merak ederim.

Tabii ki başarılı olup ta kurulabilen bir Kürdistan halkından şimdilik bahsetmiyorum.

Yani kandırılan bir Kürdistan halkı elbet ki bunları düşünecek,kavrayacak ne durumdadır ne de eğitim düzeyleri buna imkan vermez.

Fakat uzun ömürlü olur sa(_ki bu anlattıklarıma istinaden hala böyle düşünen safdillliler varsa)Kürdistan'ın gelecekteki nesilleri acaba kimi düşman olarak görecektir?
İşte merak ettiğim soru budur.

Barzani'yi mi,Talabani'yi mi,ABD'yi mi,yoksa tüm bunları göz göre göre kendi milletine,bir şahesermiş gibi yutturan Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ni mi?

Bu arada hatırladım da...
Bir paylaşımımda okurlardan bir sormuş idi.
Obama,Kürdistan’ı Türkiye’ye kurdurtacak(
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1426.0)başlıklı yazıya demişti ki yahu bunu Ahmet Dursun olarak siz mi keşettiniz...?

İşte o okura da bu yazı yanıt olsun istedim.

Bir soru:
Leyla Zana'nın da geçenlerdeki açıklamasından anladığımız üzere Öcalan serbest kalacak mış.

Öyle ise yeni başbakanımız Öcalan olabilir mi?

Ya da KÜRDİSTAN devlet başkanı olarak Öcalan ülkemize teşekkür ziyaretinde bulunabilir mi?
Haydi düşünelim bakalım....
Kuyuya bir deli taş attı farzedin,kırk akıllı arıyoruz bu taşı çıkartmak için....

Saygı ile....
Ahmet Dursun
24 Mart 2009/01:05

Efendiler;memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse,her tarafı ateşler içinde bırakılsa,biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.
Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş,üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur.Ben size açık söyleyeyim;efendiler bazı yerler işgal edilmiştir ve bunun üç misli daha işgal olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.
(1920)
Mustafa kemal ATATÜRK
**********************
YAŞASIN KÜRDİSTAN,YAŞASIN ŞERİAT
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=310.0
------------
DOĞU TÜRKİYE'nin Kürtçülük ve dincilik üzerinde plasebo etkisi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3646.0
-----------
HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.0
-----------
Oval emir;Türklere Oral'dan bal,eline mal verin.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4811.0
------------
Yavşak Obama ve TBMM
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4798.0
-----------
Pezevenkler TBMM'ye neden gider?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3216.0
----------
DAVOS'ta BALYOZ yokmuydu?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4524.0
----------
Davos'un boynuzları,Cumhalifesi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4574.0

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/12/2009 - BİZZAT:Milliyet Sansür Komisyonu

Kategori: bizzat


Milliyet Sansür Komisyonu

 

Lütfen bunu da sansürleyiniz...        

                 Sayın Milliyet blog onay sorumluları,

Milliyet blog yazarlarından kaçının yazılarını sansürlüyorsunuz?

Peki sizler gerekçelerinizde öne sürdüğünüz ilkelerinize ne derecede bağlısınız?



Merak ediyorum;

-Eğitim seviyeniz nedir?

-Sizlere bu görevi verenler, hangi yöntemlerle sizleri seçmişlerdir?

-Sizler,hakaretin,insanlığın,insan haklarının ne olduğunu blog yazarlarından daha mı iyi bilmektesiniz?

-Buna gerçekten inanarak mı bu görevi yapmaktasınız?

     Bizim kim olduğumuz bellidir.

Nereden ve nasıl yazdığımızı,kimliğimizi,bilgilerimizi,IP adreslerimizi istedikleri an bulma imkanları olduğunun da bilincindeyiz.



Kimin hakkında ne düşünmemiz gerektiğini,kime ne kadar eğilmemiz ,kime ne kadar karşı duruş sergileyeceğimizi sizler mi belirleyeceksiniz?

Özgürlük,bağımsızlık konusunda teröristler kadar özgürlük istiyoruz.
Emin olunuz ki daha fazlasını değil.


Siz kim oluyorsunuz da neye,kime,ne kadar,nasıl eleştiri ya da övgü yapabileceğimize karar verebiliyorsunuz?



Düşüncelerimiz çok farklı,çok sınırsız ölçülerde olsa dahi,inanın ki şu an,bu satırlara düşüncelerimi aktarana kadar  hesabını veremiyeceğimiz hiç bir söz ağzımızdan çıkmamıştır.

Bu pervasızlığın da bir sınırı olmalı,düşüncelere gem vurmanın da.



Eğer ki kendinize güvenemiyor iseniz,üyelik sisteminizi değiştirmenizi öneririm.

Vatandaşlık,telefon numarası vb...gibi kesin tanımlayıcı kimlik bilgilerinin kayıt altına alındığı bir sistemi devreye sokunuz ve sansürcü zihniyetten kurtulunuz.

Şahsım olarak devletime,milletime sadakatten başka hiç bir derdi olmayan Ahmet Dursun'un yazılarına sansür yapmaktan da vaz geçmenizi temenni ediyorum.

Unutmayınız ki;hukuk bir gün herkese lazım olacaktır.

Sansürcüye de.

Saygı ile...

04 Aralık 2009

Ahmet Dursun
---------------
Yüce makamınızın sansüründen geçemeyen yazı başlıklarından sadece bir kaçı.

SOROS DİYOR Kİ;"ULUS DEVLETLER GEREKSİZDİR."
Sayın Ahmet Dursun,  
Yazınız Milliyet Blog sitesi yayın çerçevesine uygun bulunmamıştır. Değerlendirmedeki gecikme için özür dileriz.  
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1201.0


Kasımpaşalı,Rabbini de al git
Red sebebi : Eleştiri sınırını aşan ifadeleriniz nedeniyle yazınız yayın çerçevemize uygun bulunmamıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7669.0


Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
Red sebebi : Eleştiri sınırını aşan, kişilere cevap hakkı doğuran ifadeleriniz nedeniyle yazınız yayın çerçevemize uygun bulunmamıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7878.0


BAŞBAKAN;PKK DÜŞMAN DEĞİL.
Red sebebi : Eleştiri sınırını aşan, kişilere cevap hakkı doğuran ifadeleriniz nedeniyle yazınız yayın çerçevemize uygun bulunmamıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3376.0
------------
Türbandan Muhammed, Pastadan Mustafa çıktı
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216183
----------
Mühür kimdeyse muhtar o mu?
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216182
---------
Seksist olan Bilim adamı mı? Bilim kadını mı?
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216188
---------
Yavuz Sultan Selim ve Kürtlerin tarihçesi
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216185
------
Seksist olan Bilim adamı mı? Bilim kadını mı?
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216188
--------
Yavuz Sultan Selim ve Kürtlerin tarihçesi
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=216185

http://blog.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?UyeNo=753778
**************************************
TARİH,BAŞBAKAN'I nasıl yazacak?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3182.0

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/11/2009 - "Deniz Feneri"ne kurban bağışlayacaktım ki....

Kategori: bizzat

Bütün dinler, bütün devlet yönetimlerinden uzaklaştırılmadıkça insanlık savaşlardan ,felaketlerden kurtulamayacaktır.Çünkü dinler açıkça allahın yasalarının dışındaki ifadelerden oluşmaktadır.

Ahmet Dursun

---------------

"Deniz Feneri"ne kurban bağışlayacaktım ki....

 

Değerli dostlar,
Deniz feneri denen oluşum durmadan kurban bağışı kampanyaları yapmaktadır.
E-posta adresleri:
haber@denizfeneri.org.tr
BAHOS@HOTMAIL.COM
fener@denizfeneri.org.tr

Gelen bir mailde şu ibare vardı.

Bu e-posta adresinize, Deniz Feneri Derneği üyesi olduğunuz için gönderilmiştir.
E-posta gönderimleri ile ilgili tercihlerinizde değişiklik yapmak için tıklayın.
http://www.denizfeneri.org.tr/mailiptal.aspx?email=BAHOS@HOTMAIL.COM

Ben de nedir bu diye tıkladım ve karşıma ne çıktı biliyormusunuz?
Bakın aynen kopyalayım.
Bu mail adresi daha önce listeden çıkartılmış...

Tabii ki ben de çok üzüldüm(!)...

Neyse üzülmemi bir kenara bırakırsak bunlar kimden ne geleceğini nasıl tahmin ediyor,nereden biliyorlar ki benim e-posta adresimi daha önceden listeden çıkartmış oluyorlar?

Yoksa bir çete,bir şebeke ile mi karşı karşıyayız dersiniz?

Aman dikkat ediniz.
Samimi inanç sahiplerini uyarma görevimizi yerine getirerek bu bilgiyi sizlerle paylaşıyım istedim.

Tüm Kurban derilerinizi Türk Hava Kurumuna özellikle bağışlayınız derim.
Tabii ki herkesin kendi tercihidir.
Benimkisi bir tavsiye.
Kurban etlerinizi de herzaman olduğu gibi bu sefer de lütfen gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırınız.

Saygı ile...
Ahmet Dursun
Not:Yukardaki adresi tıklayarak sizin de bu listeden çıkıp çıkmadığınızı(yani onlara göre sanırım ki kandırılmayacak kadar sağlam inançlı demek oluyor) olup olmadığınızı öğreneblirsiniz.
---------------
KURBAN KUZUSU
Hz. İbrahim Tanrı'ya olan sevgisi ve sözünden ötürü biricik oğlunu kurban ediyordu. Bu ileride İSA MESİH'in bizim için yapacağinin öğretilmeye başlanması demekti. Yüce Tanrımız bütün insanlığı günah yükü altından kurtarmak için kendi sözü İSA MESİH'i bize önceden bildirdiği gibi kurban kuzusu olarak sunmuştur. Böylelikle bize olan kurtarış sözünü yerine getirmiştir.

"Yahya ertesi gün İsa'nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi. İşte dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!" (Yuhanna 1/29)

"Tanrı bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken Mesih bizim için öldü." (Romalılar: 5/8)


Çarmıh'ın Yüceliği

7.Bölüm
İşte Tanrının Kuzusu
http://www.muhammadanism.org/Turkish/books/zwemer/glory_cross_turkish.pdf

*******************

Kan bayramı

Hayvan Kurban Sunma Ayinlerinin Kökenleri

KURBAN HAKKINDA BİR YAZI.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/11/2009 - BİZZAT:TBMM'de Ümmet açılımı/Dersim kavgası

Kategori: bizzat


TBMM'de Ümmet açılımı/Dersim kavgası

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genel Kurul'a hitap etti:
Komşusu açken tok yatmayan bir milletin mensubuyuz. Biz yaradılanı yaradandan ötürü seviyoruz.
Dikkat:Şehitler aileleri,gaziler,emekli,dul-yetimler hariç mi tutuluyor ki her gün bu insanlar bağırıyor?
Kulağınız duymuyor,gözünüz var görmüyorsunuz?


25 yıldır süren statükoyu süredürebilmek mümkünse sürdürelim.
Dikkat:Doğru satükoyu bitirdiniz ancak yeni bir statüko yarattınız.Ulema statükosu ya da şeri statüko.

Dağlar bombalandı mı, sınır ötesi operasyonlar yapıldı, çözüm alınabildi mi? Sadece askeri yöntemlerle çözülemez bunun psikolojik, demokratik, ekonomik boyutu var.
Dikkat:O halde PKK'nın AB'de ki kasalarını,bağlantılarını neden duymazdan geliyorsunuz?
Bakanınız Erdal Sarızeybek'e soruyor.
Biz bulamadık gerçekten öyle bir kayıt,kasa var mı diye?Dalga mı geçiyorsunuz?İktidar kim,yetkili kim,nereden yönetiliyor bu ülke?


Güneydoğu'ya yaptığımız yatırımların toplamı 15 kattrilyonu bulmuştur.

Dikkat:15 kattrilyon diyor.
Nereye gitmiştir bu para?
Hangi ağalar beslenmiştir?Hangi feodal yapı desteklenmiş ve nasıl bir sonuç alınmıştır ki doğuda yaşayan vatandaşlar hala göç etmekte,ağaları tarafından,mirleri,beyleri tarafından açlıkla terbiye edilmektedir?



Tabii ki; analar ağlayacak diyenlere soruyorum sizin hiç yavrunuz öldü mü?

Dikkat:Sayın başbakan elbet ki hiç bir ana evlat acısı çekmesin. Bu doğru ancak sizin evlatlarınız nasıl askerlik yaptı? Acaba vicdani redcimisiniz?

Dersim de olanları savunanları ben insanlıktan nasibini almamış olarak değerlendiriyorum. Terör örgütü ile benim Kürt kökenli vatandaşlarımı bir araya getiremezsiniz.

Dikkat:Sergerde(çapulcu) lakaplı Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat dahi;Kin ve nefret davası gütmüyoruz derken siz ne demek istiyorsunuz?
Ermeni komiteleriyle birlikte çalışan, Taşnaksiyon komitesine yazılarak onların gayelerine and içen birinden mi bahsediyorsunuz?
Yoksa İsmet İnönü'nün "Dersim meselesini ortadan kaldırdık,Dersim müşkilesinden kurtulduk" sözleri mi hala kulağınızda çınlıyor.


Yoksa siz de mi Türk sömürgecilerinin aşağılık jargonunda sergerde olarak adlandırılmıştır iddiasındasınız?
Ancak beyninizin karanlıklarını anlıyorum.

Şeyh Hasan aşiretine mensup olan Abasan aşireti reisi Seyit Rıza'ya vurgu yapmanızın altındaki neden Ocakzade (Ehlibeyt soyu) kökenli olmasıdır değil mi?
Bunu bir türlü açığa vuramıyorsunuz ancak anlayanlar elbet ki işin özünü çözüyor.
Özetle Tribal parti oluşunuz, aynı zamanda Ehlibeyt soylarına karşı özel bir ilgi duyuşunuzu kamçılıyor.


Demiştim demek istemiyor,bundan nefret ediyorum.
Ancak bu gün tutmuş soruyorsunuz?
Dersim diyo,bu adam nasıl bir adam şeklinde...
Kim demişti Dresim diye şimdi hatırladınız mı?
Epilepsi böyle bir şey olsa gerek.
Ya dediğini,ya da okuduğunu anlamamak gibi bir sorun yaratıyor olmalı.


Benim mazimi test edecek siz değilsiniz, bunu test edecek kalitede de değilsiniz.

İşte yukarıdaki özet sizin mazinizi test etmeye gerek bırakmayacak kadar açıktır.
Dikkatinizi çekmesi açısından soruyorum;
Cumhuriyet rejimine karşı yapılan isyanlar hangi dönemlerde yapılmıştır hiç araştırdınız mı?

Bir zamanlar muhalefet yapıyordunuz.
Nasıl yapıyordunuz hatırlıyormusunuz?

Şimdi dönüp yaptığınız o muhalefete bakın ve şimdiki muhalefeti değerlendirin.

Prof.Dr.Ahmet Mumcu "Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi" adlı kitabında özellikle Atatürk'e ve devrimlerine karşı yapılan  muhalefetin, düşünsel değil duygusal nedenlere dayadığını söylüyor.
Tıpkı sizlerin yaptığı muhalefet döneminizi anlatır gibi.

Nakşibendi Şeyhi Palulu Sait isyanından başlayıp,İzmir suikastı(1926),Menemen olayı(1939) ve diğerleri neden ve ne zaman yapılmıştır biliyormusunuz?

İngiliz emperyalistlerince,petrol bölgelerine ulaşılamayacağı gerçeği ile karşılaştıklarında bu isyanlar başlatılmıştır.

Tamamı da Atatürk'ün yaşadığı dönemde olmuştur.
Atatürk'ün ölümü ile bu isyanlar artık bitirilmiş ta ki yeniden Atatürk sevgisi milletin gönlünde kabarmaya başladığında açılımlar (yeni isyanlar)şeklinde kendini göstermektedir.

Mustafa Kemal bu durumu Büyük Nutkunun sonunda zaten özetlemiştir.
Ayaklanmalardan,Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkasından bahsetmiş ve diğer gerici akımlardan söz etmiş;Takrir-i Sükün yasası ve İstiklal mahkemelerinin kurulma nedenleri anlatmış, tüm bunları ulusumuzu ortaçağ karanlığına itmek isteyenleri engellemek amacıyla yaptıklarını söylemiştir.

Şimdi ortaçağ karanlığının halkımızın üstüne yeniden çöreklenmesini halkın izleyeceğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Milletin suskunluğu korkusundan değil,devletine olan bağlılığındandır.
Tarih bunun örnekleri ile doludur.

Şimdi de bakalım bakanınızın konuşmasına:
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Genel Kurul'a hitap etti:
 Biz insan odaklı siyaset anlayışı ile hiçbir ayrılık gözetmeksizin insanlarımızı onurlu bir varlık olarak görüyoruz. İnsan onurunun gerektirdiği eşit ve hür insanlar olarak yaşamak bizim partimizin anlayışıdır.

Sayın Bakan sanırım ki eline tutuşturulan metinde ne yazdığının bilincinde değil.
Siz kimsiniz sayın bakan?
Devleti temsil eden birisinin çıkıpta "hiçbir ayrılık gözetmeksizin"derken şimdiye kadar Türk devletinin ayrılıkçı olduğunu,siz gelince bu ayrılıkçılıktan kurtarıldığını mı ima ediyorsunuz?

Herkesin kendisine eşit davranıldığı ve bu devletin özgür bireyleri olarak hissettiği bir toplum için çalışıyoruz. Kısacası demokratik açılım köklü bir zihniyet değişikliği ve yeni bir iklim gerektirmektedir.

"Demokratik açılım köklü bir zihniyet değişikliği ve yeni bir iklim gerektirmektedir." derken hangi zihniyetin değişmesi gerektiğini neden örtülü olarak sunuyorsunuz?

Demokratik açılımın sloganı "Herkes için daha fazla özgürlük" tür. Hangi gerekçe iler olursa olsun temel hak ve özgürlükleri herkes için korumak hükümetimizin görevidir. Bu Türkiye'yi zayıflatmaz, aksine güçlendirir.
Mevcut Anayasa her açıdan toplumun gerisinde kalmıştır. Millet bu anayasayı hak etmiyor. Anayasanın ilk 3 maddesinin değiştirilmesi kesinlikle söz konusu değildir. Bu 3 madde tartışma dışındadır.

"Millet bu anayasayı hak etmiyor..." diyorsunuz.
Doğrudur ancak sizi de hak etmiyor.

Lakin her nasıl oluyor da bakanlık makamında bulunabiliyorsunuz anlamakta zorluk çekiyorum.

YÖK,sizi Kırıkkale Rektörlüğü yaptığınız dönemde neden görevden almıştı hatırlıyormusunuz?

Atatürk karşıtlığından dolayı görevden alındınız ancak artık İçişleri Bakanı sıfatı alınca Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına katılıyor olmak nasıl bir sevinç yarattı sizde, onu da anlamak lazım.

 YİMPAŞ şirketler grubuna ait olan ANAR'ın yöneticiliğini yapmak elbet ki suç değil ancak "Radikal İslam" İslamın kendisidir diye iddia ettiğiniz tez çalışmanız ne anlama gelmektedir ki?

 CHP İzmir milletvekili Ahmet Ersin sizin için şunları söylüyordu:
"Aksu, parlamentonun kadrolu İçişleri Bakanıydı, neredeyse milletvekili seçildiği her dönemde İçişleri Bakanı oldu.
Ama gelen gideni aratacak sanki. Yeni İçişleri Bakanı da davranışları ve görüşleri itibariyle Sayın Sezer'den veto yemiş bir isim.
Sayın Sezer, onun Milli Eğitim Bakanı olmasını uygun görmedi. Dolayısıyla İçişleri Bakanlığı'na böyle bir kişinin getirilmesi, makul karşılanamayacak bir sonuç. Sayın Aksu gitti ama ondan daha olumsuz birisi getirildi. İçişleri Bakanlığı çok önemli bir bakanlık, dikkatle takip edeceğiz."

Tabii ki söylenen salt bu kadar da değildi.
Hayri Kozakçıoğlu ne diyordu ona da bakalım.
Beşir Atalay`ın İçişleri Bakanlığı`nı çok yakından tanımadığını biliyoruz. Bu nedenle etrafında oluşturacağı ekibin çok önemli olması gerektiğini düşünüyorum. Başarısını da belirleyecek en önemli faktör bu ekip oluşturacaktır. Yani seçeceği müsteşar ve Genel müdürlerin İçişleri Bakanlığı`nın işleyişini ve hizmet anlayışını yakından tanıyan isimler olması gerekiyor. Eğer bu noktada particilik yapma hatasına düşülürse o zaman fatura ağır olacaktır.` Valilerin çalışmalarının çok zor olduğunu belirten Kozakçıoğlu, `Vali tarafsız bir şekilde hizmetini vermek zorundadır. Bu çok önemlidir` dedi. Atalay, Gül`ün Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi `uzlaşma` turlarında da yanındaydı.

DSP İzmir Milletvekili Recai Birgün'de bir şeyler söylemişti.Bakalım:
Murat Başesgioğlu ya da Abdülkadir Aksu isimlerinin ön plana çıktığı bir anda Atalay`ın İçişleri Bakanı olduğunu kaydeden Birgün, `Emniyet Teşkilatı`nda çalışanlar artık diken üstünde durmamalı. Atama ve terfiler bir düzene bağlanmalı`diyordu.

Peki neden sizin için bunca söz söylenmiş olabilir?
Bunlarıda anlatmak isterdim ancak çok uzun oldu.

Öztle sizlere aslında şükranlatımı sunmak için bu satırları karaladım.

Gerçekten size ve AKP'ye şükran borçluyuz.

Belki ne demek istediğimi daha net ifade etmek açısından sizin ulemalarınızdan bir örnekle olmasa dahi,diğer her vatandaşın net anlayacağı bir örnekle anlatayım.

 Sir Isaac Newton'un etki-tepki yasası vardır.

Şöyle tarif eder.
"Her etkiye karşılık eşit ve zıt bir tepki vardır"

Gerçekten de durum aynen bu haldedir.

-Emperyalizm karşıtı savaşçıların en büyüğü olan Mustafa Kemal'in, tekrar hatırlanması ve bu yüce insana milletinin yeniden sahip çıkması için elinden geleni yapan emperyalizm yanlılarına,
-Ali Kemal yandaşı gazetecilere,
-Osmanlıcılık üzerinden pirim peşinde olan tarihçilere,
-Şimdiki ve istikbalde ki BOP eş başkanlarına,
-Çok saygın AKP'ye ve Açılım mimarlarına,
-PKK'ya,...burada saymayı ihmal ettiğim tüm iş birlikçilere,

Milli mücadele yıllarının bir kısmı da dahil olmak üzere yaklaşık 90 yıldır bu millete anlatmak isteyip te anlatamadıklarımızı,7 yıl gibi kısa sürede anlatmayı başarabilenlere,
Mustafa Kemal ve Tam Bağımsızlık düsturuna daha çok sahip çıkmamız için gösterdikleri gayretten ötürü yüce Türk milletinin bir ferdi olarak şükranlarımı sunarım.

İşte tüm bu açıklamalar ışığında sizlerin anlattığı açılımdan benim tek anladığım Ümmet açılımı olmuştur.

14 Kasım 2009

Ahmet Dursun
****************
Abdullah Gül'ün Dersim'e yeşil ışık yakması TBMM'de ki açılımda da konu oldu.
DTP'li lerin Dersim talebi de TBMM'ye böylece gelmiş oldu.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun, HUKUK a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/ b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/ c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
bilgebalta
TOGEÇ

Arkadaşlarım

okay YILDIZ
ercan şen
necaticavdar
seden s.
yagmurvetoprak
laleninbahcesi
sennurozturk
aktifus
mustafabaygin
saraykoy
tulaybilgin
cihateri
İnsiyaki Milli
Sezgin KOŞAR
yildizlarvegece
paratoner
karsittez
hazanseli
cumhuriyethalkpartisi
barometre
sanatyeri
erenyemi
fcinar55
erginbay
prewar
dogpol
onurlu1turk
kerkukunsesi
candanof
aliuluc
skurt
pistols
livanca
leventgeckalanlar
leventburda
Blogcu Yardım
alevidostlar
sue
angeldream
hukuksal
alisevgi
Kitap Özeti
93busra
dilsizmutercim
benyaziyorum
cem38
ALİ ÖZTÜRK
sakirmgk
loji
hocaileessek
snecateren
yuceltanay53
benyaziyorumsiyaset
zeynep03
vakanuvis
rizelli
romanozeti
gencsblog
benyaziyorumflashheader
aheng
Pelin Zeybek
tatilvakti
E. Demirel
tuncaytemiz
turkeyphotogallery
aylin toygun
hilalliler
MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN
kristinaodonnelly
karya35
ECECE BİR YAKLAŞIM
busraustaomer
kurucafe
barbibarbieoyunlari
futuristar
drsaglik
zalim ...
----
click here
------- Guestbook ---
Google Gruplar
ATATURKCU DUSUNME SISTEMI grubuna kayıt ol
E-posta:
B u grubu ziyaret et