PKK’nın temel hedefi bu ülkede Türk-Kürt iç savaşıdır

                             İsveç’teki üç alçağın verdiği ipuçları Behiç KILIÇ
Bu köşede hep şunu yazıyoruz, “PKK çetesi Kürtlerin temsilcisi değil, onların başlarına beladır.”
PKK’nın temel hedefi bu ülkede Türk-Kürt iç savaşıdır...
“PKK’lıların kendilerini Kürt diye tanıtmaları” bir ABD-AB projesidir...
İspatı, en son İsveç’teki “soykırım saldırsı” ile ortadadır.
İşveç Parlamentosuna devşirilen üç hain, “Asuri, Keldani, Pontus işbirliği” başlığı altında “Ermeni tasarısına” baş figüranlık yaptılar...
Bunların deşifre olan kimliklerinde şu bilgilere rastlıyoruz...
Gülan Avcı adlı kadın, kendisini  “Vanlı Kürt” olarak tanıtsa da ailesinin Ermeni kökenli olduğuna ilişkin bilgiler basına yansıdı.
Van, 1915 olaylarında Ermeni çeteciler tarafından en fazla Müslümanın katledildiği ilimizdir. Ermeni çeteciler ise, Rus baskınını fırsat bilip, beraber yaşadıkları komşularına pala ile saldıran vahşilerdir. Bölgenin devşirmelerinin kendilerini Kürt diye takdim edip PKK’lılaştıklarını biliyorum... Öteki ikisine gelince...
Bunlar da Hristiyan-Süryani...
Çağdaş Haçlılar...
PKK ile ilişkileri de basına yansımış durumda!..
Ortaya çıkan tablo, PKK’nın kimliğidir. Kürt olmayan, Müslüman olmayan, Kürt kimliğini kullanan haçlılar...
Bir Vanlı, bir Ermeni tasarısında böyle bir duruş sergileyebilir mi?!.
“Bardakçı köyüne gidin gerçekleri öğrenin” derler adama... Ruslarla işbirliği yaparak, yaşlı kadın, erkek ve bebekleri canlı canlı kim yaktı?!
İsveç’in niyetini, parlamentosuna soktuğu bu tiplerin kimliklerinde bulmak mümkün!..
Haçlı ordusunun neferi gibi davranan kişiye “Anadolulu”  denebilir mi?!
Aralarındaki İbrahim Baylan adlı Süryani, iki yıl önceki İsveç Hükümeti’nin Eğitim Bakanı!..
Ne yapmış bu Eğitim Bakanı..
İsveç Hükümeti’nin kesesinden, çocuklar için onların Kürtçü militanlar olmasına temel oluşturacak kitapları basıp basıp göndermiş!.. Türkiye’yi idare edenlerin de hiç itirazı olmamış!.. Bu zat  “Eğitim Bakanı’yken Türkiye’yi ziyaret etmemesini, şanssızlık olarak!!” niteliyormuş...
Ortaya çıkan durum şudur...
Çağdaş Sevr saldırısının “Alçakları devşirme merkezi-üssü”  olan İsveç, ABD-AB planlamaları kapsamında Anadolu’da geniş bir tarama çalışması yapmış!.. Bunların, 1970’li yıllarda Ermeni çocuklarını, ASALA militanı olarak örgütledikleri bilinir... Aynı tarihlerde, Süryani-Keldani üzerinde de devşirmeler yaptıkları ortada... Göç aldıkları seçilmiş Süryani-Keldanilerin çocukları çok önemli, çok özel eğitimlere tabi tutulmuş, birer çok iyi eğitimli Türk düşmanları yaratılmış...
Bu devşirmeler, şimdi çok alçakça bir biçimde Türkiye’ye karşı etnik saldırının satılmış fertleri olarak kullanılıyorlar. Daha da vahimi var...
Bu saldırganlar yalnız değiller!.. Yani onlar, göğüslerinde Haçlı amblemini taşıyarak iş gören Truva atları... Bir de bunların Türkiye içerisinde işbirlikçileri var... Bunların kimler olduklarını siz biliyorsunuz; matbuattalar, siyasetteler, sermayedeler, üniversitedeler...
Ya, “Süryani Derneği’ne” ne demeli!!?
Mardin Midyat’taki Süryani Kültür Derneği Başkanı Yuhanna Aktaş, Kerimo ve Baylan’ın ‘evet’ oyuna ilişkin, ‘Tutumlarını iyi karşılıyoruz’ dedi. Aktaş, gerek İbrahim Baylan, gerekse Yılmaz Kerimo’nun “Türkiye Süryanilerini Avrupa’da çok iyi temsil ettiklerine inanıyoruz” demiş...
Buna “açılım, adamı havalara sokmuş” denebilir!!
*********************** 
                                           Şecaat arz ederken...
Savaş SÜZAL
Memleket içinde bezirgân siyaseti devam ederken Türkiye önemli aşamalar ve asırlarca kendisini etkileyecek gelişmelerin eşiğinde.
Nedendir bilinmez bizde usta politikacılık, usta yalancılık ve aktörlükle eş değerde. Oysa kendi uluslarına gerçekleri anlatan liderler öldükten sonra da adlarını ve namlarını tarih kitaplarında yaşatıyor. Güncel konulardan biri biliyorsunuz, Ermeni soykırımı yalanı. Bu konuda Ankara’da atılan palavra ve tehditleri kimse yemiş görünmüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Philip Gordon, Brookings Enstitüsünde Sabancı için düzenlenen toplantıda konuşurken, övgü sözleri arasına gizlediği önemli uyarılara yer verdi. Başta Obama yönetiminin Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna getirilmesini önlemek için ortada bir uzlaşma ve anlaşma olmadığını söyledi. Bu açıklama daha önce Ankara’dan yandaş basına sızdırılan tüm haberleri yalanlıyor.  Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi de, yeterli desteğe sahip olduğuna inandıkları an tasarıyı Genel Kurula oylamaya götüreceklerini bildirdi. Biliyorsunuz Başbakan Londra’dan çok da kesin olmayan bir konuşma tarzı ile 12 Nisan’daki Nükleer Enerji ve Silahlar zirvesine katılmayacağını söyledi. Gayet akıllı ve doğru bir hareket ama ben Tayyip Erdoğan’ın bu sözü tutacağına inanamıyorum. Bence Erdoğan bir fırsat yaratıp tekrar Washington’a gelecektir. Erdoğan Washington’u çok sever. Dün bir gazeteci arkadaşım, Tayyip Erdoğan’ın yedi yıl içinde 14 kez ABD’ye geldiğini hesaplamış. Ortalama yılda iki kez yani. Bu ülkeye başka bir ülke lideri bu kadar sık gelmedi. Öte yandan Büyükelçi Namık Tan’a görevinin başına git talimatı verilmedi. Görüldüğü gibi bu durum Amerika’yı çok da etkilemedi. Geçen gün bir başka Amerikalı yetkili Dışişlerinden James Steinberg, Büyükelçinin Ankara’ya çağrılmasını üzüntü ile karşıladıklarını söyledi. Ben çok da üzüldüklerini sanmıyorum ama adamlar nazik görünmek istiyor gibi. Unutmadan söyleyeyim, Irak seçimleri, Obama yönetimini cesaretlendirmiş ve Irak’tan birlik çekme operasyonunu hızlandırmaya karar vermişler. Kürt devletine korumalık görevimiz başlıyor demektir.  Başbakanın Londra’dan savurduğu tehditler arasında Türkiye’de kaçak olarak bulunan ve çalışan 100 bin Ermeninin sınır dışı edilmesi sözleri vardı. Acaba, ben mi kanunları bilmiyorum yoksa ülkeden ayrıldıktan sonra yetkililerin sorumlulukları mı değişti. Bir başbakanın kendi toprakları üzerinde 100 bin kaçağın yasa dışı bir şekilde çalışmasına izin vermesi suç değil mi? Bu kaçak göçmen ve işçileri sınır dışı edebilmek için nerede yaşayıp çalıştıklarını bilmek gerekir.  Ayrıca bu yüz bin kişi öylesine doktorluk mühendislik gibi elit işler yapmıyor. Ve benim yüz bin işsiz vatandaşımın iş kapısını kapatıyor. İkinci büyük suç da bu değil mi. Aklım hafızam almıyor. Fiilen adam suçunu övünerek söyleyebiliyor.  Evet, hani bir atasözü vardır. “Şecaat arz ederken sirkatin söylemek”. Yani en kibar açıklamasıyla,  “meydan okurken veya kahramanlık taslarken kendi suçunu itiraf eder”  anlamına geliyor. Bu arada kusura bakmasın ama Deniz Baykal ile aynı görüşte değilim.Dünyanın tüm uygar ülkelerine kaçak girip yasadışı çalışanlar yakalanınca sınır dışı edilir. Bu Amerika’da, Avrupa’da ve hatta Afrika ve Arap ülkelerinde de böyledir. Yalnız Ermenileri değil benim topraklarımda kaçak çalışan, İranlı, Nijeryalı, Sudanlı, Afganlı, Pakistanlı veya herhangi bir ülkeden kaçak işçi varsa sıkı takip edilip çıkarılmalı. Ve yerine benim evine ekmek götüremeyen işsizlerim konmalı.  Bunun için de kendisine Türk diyebilen vatandaşları ile kavgalı olmayan bir lidere ihtiyaç var.
**************** 
                                   El altında başka neler var?

Selcan TAŞÇI
Milliyet’e konuşan İbrahim Şahin, ‘PKK itirafçılarını TRT’ye çıkarır mısınız’ sorusuna, ‘Osman Öcalan’la röportaj yaptık. Çekmecemde duruyor. Yeri ve zamanı geldiğinde yayınlayacağız’ cevabını verdi. TRT Genel Müdürü’nün, Milliyet’ten Devrim Sevimay’a verdiği röportajı okuyunca bende yeni bir kanaat oluştu: “Bomba yüklü İbrahim Şahin’in yanında, ’bomba yüklü kamyon’un yaratacağı infial devede kulak kalır!” Şahin’in bombalarını sıralayayım, takdirini size bırakayım: Sabih Kanadoğlu  “Ben polise kapımı açmam, savcı gelsin ondan sonra”  demeseymiş, (Yani polisi eve sokup zamanında(!) gözaltına alınsaymış) TRT de haberi önceden vermiş olmayacakmış! Şahin’in 760 habercisi varmış, böyle şeyleri önceden bilmesine alışacakmışız. Onların hızına yetişmeye imkan var mıymış! Bu kadar iddialı laftan sonra tutarsız farkındayım ama... Efendim bu hızına yetişilemeyen, herşeyi herkesten evvel bilen TRT kadrosu, yedi düvelin sahte haham, binbir surat, ne idüğü belirsiz muhbir vs. diye, kırk gün kırk gece tartıştığı  “Tuncay Güney’in kim olduğunu bilmiyormuş.”  Şöyle diyor Şahin “Tuncay Güney’in geçmişini siz biliyor muydunuz, ben şahsen bilmiyordum. Bu yayınlar yapıldıktan sonra baktık ki, adam çok derin bir adam. Ben Tuncay Güney’i bizim yayında duydum.” Madalya da taktılar mı?
Reşadiye’deki PKK saldırısı haberini verirken TRT’nin  “Bu arada Ergenekon sanığı Albay Dursun Çiçek’in de Reşadiyeli olması dikkat çekici, ayrı bir husus” demesinden dolayı  “tepki falan”  görmemişler.
Konunun TBMM’ye taşındığının farkında değil herhalde... Bir an korktum, üzerine bir de “Tebrik telefonları aldık, hatta ne iyi ettiniz de, bir subayımızı PKK’lıymış gibi tanıttınız diye üstün hizmet madalyası taktılar” diyecek sandım. O kadarını demese de, “Askerler TRT’ye hiçbir şekilde tepki göstermez” demiş Şahin.  “TRT haberi ajite etti” diyen Aslan Güner’i, Genelkurmay İkinci Başkanı değil de sokağın köşesindeki bakkal amca sanıyor olabilir mi? Neyse merak eden açsın okusun. C4 ayarındaki asıl bombayı patlatalım yeter.
Röportaj boyunca  “kamu kurumuyuz, şöyle sorumluluğumuz var, böyle kırmızı çizgilerimiz var...” diyen, Tuncay Güney skandalından  “Sanırım yurt dışından geliyordum, benim haberim olmadı...”  diyerek,  Reşadiye skandalından da “Yanlış hatırlamıyorsam Ankara dışındaydım, bir bakmamız lazım”  diyerek sıyrılmaya çalışan İbrahim Şahin, Sevimay’ın  “Tuncay Güney’i canlı yayına çıkardığınız gibi mesela PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ı da çıkartır mısınız?”  sorusuna cevaben,  “Osman Öcalan’la da yaptığımız var. Çekmecemde duruyor. (Şaşırdığımızı görünce) Somut olarak gösterebilirim, abartmıyorum.” deyiveriyor.
                                           Çekmece açılımı
Diyaloğun daha da vahim olan devamı şöyle:
 “- Ne zaman yayınlayacaksınız?
- Yeri ve zamanı geldiğinde. Her şeyin daha iyi oturabileceği zaman dilimini gözlersiniz, ona göre yaparsınız.”
Haber Merkezi’nin yaptığı röportaj bandı bile Genel Müdür’ün çekmecesinde muhafaza ediliyorsa, bu cevap herşeyden evvel TRT’de Şahin’in izni, bilgisi olmadan nefes dahi alınmadığının, Fizan’da dahi olsa uçan kuştan haberi olduğunun kanıtıdır!
Özetle bize, yok muhabir maksadını aştı, yok moderatör duygusal körlük geçirmiş filan mazeretlerinin “hikaye” olduğunu düşündürür.
                                        Sanki MİT Müsteşarı
Osman Öcalan, yıllarca PKK’nın katliam emirlerini vermiş azılı bir terörist değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu eli kanlı katilin “iadesi” için didinmedi mi yıllarca?
TRT de o devletin bir organı değil mi?
Bu yönüyle bakıldığında, Habur’dakinden de daha büyük bir rezaletle karşı karşıya değil miyiz? Devletin televizyonu, PKK’nın başındaki adamın ayağına gidip, yüksek görüşlerine başvuruyor... Bir de dikkat edin “yeri ve zamanı geldiğinde kullanmak üzere.”
Bu habercilik mi? Yoksa psikolojik operasyon itirafı mı?
Osman Öcalan daha bir kaç gün önce, Reuters aracılığıyla İmralı’daki caninin ev hapsine alınmasını istedi. İbrahim Şahin, çekmecesinde sakladığı röportajı o zaman mı çıkarmayı planlıyor yoksa?
Şimdi değil de başka bir zaman yayımlandığında hangi işlevi yerine getirmiş olacak o röportaj? Kapanan açılımın kilidi mi olacak? PKK’nın siyasallaşmasını mı, yurt dışından gelen teröristlerin de  ”pişman olmadan“ pişmanlıktan yararlanmasını mı, TSK’nın elini kolunu bağlamayı mı, halkı birbirine kırdırıp kaostan zaferle çıkmayı mı? Neyi?
MİT’i değil TRT’yi yönettiğinizin farkında mısınız siz?
Ya haberciliğin çekmecede saklanmak üzere teröristlerle gizli görüşmeler yapmak olmadığının? O çekmecede başka neler var açıklayın Sayın Şahin?
Yeri ve zamanı geldiğinde kullanmak üzere, başka kimlerin kasetlerini bekletiyorsunuz elinizin altında?
                                Radyoları da çığrından çıkmış
Ayla Deniz, “Hep TV yayınları ele alınıyor, TRT’nin radyoları da dinlenemez durumda” diye yazmış. TRT 3’ün klasik ve batı müziği yayına karışan ‘vaaz’lardan, TRT 4’ün “ilkokul müsameresi” ayarındaki programlarından, TRT 1’in 15-20 yıl önce kaydedilmiş “Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu” programlarını yayınlamasından yakınan Deniz, TRT’nin radyo haberlerini de “propaganda saati” olarak tanımlayarak eklemiş:
“Haberden önce yanlış anlaşılmasın(!) diye haberin yorumu veriliyor. Sonuç olarak; TRT’yi hiç izlemiyorum, radyolarını arada bir ne abukluk var diye açıyorum.”

Neden Hedef TÜRKİYE?

Yorum Yaz