Emine Hanım, Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştü?

Emine Hanım, Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştü?

Küçük bir not düşeyim.

Yakında gayrimeşru bir çocuktan söz edilirse hiç şaşırmayın. Ne de olsa İsrail, çıkarları için yapamayacağı hiç bir şey yok desem yanlış olmaz.
Öyle bir iddia olacaksa bile, kim hakkında, kimin, kimden vs..gibi kısımları ancak tahmin edebiliriz.
Zaman yaklaşıyor, İsrail gizli servisi her an yeni bir hamle yapabilir. Bu benin öngörümdür. Doğru yanlış bir iddia değil elbet ki.

Haberleri dikkatle takip edin ve haber aralarındaki özel ifadelere mutlaka dikkat edin.
Benden bu kadar...
A.Dursun
------------
Takunyalı Führer'den...

Gelin ne siz o görüşmeyi sorun, ne de ben anlatayım.
Bırakın Emine, Emine olarak kalsın.


Ergenekon tezgâhı ile tutuklanmamdan bir süre sonra, savcı Zekeriya Öz ek ifade almak amacıyla tekrar savcılığa çağırdı.

Zekeriya her zaman olduğu gibi altı yedi saat beklettikten sonra makamına teşrif etti. Niye bekletmesin. Yandaş basının ertesi gün aynı başlıklarla çıkması lazım..."Savcı dokuz saat ifade aldı."

Nasıl olsa insanların gerçeklerden haberi yok. Gazeteleri okuyanlar "Uf neler sordu acaba" diyecek, onlar da şovlarını sürdürecek. Aslında soracağı bir şey de yoktu.

Sara krizi nedeniyle ortaya çıkan bir başka gariplik de, Tayyip'i son anda hastaneye yetiştiren ve onun hayatını kurtaran Ömer Çe-lik'in Emine ile arasının düzelmeyişi ve Tayyip'in yanından uzaklaştırılmasıydı.

ERGÜN POYRAZ 241

Sorduğu; Onu tanıyor musun, bunu tanıyor musun, şunla niye görüştün, bunla niye konuştun? Sorularına, "bu tür zırvalarla uğraşacağına, Tayyip'in Papa ile görüştüğü gün Emine Erdoğan Kürşat Tüzmen'in evinde kimle görüşmüş onu araştır. Sana cevabım bu" dedim.

Hayatımda bir insanın bu denli korku ve telaşa kapıldığım ilk orada gördüm. Önce sesi kısılan, nutku tutulan Zekeriya, "Ben bunu ifadeye yazamam" şeklinde itiraz etti. Ben de kendisine "O halde ifadenin altına imzayı sen atarsın" diye cevap verdim.

Korku ve panikle gözleri faltaşı gibi açılan Zekeriya, "O zaman ifadeyi imzalamayacağını kayda aldırayım. Kendimi kurtafayım" şeklinde bir teklif getirince "İyi yazdır" dedim ve böylece Zekeriya derin bir oh çekti.

İfade vermemin üzerinden çok geçmeden, 28 Ağustos 2008 tarihli Sözcü Gazetesi manşetten hemen hemen tam sayfa "Emine Hanım, Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştü" başlığıyla çıkıyor, "Çok gizli görüşme, Papa'nm Ankara'ya geldiği gün gerçekleşmiş. Böyle bir görüşme oldu mu? Olduysa kiminle yapıldı? Ne konuşuldu" şeklinde sorular soruluyor, ancak dağlardan taşlardan ses geliyor, Emine'den ve Tayyip'den çıt çıkmıyordu. Onu diğer gazeteler ve İnternet siteleri takip ediyordu.

Mayıs 2010'da Deniz Baykal ile Nesrin Baytok'a ait olduğu iddia edilen görüntüler internette yayınlanıyor, Baykal, bu görüntüler komplo diyerek kabul etmiyor ve CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa ediyordu.

Tayyip, 14 Mayıs 2010 tarihinde Atina ziyareti öncesi sanki olay gerçekmiş gibi şunları söylüyordu:

"Eşlerine ihanet edenleri hiçbir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz...

Şu ana kadar ana muhalefet lideri böyle bir şeyi yapmadığını da söylemiyor. İsmi geçen diğer isim, o da söylemiyor..."

Ne diyor Tayyip;

"Muhalefet lideri böyle bîr şeyi yapmadığını söylemiyor..."

242 TAKUNYALI FÜHRER

Baykal'in komplo demesi demek ki kendisine yetmemiş. Bir de "yapmadım" açıklaması bekliyor.

O halde soralım zat-ı âlilerine;

28 Ağustos 2008 tarihli Sözcü Gazetesi'nin manşetten hemen hemen tam sayfa "Emine Hanım, Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştü" başlığıyla çıkan habere en ufak bir itirazda bulunamadı.

26 Kasım 2008 tarihli Yeniçağ gazetesi de, "Emine Erdoğan Kürşat Tüzmen'in evinde gizlice kiminle görüştü" şeklinde bir soru soruyordu. Yine aynı tarihli Hürriyet, Cumhuriyet ve Milliyet gibi gazeteler de Emine'nin Tüzmen'in evinde kiminle görüştüğünü haber yapıyorlardı.

Ve yine Tayyip ile Emine'den çıt çıkmıyordu.

Niye?

Baykal'dan bekledikleri açıklamaları kendileri niçin yapamadı? Sahi neden?

11 Eylül 2008 tarihli Vatan, 12 Eylül 2008 tarihli Akşam ve Milliyet gazeteleri ile "habervitrini.com" gibi internet siteleri ise şunları yazıyordu:

"Kandıra F tipi cezaevinde Ergenekon tutuklusu olarak bulunan yazar Ergün Poyraz'm cezaevinde yazdığı "İplikçi" adlı kitap garip bir sansüre uğradı.Yönetmeliklerde böyle bir hüküm bulunmamasına rağmen. Başgardiyan, Atölye Şefi ve Sosyal Çalışmacı'nın imzasıyla, kitabın cezaevi dışına çıkarılması yasaklandı.

Yazdığı kitaplarla Başbakan Erdoğan ile mahkemelik olan Ergün Poyraz, cezaevinde "İplikçi" isminde bir kitap yazdı. Taslağı yayınevine göndermek için cezaevi yönetimine bir dilekçe yazdı, cezaevi yönetimi kitabı incelemeye aldı.

Kitapta Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında ciddi iddiaların yer aldığını gören cezaevi yönetimi, kitabı Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Kitabı inceleyen Bakanlık da olumsuz yanıt verdi. 
 

ERGÜN POYRAZ 243
Bunun üzerine Cezaevi Disiplin Kurulu toplandı. İnfaz Koruma Baş Memuru, Atölye Şefi, İdare Memuru, Öğretmen, Psikolog, Sosyal Çalışmacı ve Kurum Müdürü'nden oluşan disiplin kurulu şu ilginç karan bildirdi:

"Ergün Poyraz'm yazmış olduğu kitap çalışmasının politik bilgiler içermesi, TC Hükümeti, Başbakan ve Bakanları hakkındaki ithamlarında doğruluk derecesinin tespitinin kurumumuzca mümkün olmaması sebebiyle, söz konusu kitap çalışmasının avukat ya da ziyaretçi aracılığıyla dışarı gönderilmemesine oy birliği ile karar verilmiştir."

Kitapta yer alan "bomba" iddialar ise şöyle: Üzeyir Garih cinayetinde Tayyip Erdoğan gölgesi. Abdullah Gül'ün Ermenistan bağlantısı ve Ermeni kökenli olduğu iddiası. Nimet Çubukçu'nun Tayyip Erdoğan'la derin ilişkileri, Emine Erdoğan'ın Ergün Poyraz'la 3 yıl önce yaptığı röportajda "Nimet Çubukçu'dan rahatsızım" demesi ve Unakıtan ile oğlunun karıştığı yolsuzluklar..."

İplikçi isimli sansürlenen kitabımda Emine Erdoğan ile görüştüğüm hakkında bir bilgi bulunmamasına rağmen, yukarıdaki haberi aktarmamın nedeni, Tayyip'in Baykal için ileri sürdüğü eleştirinin bir benzeri için kendisi ile eşinin sessiz kalmasının doğurduğu ikircikli durumdur.

Tutuklanmam öncesinde yazmaya başladığım ve cezaevinde taslağına el konulan ve önümüzdeki günlerde yayımlanmak zorunda kalman bu kitapta olduğu ileri sürülen bu konularda, ilgililerinin yasal olarak ne yaptıklarına ulaşamadım. Ancak, neden Silivri'de olduğumu en iyi açıklayan bu kitaba el koyma olayıdır.

10.10.2006 tarihli Milli Gazete'nin haberine göre "Bakanlar Kurulu'nda iki Ermeni Bakan Var" diyen Kürşat Tüzmen'in Angora Evlerinden 1 milyon dolara aldığı villasında. Emine Erdoğan'ın Tayyip'in Papa ile buluştuğu gün kimle görüştüğü mahkemede konu oluyordu. Ancak Emine'nin orada kimle görüştüğünü açıklamıyordum.

Nasıl açıklayayım?

Düşünün!

244 TAKUNYALI FÜHRER

Koskoca Rusya'nın koskoca Çariçesi Katerina, Baltacı dedemizle çadırda görüştü tarihe mumlarıyla geçti. Aradan geçen bunca senelere rağmen ortalık "Baltacı ile Katerina" adlı kitaplardan geçilmiyor.

Ben tutuklandıktan bir süre sonra 18 Kasım 2007 tarihli Zaman Gazetesi'ne göre Tayyip, Prag'dan Bakü'ye giderken şunları söylüyordu:

"Şahsımın eleştirilmesinden gocunmuyorum. Ancak tartışmalara ailemin bulaştırılmasına bozuluyorum. Arkadaş gel benimle çatış, eşimi çoluk çocuğumu karıştırma."

Ya!.. Tayyip böyle diyor.

Hadi çocuklarının tüyü bitmemiş yetimin hakkını kendi ikballeri için kullanıp kullanmadığını bir kenara koyalım, peki Emine rahat duruyor mu?

O neleri karıştırıyor? Tayyip o sözleri önce Emine'ye söylese ya!

Emine'nin Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştüğü hemen hemen tüm basında yer almasına rağmen, ne Emine'den ne de Tayyip'ten "O gün Emine o eve gitmemiş, kimseyle görüşme yapmamıştır" şeklinde bir açıklama gelmiyor, gelemiyordu.

Ben tutuklandım ya, ne diyor Tayyip?

"Eşimi karıştırma."

Ona verilecek tek cümlelik iki kelimelik, beş hecelik tek cevap:

"Sen karıştırma,"

Şimdi,

Ben nasıl kalkıp diyeyim. Emine o gün! Evet evet, hem de o gün, o evde hem de o saatte o dakikada şunları şunları da konuştu.

Tayyip Ergenekon'dan beni bir kere daha tutuklatmaz mı? Ben tarihe katmerli tutuklu olarak geçmem mi?

Bu sefer bana cezaevlerinden bir cezaevi daha beğendirir, Kan-dıra'yı da aştırır, soluğu kimbilir nerelerde aldırır?

İkinci defa tutuklama olmaz mı?

ERGÛN POYRAZ 243

Burası hukuk devleti mi? Hadi ya?

Biz niye senelerdir içerideyiz o zaman?

Allah'ın keçisinin bile otlamaya çıkmayacağı bir yere mahkeme kuran, hakim ve savcıların altına son model araba, yanlarına bolca koruma, iftar görünümlü brifing veren, bunun yanında sanıkların tüm savunma haklarını kesintisiz duruşma dümeniyle yok edenler daha neler yapmaz.

Aylarca, yıllarca hemen hemen her gün süren bir dava için hangi sanık avukat bulabilir. Hangi avukat bütün davalarını bırakıp en az bir saatlik yoldan gelip her gün sabahtan akşama kadar Silivri'de kalabilir?

Dünyada böyle adaletsiz yargılamanın bir örneği daha var mı?

Bu denli adaletsizliklere imza atanlar sizi bir gece Silivri cezaevinde yatarken, bir gece yarısı tekrar operasyon yapıp, yine gözaltına alır, odanıza CD koyar bu kere akıllandıklarından "size suç unsuru bulunmamıştır" diye belge de vermezler. Kendi koydukları CD'ye 1 Numara yazarlar, bu defa sizin CD'yi imha ederler.

Ruhsatlı silahınıza yine ruhsatsız deseler de bir şey olmaz.



Sonra ver elini bilmem ne cezaevi!
Gelin ne siz o görüşmeyi sorun, ne de ben anlatayım.
Bırakın Emine, Emine olarak kalsın.

Yorum Yaz