Mevlana ve Şems ilişkisi

Mevlana ve Şems ilişkisine Profesör Dr. Hüseyin Hatemi yorumu! 

Röportaj: Murat Menteş-Star/Pazar

 

Ahlak çağdan çağa toplumdan topluma değişmez...

Aile Hukuku Uzmanı Profesör Dr. Hüseyin Hatemi sperm bankası, taşıyıcı annelik, tüp bebek konularını nasıl yorumluyor? Ahlak değerleri ile hukuk ilkeleri arasında nasıl bir bağ kuruyor? Eşcinsel evliliklerini niçin tasvip etmiyor? Kendisine yönelen tepkilere cevabı ne? Hatemi’nin açıklamaları çok konuşulacak

 

• 6 Mart’ta, üremeye yardımcı tedavilerle ilgili bir yönetmelik yayınlandı. Türkiye’de sperm bankası kurulması yasak. Yurtdışındaki sperm bankalarından sperm temin ederek çocuk sahibi olmak da yasak. Taşıyıcı anne uygulaması da yasak. 

Yönetmelik yayınlandı, fakat kanaatimce bunlar yalnızca yönetmelikle yasaklanmamalı. Bu yasaklar açık kanun hükmüne dayanmalıdır.

 

• Bu yaklaşımınız çağdışı olarak algılanabilir değil mi? 

Ahlak kuralları çağdan çağa değişmez. Ahlaki değer yargıları, insanların zarar görmesini engelleyecek ‘gerçek yargıları’ üzerine oturur. Ahlak; sübjektif, rölatif, fantezi değildir. Ziya Gökalp’in dediği gibi ‘Ahlak yolu pek dardır.’ Kant’a da bakarsanız, bunun lamı cimi olmaz.

 

MESELE ŞEHVET DEĞİL 

• 2002 yılında ‘Sperm bankası uygulamasını doktorlar değil, hukukçular konuşmalı’ demiştiniz... 

Doktorlar, yabancı bir erkekten sperm alarak bir kadının gebe kalabileceğini söylüyor. Bu, teknik bir ifadedir. Hukuki ya da ahlaki bir hüküm değildir. Sözgelimi zina da mümkündür. Fakat ahlaki değildir. Eşi olmayan birinden hamile kalmak da zinaya dahil olmalı. ‘Sperm naklinde fiilen cinsi münasebet gerçekleşmiyor. Bedeni temas ve şehvet yok diye zina değildir’ diyemeyiz. Şehvet temelde bir sakınca değildir.

 

• Babanın anonim kalmasının reel sakıncaları neler? 

Baba modeli olmaksızın büyüyen çocukların suça yönelmesi yaygın. Dikkat ediniz, babanın yokluğu, aynı zamanda hala, amca, kuzenler, babaanne ve dedenin de yokluğu demek. Ayrıca, babası bilinmeyen kişinin, farkında olmaksızın babadan bir, anneden ayrı kardeşiyle evlenmesi muhtemeldir. Cinselliğin kayıtlardan uzaklaştırılması, eşcinselliği meşruiyet alanına çeker.

 

• Bazı ülkelerde eşcinsel çiftler nikahlanabiliyor. 

1990’lardan sonra Hollanda’da başladı... Eşcinselliğin meşru ve hukuki anlamda doğru kabul edilmesi korkunç bir şeydir. Tabiata aykırıdır.

 

• Aileden sorumlu devlet bakanı Aliye Kavaf ‘Eşcinsellik bir hastalıktır’ dedi ve büyük tepki topladı...

 ‘Eşcinsellik bir suçtur’ demedi. Eşcinsellik elbette hastalıktır. Bir insan çocukluğunda yaşadığı bir travma, yaşadığı muhitin anormalliği ya da bir başka sebeple eşcinselliğe yönelmiş olabilir. Eşcinselliğin bir sapma, bir ruhsal sorun olduğu yeniden kabul edilmelidir. Yeniden diyorum çünkü 1990’ların ilk yarısına kadar zaten tıbben hastalık sayılıyordu.

 

HASTALIK AMA SUÇ DEĞİL 

• Eşcinselliğin genetik bir temeli yok mu sizce? 

Kalıtımsal hastalıklar da vardır. Kimisi kalıtımsal olarak diyabete yakalanır, kimi de ruhsal sorunlar yaşar. Bu, eşcinselliği meşru bir zemine taşımaya yetmez. Ahlaki erozyon dolayısıyla insanlar bu konuyu tartışamıyor. Aliye Kavaf da sustu mesela.

 

• Bir hukukçu olarak ‘Eşcinseller cezalandırılmalı’ mı diyorsunuz? 

Asla. ‘Eşcinseller cadıdır veya şeytana esir olmuşlardır. Yakılmaları gerekir’ diyemeyiz. Aksine, onlara şefkatle yaklaşılması gerektiği fikrindeyim. Öte yandan, eşcinselliği övmenin, meşru ve muteber kabul etmenin de manası yoktur.

 

• Ahlakın cinsel bir eksende algılanması ne derece doğru? 

Ahlak, elbette hayatın bütün alanlarını kapsayan bir kavramdır. Bununla birlikte cinsî ahlak, tabii ilişkiler için de, gayritabii ilişkiler için de önemli bir konudur. Evlilik dışı ilişkilerde en büyük ahlaksızlık ensesttir.

 

• Ensestin hukuki anlamda tespit ve tahlil edilmesi, cezalandırılması çok zor görünüyor. Neden böyle? 

Ensestin herhangi bir yaptırımı yok. Olmalıdır. Ensestin ifadesi de, ispatı zordur. Medeni kanunumuzda şimdi ensestten doğan çocuğun babasının gizli tutulması durumu kaldırıldı. Elif Şafak’ın Baba Ve Piç romanında anlatıldığı gibi değil yani. Ben karşı çıktım, bu durumlarda babalık davasının gizli celsede görülmesi gerektiğini söyledim. Çocuğa, anneye tazminat ve nafaka temin edilsin. Ensest ilişki nüfus kaydına da geçirilmesin ki, bunlar arasında evlenme yasağı olduğu göz önünde tutulabilsin.

 

NE YAPAYIM GENİMDE VAR 

• Türkiye’nin en ünlü ve en sempatik hukukçularından birisiniz. Buna rağmen biraz sert ve tepki toplayacak tarzda konuştunuz... 

Serçeden korkan darı ekmez. Bunları dile getirdiğim için gerici deniliyor, ayrımcı, faşist deniliyor. Halbuki bir ahlak yargısını ifade etmek ayrımcılık değildir. İnsanlar tecavüz davalarında bile ‘Ne yapayım, genlerimde var’ diyebilir. Ahlak ile hukukun bir bütün teşkil etmesi gerek. Ahlak da, hukukun temel kriterleri de görece değildir. Bunlar çağdan çağa, toplumdan topluma, kişiden kişiye değişmez. ‘Ahlak üstyapı kurumudur. Ekonomik koşullar değiştiği zaman o da değişir’ denince, burada ahlakın tatbik yeri kalmıyor. Kınayanların kınamasından korkmaksızın konuşuyorum, onlar da söylesin. Fakat hücum etmesin. Ederlerse de eyvallah. 

Dinler arası diyalog dini değil ahlakı ele almalı 

• Akraba evlilikleri, Avrupa ülkelerinde yasal hale mi geliyor? 

20. yüzyılın sonunda Avrupa’da, evlenmeden doğan hısımlık, evlenme yasağı doğurmaktan çıktı. Bir damat, eşinden boşandıktan sonra kayınvalidesiyle evlenebiliyor artık. Amca, dayı, teyze, hala ile evlenme yasağı da İsviçre’de kaldırıldı. AB’ye girmesek de onların kanunlarını ithal ediyoruz, ilericilik adına. Halbuki kendi hukuki ve ahlaki düzenimizden taviz vermeye hevesli olmamalıyız. Avrupa ile demokratik hukuk devleti olma konusunda teatide bulunulmalı fakat aile hukukumuzu onlara göre ayarlamamalıyız.

 

• Aile ilişkileri konusunda, dinler arası diyalogun bir fonksiyonu olabilir mi? 

Hıristiyan Katolik kilisesi, Ortodoks kilisesi ve Şark kiliseleriyle ahlak konusunda bir ittifak kurmalıyız. Diyanet İşleri de devreye girmeli. Diyalog, dinsel temel üzerinde değil, ahlaki temelde olmalı. Evrensel ahlak ilkeleri konuşulmalı.

 

• Evlat edinme hakkında ne söyleyeceksiniz? 

Evlat edinme etrafındaki yasaklar sıkılaştırıldı. Bir kimse, evlat edindiği ve arasında biyolojik bir bağ olmayan bir kişiyle evlenmiş ise, bunlar arasındaki evlatlık bağı kaldırılır, evlilik bağı geçerli sayılırdı. Şimdi bu da yok sayılıyor. Evlat edinme bağı, evlilik bağının üstünde tutulunca, bazı durumlarda, aynı çatıda yaşayan kişilerin ahlaksız ilişkiler içinde yaşamasını kaçınılmaz hale getiriyor.

 Perihan Mağden’in kitabı beni üzebilirdi

 

• Eşcinselliğin Osmanlı’da yaygın olduğu da yanlış mı? 

Kadın-erkek ilişkilerine yasaklar getirilmesi, yeniçerilerin evlendirilmemesi, kadının toplumdan dışlanması... Osmanlı’da eşcinselliğin sebebidir. Günümüzde ise teşhirciliğin yaygınlaşması, kadın-erkek münasebetlerinin cazibesini azaltmış durumda. Bu da cinsel bağların bozulmasına neden oluyor.

 

• Kimileri, Mevlana’nın da Şems-i Tebrizî’yle ilişkisinde eşcinsel bir romantizm olduğunu söylüyor. Ne dersiniz? 

Estağfurullah, hâşâ, neuzubillah diyorum. Onların ikisi de yaşını başını almış, evli kişilerdi. Şems-i Tebrizî, Kimya Hatun ile evliydi. Mevlana ile Şems arasındaki ilişki, ilahi aşk yolunda yoldaşlık ilişkisiydi. Mehmet Akif de, ahlakını çok sevdiği bir arkadaşından ‘canan’ diye bahseder. Ne yazık ki ona da böyle ithamlarda bulunuldu. Cahiller, mecazı gerçek zanneder.

 

• Perihan Mağden’in Ali İle Ramazan adlı romanını okudunuz mu? 

Hayır. İki Genç Kızın Romanı adlı kitabını okumuştum. Orada da iki kız arasındaki romantik duygusallığa değiniliyordu. Ali İle Ramazan’ı okumak beni üzebilirdi, o yüzden okumadım. 

**************

Hem tağut, hem hain, hem eşcinsel...

Mevlana & Şems;

Doğunun Tapınakçıları!

1) Mevlana ve Şems "Vahdetivücut, Hulul, Sudur" vs Küfür akidelerine sahiptirler, yani kafirdirler. Batıdaki Tamplers nasıl Batıni idi ise bunlar da Doğunun Batıni-Hurufileri! Bir basit misal; Şemsin yanında kadınını görür Mevlana, kimdi o giden der, Şems der ki; 'O tanrıdır, istediğim zaman gelir sevişiriz' (Eflaki'de geçer)

 

2) Mesnevi'nin Önsözünde de içinde de küfür dolu sözler ve benzetmeler vardır. Vahiy aldığı imasını yapmaktadır. Önsözde bu kitap bana "yazdırıldı", "korunmuştur", "hidayete götürür" gibi kelamlar vardır, sanki Bakara Suresi'nin ilk sayfasını okuyor gibi olursunuz ona altarnatif ve misil olarak yazılmış. (Mesnevi-MEB baskısında da bulmak mümkün)

Zaten Başlangıçta “Bişnev” ile başlamasındaki sebeb de, Kuran'daki “Besmele”ye atıftır.Hatta Mevleviler Mevlana için "Nebi değil amma Kitabı var" da demekten çekinmezler..

Bu ve benzer çokça küfürlerle doludur, hem Mesnevi hem de Fihi Mafih.

3) Mevlana ve Şems hem böylesi bir "Hurufi-Batıni"dirler hem de "Moğol ajanı"dırlar.Bu sebeble de kafirlerin putperestlerin baş tağutu olan Cengiz Han’a övgüler dizdirirken onun ordularına, oğlu baş tağut Hülagü ve kumandan Kitboğa'nın yağmacı paganist ordularına karşı tarihte çıkmış ilk ses ilk okkalı tokat olan Sultan Baybars hazretleri ile ve de onun Bağdat'dan davet ettiği ve biat ettiği Halife'ye hakaretler eder eserinde, Baybars ve Halifenin arasında haşa eşcinsel ilişkiyi konu edinen bir alaylı hikayesi vardır Mesnevide! Mevlana kendi i..ne ya, herkesi de kendisi ve Şems gibi sanıyor..

Ve Konya Sarayı'nın savaştan geri durup Memluk gibi işgalcilere karşı gaza etmesinden alıkoyan Mevlana ve Şems'in "nefisle cihat" teraneleri ve telkinleridir! Günümüzde Şeyh Nazım Kıbrısi'nin Amerika ve Nato kuvvetlerine "Gittiğiniz yerlere -işgal edilen islam toprakları- tasavvufu yayın, bu insanı yumuşatır sakinleştirir" diye nasihat etmesi gibi.. Ya da Fethullah Gülen'in Tağutun ordusuna "Haca gider gibi giderim" sözü veya "Amerika lazım bize" sözü gibi..

Dönemin büyük Veliyullah zatı Nasıreddin Mahmud Ahi Evran, yani Ahiliği de kuran zat, namı diğer latifeli Nasreddin Hoca; Şems-Mevlana ikilisi ile kavgalıdır ve Nasreddin Hoca Mücahidlerdendir. Moğolların Kayseri kuşatmasında Karısı da Kızı da, -ki, Baciyan denen kadın akıncı kollarındandırlar- erler gibi gaza edip neticede şehid olmuşlardır. Nasreddin Hoca da gazidir. Ve Nasreddin Hoca ve Konya ve Kayseri ahalisi cihad ederken Kayseri kalesini zorlayan Moğolların yanında bir de Hain Kalenderi ve Babailer yani Hurufi Burhaneddin Tirmizi ve Hurufi Şemsi Tebrizi'nin müritleri vardır!!!

"Nasreddin Hoca"yı haşa şebek maymun soytarı gibi, haşa bir şaklaban gibi biliriz;

Kafir ve Eşcinsel "Mevlana ve Şems" Hainlerini de Evliya! Bu işler böyledir..

Kurda it, ite kurt dedirtir bazen cehalet insanı!

Mevlana'nın çok çocuğundan biri de Alaaddün Çelebidir. Amma kadere bakın ki o da Tarikatçi ve Hurufi Mevlana-Şems Çetesinden değil, Şeriatçı Nasıreddin Mahmud Hoca'nın müritlerinden ve Gaziyandandır Akıncıdır.. Ve Şems'in hem babasını hem de sarayı kandırdığını ve sapıklıklarını ve ihanetini görünce Şemse suikast yapar ve gebertir!

Fakat baskılar artar, Nasreddin Hoca ile beraber Kırşehir'e hicret ederler. 

Ve İşgalci Moğol hanı Baycu Noyan yanlısı hain Konya sultanını Mevlana kışkırtarak bir gece ansızın Kırşehirde baskın yaptırır ve hem 90 yaşındaki Nasreddin Hoca'yı hem de kendi oğlu Alaüddin Çelebi'yi şehid ettirir. Sebebi, hem Şems’in intikamını almaktır, hem de bu ikili, Anadolu'daki bir çok kıyamı, gaziyanı örgütlemektedirler Moğollara karşı.. Ve oğlu Alaüddin Çelebi'nin Konya'ya getirilince naaşı, cenazesini

-devlet düşmanı, Moğol yanlısı hükümete düşman yani vatan haini diyerek, aynen şimdiki Fethullah Gülen gibilerin Mücahidlere dediği gibi- kılmaz!

 

O günkü Moğolların bu günkü karşılığı Amerika ise,O günkü hain Konya Sarayının bu günkü karşılığı da adeta Laik TC dir..

 

Gülen veya Tayyib gibi Tağut-Cip-Belam zındıklar ikisine de laf ettirmez!

Ne Amerika ve diğer dış tağutlara, ne de TC tağutuna! 

Mevlana ve Şems'in Kalenderi-Hurufi-Batıni oldukları direk Mesnevi, Fihi Mafih ve Eflaki'den açıkça görüleceği gibi; Moğoların sarayı ve halkı Cihaddan alıkoymaları, sapık tasavvufla uyuşturmaları için önden gönderdikleri birer Hain Ajan oldukları bahsi de tarihi vakıadır. Moğolların o dönemde klasik bir taktiği idi bu. Günümüzde de yok değil..

 

Aha işte Gülenist Nurcular ya da Halidi-Nakşi Tarikatler vs.. İşbirlikçi ve bidatçi kafirler! Bunlar mı önden giden atlılar! Hayır! Bir de kendilerini Akıncılara benzetirler utanmadan! Akıncılar “kurt aç kalır amma asla köpekleşmez” sözündeki gibi yaşayan İslam Savaşçıları idi, “Hilafet ve hamisi Saltanat; Laiklik ve meyvesi Demokrasi” başlıklı eserimde de misalleriyle tarihiyle anlattığım gibi; bunlar ılımlı ve bidatçi İslamcılar ise, “köpek kimin çanağını yalarsa onun borusunu öttürür” sözündeki gibi birer alçaktırlar, “Pavlus’dan Fethos Gülenos’a Tahrif ve İhanet” adlı eserimde tarihçesiyle birlikte anlattığım gibi.

 

Bunlar sadece kafirler tarafından işgal edecekleri yerlere veya işgale direnen yerlere önden gönderilen ajanlar! Gittikleri yerlerde Cihadı terk ettirip Amerika, Rus, Çin, Hint, Avrupa ve yerli işbirlikçi tağutlara “Ululemr” diye fetva veren ve onlara itaati nasihat eden Belamlar bunlar! Önce Okullarını açar Gülen veya Dergahlarını açar Tarikatlar; Afgana’a Irak’a Çeçenistan’a ki; Kafir orduları ve yerli hainlere karşı kimse bir kurşun atmasın! Muhabbet fedaileri olsunlar! Böylesi birer köpek, böyle bir kafir bunlar!

 

(Mevlana-Şems ikilisinin Moğol ajanı olmalarına dair bakınız; Prof Mikail Bayram-Selçuk Üniv.Tarih Bölüm Başkanı) 

4) Mevlana ve Şems’in Tapınakçılara benzeyen tek yönleri Batınilik Hurufilik vs Şeytanist akideleri değil, Ahlaken de benzerler, ikisi de Eşcinseldirler, halvetlere kapanırlar sık sık..Mevlana zındığı herkesi de kendisi gibi sandığı için olsa gerek ki Müminlerin Emiri, Ümmetin ak pak yüzü ve Serdar-ı Mücahidiyn Sultan Baybars hazretleri ve Halife Zahir Billah'a hakaret eden, pislikçe çamur atan bir hikaye dizdirir Mesnevide! Baybars; Ayn Calut'da Moğol’u ve Ermeni-Gürcü Haçlıları kestiği gibi, sonra Antakya'yı Tapınakçı Haçlı Şövalyelerden fethedip alığı ve İsmaili şiilerin vs Ehli Sünnet düşmanı sapık zındıkların kafasını kopardığı gibi, Maraş Afşin'e kadar gelip Moğol’a bir kez daha darbe indirdiği gibi, Cengaver Baybars, değil Celaleddin ve Şems ibneleri gibi lüks yaşamayı, değil haşa hainlik parasıyla, helal ganimet geliriyle bile yan gelip yatmayıp, ömrü boyunca at sırtından yere inmediği ve daha nice kafir ve zındıkın kuyruğuna bastığı gibi, az daha yakın gelip Konya'ya at sürüp bu iki köpeği de kesmemiş ya, daha ne diyem! Bu; Hülagü'cülükten dolayı Moğol Vezirin Mevlanaya para göndediği de Mevlevi kitab olan Eflaki'de geçer.. Yine, Mevlananın diğer şeyhi Burhaneddin Tirmizi'ye de türbe yapar Moğollar!

5) Mesnevi tam bir Porno kitabıdır! Güya Dini anlatmak için haşa sürekli erotik hatta açıkça pornografik hikayecikler anlatan, hikmetli öğütler vermek adına sürekli apış arasını kullanan bir zındık bu Celaledin Rumi!

"Eşekle İlişkiye giren kadın"  bahsini, Kabak hikayesini utanmadan alçakça ayrıntılarıyla anlatır.."Eşcinsel" Adam örneğinden, "Boynuzlu" Adam ve saklandığı ağaçtan karısını ve onun oynaşını görmesi gözetlemesi bahsine, "Hükümdarın karısı ile gizlide düşüp kalkan asker" ve onun çadır bahsine daha neler neler geçer Mesnevi'de. Biz Mevlevileri; bu sözde İslami eseri acaba “ailecek” oturup okuyabiliyorlar mı merak etmekteyiz! Herhangi bir M. Eğitim Bakanlığı baskısında bulmak mümkün 6 ciltlik olan yeşil kapaklı seri hala piyasada mesela.. 

6) Günümüzde yerli ve yabancı Tağutların gerek eski Diyalogcu hainler olan Mevlana ve Şemsi vs zevatı, gerek yeni Diyaloğcu hainleri şişirip durması da hain ve sapık oldukları içindir!

İhanetlerinin bir ödülü olarak önlerine atılan bir kemiktir; her yere mantar biter gibi rahatça serbestçe dergahlarını, derneklerini, partilerini, dersanelerini, ışık evlerini, vakıflarını ve medyalarını şirketlerini vs açabilmeleri!

islam-tr.net

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !