Taş Yazılar

TAŞ YAZILAR
 
Elma dersem çık,
Armut dersem gene çık!
 
Bir basmışlar ortalığı
Ağaçlardan inmişler
Dağlardan gelmişler
Topraktan çıkmışlar
Irmaklardan akmışlar
Çiçek gibi açmışlar
Diken gibi batmışlar
 
Dedeleri savaşmışlar
At sırtında yaşamışlar
Kılıç kalkan vuruşmuşlar
Torunları paylaşmışlar
 

" Akan kan yerde kalmaz!"

Anlamış, anlamamışlar
Kanları yıkamışlar.
 

" Ol yeri yarattım,

  İnsanlarla donattım."
 
Uzun zaman önce,
Çok uzun zaman önce;
Çöller deniz iken,
Kaktüsler çiçek
Taş dikmişler,
Üstüne yazı yazmışlar.
 
Takasın bulunup, makasın bulunmadığı o günler,
Kimsenin kimseyi kesmediği günler...
Al elmayı ver armudu
Al buğdayı ver ekmeği
Yaşarken:
En büyük ant;
At, Avrat, Pusat!
 
Gerçi " avrat " sözcüğüne karşı gelinse de;
Eskiler böyle buyurmuşlar.

" Benim avrat ",

" Benim herif " demişler.
 
Anadolu'nun bağrında illeri, ilçeleri olmuş
" Pis Türk(!)" diyen Vezirleri (!)leri olmuş.
Nice kapı kulları doğmuş.
 
Ey Aksaçlılar!
Ne zamandan beri yan bakışlı, karakaşlı civelekler oldunuz?
 
Civelek deyip geçmeyin.
Hasır örtü bile kurtarmazdı onları...
Çekti mi esnaf perdenin gerisine, indir dimi darabayı;
Civelek kurna oğlanı olur, yeniçeri ağası da hamam ağası.
 
O ne biçim nargileler, marpuçlar...
O ne esrar.
Köçekler...
Köçekçeler.
 
Çocukluğumuzdan biliriz ki;
Düğünlerde derneklerde oyun oynayan, zil takıp göbek atan " şükrücük " ler vardı.
Tabir bu. Kimse alınmasın.
 
Gel zaman git zaman elma armut karıştı birbirine.
Kimin ne aldığı ne verdiği bilinmez oldu.
Elmayı Havva yedi de...
Kestirenler doğdu.

" Ablan sana kurban olsun!"

Yatar kalkar " ayollar " olduk.
 
Ol zamanda insanların gözü geç açılırmış.
Her şeye inanır, herkese güvenirmiş.
Çok safmış çok!
Çarpılmadan, çırpılmadan ne gelecek başına bilemezmiş.
Gözü açılmamış sığırcık yavrusu imişler.
 
Taşlarda yazıldığına göre;
Kediler on günde gözlerini açar imiş.
Şimdi öküzler gözleri açık doğuyor.
Ve anlamıyorlar bostancının derdini.
 
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde desek de...
Zaman her zaman akıp gitmekte olan zaman,
Biz seyrediyoruz.
Kalbursa; çoktan terk etti yerini tekerleğe.
Samansa; özüne karışmış olsa da tezeğin,
kokar yakıt olmaktan çıktı, döndü akaryakıta.
Bakmayın siz taştan çıkmış, çuvala girmiş, ev ev gezmiş kömüre.
Hiç kavgalar oluyor mu kömür için.
Al sana kömür, ver bana kömür!
Kömür gözlüm uydusunda büyüsün.
 
Gelsin Tapınak Şövalyeleri
Çalsın kapıları
Korkmayın
Nasıl olsa bir gün zangoç olacaksınız.
Soyulmuş soğanlar gibi sofralara konacaksınız.
 
Oysa
Yazacak olursak,
Bir damla su, bir çiğnem et...
Biraz müebbet, biraz muhabbetten var olmuştur insan.
 

Ruh;

Üfürürse ruhundan
Âlemi Ruhiyatta nefes mi kalır
 
Bakmayın siz babasız doğmuş laflarına
O, suni döllenme.
Hem sonra alır mı aklınız;
saçlarına dev gibi ağaçları çiçek diye takan Ocumuluk yardım etmiş de olsa,
alır mı bir gemi cümle mahlûkattan çift çift...
Yalnız 175 çeşidi var köpek balıklarının...
 
Ya köpekler!
Dört ayaklılar,
Kuyruklular,
Havlayanlar...
Bir yana at,
İki ayaklı köpeklere bak!
İşte onlar DNA
Dizilmiş tüplere sıra sıra.
 
Oturdum kitap yazdım.
Hak, Hukuk, Adalet, Özgürlük.
Hem okudum hem de yazdım.
Yalan dünya bezmedim, usanmadım, bıkmadım.
 

" Esmez başımda kavak yelleri

  Kopar fırtınalar "
 
Adaletin gözleri bağlı.
Elinde kılıç,
Terazi eğri.
 
Bu nasıl adalet ki;
Hem görmez, hem keser, hem de eğri tartar.
 
İşte buradan çıkardım.
Hak dedim. Hukuk dedim. Adalet ve  Özgürlük.
 
Hak insanın varlığıdır.
Kölelerin de hakkı vardır.
Hakların bütünü hukuktur. Hukuk hakları düzenler.
Adalet, Hukuku yürütür. Hukuk karşısında Özgürlük doğar.
 
" Allı turnam
  Bizim ile gidersen
  Yangın söyle,
  Yıkım söyle,
  Kan söyle "
 
Söyle ki;

Açılsın gözü adaletin,
Terazi doğru tartsın.
 
Ve
Şarkılar söylenir
Kim durdurabilir fırtınaları
Gökyüzüne akan ırmakları
 
Omuzlarıma konan delice kuşları
Çağırıyorlar, çağırıyorlar, çağırıyorlar
Çığlık çığlık.
 
Ey Aksaçlılar!

Yağız atta kılıç yarası pek olur
Siz ne zaman indiniz atlardan da
Kapılara kul oldunuz
 
Dik dur!
Kaldır başını.
Ne Ramses'e öğütler, ne Hammurabi yasaları...
Ne Kadeş, ne de Magna Carta.
 
Esas olan Taş Yazılar.
Taşlara yazılan yazılar.
 

gelir buyruklar
eğilir başlar

boğulan bir zaman
resimler
taş yazılar

denizlerin uzak yurtlarında
kaybolur sığ sularda
sövüp sayar
küflü bir akıl
bilgelik taslar

her şey
taşlarda yazar

ne
çıplak atlar
ne kadınlar
yağma edilen erdem
yok olan özgürlük

sevgi ırmaktır
hangi denize akar
söz mızraktır
hangi yüreği yakar
fırtına gibi gelir
yaban çığlıklarında
uzak denizlerin
kaybolmuş sularında

bir gölge gibi
çöker üstüne karanlık
zincirler
var olur zindanlarda
ağlar pınarlar
ağlar
taş yazılarda


 

Girişi, gelişmesi, sonucu olmayan, zamana ve mekana bağlı bulunmayan bu yazılar sürer gider.
Tarih yazıyla başlar. Sonsuzdur yazılar.
İnsan ölür, yazılar ölmez.
 
72 kısım.
Tekmili tek tek.
 
içimizden biri
 

D. Aslantürk 
asla umutsuzluğu değil
KAVGAYA DEVAM AŞKINA

SOHBET

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !