KİTAP: BİR KİTAP, BİR YAZAR, KRİSTİNA O’DONNELLY

Biz bazen AKINCI,ATLI,SÜVARİ,ŞOVALYR gibi anlayıp çevirmeye kalksakta yazarı sayın O’Donnelly bu fikirde mütabık olmadığını belirtiyor.

Bu nedenle AKINCI..vs... yerine orjinal hali olan HORSEMAN'ı kullanmak bence de daha uygun olacak diyen sevgili O’Donnelly'e katıldığımı belirtirim.Türkçe'yi çok harika kullandığını bildiğim için,kednisinim hangi ifadeyikullanmayı tercih edeceğini açıklayacak olursa bu açıklamsına kadar da  HORSEMAN ifadesini kullanmaya devam edelim derim.Ahmet Dursun

-----------

Özet

Zamanın geçisine boyun eğmeyen bir aşk için, ne paha vermeye razısın?

HORSEMAN, ihtilâflı bir epik roman...

Konya platosunda, sekiz bin sene evveli neolitik çağ kenti Çatalhöyük’te yaşanmış hararetli ve trajik bir aşk üçgeni...

Romans, uluslararası siyasal entrikalar, reenkarnasyon, kültürel bağlar, ihanetler, intikam, inanç, zafer…

O’Donnelly’nin kitabı, kişinin ancak yıllarca türlü araştırmalar yapıp farklı farklı deneyimler kazanarak yazabileceği cinsten bir roman, yazılabilmesi için yaşanılması gereken bir roman...

Katherine Neville’in kült romanı Sekizinci’ye (The Eight) benzer biçimde, O’Donnelly’nin HORSEMAN için hazırladığı fonda antik felsefeyle Türkiye’nin, İrlanda’nın, New York’un, Mekke’nin ve son olarak Tarsus’un destansı çağları iç içe geçiyor… Romanın tüm yolculuğu boyunca Amerikalı kahraman Ariadne kendini hem önceki hayatında yaşadığı bir aşk üçgeninin hem de Türkiye’de 1964-1973 yılları arasında cereyan eden sosyal, kültürel ve politik çatışmalar içinde buluyor. Geçmiş ve şimdiki zaman manevî bir borçla birbirine bağlanıyor…

HORSEMAN, dünyayı sarsan Kennedy suikastının tüm dünyayla birlikte  Türkiye’de de yankılandığı 1964 yılında başlıyor.

Genç Amerikalı kadın Ariadne, Tűrk gazetecisi Burhan ve Kűrt asıllı Mehmet Ali, halkın sosyal haklarını savunma amacıyla birbirlerine bağlanıyorlar.

Türkiye’nin, Doğu ve Batiya ait çıkar çatışmasının kanlı savaş arenası haline geldiği ve bir Kürt isyanının cadı kazanındaki kabarcıklar gibi gizliden gizliye yükselmeye başladığı günlerde kader, ilerici, Batıcı ama ulusal kimliğine de sahip çıkan bir Kemalist olduğunu her fırsatta belirten Burhan’ı bu kuşatılmış ülkede bir lider haline yűkseltiyor.

HORSEMAN sırasıyla Türkiye, İrlanda, New York, ve Mekke'den tasvirler sunuyor  ve en sonunda kökleri Çatahöyük’ün sisleri arasında kalmış eski bir ahlaki borcun tamamen kapatıldığı Tarsus’ta noktalanıyor, "Çünkü er ya da geç Tanrı’nın adeletiyle hasat toplanıyor, ne ekiyorsan onu biçiyorsun."

Akıncı için yapılan bazı yorumlar :

“… büyüleyici! Kazancakis Yunanistan için ne anlama geliyorsa O’Donnelly de Türkiye için aynı anlamı taşıyor… Keltlerin ülkesinden Anadolu’ya dek uzanan bir coğrafyadaki geleneklere, arkeolojiye, tarihe ve felsefeye dair bilgiler içeren kozmik bir aşk, günah, ve kefaret öyküsü!” -Dr. Muazzez İlmiye Çığ, Sümerbilimci, İstanbul, Türkiye.

“…Bravo, Kristina O’Donnelly! HORSEMAN adındaki heyecan verici romanında, okuyucuyu yakalamak ve dikkatini kitap bitene dek öykü üzerinde tutmak için ne gerekiyorsa yapıyor. Romantizmden hoşlananlar (kim hoşlanmaz ki?) ‘Mehmet Ali’de kesinlikle çok şey bulacaklar! Bu romanı eşsiz kılan şey, Amerikalı Ariadne’nin çok katmanlı duygusal yaşantısı…” -Prof. Mahmut Esat Ozan, The Turkish Forum, Florida, ABD.

“… (romanlar) bize kokular, imgeler ve tatlı heyecanlardan oluşan zengin bir örgü sunuyor… Kristina O’Donnelly HORSEMAN’ı ve onun devamı niteliğindeki SONSUZLUĞA ISYANı yazarken farklı farklı kültürler arasında geçen kendi kişisel yaşamına başvurmuş. Bu romanların ikisi de çok katmanlı, ve bir filme uyarlanmamaları için hiçbir neden yok… Yazar sözcüklerle bir resim ciziyor, inandırıcı bir öyküyü yardıma çağırıyor, ve New Age kategorisindeki bazı kitapların tersine, reenkarnasyonun yanında genel kültür araştırmaları ve benzeri konuları da derinlemesine ele alıyor. Bu kitap farklı kültürler ve çağlar arasındaki köprülerden geçmeye cesaret edebilecekler için birebir." -Raşid El-Talik, yazar ve fusion sanatçısı, Merakeş, Fas.

… birçok çakılın arasında duran bir değerli taş; HORSEMAN sürükleyici olduğu dek edebi bir metin!” — Prof.  Martin Abend, haberler yorumcusu; New York, ABD.
 
 “… Kristina etek giymiş bir Wilbur Smith gibi yazıyor… öyle çok renkli ve betimleyici... romanın karakterleri üç satırda canlandı. Parlak! — Mike Subritzky - Kusza, Yeni Zelanda savaş ozanı ve II. Anzak Macerası adlı Vietnam konulu kitabın yazarı, Yeni Zelanda.


ÖNSÖZ:

Karen-Claire Voss

(Editör ve Profesör)

Böyle bir romana giriş yazmak çok zor, çünkü sıradan bir kitap değil ve bu yüzden de ona sıradan bir giriş yazmak imkânsız. Kitabın gerçekten yetenekli olduğuna inandiğim, ve yazarı Kristina O’Donnelly’ye büyük bir saygı ve beğeni duyduğum için elimden geleni yapacağım.

Roman dikkat çekici bir ileri sıçrayışla açılıyor ve bu ileri-geri hareketler romanın geri kalan kısmına damgasını vuruyor. Birinci Bölümde kahramanımız, on yedi yaşındaki Ariadne bir kâbustan uyanıyor ve kendini bir arabanın arka koltuğunda, anne ve babasiyla birlikte buluyor. Türkiye’de, Konya ilindeki Çatalhöyük’e doğru, 8.000 yıllık eski bir kentin toprak altından çıkarılışını görmeye gidiyorlar. Bu vahim gün sona ermeden önce, onun hayatında olduğu kadar Türkiye’nin talihinde de önemli roller oynayacak karakterlerle tanışıyor.

Bundan sonra olaylar hızla gelişiyor. Zaman içinde Ariadne bir gazetede köşe yazarı, bir eş ve bir anne oluyor. Büyük bir gayretle Türk kültürünün içindeki ilk bakışta anlanması zor olan küçük farklılıkları anlamaya çalışıyor. Kendine yazılarında kullandığı Türkçe bir takma isim bile buluyor. Bir kocanın sadakatsizliğinin acısını çekiyor. Kendini politik çatışmaların ortasında buluyor ve çoğunlukla tehlike altında kalıyor. Ve daha nice deneyimler yaşıyor. Bütün bunlar Ariadne’nin kendi varlığının, o ana dek hiç bilmediği, kesin olarak tanımlanabilir yönlerini keşfetmesine olanak veriyor. Akıncı, olağanüstü bir aşk öyküsünün yapabileceğinden daha fazlasını yapıp okuru karakterin derinliklerine çekip götürüyor. Reenkarnasyonun gerçek olduğu konusundaki inancı gibi “gerçeklik dediğimiz şey gündelik yaşamın içerdiğinden daha farklı düzeylerden oluşur” fikri de kurgu değil bir keşif.

Romanda eşsiz bir şekilde vurgulanan anlardan biri Ariadne’nin Kuzey İrlanda’da St. Patrick Katedrali’nde gerçekleşen düğünü. Kocası bir Türk. Bir liberal olmakla birlikte dindar bir Müslüman. Ariadne ile evlenebilmek için yalnızca nikahın kilisede kıyılmasını kabul etmek kâfi değilmiş gibi, bir de çocuklarının da Katolik olarak büyütülmesini kabul etmek zorunda kalıyor. Bu kararı vermek her ikisi için de çok güç oluyor ve uzun erimli sonuçlar doğuruyor.

Vurgulanan noktalardan bir başkası Ariadne’nin haccı. Ariadne karmaşık şeyler yapıp kocasından kaçmaya ve kızını da Türkiye’den kaçak olarak çıkartmaya çalışıyor. Mekke’ye, İslam’ın Suudi Arabistan’daki kalbine girmek Müslüman olmayanlara yasak, ve yalnızca Ariadne gibi birinin kültürel geçmişine ve bilgisine sahip olan biri bunu becerebiliyor. Öte yandan, kendini onun yerine koyup, çevreye onun gözleriyle bakıp Kristina O’Donnelly’nin yiğitliği sayesinde seyahat eden Amerikalı ya da Avrupalı okur, çağdaş roman tarafından neredeyse hiç keşfedilmemiş bir kentin ender imgelerini görme şansını buluyor.

Kitabın oldukça ilginç yanlarından biri de bütün bunların öykünün içine yerleştiriliş biçimi, ya da başka türlü söylemek gerekirse, kalemi kağıda değmeden önce yazarın beyninde ve kalbinde biçimlendiği belli olan öyküden bütün bunların nasıl çıktığı. O’Donnelly’nin karakterlerine yaptırdığı şeylerin alışılmamış tarafı şu: O’Donnelly bizi karakterlerinin hayatı açısından son derece önemli gelişmelerle sonuçlanan olayların arasında dolaştırarak onların ruh dünyalarına sokuyor, ve böylece o an bir karakterin gerçekten ne yaşadığını hissediyoruz. Türk kültürün portresini çizişi de aynı kertede farklı. Örneğin Ariadne’nin ilk kez Türk usulü dans ettiği bir sahne var. Yazar bunun nasıl bir şey olacağını okura iletmeyi bir şekilde başarıyor.

Kristina O’Donnelly’nin karmaşık ve tartışmalı Türk-Kürt ilişkileri konusunu çok cesurca, bilgili ve parlak bir şekilde aydınlatma biçimi de ilginç ve düşündürücü. Bu son derece hassas, pek ender olarak açıkça tartışılan ve daha da ender olarak bir aşk öyküsünün parçası haline getirilen bir konu.

Bu çok değerli bir kitap. Bu sözcüğü o kadar kolay sarf etmem, ve bu gerçekten inanılmaz bir kadının ve harika bir aşkın öyküsü olduğu için de söylemiyorum. Bu öykü, birçok başka aşk öyküsünün yaptığı gibi bizim gerçek yaşamın karmaşıklığından kaçmamıza izin vermediği, bizi o karmaşıklığın içine daha fazla ittiği için söylüyorum. Günümüz Türkiyesindeki biçimiyle gerçek yaşamın karmaşıklığını anlayışlı bir şekilde kavramamızı da sağlıyor. Bu sonuncusu asla azımsanacak bir hizmet değil çünkü Amerikan kamuoyu Türkiye hakkında acınası bir cehalet içerisinde. Burada on yıldır yaşamakta olan biri olarak, bu kültürde bir zenginlik, sıcaklık ve anlam bulunabileceğini gayet iyi biliyorum, ve Kristina O’Donnelly bunu iletmeyi kesinlikle başarıyor.

Sanırım bu kadarı size HORSEMAN hakkında bir fikir verir ve iştahınızı arttırır. Şimdi ilk sayfayı çevirin ve eşsiz bir yolculuğa çıkan efsanevi kadına eşlik etmeye hazırlanın....

SABAH ULKELERI    GECE YARISI BORAZANI  SONSUZLUGA ISYAN  TRUVA GIZEMI

 

KRISTINA'NIN ROMANLARI TURK BASININDA

 

TRUVA/ÇANAKKALE İNFORMASYON SAYFASI

Kaynak:http://www.ladyliterature.com/TheHorsemanTurkce.htm

------------------------

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !