DÜNYADA İLK KADIN ASKERLER

DÜNYADA İLK KADIN ASKERLER

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; Bir akşam Çankaya Köşkü'nde masa etrafında oturanlara hitaben aniden ortaya şöyle bir mesele attı:
- "Dünyada ilk asker kadınlar hangi ülkede yetişmiştir?"

Herkes bir fikir söyledi. Nihayet söz Herodot tarihinde de adı geçen yarı efsanevi Amazonlara geldi.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, son derece keskin birses tonuyla ayağa kalktı, ve;

-Amazonların Yurdu Sinop'tur. Tarihi ilişkiler içinde oldukları memlekette Kırım'dır. Bu iki memlekette bilinen Tarihten çok eski günlerdenberi TÜRK memleketleridir. Dünyada TÜRK'lerden başka hiç bir Ulus, "ASKER KADIN" Töresini bilmez. TÜRK KADINI CESURDUR. GÖZÜ PEKTİR. HİÇ BİR ÖZELLİKTE ERKEKTEN AYRI DEĞİLDİR.."
Sonra Sabiha Gökçen'i çağırdı. Ona daha mini mini bir kız çocuğuyken, nasıl tabancadan korkmadığını anlattırdı. İşte o Sabiha Gökçen'i, dünya tarihine ilk kadın savaş pilotu olarak tamgalayan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; TÜRK Kadınının doğuştan asker olduğunu yeniden kazımıştır.

Bir iki gün sonra Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; Ankara Kız Lisesine ziyarete gitti. Derste olan sınıfların birinin önünde durdular. Okul Müdürüne; içerde hangi ders işlenildiğini sordu. Müdür; Yurt Bilgisi Dersi olduğunu söyledi.
ATATÜRK; girebilirmiyiz diye sordu (İşte Devlet adamlığı budur). Okul Müdürünün verdiği olumlu yanıt üzerine, GAZİ usulca sınıf kapısını tıklayarak sınıfa girdi. (Bakınız sınıf kapısını tıklıyor!!!!!!) Bir müddet ders dinledi. Sonra sınıf öğretmenine;
- Müsaade edermisiniz? Bende bir sual sorayım, dedi.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; şu suali sordu.
- Bir Yurttaşın en büyük hakkı ve en büyük vazifesi nedir?
Sınıfta sırayla tümünün gözlerinden zeka fışkıran kız öğrenciler bu soruya yanıtlar aradılar. Düşüncelerini söylediler. ATATÜRK olumlu veya olumsuz tüm yanıtlara karşılık verdi. Ancak, tüm öğrencilerin hatırını kırmamaya özenle dikkat ettiği belli oluyordu. Büyük ATA'yı tanıyanlar, hepimiz; Yine çok büyük bir İnkilap arifesinde olduğumuzu hissediyorduk.
Nihayet verilen çeşitli yanıtları, ATA kendisi toparladı ve tümüne şu cümleyle cevap verdi.


- YURTTAŞIN EN BÜYÜK HAKKI SEÇİM ve EN BÜYÜK VAZİFESİDE ASKERLİKTİR"

Bu sözler tebeşirle tahtaya yazıldı. Büyük ATA başka soruya geçti.
"- Mebus olmak istermisiniz?
Bu hiç beklenilmeyen sualin altından bir heyecan dalgası doğdu. Öğrenciler hararetli hararetli konuşmaya başladı. Genç kızlar Büyük ATA'yı adeta bu kararı hemen vermeye zorluyorlardı. ATA gördüğü alakadan çok memnun kaldı.
Ve, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, genç kızlara;

"- Dünyada kadınlar seçmek ve seçilmek hakkını kazanmak için çok mücadeleler ettiler. Bizde mücadele ederek bu hakkı kazanacağız. Fakat, bütün TÜRK Tarihi boyunca bütün ANALARIMIZIN bu hakkı vardı. Sizde onların hakkı olan seçme ve seçilme hakkına kavuşacaksınız. Mebus seçer ve mebus olursunuz ancak aynı zamanda askerde olacaksınız."

Sınıfı dolduran tüm genç kızlar bir ağızdan
- OLURUZ diye haykırdılar.
Herkes yeni bir Devrimin tarihi gününü yaşadığını anlamıştı. Kadınların seçme ve seçilme hakkı kanunu çıkarıldı ve tüm Kız Okullarına askerlik dersi kondu.
Aradan belli bir zaman geçmişti ATA beraber çalıştığı bir bayanın eserindeki "kadın cemiyetin süsüdür" cümlesinin üstünü çizerek yerine şu sözleri yazdı "Biz kadınlar için, böyle düşünemeyiz. Kadın varlığı, binbir noktada ULUSUN temelidir."


Sonrada tüm oradaki heyete dönerek;

"Pek yakın gelecekte,kadının her manası ile erkekle eşit olacak bir dünya doğacaktır. Önümüzde yıllarda çıkacak ilk harpte (2.Dünya Savaşı) kadınlardan "Yardımcı Ordular" kurulacaktır. Ondan sonraki Harpte(buraya çok çok dikkat)de kadınlar ve erkekler aynı şartlar içinde savaşacaklardır. YAŞAMAK NİYETİNDE OLAN HER ULUS KADININI BU ŞARTA GÖRE HAZIRLAMAK MECBURİYETİNDEDİR."
İŞTE EBEDİ BAŞKOMUTAN (BAŞBUĞ) GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK BUYRUĞU (Emri) BUDUR..
Açık seçik ve net. Ne diyor ATA'mız; "önümüzdeki yıllarda çıkacak ilk harp" ki çıktı 2.Dünya Savaşı. Devam ediyor, "ondan sonra ki harpte" işte bu öngörü bize 2.Dünya Savaşından sonrada bir 3.Dünya Savaşının olacağını anlatıyor. İşte ATA'mızın söyledi o dönem bu dönemdir. Eveleniyor, geveleniyor ama ATALAR sözüyle "görünen köy kılavuz istemez."
Fırladı ok yayından çıktı kılıç kınından.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
İNADINA.. SONSUZA KADAR


Derleyen
(Sayın Münir Hayri Egeli anılarından)
Saygıyla
Gülsev Eyüboğlu İrhan


NOT; Binlerce yıllık TÜRK Tarihi ve TÜRK TÖREsinde "at avrat silah" denilen saçmalık yoktur. Aslı AT-TOPRAK(ana)-PUSAT(silah)TIR.....
TÜRK KADINI HİÇ BİR ZAMAN avrat OLMAMIŞTIR. TÜRK KADINI HAN'DIR HANIM DIR..........
TÜRK KADININA avrat diyerek baş eğdireceklerini sanan gafillere, TÖRE BUDUR... biline... 

EY KAHRAMAN TÜRK KADINI;
Sen yerde sürünmeye değil,Omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

TÜRBAN nedir? BAŞÖRTÜSÜ nedir?

**************
TÜRK:TÜRK TARİHİ HAKKINDA BİR YAZI-1
---
TÜRK:TÜRK TARİHİ HAKKINDA BİR YAZI-2

-------------

İngiliz Arşivlerinden seçmeler

* ingiliz arşivlerinden seçmeler.rar

Ekten ya da buradan...
http://s2.dosya.tc/file/AgkoEE/ingilizarsivleri-secmeler.docx.html

******************

HRANT DİNK (1954 - 2007)

Hrant Dink 15 Eylül 1954´te Malatya´da dünyaya geldi. Beş yaşında ailesiyle birlikte geldiği İstanbul´da anne ve babasnın ayrılması üzerine iki erkek kardeşi ile birlikte Gedikpaşa´daki Ermeni Protestan Kilisesi´nin çocuk yuvasında yatılı olarak yaşamaya başladı. Üç kardeş ilköğretimini bu kiliseye bağlı İncirdibi İlkokulu´nda sürdürürken, yazları da okulun Tuzla´daki kampında barındılar. Hrant Dink ortaokulu Bezciyan, liseyi ise Üsküdardaki Surp Haç Tıbrevank yatılı okulunda okudu, Şişli Lisesi´nden mezun oldu.

İlkokulda tanıştığı Silopi doğumlu Ermeni Varto aşiretinden Rakel Yağbasan ile evlenen Hrant Dink´in üç çocuğu oldu. İstanbul Fen Fakültesinde Zooloji ve ardından da Felsefe eğitimi alan Dink, "biyoloji felsefesi" kürsüsü hayallerini, Türkiye´de gelişmekte olan sol siyaset içerisindeki aktif mücadelesine terketti. Siyasi faaliyetlerinin Ermeni kimliği ile ilişkilendirilmesi ve cemaatin bundan zarar görebileceği endişesiyl ismini mahkeme kararı ile "Fırat" olarak değiştirdi.

Hrant Dink ve eşi Rakel, bu dönemde içinde yetiştikleri Tuzla Çocuk Kampı´nın yönetimini üstlenerek pekçok kimsesiz Ermeni çocuğuna sahip çıktılar. Tuzla Kampı´na "Ermeni militan yetiştirildiği" suçlaması ile Devlet tarafından el konulması sonrasında Dink siyasal görüşleri nedeniyle de üç kez gözaltına alındı ve tutuklandı.

Kardeşleriyle birlikte bir kitabevi işleten Dink, 90lı yıllarda Ermenice günlük Marmara gazetesinde "Çutak" (Erm: Keman) rumuzuyla Ermeni tarihine ilişkin Türkiye´de çıkan kitaplara yönelik eleştiri yazıları yazmaya başladı. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan haftalık Agos gazetesi, İstanbulda Türkçe-Ermenice yayımlanan ilk gazete olarak tarihe geçti. Adını iki dilde ortak olan ve "sabanın toprakta açtığı, içine tohumun konulduğu ve bereketin fışkırdığı yer" anlamına gelen Agos deyişinden alan gazete, bu bereket ve ortaklık simgesi ışığında bir yayın politikası benimsedi. Ana hedefler; Türkiye Ermeni toplumunun anadilini bilmeyen kesimi ile dayanışmak, Türkiye Ermenilerinin devlet nezdindeki sorunlarını kendi sesinden dile getirerek geniş kamuoyunun desteğini almak ve Ermeni kültür ve tarihini ana kaynağından Türk toplumu ile paylaşmaktı.

Sol, muhalif kimliği ile dikkat çeken Agos, Türkiye Ermeni toplumu içerisinde de varolan aksak yapıya eleştiriler getirirken sivilleşmenin ve şeffaflaşmanın önemini vurguladı, bizzat Hrant Dink´in ağzından alternatif toplumsal projeler önerdi.

Agos´un yayın hayatı içinde ufuk açıcı söylemleri ile giderek kamuoyunun dikkatini çeken Hrant Dink, Yeni Yüzyıl ve Birgün gazetelerinde de köşe yazarı olarak görev aldı. Türkiye ile Ermenistan arasında komuşuluk ilişkilerinin tesisi, sınırın açılması, Türkiye´nin demokratikleşme sürecinin desteklenmesi ve 1915 olaylarının ölenler üzerinde acıtıcı rakamsal bir bir anlayış yerine kalanlar üzerinden, karşılıklı iki halkın onurunu gözeten empatik bir üslupla konuşulur kılınması, konuya ilişkin resmi tez dışında alternatif yayınların da yaygınlaşması konularını gündeme getirdi. Amerika, Avustralya, Avrupa ve Ermenistan´da çok sayıda konferansa katılan Dink, Ermeni kimliği ve Türk-Ermeni ilişkileri konusunda gerek Ermeni dünyası içinde gerekse tarihteki rolleri açısından çeşitli Batı ülkelerinde sorgulayıcı süreçlerin başlamasına vesile oldu.

Hedef Gösterme Kampanyaları ve Davalar: 2002 yılında Urfada´ki bir konferansta yaptığı konuşma nedeniyle açılan dava 9 Şubat 2006´da beraatiyle sonuçlanan Hrant Dink için asıl yoğun yargı sürecinin başlangıç noktasını, kendisi doğrudan dava konusu olmasa da, Atatürk´ün manevi kızı Sabiha Gökçe´nin Ermeni kökenli olduğuna ve Ermenistan´da akrabalarının bulunduğuna yönelik 6 Şubat 2004´te kendi imzasıyla AGOS´ta yayınlanan "Sabiha Gökçen" haberi oluşturdu. "Sabiha-Hatunun sırrı" başlığıyla verilen haberde Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, kendisinin Gökçenin yeğeni olduğunu ve Atatürkün manevi kızı Sabiha Gökçe´nin aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetim olduğunu iddia ediyordu.

Bu haberin 21 Şubat 2004´te AGOS´tan alıntılanarak Hürriyet´in manşetinden "Sabiha Gökçen mi Hatun Sebilciyan mı" başlığıyla verilmesinin ardından 22 Şubat 2004´te Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği, sert bir açıklama yayımlayarak Kendisi Türk Silahlı Kuvvetleri´nin ilk kadın savaş pilotu olarak Türk havacılığının onursal bir ismidir. Sabiha Gökçen aynı zamanda Atatürk´ün Türk kadınının Türk toplumu içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir sembolüdür. Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır. Bir iddiayı, milli duygu ve değerleri de kötüye kullanarak bu şekilde yayımlamanın habercilik olarak nitelendirilmesini kabul etmek mümkün değildir. Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir görüşlerine yer verdi.

Bu bildirinin hemen ertesinde İstanbul Valiliği´ne çağrılarak Vali Yardımcısı Erol Güngör´ün makamında, kendilerini Vali Yardımcısı´nın yakınları olarak tanıtan ve bugün halen kimliği belirsiz iki kişi tarafından "uyarılan" Hrant Dink hakkında bu görüşmenin hemen ertesinde radikal sağ basında hedef gösterme kampanyası başladı. Şapparigce köşesinde Ermeni Kimliği üzerine yazdığı 8 bölümlük yazı dizisinin 13 Şubat 2004 tarihli bölümü içerisinden cımbızlanan ve Diaspora Ermenilere yönelik eleştirel yaklaşım içeren bağlamından koparılarak, "Hrant Dink, Türk kimliğine hakaret ediyor" tavrıyla sunulan "Türk´ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni´nin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur" cümlesi, yeni bir davanın konusu oldu. Hrant Dink hakında "Türklüğü neşren tahkir ve tezyif etmek" suçundan açılan dava sonunda, mahkeme tarafından tayin edilen bilirkişinin yazıda herhangi bir suç unsuru olmadığı yönündeki lehte raporuna karşın, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 7 Ekim 2005 tarihli kararı ile Hrant Dink 6 ay hapis cezasına mahkum edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı onadı ve böylece Hrant Dink hakkındaki hapis cezası kesinleşmiş oldu. Yargıtay Cumhuryet Başsavcılığı bu karara itiraz etti, ancak itirazı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından reddedildi. Hrant Dink´in karara ilişkin açıklamaları üzerine de "yargıyı etkilemeye çalışmak"tan yeni bir dava açıldı.

Davanın ilk duruşmasına gerek adliyenin dışında, gerek koridorlarda ve duruşma salonunda davaya müdahil olmak isteyen kişiler protesto gösterilerinde bulundu. Hrant Dink, adliye salonuna polisin oluşturduğu bir koridordan polis ve avukatı eşliğinde girebildi. Bu sırada ona saldırmak isteyenler, hakaret edenler, tükürenler oldu. Duruşma salonunu dolduran grup Hrant Dink´in avukatlarına bozuk para ve kalem fırlattılar, hakaret ve tehdit ettiler. Duruşma sonrasında Hrant Dink bir polis aracı ile adliyeden ayrılırken, avukatlar da adliye önüne çekilen polis otobüsüne bindirilerek bu öfkeli kalabalığın saldırılarından kurtarıldı.

Bu arada 26 Şubat 2004´te İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Temiz´in başını çektiği bir grup AGOS´un kapısına gelerek "Ya sev ya terk et", "Kahrolsun ASALA", "Bir gece ansızın gelebiliriz" sloganları attılar. AGOS´un önünde benzer bir gösteri de birkaç gün sonra kendilerini "Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Federasyonu" olarak adlandıran grup tarafından yapıldı. Hrant Dink, Birgün gazetesinde yayınlanan "Hoş Gidişler Ola" başlıklı yazısı sonrasında ise Yeniçağ gazetesinin 9 Ekim 2004 tarihli nüshasında "Ermeniye Bak" başlıklı manşetle hedef gösterildi. Bu manşet sonrası Basın Konseyi Yüksek Kurulu Yeniçağ gazetesinin kullandığı hitap tarzıyla yazara karşı zorbalığı özendirme tehlikesi yaratabileceği gerekçesiyle Yeniçağ gazetesinin uyarılmasına karar verdi. Son olarak Agosun 21 Temmuz 2006 tarihli nüshasında yayınlanan "301e Karşı 1 Oy" başlıklı haber nedeniyle de Hrant Dink, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Arat Dink ve İmtiyaz Sahibi Sarkis Seropyan hakkında dava açıldı. Sözkonusu haberde Dink´in Reurters ajansına verdiği demeçteki "Elbette bu bir soykırımdır diyorum. Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bindir yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz" alıntısının TCK 301 uyarınca Türklüğü aşağıladığı iddia edildi.

Tüm bu mahkeme süreçleri Hrant Dink´in 19 Ocak 2007´de gazetesinin önünde kurşunlanarak öldürülmesinin ardından da devam etti. Suikast sonrası Hrant Dink hakkındaki davalar düşerken, sözkonusu son davada Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2007de Arat Dink ve Sarkis Seropyan´ı 1er yıl hapsi cezasına mahkum etti. "Arat Dink ve Sarkis Seropyan´ın Türk Milleti´ne soykırım isnat eden haber yayınladıkları mahkemelerce sabit görüldüğünden sanıkların ayrı ayrı kişilikleri, eylemlerin özellikleri dikkate alınarak cezalandırılmalarına" ifadesi ve sözkonusu demeci alıntılayan hiçbir ulusal basın ve medya kuruluşuna dava açılmaması büyük tartışmaları da beraberinde getirdi.

hrantdink.org

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !