Tao nedir-2

Durum böyle olunca sanı­rım bu hipotez yalnızca kısmen doğru oluyor. Psikologlar tarafından ortaya atılabilecek daha pek çok hi­potez var. Bunlardan bir tanesi son derece benmerkezci oldu­ğum, yani diğer insanlar hakkındaki yargılarımın temelde on­ların benim hakkımdaki yargılarıyla belirlendiği hipotezidir. Örneğin, birisi bana ne kadar düşmanca davrandığımı söyle­diğinde "Ne kadar düşmanca bir şey söylüyor! Düşmanca davranışları olan bir insan" ya da ne kadar zeki olduğum söy­lendiğinde, "böyle bir insan olduğumu anlayabilecek kadar zeki bir insan" ya da aptal olduğum söylendiğinde, "benim zekâmı anlayamayacak kadar aptal bir insan" diye düşünüyo­rum. Bu hipoteze göre ben bir ayna gibi değil, daha çok bir anti­ayna gibiyim (bu da ne demekse!). İşin komik yanı, tanı­dığım bazı insanlar oldukça ciddi bir şekilde benim için bu hi­potezi öne sürecekler ve biraz önce açıkladığım durumun te­melde benim benmerkezci tutumumdan doğduğunu söyleye­ceklerdir. Fakat bu insanların tümü de kendilerinin tümüyle benmerkezci olduklarını reddetmektedirler! Dürüst olmak ge­rekirse, bu hipotezin içinde bir parça gerçek payı var, ama çok fazla değil. Bu hipotezi büyük bir ölçüde reddetmemin nedeni, birisi bana belli bir nitelik yüklediğinde, o niteliği o insanda gören yalnızca ben değilim; ikimizi de tanıyan hemen herkes gerçekte bu niteliğin o insanda olduğunu temin ediyor. RAYMOND M. SMULLYAN Bu nedenle, yeniden, bir ayna olduğum hipotezine geri dönüyorum. Gerçekten de kendimi bir ayna gibi hissediyo­rum. Ve bir anlamda tüm evreni yansıttığımı düşünüyorum. 48 TAO SESSİZDİR 12. TAO HER YERDEDİR Tung­kuo Tzu, Chuang Tzu'ya "Tao dediğin şey nere­de?" diye sordu. Chuang Tzu, "Her yerde" diye yanıt verdi. Tung­kuo Tzu, "Daha belirgin hale getirmelisin" dediğinde Chuang Tzu "Şu karıncanın içinde" dedi. "Pe­ki daha alt düzeyde nerede?" "Şu otta." "Peki daha alt düzeyde var mı?' "Evet taşın içinde." "Peki daha da alt düzeyde?" "Bokunda ve sidiğinde". Tung­rçuo Tzu'nun söyleyecek başka bir şeyi kalmadı.1 H.G. Creel,2 yukarıdaki yazıya şöyle bir yorum getirmek­tedir: Bu, gerçekten de, William James'in ifadesinde olduğu gibi "katı" bir evren görüşüdür. İnsanın önemine ya da duygularına en küçük bir ayrıcalık tanımamaktadır. Ev­renin mutlak doğasının benim zihnim ile olan ilişkisi, yolun ortasındaki bir çakıl taşından ne daha fazla ne de daha azdır. Çinli Taoculann yanı sıra diğer insanlar da, insan ırkının önemini ortadan kaldıran bu tür bir görü­şü anlayabilirler. Ben durumu Creel'den daha farklı görüyorum (en azın­dan bu paragrafında; daha ileride durumu o da farklı görü­yor gibi). Chuang Tzu'nun yukarıdaki paragrafındaki bakış 1 Herrlee G, Creel, What Is Taoism?, (Chicago: University of Chicago Press, 1970, sf.31). 2 Aynı eser. 49 RAYMOND M. SMULLYAN açısının ne insan ırkının önemini ortadan kaldırdığına, ne de burada "katı" bir evren görüşü olduğuna inanıyorum. Bu, tümüyle bakış açısına bağlı. İnsanoğlunun karıncalar­dan, otlardan ve diğer şeylerden üstün olduğunu düşünen­ler tabii ki Chuang Tzu'nun paragrafını insan ırkının önemi­ni ortadan kaldıran bir şey olarak göreceklerdir. Fakat Chu­ang Tzu'nun paragrafı değişik bir şekilde, insan ırkını yer­mek olarak değil de diğer şeyleri yüceltmek ve güzelleştir­mek olarak da yorumlanabilir^ En azından benim verdiğim tepki bu şekilde. Aynı zamanda paragraftaki felsefenin "ka­tı" bir evren görüşü sunmadığına, katı zihinli gözlere öyle göründüğüne inanıyorum. Bence sevgi dolu bir zihin bu pa­ragrafı sevecek ve onu son derece""'^sevgi dolu" görecektir. Chuang Tzu'nun belirttiği gibi gerçek bir bilge olmak, bir ayna gibi olmaktır; herkes onda kendi özelliklerini görür. 50 TAO SESSİZDİR 13. TAO YÖNETMEZ Yüce Tao, Sağa ve sola, her yere akar. Her şey var olmak için ona bağlıdır. Ve Tao onları terk etmez. Yaptıklarının karşılığında hiçbir şey istemez. Her şeyi sever ve besler, Ama onları yönetmez. (Lao Tzu, çev: Alan Watts)1 Tao hakkında son derece güzel başka bir şey daha var; Tao asla hükmetmez! Her şeyi sever ve besler, ama onları yönetmez. Bu nedenle Tao son derece yardımcıdır; zorlayı­cı değil... Tanrı ile ilgili Musevi­Hıristiyan görüşünde son derece ka­tı bir şekilde üzerinde durulan konu Tann'ya itaattir. En bü­yük günahlar, "itaatsizlik, Tann'ya isyan, kibir, kişisel irade" vs.dir. Hıristiyanlar durmadan, "kişinin kendi iradesini tü­müyle Tann'ya teslim etmesi "nin önemi üzerinde dururlar. Şöyle derler: "Benim değil, senin istediğin olsun." Taocular ne kadar da farklı! Asla Tao'ya "itaat"ten bahset­mez, yalnızca Tao ile "uyum içinde olmak"tan bahsederler; ki bu da çok daha cazip görünüyor! Ve Tao ile uyum içinde ol­ 1 The Way of Zen, (Vintage Books, 1957), sf.18. 51 RAYMOND M. SMULLYAN mak ne "emderilen" bir şeydir, ne kişinin "görevi"dir, ne "ah­lak kurallarınca" istenen bir şeydir, ne de gelecekteki birtakım faydalar ya da kazançlar için yapılan bir şeydir. Zaten bu du­rumun kendi ödülleri vardır; bu durumun içinde ruhsal bir huzur vardır. Bu anlamda, Musevi­Hıristiyan öğretilerindeki "komünyon" (paylaşma, katılma) düşüncesine benzer. Taoculara garip gelen bir başka şey de, "kişinin kendi iradesini Tao'ya teslim etmesi"nden bahsedilmesidir. İlk olarak, Tao'nun kendi ­"iradesi" olduğunu söylemek tam olarak doğru değildir. Ta.o, ger çekte irade sahibi "değildir ve sanırım Taocular varlıkların kendi iradelerine sahip oldukla­rını kabul etmek eğilimindedirler; ama^bu konuyu geçelim. Ne olursa olsun, kişinin iradesini Tao'ya "teslim etmesi" dü­şüncesini uygun görmeyeceklerdir, çünkü insanların "birey­sel irade" olarak adlandırdıkları şey, Tao'nun bir parçasın­dan başka bir şey değildir. Taocular özgür iradeyi reddet­mezlejMkabul de etmezler, çünkü özgür iradenin gerekirliği çekişmesini akıl karıştırıcı bir ikilem olarak kabul ederler), yalnızca bizim "özgür irade" olarak adlandırdığımız şeyin Tao'nun işlevlerinin parçasından başka bir şey olmadığını söylerler. Goethe, doğaya karşı çıkmaya çalışırken, yalnızca doğa kanunlarına göre hareket ettiğimizi söylerken benzeri bir sezgiyi ifade ediyordu. Aynı şekilde Suzuki de Batılı in­sanların doğayı denetlediklerini ya da yendiklerini düşün­düklerini, ama böyle davranarak yalnızca doğa kanunlarına uygun hareket ettiklerini fark etmediklerini söyler. * İtiraf etmeliyim ki, tüm yaşamım boyunca "Tanrı'ya ita­at etme" düşüncesine karşı en üst düzeyde tepki gösterdim; "kişinin kendi iradesini Tann'ya teslim etmesi" düşüncesine Eğer bir insan bu durumun etkisini tümüyle fark edebilirse bir tur Sato­ri deneyimleyecegine inanıyorum. 52 TAO SESSİZDİR ise daha da büyük bir tepki gösterdim. Bazı Hıristiyanlar ki­birim, itaatsizliğim ve bencilliğim nedeniyle bu düşünceyi bu kadar rahatsız edici bulduğumu söyleyeceklerdir. Fakat gerçekten de öyle mi? Eğer yalnızca kendi irademi Tann'ya teslim etmeyi kabul etmeseydim, ama diğer insanların ken­di iradelerini Tanrı'ya teslim etmelerine aldırmasaydım o zaman bu itirazda bazı haklı yanlar bulabilirdim. Fakat du­rum böyle değil. Ben herhangi bir insanın kendi iradesini Tann'ya teslim etmesi düşüncesinden nefret ediyorum. Ger­çekten de sezgi sahibi olan bir varlığın kendi iradesini sezgi sahibi olan bir başka varlığa teslim ettiği herhangi bir du­rumdan nefret ediyorum. Birisinin emrettiği, diğerinin ise boyun eğdiği durumları kabul edemiyorum. Bununla birlikte, geçenlerde Alan Watts'ın bir yazısını okuduğumda bu durumun, olumsuz yanlarını hafifletici bir özelliğini fark ettim. Okuduğum yazıdan çıkan sonuç şuydu: Eğer bir insan kendi benliğini Tann'ya teslim etmeye karar verir ve benliğini köreltmeyle, arınma ve içsel bir disiplinle yıllar boyu uğraşırsa, sonunda birdenbire böylesine katı bir şekilde çabalayıp durduğu şeyin yalnızca bir yanılsama (illüz­yon) olduğunu fark ettiği bir düzeye ulaşır! Yani birdenbire, kendi iradesinin de Tann'nın iradesinin bir parçası olduğu­nu ve hatta "Tann'ya isyan" olarak adlandırdığı şeyin bile Tann'nın eylemlerinin bir parçası olduğunu anlar. Başka sözcüklerle ifade edersek, Tann'ya isyan etmemesi "gerekti­ğini" değil, zaten ona isyan edemeyeceğini anlar. Aynı şeyi daha az dini terimlerle ifade edersek, bu durum tıpkı daha önceden düşündüğü gibi doğayı denetlemediğini, aslında da­ha çok doğanın, kendini, doğayı denetlediğini düşünmesini sağlayacak şekilde denetlediğini fark eden bir insanın yaşa­dığı Satori benzeri bir farkındalığı andırır; aslında bundan 53 RAYMOND M. SMULLYAN daha da iyisi, ne o doğayı ne de doğa onu denetlemektedir, gerçekte o ve doğa birdir. (Kim bilir, belki de İsa, dördüncü İncil'de "Baba ve ben biriz" derken, gerçekte söylemeye ça­lıştığı şey buydu.) Eğer, "kişinin kendi iradesini Tanrı'ya teslim etmesi", gerçekten de Taocuların uyumuna ya da Zen Budacıların Satori'sine benzer mükemmel bir duruma ulaştırıyorsa, ta­bii ki o zaman bu konuda söylenecek bir şeyler olur. Örne­ğin bu sona ulaşmak­için­insanın böylesine ürkütücü bir ruhsal cimnastik uygulamash gerekli midir? Daha aklı başın­da bir yol yok mudur? Bu durumda yeniden, "itaat" ya­d3*"'iradesini teslim et­me" konusunda endişelenmeden, hatta "Tao ile uyum için­de olma" düşüncesine bile aldırmadan nehrin kenarında oturup, zaten Tao ile uyum içinde olan ve onu meydana ge­tiren şeylerin tadını çıkaran şu Taocu bilgeyi düşünüyorum. 54 TAO SESSİZDİR 14. TAO KİBİRLİ DEĞİLDİR Tao kibirli değildir, Ama kibiri de kınamaz. Kibirlilik Tao'dan gelir, Ama Tao'nun bir özelliği değildir. Tao, kibirden özgür olduğu için "Kibir" kavramını yaratmaya ne gerek var? Geçmişteki büyük insanlarca söylenmiş ve ne yazık ki "kibirli" olarak etiketlenen pek çok deyiş vardır. Bunlardan bazılarını gözden geçirmek ve alternatif bir bakış açısı sun­mak istiyorum. Ama önce kibir üzerine bir iki genel şey söyleyeyim. Sık sık insanların diğer insanları çabucak "kibirli" diye etiketle­diklerini ve "kibir" olarak adlandırdıkları bu özelliği genel­likle kendi içlerinde de taşıdıklarını gözlemledim. Örneğin beni ele alın: Burada, başkalarını kibirli olarak niteleyen in­sanların kendilerinin kibirli olduğunu söylüyorum. Bu kibir­lice bir şey değil mi? Şimdi şu deyişlerden birkaçına dönelim: 1. İnsanlara, Konfüçyüs'ü pek çok Batılı ahlakçıya tercih ettiğimi söyledim; çünkü Konfüçyüs "Şunu yapmalısınız; bunu yapmamalısınız" demez. Bunun yerine, "Üstün insan şöyle yapar; Bilge böyle yapar" der. Pek çok insan (hepsi de 55 RAYMOND M. SMULLYAN kibirlidir) buna şöyle tepki gösterir: "Konfüçyüs ne kadar da kibirli! Üstün insan'm ve Bilge'nin ne yaptığını söylemek haddine mi düşmüş?" Böyle insanlara ne diyebilirim ki! 2. Benzeri şekilde Lao Tzu da bu anlamda şu sözleri söy­lemiştir: Üstün insan Tao'yu duyduğunda Onu uygular (izler). , Sıradan bir insan Tâo'yu duyduğunda Onu önemsemez. Aptal bir insan Tao'yu duyduğunda Ona güler. Zaten gülmeseydi Tao da Tao olmazdı.1 Bazı insanlar bu sözlere de, "Yani küçük insanlar Tao'yu önemsemez ve gülerlerken Lao Tzu gerçekten anlayan bir 'üstün' insan olduğunu mu düşünüyor?" derler. Peki ya böyle insanlara ne diyebilirim? Söyleyeceğim herhangi bir şey, bu insanlarca yalnızca­bahane olarak görülecektir. Bel­ki de Lao Tzu'nun sözlerini anımsamalıyım: "İyi insanlar tartışmaz. Tartışanlar iyi değildirr" Ama canım biraz tartışmak istiyor. Şu an iyi bir insan ol­maktan çok tartışma isteğim var. Bu nedenle tartışacağım. Öne sürdüğüm düşünce komik denecek kadar basit, ne­redeyse saçma: Başkalanndaki üstünlüğü anlayan bir insa­nın kendini üstün bir insan olarak düşünmesi gerekmez. Bil­gelerin ne yaptığını bilmesi için bilge olması gerekmez. 1 Çeviri derlemesi. 56 TAO SESSİZDİR Konfüçyüs'e geri döndüğümüzde, o yalnızca kendini bir bilge olarak düşünmemekle kalmıyor, aynı zamanda kendi­nin bir bilge olduğunu söyleme arzusu da duymuyordu. Kü­çük değişikliklerle Lieh Tzu'nun Kitabı'ndan2 alınmış olan aşağıdaki diyaloga göz atın: Shang'dan gelen üst düzey bir memur, Konfüçyüs'e "Siz bir bilgesiniz değil mi?" diye sordu. Hayretle, "Bir bilge!" diye karşılık verdi Konfüçyüs, "Böy­le düşünmeye nasıl cesaret edebilirim? Ben fazla bilgisi olan bir adamım ama bir bilge olduğumu asla söyleyemem." Bunun üzerine memur, "Üç Kral bilge miydi?" diye sor­du. "Üç Kral çok bilgili ve çok cesurdular", diye yanıt verdi. "Ama onların bilge olup olmadıklarını bilmiyorum." "Ya Beş İmparator?" "Beş İmparator fedakârlıkta ve doğrulukta üstündüler, fakat onlann bilge olduğunu söyleyecek kadar ileriye gide­mem. " "Peki Üç Yüce Kişi? Onlar kesinlikle bilgeydi." "Üç Yüce Kişi yaşlarına uygun erdemlere sahiptiler, ama onların Bilge olup olmadıklarını gerçekten de söyleyemem. Memur şaşkınlık içinde, "o zaman gerçek bilge kim?" di­ye sordu. Konfüçyüs düşünceli bir şekilde baktı ve kısa bir sessizli­ğin ardından şöyle dedi: "Batı'nın insanları arasında, belki de gerçekten bilge olan birisi yaşar. Hiçbir şeyi yönetmez, gene de düzensizlik yoktur. Hiçbir şey söylemez, gene de 2 Lionel Giles, Taoist Teaching, (John Murray, Londra, 1959), sf.68. 57 RAYMOND M. SMULLYAN herkes ona doğal bir şekilde güvenir. Hiçbir yenilik yapmaz, ama gene de doğru yönetim kendiliğinden ve evrensel bir şekilde oluşur. O kadar yüce ve anlaşılmaz birisidir ki, in­sanlar ona verecek bir isim bulamazlar. Bu adamın bir Bil­ge olmasından şüpheleniyorum, ama doğrusunu isterseniz bir Bilge mi değil mi bilmiyorum."3 3. İsa şöyle demişti: "Baba, onları bağışla, çünkü ne yap­tıklarını bilmiyorlar." Pek çok insan bana, bunu kibirli bul­duklarını söylediler. "Şu İsa böylesine üstün, tenezzül edici, kibirli, bağışlayıcı bir tavır takınmaya nasıl cüret edebilmiş." Oysa İsa'nın "Sizi bağışlıyorum" demediğine, "Baba onları bağışla" dediğine ve bunların ikisinin barklı olduğuna dikkat edilmelidir. 4. Bir efsaneye göre Buda, doğduğu zaman "Göklerin üs­tünde ve altında Şanlı insanım!" diye bağırmıştır. Pek çok insan bunu kibirlilik olarak adlandırsa da ben, samimi olmak gerekirse yeni doğmuş bir bebekte kibir olma­sı düşüncesini oldukça komik buluyorum. Buda'nın söyledi­ği şeyi beğeniyor ve onaylıyorum, ama Zen Ustası Yün­men'in bu konu üzerindeki yorumunu da aynı şekilde sevi­yor ve onaylıyorum. Yün­men, eğer Buda bu sözleri söyler­ken orada olsaydı onu o an öldürüp cesedini köpeklere ata­cağını söylemiştir! 3 Konfüçyüs için, bunlardan bazıları dikkat çekici bir şekilde Taocudur. Örneğin, "Hiçbir yenilik yapmaz, ama gene de doğru yönetim kendili­ğinden ve evrensel bir şekilde oluşur" sözleri. Pek çok insan "Batı'daki bu bilgenin" kim olduğunu merak eder. Erken Hıristiyan misyonerler bunun İsa olduğunu düşünmüşlerdir. Diğerleri ise, Konfüçyüs'ün şöyle ya da böyle çağdaşı olduğu gerçeğinin ışığını altında bu insanın Buda ol­duğunu düşünmektedirler. 58 TAO SESSİZDİR Lütfen beni yanlış anlamayın. Yün­men'in bebek Buda'yı öldürüp cesedini köpeklerin önüne atmasını tabii ki onayla­mazdım. Ben yalnızca söylediklerini onaylıyor ve söylediği şeyden hoşlanıyorum. Bu ifade açıkça, Buda'nın Tanrılaştı­rılmasına ve Buda'ya tapmmanın aydınlanmaya götüren bir yol olarak düşünülmesine karşı bir tepki olarak kullanılmış­tır. Aklıma gelmişken, Zen Ustaları Buda'ya tapmmaya kar­şı çıkmazlar, bazıları ona tapınır bazılarıysa tapınmaz, * ama hepsi de Buda'ya tapınmanın, ne tür bir değeri olursa olsun, aydınlanma sorusunun dışında olduğunda görüş birliği için­dedirler. Gerçekten de insan bir şeye, onu anlamanın bir be­deli olarak "tapınır"! İnsan bir şeye tapınırken, tapındığı şe­yi kendinin bir parçası yapmak yerine kendinden uzaklaştır­mak eğilimindedir. Eğer insanın vitamine ihtiyacı varsa, o vitaminleri almak yerine onlara tapınması aptalca bir şey ol­maz mı? Suyun içinde yaşayan bir balık, içinde bulunduğu suya çok zor tapınır. Tao'nun içinde yaşayan bir Bilge, Tao'ya çok zor tapınır! Buda'ya ya da Buda Dogası'na ta­pınmak, Buda Doğası'nı elde etmenin bir bedeli olabilir. Sa­nırım Yün­men'in gerçekte söylediği şey buydu. Ne olursa olsun, Yün­men'in bu sözleri, bebek Buda'nın "kibirli" ol­duğunu düşündüğü için söylediğine inanmıyorum. 15. Bölüm'e bakın. 59 RAYMOND M. SMULLYAN 15. BUDA'YA TAPINMAK İsa yalnızca Dördüncü _İnciTde­ Tann'nm insan şekline girmiş hali olduğunu iddia etmekte ya da iddia­ ediyor gibi görünmektedir. İşte burada "Baba ve ben biriz" demiştir. Ama "Baba ve siz aynı değilsiniz", diye eklemiş midir? Ken­dinin, diğer fanilerde bulunmayan ^2el bir dini duruma sa­hip olduğuna dair bir imada­bulunmuş olabilirdi. Ama böy­le bir şey söylememiştir. "Baba ve ben biriz" ifadesinden yal­nızca Tann'nm insan şeklinde belirmesi yerine İsa'nın insan şeklinde belirmiş bir varlık olduğu gerçeği çıkar. Pek çok Hindu ya da Vedantacı "Brahman ve ben biriz" der ve böy­le derken de tüm evrende aynı zamanda ben, sen ve Brah­man olan bir tek öz olduğunu anlatmaya çalışırlar, ama asla pek çok Hıristiyan tarafından inanıldığı gibi İsa'nın sahip ol­duğu düşünülen eşsiz bir tür İlahi Varlık düşüncesine benzer bir şeyi iddia etmezler. Bazı Hıristiyanlar, İsa'nın Tanrı'nın bedenlenmiş şekli ol­duğunu düşünmek yerine onun büyük bir dini öğretmen ve yenilikçi olan sıradışı aydınlanmış bir insan olduğunu düşün­meyi tercih ederler. Bazıları bu inanca, Dördüncü İncil'in güvenilirliğini kabul etmeyerek ulaşmışlardır. Fakat, daha önceden de belirtmeye çalıştığım gibi, Dördüncü İncil tüm faniler içinde yalnızca İsa'nın Tanrı'nın bedenlenmiş hali ol­duğuna inanmayı gerektirmeden olduğu gibi ele alınabilir. 60 TAO SESSİZDİR Ama Dördüncü İncil var olduğu için ve onu biraz önce yaptığım gibi tutucu olmayan bir şekilde yorumlamaya ge­rek duymadığıma göre, bir Hıristiyanın İsa'nın insan şeklin­de bedenlenmiş bir varlık olduğunu kanıtlayacak bazı delil­ler olduğunu söylemesi adaletsiz bir şey olmayacaktır. Ben, kişisel olarak bu tür delillerden şüphelenirim, ama başka in­sanların değişik şekilde düşünmelerini anlayabilirim. Bu ne­denle, Hıristiyanların İsa'ya gerçek bir Tanrı olarak tapın­malarını bir ölçüde anlamlı bulabilirim. Ama asıl anlayamadığım şey, Buda'nm açıkça bir Tanrı olduğunu reddetmesine karşın Budacıların Buda'ya bir Tan­rı olarak tapınmaları. İsa'nın durumu farklı; ilk üç İncil'de ne kendinin bir Tanrı olduğunu söyler, ne de bunu reddeder ve dördüncü İncil'de en azından böyle söyler gibi görünür. Bu nedenle de bazı Hıristiyanlar İsa'ya bir Tann olarak tapınır­lar. Fakat bir Budacı, Buda kendi sözleriyle kesinlikle bunun tersini söylerken nasıl ona tapınır? Acaba insanlar Buda'nm gerçekte bir Tanrı olduğunu ama bu gerçeğin farkında olma­dığını mı düşünüyorlar? Bu, mantıksal açıdan olası, ama ger­çekten uzak ve hayal ürünü bir şey olarak görünüyor. İnsanların bir şeyleri "Tanrılaştırma" ve onları okült bir şeylerin içine katıp, gerçekte sahip olmadıkları telepatik ve doğaüstü bir şeyler ekleme ihtiyacı duymaları ne kadar da ga­rip. Tanıdığım bir sürü zeki insanın, ki bunların çoğu ünlü bi­limciler ve matematikçiler, telepatik güçleri, zihin okuma nu­maralan yapan sihirbazlara atfetmeleri dikkat çekici bir du­rum. Yıllarca profesyonel sihirbazlık ve zihin okuyuculuğu (aynen öyle!) yaptığım için neden bahsettiğimi biliyorum! He­men hemen tüm zihin okuma gösterilerinin yöntemlerini bili­yorum ve aynı zamanda bunlann oldukça zeki numaralardan 61 RAYMOND M. SMULLYAN başka bir şey olmadıklarını da biliyorum. İşin en ilginç yanı, bazen insanlar bana telepati yeteneğim olduğunu söylerler ve ben böyle bir yeteneğe sahip olmadığıma yemin etsem de ba­na inanmazlar! Onlara defalarca, "bu yalnızca bir 07un/ Hep­sinin de basit açıklamaları var ve eğer ahlak kuralları bu sırla­rı açıklamama izin verse kendinizin de aynı şeyi yapabileceği­nizi görürdünüz", dedim. Ama bana inanmayı reddettiler! Aynı şekilde, sanırım bazı insanların da Buda'nın bir Tanrı olduğunda direnmeleri, ­basit "bir şekilde birilerini ya da bir şeyleri "Tanrılaştırma" ihtiyaçlarından doğmaktadır. Ve bunu da zavallı Buda'nın üzerinde uygularlar! Daha da kötüsü, bazıları Buda'nın­hgykellerini Tanrılaştır­makta direnirler! Bu tür uygulamalar, Museviler tarafından putperestlik olarak adlandırılır. Zen ustaları bu duruma kar­şı çıkarken Musevilere benzerler ama onlar doğrudan doğru­ya Buda'nın Tannlaştınlmasma karşı çıkarlar. Bu durum için "Yolda­karşına Buda çıkarsa onu öldür!"* ya da "Buda'nın adını her ağzına alışında ağzını yıka!" gibi şeyler söylerler. İşte Buda'ya tapmak ile ona bir Tanrı olarak tapmak ara­sındaki tüm fark budur! İnsanların çoğu Buda'ya, benim, gerçekte birer Tanrı olmayan Beethoven'a ya da Mozart'a taptığım gibi tapmaktadırlar. Bu anlamda Buda'ya tapmak oldukça farklı bir şeydir ve sanırim büyük ruhsal değerlere sahiptir. Buda'ya tapınma konusunda size dört farklı olay anlatmak istiyorum. İlki, soğuk bir kış günü bir tapmağa sığınan ve yakacak bir şeyler arayan Zen Ustası'nın herkesçe bilinen hikâyesi. Zen Ustası, çevrede yakacak başka bir şey bulamayınca Buda'nın * Bu sözler, gerçekle arana kimseyi ya da hiçbir şeyi sokma anlamında kul­lanılmaktadır.­Ç. N. 62 TAO SESSİZDİR tahta heykelini parçalayıp onu ateşe atar. O an içeriye giren bir rahip bu "günahkârlık" karşısında dehşete düşer. Usta gü­lümser ve ona, tahtadan başka bir şey yakmadığını, yaptığı şeyi Buda'nın da anlayışla karşılayacağını söyler. Bunun üze­rine büyük bir tartışma başlar ve insan, bu olaydan Usta'nm gerçek bir inanan ve "doğru yolu izleyen" insan olduğu, rahi­bin ise putperestten başka bir şey olmadığı sonucunu çıkarır. Bu hikâye birazcık, İsa'nın Haiku'sunu anımsatmaktadır: Yüce Buda'nın burun deliklerinden Yuva yapmış bir çift kırlangıç uçtu.1 Bu şiir beni, yukarıdaki hikâyeden çok daha fazla etkile­di! Aynı metal kütlesinin birbirinden tümüyle farklı iki şekil­de görülebileceğinin fark edilmesi ne kadar da şaşırtıcı bir şey: Bir Buda heykeli olarak ya da kuşların yuva yapabilece­ği iki kocaman delikten (burun delikleri) oluşan tümüyle fi­ziksel bir nesne. Aynı nesnenin nasıl da birbirinden tümüy­le farklı böyle iki işlevi var! "Kuş yuvası" olarak işlev görme­si bir anlamda diğerinden çok daha kutsal değil mi? (Belki Zen Ustası da tahta Buda heykeli konusunda aynı'şeyi dü­şünmüştü.) Ayrıca, bir çift kuşun Buda heykeline "tapınmak­tan" ya da "saygı göstermekten" böylesine özgürce, böylesi­ne masumca, onu bir yuva olarak kullanmaları düşüncesini çok seviyorum. Heykelin "Buda doğası", o heykelin bir kuş yuvasına uygun oluşuyla tümüyle ilgisiz bir şeydir. Bir ormanın içinde böyle bir Buda heykelinin karşısında, kuş yuvalarının farkında olmadan dururken, bu tür bir ola­yın neden olacağı inanılmaz şaşkınlığı hayal edebiliyor mu­ 1 R.H. Blyth'a göre, bu büyük Buda heykeli Nara'dakiya da Kamakura'da­ki heykeldir. Bkz. Haiku (Hokuseido Press, 1950), 2. Cilt, sf.216. 63 RAYMOND M. SMULLYAN sunuz? Birdenbire, en ufak bir uyan olmadan kanat sesleri duyarsınız ve iki kuş çıkıverir! Böyle bir anda Satori'ye ulaş­mayı hayal edemiyor musunuz? Konudan biraz daha uzaklaşırsak, yukarıdaki haiku bana Buson'un herkesçe bilinen şu haikusunu anımsattı: Tapmak çanının üzerinde Bir kelebek uyuyor.2 Şimdi de ikinci hikâyeye bakalım: Bir Zen Ustasf Buda heykeline taparken yanına bir izdeşi yaklaştı ve "Ustam, ne­den Buda'ya tapıyorsunuz? Sanırım Zen^bize böyle yapma­mamız gerektiğini söylüyor. Bazı Zen Ustaları Buda'ya tü­kürmez mi?" diye sordu. "Evet", diye yanıt verdi Usta. "Ba­zıları Buda'ya tükürür, bense ona tapmayı tercih ediyorum." Oldukça hoşlandığım üçüncü hikâye de şöyle: Bir Zen Ustası Buda heykeline tapıyordu. Yanma bir rahip geldi ve "Neden Buda'ya tapıyorsun?" diye sordu. "Buda'ya tapmayı seviyorum." "Fakat sanınm insanın Buda'ya taparak aydınlanmaya ulaşamayacağı söylenmiştir." "Ben aydınmaya ulaşmak için Buda'ya tapmıyorum." "O zaman neden tapıyorsun? Bir nedenin olmalı." "Hiçbir nedeni yok. Yâlnızca Buda'ya tapınmayı seviyo­rum o kadar." "Ama bir şeyler arıyor olmalısın; bir sonuca ulaşmak için tapıyor olmalısın." 2 Aynı eser, sf.258. 64 TAO SESSİZDİR "Belli bir sonuca ulaşmak için tapmıyorum." "O zaman neden tapıyorsun? Bir nedenin olmalı. "Hiçbir nedeni yok. Yalnızca Buda'ya tapınmayı seviyo­rum o kadar." "Ama bir şeyler arıyor olmalısın; bir sonuca ulaşmak için tapıyor olmalısın." "Belli bir sonuca ulaşmak için tapmıyorum." "Peki niçin tapıyorsun o zaman? Buda'ya tapınmaktaki amacın ne?" Bunun üzerine Zen Ustası, rahibin suratına sıkı bir tokat yapıştırdı. Usta'nm, rahibi "kâfir" ya da "dinsiz" olduğu için ya da benzeri bir nedenle tokatlamadığının anlaşılması son derece önemlidir; yalnızca rahatsız olmuştur. Rahibi tokatlama amaca, Buda'ya tapınma amacından farklı bir şey değildi. Eğer Usta'nın yerinde ben olsaydım, benim de içimden ra­hibi tokatlamak gelirdi. Bana göre hiçbir şey, bir insana dur­madan, yaptığı şeyin "amacının" ne olduğunu sorup durarak onu sinirlendirmekten daha saldırganca ve daha düşmanca değildir. Yaşamm en güzel ve en önemli eylemlerinden bazı­ları hiçbir amaç olmadan yapılır; aslında bir amaca hizmet etseler de bu amaçlar oldukça farklı şeylerdir! Bazen Batılı­ların bunu anlamaları çok güç olur. Bu konuda daha ileride bol bol konuşacağım. Size dördüncü hikâyeyi anlatmadan önce, saygı ve saygı­sızlık konusunda birkaç şey söylemek istiyorum. İnsanların çoğunun kendilerini aşırı bir uca ya da diğer aşın uca gitmek zorunda hissetmelerini üzücü buluyorum. Bir yanda daima ciddi bir şekilde saygılı olmakta direnen ve herhangi bir say­gısızlık karşısında şaşkınlıktan dehşete düşen insanlar, diğer 65 RAYMOND M. SMULLYAN yanda ise, saygısızlıktan hoşlanan ve daima saygı gibi şeyle­ri hor gören ve bu tür şeylerden nefret eden insanlar vardır. Taocular mutlu bir yol buldukları için beni çok etkilemekte­dirler; onların yoğun bir şekilde saygılı ya da saygısız olduk­larını pek ender gördüm. Diğer yandan Zen ustalarının bir an son derece saygılı, hemen ardından da olunabilecek kadar saygısız olmak ve bu durumların ikisi arasında en ufak bir fark görmemek konusunda inanılmaz bir becerileri vardır. Size Buda'ya tapınmak konusunda üç hikâye anlattım. Bunlardan ikisi, saygı duymayı gerektiren hiçbir" ilke"olma­dan doğal bir şekilde saygı duymayı göstermektedirler. Di­ğer hikâye (tahka heykelleri yakmakla jjgili olanı) ise saygı­yı ve saygısızlığı son derece hoş bir şekilde birleştirmektedir. Şimdi size, daha derin bir düzeyde tümüyle saygı ve saygı­sızlık sınıflandırmalarının üstüne çıkan, oldukça saygısız dördüncü bir hikâye anlatacağım. Bir rahip, Zen Ustası Ma­Tsu'ya aydınlanma isteğiyle ge­lir ve şöyle sorar: "Buda'nın mutlak mesajı nedir?" "Sana göstereceğim", diye yanıt verir. Usta, "Ama böyle ciddi bir meseleyi tartışmadan önce ilk olarak Buda'nın önünde eğilmelisin." Rahip uysalca itaat eder ve selamlama pozisyonunda ye­re kapandığında Usta, rahibin kıçına sert bir tekme yapıştı­rır. Bu beklenmedik tekme, rahibi ani ve şiddetli bir gülme krizine sokar ve hastalıklı kararsızlıklarının tümü çözülür; rahip o anda "ani aydınlanma"ya ulaşır. Bu olayın ardından yıllar boyunca, karşılaştığı herkese, "Ma­Tsu'dan o tekmeyi yediğimden beri kendimi gülmek­ten alamıyorum" der. TAO SESSİZDİR 16. TAO'NUN İÇİNDE OLMAK Musevi­Hıristiyan dinlerinde insan sık sık, "Tanrı korku­su" ve "Tanrı sevgisi" sözlerini duyar; ayrıca tabii ki "Tan­rı'ya itaat". Erken Çin Taoculuğunda, "Tao sevgisi" terimi kullanılmamıştır (hele "Tao korkusu" terimi asla!). Bunun yerine "Tao ile uyum içinde olmak" terimi kullanılmıştır. Tao korkusu son derece gülünç bir şeydir! Tao her şeyi sever ve besler, ama onlara hükmetmez! Tao tümüyle dost ve yardımseverdir; yalnızca kendine inananlara ya da ken­dini "kurtarıcısı olarak görenlere" değil herkese dostça dav­ranır. Bu nedenle, onu sevmek üzerinde durulmamaktadır. Tao'yu sevmeyi emretmek, bir insana en yakın dostunu sev­mesini emretmek kadar aptalca bir şeydir! Oysa İncil, bunun tam tersi bir şekilde bize şöyle emreder: "Tann'yı tüm kalbinizle ve tüm gücünüzle sevin." Bize ayrı­ca kurtuluşu aramamız da emredilmiştir; kurtuluşu aramak görevimizdir, en büyük amacımız kurtarılmaktır. Gerçekten de bazı Protestan mezhepler insanın amacının, "Tann'yı sev­mek ve ondan sonsuza kadar hoşlanmak" olduğunu söylerler. Oysa Taocular ne kendilerine "emredildiği" ne de böyle bir "görevleri" olduğu için Tao'nun içindedirler; ne kadar ga­rip değil mi? Tao'dan hiçbir şey beklemezler; ne "ruhlannı 67 RAYMOND M. SMULLYAN kurtarmak" peşinde koşarlar ne de birtakım "gelecek ödülle­ri" ararlar. Taocunun, Tao'nun içinde olmasının hiçbir ama­cı yoktur. Yalnızca orada olmaktan zevk aldığı için Tao'nun içindedir. Bazı arkadaşlarımız ve bir sürü çocuk Elka Park'taki dağ evimize bizi ziyaret etmeye (bazen uzun dönemler boyunca) geldiklerinde de durum buna benzer. Ne böyle bir görevle­ri olduğu, ne kendilerine böyle emredildiği, ne de gelecekte elde edecekleri birtakım iyi şeyler için bizimle beraber olur­lar. Bize gelirler, çünkü çocukların sözleriyle: "Bürayi' sevi­yoruz. " TAO SESSİZDİR 17. TAO KENDİLİĞİNDENDİR Ring of Bright Water adlı filmde, erkek kahramanın (bir yazar) ve kadın kahramanın (kasaba doktoru) harikulade bir manzarayı izledikleri bölüm son derece etkileyicidir. Erkek kahraman içini çeker ve "İşimin başına dönmeliyim" der. "Yaşamımın geri kalanını zamanımı boşa harcayarak geçire­mem." Kadın kahraman ise şöyle bir yorumda bulunur: "Eğer bir amaca hizmet etmiyorsa neden böyle yapmayasın." Öykünün en çekici yanlarından bir tanesi de bu amacı açıkça belirlememesiydi. Tao'nun bir amacı var mıdır? Bir zamanlar materyalist, ateist ve biyolog bir hanıma evrenin bir amacı olduğuna ina­nıp inanmadığını sordum. Bana şöyle bir yanıt verdi: "Ha­yır, bence evrenin bir amacı değil bir yönü var." Bu olduk­ça ilginç ve bir yandan da oldukça Taocu bir yanıttı. Tao'ya bir amaç yüklemek bir tür A­Taoculuktur. Tao'nun içsel il­kesi amaç değil, kendiliğinden olmaktır. Musevi­Hıristiyan Tanrısının tersine Tao, nesneleri yaratmaz ya da biçimle­mez; bunun yerine onlara doğru "büyür" ya da onlara "kim­lik kazandırır". Lao Tzu'nun ruhuyla şöyle söyleyebiliriz: Tao'nun hiçbir amacı yoktur; Bu nedenle de tüm amaçlarını Mükemmel bir şekilde yerine getirir. 69 RAYMOND M. SMULLYAN "Buda'ya Tapınmak" bölümünde bir amaca sahip olmak ile bir amaca hizmet etmek ya da bir amacı yerine getirmek arasında bir aynm yaptım. Örneğin, bir ağacın büyümekte bir amacının olup olmadığı ya da bir nehrin akmasında bir amacının olup olmadığı sorgulanabilir. Gene de bu varlıklar bir amaca hizmet ediyormuş gibi görünmektedirler. Buna şu şekilde itiraz edenler olabilir: "Fakat insanoğlu ağaçlarla ya da nehirlerle kıyaslanmamalıdır. İnsan düşünen bir varlıktır ve bu duruma uygun ojarak­da­yapfcığı şeyin bir amacı var­dır." Bu tarz bir yaklaşım Taocu düşünce ile Batılıların ad­landırdıkları şekliyle "mantıklı" düşünce arasındaki ayrımı çok iyi belirler! Kendi "mantıklılıklarıyla" övünen pek çok düşünürün, mantıklı insanoğlunun daima mantıklı bir ama­ca sahip olması gerektiğini düşünmeleri ne yazık ki oldukça tipik bir şeydir. Neyse ki tüm Batılılar böyle değil. Yaşamla­rının ileri dönemlerinde şu tür şeyler yazan yazarları çok se­viyorum: "Yaşamım boyunca yaptığım şeylerin çoğunu, o an bir amacım olmadan yaptım. Ama şu an dönüp de geriye baktığımda onların altında yatan amaçları görebiliyorum." Aklıma gelmişken, yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için, bir amacı olan insanlara karşı olmadığımı söylemeliyim; ben yalnızca bir insanın daima bir amacı olması gerektiği dü­şüncesine karşı çıkıyorum. Taoculann da bir amaca sahip ol­ma düşüncesine karşı çıktıklarına inanmıyorum. Sanırım Ta­ocu, tıpkı kendiliğinden doğan "amaçsız" eylemin bazen bü­yük bir amaca hizmet etmesi gibi, bir amaca sahip olmanın da bazen iyi bir amaca hizmet ettiğini düşünecektir. Bir insana durmadan amacının ne olduğunun sorulması­nı son derece düşmanca ve yıkıcı bir şey olarak gördüğümü daha önceden de söylemiştim. Bir zamanlar başarısız bir müzisyenin başarılı bir müzisyene "Gerçekten de kendine 70 TAO SESSİZDİR niçin konserler vermek istediğini sorman gerektiğine inanı­yorum" dediğini anımsıyorum. Bu, bana korkunç bir şey olarak görünmüştü. Başarılı bir müzisyen kendine niçin konser vermek istediğini sormak gibi aptalca bir şeyi neden yapsın? Yalnızca konser vermek istemesi yeterli değil mi? Belki birisi de Jean D'Arc'a şöyle demiş olabilir: "Jean, ger­çekten de kendine neden tüm bu savaşlarda çarpışmak iste­diğini sorman gerektiğini düşünüyorum!" Bazen, yetenekli bir müzisyene "Neden konserler ver­mek istiyorsun?" diye sorulan bir soruya verilecek en uygun yanıtın ne olduğunu merak ederim. Belki de "kemancı" adındaki şu küçük şiir böyle bir soruya verilebilecek mü­kemmel bir yanıt olabilir: Kemana çalar. Kimse dinlemese bile Kemancı gene de çalar. Bir diğer iyi yanıt da Bukkoku Kakushi1 tarafmdan yazıl­mış olan şu Zen şiiri olabilir: Pirinç tarlasını korumaya çalışmasa da davetsiz misafirlerden. Aslında amaçsızca durmuyor Bostan korkuluğu Bu soruya verilebilecek bir diğer iyi yanıt da İkkyu'nun, "Kemancı" şiirinin ruhunda yazılmış olan şiiri ve R.H. Blyth'in bu şiir için Zen ve Zen Klasikleri adlı kitabında yazmış olduğu yorumdur: 1 D.T. Suzuki, Zen and Japanese Culture, sf.lOO (Pantheon Book, 1959). 71 RAYMOND M. SMULLYAN Bir şeyler yazmak Ve bunları ardımızda bırakmak Bir rüyadır yalnızca. Uyandığımızda biliriz ki Hiç kimse yoktur onu okuyacak. Ve Blyth'in söyledikleri: Bu şiir, İskelet 'in ana düşüncesidir. Shakespeare tüm oyunlarını bu aşkın ruhla yazmıştır. Onları yazdığı an­ki sıkıntı ve esrimenirr, yazdığı haliyle kalıp kalmayaca­ğına, hatta yazdıklarının yok olup olmayacağına bile al­dırmamış gibi görünmektedir.2 ­ •*" Yukarıdaki şiiri ve yorumunu ne kadar çok sevdiğimi si­ze anlatamam! Shakespeare'i yukarıdaki yorumun tarihi açı­dan doğru olup olmadığına karar verebilecek kadar iyi ince­lemedirn, ama eğer Shakespeare kendi eserlerine karşı böy­lesine kahramanca bir tutum takınmadıysa bile mutlaka böyle yapan başka yazarlar olmuştur. Ve hiçbir şey beni, şöhret ve hatta yapıtlarını başkalarıyla paylaşma isteği tü­müyle ortadan kalkmasa da. ikinci sırada kalan ve yapıtları­na karşı böylesi en büyük bir sevgi duyan sanatçılar ya da bilimciler kadar etkilemez. — Dağın tepesinde tek başına duran bir adamı gören üç ar­kadaşla ilgili bir Zen hikâyesi vardır. Tepede bir adamın tek başına dikildiğini gören üç arkadaş kendi aralarında adamın orada durma amacını tartışmaya başlarlar. Bir tanesi, "Belki de bir arkadaşını arıyordur" der. Diğeri, "Bence köpeğini arı­yor" diye fikrini belirtir. Üçüncüsü ise, "Hayır, bence hava 2 Hokuseido Press, 7. Cilt, 1962, sf.174. 72 TAO SESSİZDİR almak için orada duruyor olmalı" der. Tepeye vardıklarında içlerinden bir tanesi, "Bir arkadaşınızı mı kaybettiniz?" diye sorar. "Hayır", der adam. İkincisi, "Peki köpeğinizi mi kay­bettiniz?" diye sorduğunda adam gene "hayır" der. Bunun üzerine üçüncüsü hemen "Demek ki ben haklıydım!" diye atılır. "Taze hava almak için burada duruyorsunuz." Ama adam gene "Hayır" deyince üçü de şaşırırlar. Sonunda bir ta­nesi "Peki neden burada duruyorsunuz?" diye sorduğumda, adam "Hiiç, yalnızca burada duruyorum" diye yanıt verir. William James'den3 aldığım aşağıdaki paragraf, yaptığı­mız bu tür şeylerin nedenlerini aydınlatabilir: Yaşamdaki günlük işlerin çoğunun, giyinmemizin ve so­yunmamızın, işe gitmemizin ve işten gelmemizin ya da pek çok farklı şeyler yapmamızın, ender olarak fark edi­len bazı durumlar haricinde zevkle ya. da acıyla ruhsal ve zihinsel bir ilişkisi yoktur. Bunlar otomatik zihinsel eylemlerdir. Tıpkı solumanın zevki için değil, yalnızca soluduğumu fark ettiğim için solumam gibi. Yazmanın zevki için değil, yalnızca zaten yazmaya başladığım için yazarım; zihinsel bir zevk durumunda oluşum kendini bu şekilde açığa vurur ve halen yazmakta olduğumu fark ederim. Kim, masanın üzerinde duran bıçağı tem­belce eline aldığında, bunu kendine vereceği belli bir zevk için ya da belli bir acıyı bu şekilde ortadan kaldı­racağı için yaptığını iddia edebilir? Bütün bu şeyleri o an başka bir şey yapmadığımız için yaparız; sinir siste­mimiz öyle şartlanmıştır ki, yalnızca bu şekilde akabilir. Ve başıboş, tümüyle "sinirli" ve kıpır kıpır eylemlerimi­zin çoğu için kesinlikle hiçbir neden bulamayız. 3 Kaynağı anımsayamıyorum. 73 RAYMOND M. SMULLYAN James'in bu paragrafını tümüyle Taocu buluyorum. Bel­ki de aynı zamanda "neden böyle bir şey yapıyorsun?" gibi ikinci bir soruyu da yanıtlamaktadır. Batılı bir psikolog ve filozoftan gelen bu yanıt, daha önce verdiğim diğer yanıtlar­dan daha az mistik görünebilir, ama aradaki fark gerçekten de son derece yüzeyseldir. Bir mistiğin yolculuğunun amacının ne olduğu sorusunu yanıtlayan Jacop Boehme'un son derece etkileyici paragra­fından da bahsetmek istiyoram. Aydınlanmanın amacı ne­dir? Mistiğin aradığı şey nedir? Belki de kendisine lieâen ay­dınlanmak istediğini sormalıdır. Böyle bir şey yapmasının nedeni böyle bir görevinin olduğunu düşünmesi midir? Es­rimenin zevklerini mi aramaktadır? Kendi ruhunu kurtarma­ya mı çalışmaktadır? Yaptığı şey nedir? Jacop Boehme şöyle der: Eğer Tanrı'nın derinliklerine ulaşan bu merdivene sen de benim tırmandığım gibi tırmandıysan iyi tırmanmış­sın demektir: Bu sonuca, bu aşamaya, bu bilgiye kendi mantığımla ya da kendi amacım ve irademle ulaşma­dım; ayrıca ne bu bilgiyi, ne de onunla ilgili bir şeyi aradım.4 4 Richard Maurice Bucke, Cosmic Consciousness, 4. baskı (New York: E.P Dutton&Co., 1923), sf.186. 74 II. BÖLÜM TAO İYİDİR AMA AHLAKLI DEĞİLDİR TAO SESSİZDİR 18. İNSANLAR TEMELDE İYİ MİDİR? Taocular da Konfüçyüsçüler de insan doğasının güzel ol­duğunu kabul ederler. Tabii bazı Taocular Konfüçyüsçülü­ğün ahlak üzerinde çok durarak insanın doğal durumunu bozduğunu düşünürler, ama insanın temelde iyi olduğu ger­çeği konusunda herhangi bir düşünce ayrılıkları yoktur. Kon­füçyüsçülerin söylediği gibi, "insanlar doğal olarak iyi doğar­lar ama bu iyiliklerini pek azı ileri yaşlarına kadar korurlar". Taocuların ve Konfüçyüsçülerin tam karşısında ise, insan do­ğasının temelde kötü olduğuna ve bu nedenle de gerçekçi yö­netim için insanın gerçek doğasına uygun şekilde davranü­ması gerektiğine inanan Çinli Kanuncular (kanun yanlıları, bazen "gerçekçiler" olarak da adlandırılırlar) bulunur. Kanuncular, tarih boyunca var olan en korkunç totaliter rejimlerden birini kurmuş ve binlerce Konfüçyüsçü araştır­macıyı idam etmişlerdir. Hükümet, eline geçirdiği tüm kla­sikleri yakmıştı, uygun bulunan cezalar işkence ve çirkinleş­tirmeydi ve herkesin diğerleri hakkında casusluk yapması gerekmişti. Eğer bir insan "hükümete karşı işlenmiş olan su­çu" bildirmezse, "suçlu" olma sorumluluğunu üstlenmiş oluyordu. Taocular ve Konfüçyüsçüler arasındaki farklar, bunların Kanuncular ile arasındaki inanılmaz farklarla kı­yaslanamayacak kadar önemsizdir. 77 RAYMOND M. SMULLYAN Doğal olarak ben, Taocuların ve Konfüçyüsçülerin tara­fındayım. însan doğası, temelde kesinlikle iyidir! Bundan neden bu kadar eminim? Size anlatmak istediğim şey bu. "İnsan doğası temelde iyidir" önermesi, benim için herhan­gi bir belit (aksiyom, kabul edilmiş gerçek) kadar açık olan, fakat okuyucunun reddetmekte özgür olduğu iki önermenin mantıki sonucudur. İki belitimden ilki, benim temelde iyi olduğumdur. Bu benim için son derece açık bir şey! Tabii temelde iyi olmakla, iyi birisju alarak doğduğumu söylemek istiyorum. Böyle söylüyorum çünkü, bu dünyaya herkese karşı inanç, sevgi ve­güven dolu, herkese karşı iyi niyetli ve kimseye karşı kötülük beslemeyen bir insan olarak geldiğimi kesinlikle anımsıyorum. Düşmanlıklatrf^nefretleri, kıskanç­lıkları ve benzeri şeyleri, banar karşı yapılan kötü davranış­ların ve güvensizliklerin sonucu olarak kazandım. Eğer tüm bu davranışlarla karşılaşmamış olsaydım, şimdi olduğu gibi yarı kötü olmazdım. Fakat sahip olduğum kötülük ne olur­sa olsun, karşılaştığım kötülüğe gösterdiğim tepkiden daha az ya da daha fazla bir şey değil. Bu dünyaya geldiğimde, şimdi sahip olduğum bu kötülüğü de beraberimde getirme­dim! Bundan eminim. Bu nedenle ilk belitim, şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde "ben temelde iyiyim"dir. İkinci belitim de herhangi bir insandan daha iyi olmadı­ğım gerçeğidir! Yani temelde daha iyi demek istiyorum. Şüphesiz ki bazen diğer insanlardan daha iyi bazen de da­ha kötü davranırım. Ancak insan doğasının, bazı insanların doğuştan iyi bazılarınınsa kötü olacak kadar farklı olabilece­ği düşüncesi bana göre anlaşılmaz bir şey. Hayır, çok gülünç bir şey! Böylece, eğer ben temelde iyiysem, o halde herkes temelde iyidir. Ve ben temelde iyi olduğum için, o halde herkes temelde iyidir. 78 TAO SESSİZDİR Not: Bir zamanlar bir arkadaşıma, insan doğasının te­melde iyi olduğuna inandığımı söyledim. Birdenbire telaş­landı, rahatsız oldu ve biraz da sinirlenip "Hadi canım!" de­di. "Düşüncenin ne kadar saçma olduğunu görmen için ken­di doğana bakman yeter!" Ben de onun tavsiyesine uyup kendi doğama baktım. İş­te bu bölüm de böyle doğdu. 79 RAYMOND M. SMULLYAN 19. NE OLURSA OLSUN 1. AHLAK StSTEMM Rüzgâr nasıl eserse essin, Dünyanın gidişatı ne olursa olsun, Benim için tümüyle mükemmeldir! (Bilinmeyen bir Taocu) 2. NE OLURSA OLSUN AHLAKÇI: Ben de şiirini okuyordum: Rüzgâr nasıl eserse essin, Dünyanın gidişatı ne olursa olsun, Benim için yeterince iyidirT TAOCU: Şiiri yanlış alctardın. Son satır, "Benim için tü­müyle mükemmeldir" olmalıydı. Ama senin yorumunu da kendiminki kadar beğendim AHLAKÇI: Fakat ne olursa olsun, ben bu şiiri çocukça, sorumsuzca, mantıksız buluyor ve ahlaki açıdan da eleştiri­yorum. 80 TAO SESSİZDİR TAOCU: Bu benim için tümüyle mükemmel! AHLAKÇI: Ben ciddiyim, şiirindeki bu dünyadan uzak­laşma felsefene katılmıyorum. TAOCU: Ben, bu şiirde dünyadan uzaklaşma felsefesi ol­duğunu düşünmüyorum. AHLAKÇI: Tabii ki var! Senin şiirin, şu Zen şiiriyle yü­zeysel bir benzerlik taşıyor: Hiçbir şey yapmadan sessizce otur. Bahar gelir Ve otlar kendiliklerinden Büyürler nasılsa.1 TAOCU: Bu şiiri severim; sanırım en çok sevdiğim şiir. AHLAKÇI: Tabii ki seversin! Benim de bu şiire karşı çık­tığım yok zaten. Otlar büyürken sessizce oturmakta yanlış olan bir şey yok, çünkü otların büyümesinde de değerli bir şeyler var. Fakat dünya kötüye giderken sessizce oturmak farklı bir şey. TAOCU: Ben hiçbir zaman dünya kötüye giderken ses­sizce oturmayı savunmadım. Aslında benim şiirim hiçbir şe­yi savunmuyor. AHLAKÇI: Ama olayların gidişatı ne olursa olsun senin için bu durumun iyi olduğunu söylüyorsun. Bu durum senin için yeterince iyi olabilir, ama benim için değil! Sen, dünya­daki tüm bu acılar ve adaletsizliklere karşı bir şey yapmadan oturmaktan memnun olabilirsin, ama ben dünyaya dönüp, sen hoşlansan da hoşlanmasan da dünya için bir şeyler yap­mak niyetindeyim. 1 Bkz. Allan Watts, The Way of Zen (Vintage Books, 1957), sf.134. 81 RAYMOND M. SMULLYAN TAOCU: Hoşlansam da hoşlanmasam da! Sana daha bi­raz önce şöyle söyledim: Rüzgâr nasıl eserse essin Dünyanın gidişatı ne olursa olsun Benim için yeterince iyidir! Yani eğer gidip dünyada bazı değişiklikler yapmak isti­yorsan, böyle yapman bçnimjçin yeterince iyi. AHLAKÇI: Anlaşılan, dünyayı değiştirmek için kendimi sorunlann içine atmam senin için yeterince iyi, ama eğer de­ğişiklikler yapmak için kendini sorunların içine atman ge­rekse bu senin için yeterince iyi olmaz. TAOC: Neden iyi olmasın? Eğer dünyada değişiklikler yaparsam, benim için bu da yeterince, iyi olur. AHLAKÇI: Fakat her şey senin içkTyeterince iyiyse ne­den değişiklik yapmak isteyesin ki? TAOCU: Neden olmasın?

Tao nedir-1,Tao nedir-2,Tao nedir-3,Tao nedir-4,Tao nedir-5,Tao nedir-6,Tao nedir-7,Tao nedir-8

Yorum Yaz