Embed

Rasmussen, Türkiye'yi Savunmaya Hazırız.

Rasmussen, Türkiye'yi Savunmaya Hazırız.

 

İki haberi peş peşe görelim.

RTE'nin neden, kimden aldığı destekle külhanbeyi tavırları takındığını ve sonunda söylediklerini yediğini, dış politikada neden şamar oğlanına döndüğümüzü sanırım daha net anlamış olacağız.

Rusya ve ABD arasındaki gizli anlaşmadan bahsediyordum.

İşte daha net su yüzüne çıkmaya başladı.

Suriye konusunda neden Libya gibi müdahale etmedikleri, edemedikleri belli olmuyor mu?

Türk dış politikasını planlayanlar neden ve nasıl ahmak yerine konduğu, kime koz olarak kullanıldığı belli olmuyor mu?

Bakalım nasıl bir sonuç çıkartacaksınız?


A. Dursun

***
Birinci Haber...

Rasmussen, 'Suriye'ye askeri müdahale niyetimiz yok'.

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, NATO olarak Suriye'ye askeri müdahalede bulunma niyetinde olmadıklarını söyledi.

AA
7 Eylül 2012

Bakü- Güney Kafkasya ziyareti kapsamında Ermenistan ve Gürcistan'dan sonra Azerbaycan'a gelen NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Azerbaycan Diplomasi Akademisi'nde eğitim alan öğrencilerle görüştü.

Suriye'de yaşanan olayları değerlendiren NATO Genel Sekreteri, "Suriye ve Libya'da yaşanan olayları kıyaslamak doğru olmaz. Libya konusunda elimizde BM'nin net olarak belirtilmiş kararı ve bölge ülkelerinin desteği vardı. Suriye konusu ise tamamen farklı ve burada en iyi çözüm siyasi çözüm olacaktır. NATO Suriye'de yaşananları ciddi şekilde takip etmektedir. NATO olarak Suriye'ye askeri müdahale niyetimiz yok fakat gerektiği takdirde ortağımız olan Türkiye'yi savunmaya hazırız" diye konuştu.

---

İkinci Haber...

'Rusya ile daha iyi ilişki içinde olmak istiyoruz'

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Amerikan yönetiminin bu ay içinde Rusya ile ticari ilişkilerini normalleştirmek istediğini söyledi.

Cumhuriyet/8 Eylül 2012

İstanbul - Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi dolayısıyla Rusya'nın Vladivostok kentinde bulunan Clinton, bunun sağlanabilmesi için gereken yasal düzenlemelerin yapılabilmesi konusunda, yönetimin Kongre ile işbirliği içinde olduğunu belirtti.
İlgili Haberler

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin de, küresel ekonomide düzelme sağlanabilmesi için korumacılıkla mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.

APEC zirvesine ev sahipliği yapan Cumhurbaşkanı Putin, dünya ekonomisi, özellikle de Avrupa'nın borç krizi konusunda kaygılı olduğunu söyledi.

Putin, "Öncelik, her şekliyle korumacılıkla mücadeleye verilmeli. Duvarlar değil, köprüler inşa edilmesi büyük önem taşıyor" dedi.

Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao ise, ülkesindeki ithal ürün talebini artırarak dünya ekonomisine yardımcı olmaya çalışma sözü verdi.

Cumhurbaşkanı Hu, "Günümüzde dünya ekonomisi yavaş yavaş düzelmekte. Ama hala istikrarı bozan unsurlar ve belirsizlikler mevcut. Uluslararası mali krizin etkileri henüz sona ermedi. Biz, ekonomik yapıda ayarlamalar yaparak ve enflasyonu kontrol altında tutarak, istikrarı korumakla sağlıklı bir büyüme sağlamak arasında denge kurmaya çalışacağız" dedi.

'Takvim belirsiz'

Rusya Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmakla birlikte Amerikan şirketlerinin Rusya ile normal ticaret yapabilmesini engelleyen bazı yasalar mevcut. 1974 tarihli Jackson-Vanik düzenlemesi, askıya alınmış olmakla birlikte hala yürürlükte kalmaya devam ediyor.

APEC zirvesine Başkan Barack Obama adına katılan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya'nın Asya-Pasifik bölgesinde daha büyük bir rol oynamaya kararlı olmasını memnunlukla karşıladığını söyledi.

Clinton, "Şirketlerimizin Rusya'ya girebilmesini sağlamak için, Jackson-Vanik uygulamasının sona erdirilmesi ve Rusya'ya daimi olarak normal ticaret ilişkisi statüsü verilmesi konusunda, Amerikan Kongresi'yle yakın işbirliği içindeyiz. Kongre'nin bu ay bu önemli yasayı geçireceğini umuyoruz." dedi.

Bununla birlikte Amerikan Kongresi'nde Moskova'nın İran ve Suriye'ye desteği konusundaki kaygılar sürüyor. Ayrıca Rusya'nın daha geniş anlamda insan hakları sicili de kaygı uyandırıyor. Dolayısıyla konuyla ilgili oylamanın zamanlaması henüz belirsiz.

 

  •  
  • *****
  • Suriye’ye stratejik bakış


    TÜRKER ERTÜRK
    23 Aralık 2011

    Tam 4 asır Osmanlı egemenliği altında yaşayan ve Büyük Savaş (1’inci Paylaşım Savaşı 1914-1918 ) sonrası Fransız mandası olan Suriye, 1946’da bağımsızlığını kazandı. En uzun kara sınırını paylaştığımız (822 km) güney komşumuz Suriye, Türkiye’nin yaklaşık dörtte biri büyüklüğünde olup nüfusu 22.5 milyondur.




    Ülkenin genel hatlarıyla demografik durumu; etnik köken olarak yüzde 88 Arap, yüzde 12 Kürt, Ermeni, Türkmen ve diğerleri, inanç bağlamında ise yüzde 70 Sünni, yüzde 15 Alevi, yüzde 10 Hıristiyan, yüzde 5 Dürzi, Yezidi, Rafızi, İsmaili ve diğerleridir. Bu rakamlar ülkedeki demografik çeşitliliği gösterebilmek için verilmiş olup çok sağlıklı olduklarını iddia etmek zordur. Çünkü ulaşacağınız her kaynak kendi bakış açısını destekleyecek şekilde bu verileri kısmen eğip bükmektedir.

    Suriye’nin 1958-1961 yılları arasında Mısır ve Nasır ile birlikte kalkıştığı Birleşik Arap Cumhuriyeti denemesi başarısız olmuştur. 1967 Arap-İsrail savaşında Suriye’ye ait olan Golan Tepeleri İsrail tarafından işgal edilmiştir. Su kaynakları bakımından da zengin olan 1300 mm² yüzölçümündeki bu bölgeyi İsrail 1984’te tek taraflı olarak ilhak etmiştir.

    Suriye 1963’ten beri Baas Partisi tarafından yönetilmektedir. Hafız Esad 1970’de kansız bir darbe ile işbaşına gelmiş; vefatı üzerine 2000’de devlet başkanlığına oğlu Beşar Esad getirilmiştir ve halen bu görevi sürdürmektedir. Suriye’de Batı standartlarında bir demokrasi olmadığı aşikârdır. Fakat böyle bir demokrasi için şartlar da henüz uygun değildir. Emperyal merkezlerin çıkarları öyle gerektirdiği için şartlar henüz olgunlaşmadan demokrasi adına kolayca yönlendirilebilecek çoğulculuğun getirilmesi istikrarsızlık, kan, kin ve gözyaşından başka bir şey getirmeyecektir. Afganistan’da, Irak’ta ve Kuzey Afrika’da gördüklerimiz bunun kanıtıdır.

    ‘Stratejik Derinlik’
    Suriye, Türkiye için çok önemli bir ülkedir. Bu önem; tarihi ve kültürel bağlarımızın yanında Suriye’de istikrarın sürmesi, bu ülke ile iyi komşuluk ve ticari ilişkilerimizin geliştirilmesiyle hem ülkemizin ve bölgemizin güvenliğine hem de ulusal ekonomimize katkısının çok büyük olmasından kaynaklanmaktadır.

    İsterseniz Suriye’nin stratejik öneminin bizim için ne olup olmadığını anlamak amacıyla, şu anda sürdürülen dış siyasetimizin en büyük patronu Sayın Ahmet Davutoğlu’nun 2001’de piyasaya çıkan “Stratejik Derinlik” kitabının sayfalarını bir karıştıralım.

    Şöyle diyor Dışişleri Bakanımız: “Türkiye ile Suriye arasında diyalogsuzluk sürdükçe kazanan Yunanistan ve İsrail olacaktır.”

    Aynen katılıyoruz. Ne oldu Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz platformuna, gerekirse havaya uçurulacaktı? Yunanistan Ege’de malı götürüyor, işgal altında adacıklarımız var. Hem de ekonomik olarak zor durumdayken, bizimle itişip kakışma imkanı yokken. İsrail Golan’ı vermek istemiyor, verse bile su kaynaklarını asla. Nereden mi biliyoruz? 1995’te İsrail-Suriye görüşmeleri sırasında İsrail Başbakanı Şimon Peres “Golan’ı terk etsek bile su kaynakları üzerindeki egemenliğimiz sürecek ve Suriye’nin su kaybı Türkiye’nin su kaynaklarından karşılanacak” diyor. Sizce Suriye istikrarsızlaşır ve karışırsa Golan’a ne olur? Gerçekten bakanımız haklı.

    Sayın Davutoğlu “Türkiye-İran-Irak üçgeni Mezopotamya-Basra hattını, Türkiye-Mısır-Suriye üçgeni Doğu Akdeniz hattının iç dinamiklerini dengeleyen oluşumlardır. Bu üçlü ilişkide Türkiye dışlanan ve yalnızlaşan taraf olmamaya azami özen göstermek zorundadır” diyor. Soruyorum, bu üçlü ilişkilerdeki ülkelerden İran, Irak, Suriye ve Mısır, hangisi ile aramız iyi?

    Bakanımız devam ediyor ve “Türkiye’nin belli aralıklarla Yunanistan ve Suriye ile gerginlikler yaşamaya alıştırılması, ağır sıklet güreşçisinin hafif sıkletlerle idman yapması gibidir ve Türkiye’nin gerçek potansiyelini kullanamaması sonucunu doğurmaktadır. Türkiye artık bu ölçeklerin üzerine çıkmak ve bu ülkelerle ilişkilerini daha büyük ölçekli politikaların alt unsurları olarak değerlendirmek zorundadır” diyor.

    “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz...”

    Biz de bu sözden hareketle Suriye’ye karşı yürüttüğümüz siyaseti haftaya Salı günkü köşe yazımızda masaya yatıracağız.

    Saygılar sunarım...

    aydinlikgazete.com

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !