Embed

Theodore Herzl- Yusuf Ziya el- Halidi yazışması

Theodore Herzl- Yusuf Ziya el- Halidi yazışması

 

Suna Durmaz / Yeni Asya

Araplar Kudüs’ün fethinden beridir gayri müslimlerle son dererece uyum içinde bulunmuşlardır. Özellikle de Musevilerle. Arap kültürünü benimseyip, kendileri gibi Arapça konuşan Sefardim Yahudileriyle beraber, yüzyıllardır aynı topraklar üzerinde İslâm dininin gerektirdiği hoşgörü sayesinde, barış içinde yaşamışlardır.

Karşılıklı ziyaretlerde bulunup, birbirlerinin bayramlarını kutlamışlar ve ticarî ilişkiler kurmuşlardır.

Filistin Osmanlı idaresine geçtikten sonra da aynı durum devam etmiştir. Sayıları birkaç bini bulan ve genellikle de el-Halil, Tabariyye, Safed ve Kudüs civarında ikamet eden Yahudiler, Osmanlı millet sistemi dahilinde huzur içinde hayatlarını sürdürüyorlardı. Kimse onlara karışmıyor ve Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi toplumunun yaşamasından da kimse rahatsız olmuyordu. Ancak, zamanla bu durum değişmeye başladı ne yazık ki.

1881-1897 tarihleri arasında Rusya ve Polonya’dan Filistin’e göçen Aşkenazi Yahudilerinin el-Celil ve çevresiyle sahil bölgelerinde toplam 139.230 dönüm arazi satın almaları ve içinde 3867 Avrupalı Yahudinin yaşadığı 17 adet yerleşim bölgesi kurmaları, bu hicretin altında masum sebepler yatmadığını gösterdiğinden, Araplar göçmen Yahudilerden kuşkulanmaya başlamışlardı.

Sosyalist fikirlerle dopdolu olan kavgacı karakterli göçmen Yahudiler, Osmanlı Devletinin mülkü olan (mirî arazi) otlaklara sahip çıkıyorlar, Arapların kullanmasına izin vermiyorlardı. Bu yüzden, Filistinli fellahlarla tecavüzcü göçmenler arasında sık sık çatışmalar meydana geliyordu.

Ancak göçmenlere karşı organizeli bir karşı koyma olmamıştı. Sebep ise, Fellahların 1881 yılında çıkarılan ve Yahudilerin ancak Osmanlı uyruğuna geçmeleri şartıyla Filistin’e göçmelerine izin veren kanuna güvenmeleriydi.1

Osmanlı Devletinin Filistin’i gözden çıkarmayacağını çok iyi bilen Filistinliler, yine de tedbiri elden bırakmamışlardı. Olabilecek kötü ihtimalleri dikkate alarak 24.6.1891 tarihinde Sadrazama göndermiş oldukları bir telgrafta; Sultan Abdülhamid’den Filistin’de Yahudi göçmenlere arazi satışı yasağının getirilmesini talep etmişlerdi.

Ayrıca, Osmanlı Meclisindeki temsilcileri olan Şükrü Aselî, Ruhi el-Hâlidî ve Said el-Hüseynî’den de meseleyi Meclise sunmalarını talep etmişlerdi. 2

Sosyalist Siyonistlerden rahatsız olanlar sadece Araplar değildi. Yahudilerin toplu halde Filistin’e göç etmemeleri gerektiğine ve daha da önemlisi, Mesih gelmeden önce siyasî bir varlık sahibi olmamalarına inanan Ortodoks Yahudiler de göçten rahatsızdılar. Ve bu rahatsızlıklarını Osmanlı makamlarına bildirmişlerdi. 3

Yahudi göçünden dolayı duyduğu rahatsızlığı dile getiren bir başka Filistinli de Filistin eşrafından Kudüs Şer’î Mahkemesi Reisi Kadı Muhammed Ali el-Hâlidî’nin Yunan asıllı eşinden olan oğlu Yusuf Ziya el-Hâlidî idi. Yusuf Ziya, Thedore Herzl’e bir mektup yazarak Filistin’e yapılacak olan toplu Yahudi göçünün neticesinin Yahudiler açısından da vahim sonuçlar doğuracağını, bu yüzden; göç fikrinden vazgeçilmesi gerektiğini bildirmişti.

Filistinli tarihçi Prof. Âdil Menna’nın Filistin tarihi açısısından önemli bir vesika olarak gördüğü mektubun muhtevasına geçmeden, Yusuf Ziya el-Hâlidî hakkında biraz mâlûmat verelim.

Yüksek öğrenimini İstanbul Robert Koleji ve Malta Protestan Üniversitesinde yapmış olan Yusuf Ziya el-Hâlidî, Viyana Üniversitesi Şarkiyât Kürsüsünde bir müddet (1875) Arapça ve Türkçe dersler verdi.

Politik Siyonizmin doğuş yeri olan Viyana’da bulunması sebebiyle, Siyonist faaliyetleri yakından izleme fırsatını buldu. Öte yandan, Viyana devlet erkânıyla ve Yahudi hayırseveri olarak tanınan Baron Rothschild ile görüşme imkânı elde ederek, bu görüşmelerde Osmanlı Devletinin Kudüs’e yaptığı hizmetleri anlattı.

Tanzimatın kuvvetli savunucularından olduğu bilinen el-Hâlidî, 1877 yılında yapılan Meb’usan seçimleri neticesi Kudüs Mutasarrıflığını temsilen Meclise girdi. Mecliste yaptığı ateşli konuşmalarda, zaman zaman Sultan Abdülhamid idaresini şiddetli bir dille eleştirse de, ailesinden miras olarak aldığı Osmanlı Devletine bağlılık fikrinden asla vazgeçmedi.

Yafa ve Merciuyun (Lübnan) Kaymakamlıkları, Poti Konsolosluğu, Doğu Anadolu’da valilik görevlerinin kendisine verilmesi bu sadakatinin neticesi olsa gerek.

Arapça, Türkçe, Kürtçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca yı çok iyi konuşan Yusuf Ziya el-Hâlidî, bir müddet de Bab-ı Âli’ye bağlı olan ‘Tercüme 0dası’nda görev yaptı.

Doğu Anadolu’da görev yaptığı esnada öğrendiği Kürtçeyle ‘el-Hediyye el-Hamidiyye fil Lügati’l Kürdiyye’ adlı Osmanlıca-Kürtçe Sözlüğü 1893 yılında İstanbul’da yayınladı.

Aralıklarla 10 yıl kadar Kudüs Belediye Başkanlığı da yapmış olan Yusuf Ziya el-Hâlidî’nin şahsiyeti hakkında verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra, gelelim Herzl’e yazmış olduğu mektubun muhtevasına:

Alman İmparatoru ve Herzl’in İstanbul’da bulundukları sıralarda, Yusuf Ziya el-Hâlidî de İstanbul’da ikamet ediyordu. Bu yüzden, Asitane’deki gelişmeleri yakından takip edebiliyordu. Birkaç dil bilmesi ve bir müddet de Viyana’da ikamet etmiş olması, kendisine Siyonist hareketin esaslarını ana kaynaklarından öğrenme fırsatı vermişti.

Dolayısıyla, Herzl’in planlarının hem Yahudiler, hem de Hıristiyan ve Müslümanlar için büyük tehlike içerdiğini uzun zaman önce keşfetmişti. Ayrıca, Kudüslü olduğu için Siyonistlerin binbir türlü hileyle Filistin’e sızıp burada koloniler kurduklarını ve gittikçe bu kolonilerin sayısının arttığını kendi gözleriyle görmüştü.

Bir Osmanlı aydını olarak Yusuf Ziya el-Halidî, ne pahasına olursa olsun Filistin’in Siyonistlere kaptırılmaması gerektiğini düşünüyordu. Osmanlı Devletinin Siyonizm hakkındaki resmî görüşüyle de mutabık olan bu fikirlerini Herzl’e bildirmeye karar verdi. Ve, 1899 yılı Mart ayının başlarında Fransızca olarak yazdığı mektubu Herzl’in yakın arkadaşlarından biri olan Fransa Yahudi Cemiyeti Başkanı Zadok Kahn aracılığıyla Herzl’e gönderdi.

Mektubuna Yahudi milletini överek başlayan el-Hâlidî, Siyonizmin fikir olarak âdil ve tabiî bir hareket olduğunu ve Yahudilerin geçmişte olduğu gibi bugün de Filistin’e dönme haklarının bulunduğu ifade etti. (Halidî’nin bu fikirlerinde Protestan kolejlerinde okumasının tesiri açıkça görülüyor.)

Bu sözlerinin hemen peşine, milletlerin geleceklerinin tarihî haklara göre değil, ortada bulunan realiteye göre bina edilmesinin vazgeçilmez bir kâide olduğunu vurguladı. Halihazırda; Filistin’de Müslüman ve Hıristiyanlardan oluşan bir Filistin halkı mevcuttur.

Dolayısıyla, hem coğrafî bakımdan, hem de sosyal bakımdan Filistin, Siyonizmin gerçekleştirmeyi hedeflediği proje için müsait değildir. Filistin’i istilâ etmeye kalkışmak, önce Yahudilere zarar verecektir.

Siyonist projeyi gerçekleştirmeye kalkışmanın neticesi olarak gerek Filistin’de, gerekse İmparatorluğun diğer bölgelerinde yaşayan Yahudilere karşı düşmanlık başgösterecektir.

300 milyon Müslüman ve 390 milyon Hrıstiyanın mukaddes saydıkları toprakların ancak şiddetli bir harbin sonunda Siyonistlere kaptırılabileceğini ifade eden Hâlidî, böyle bir harbe Yahudilere karşı sempati duyan İngiliz ve Amerikalıların dahi girmeyeceğini (!) işaret etti.

Son olarak Herzl’den Siyonist fikirlerinden vazgeçmesini ve ‘Allah hakkı için, barış hakkı için’ Filistin’i kendi haline bırakmasını önerdi.

Herzl Yusuf Ziya’nın

mektubuna cevap veriyor

Yusuf Ziya el-Hâlidî’nin mektubunu teslim aldığı zaman Viyana’da bulunan Herzl, 19 Mart 1899’da mektuba karşılık verdi.

Yahudi milletine karşı beslemiş olduğu dostluk duygularından dolayı Hâlidî’ye teşekkür ederek mektubuna başlayan Herzl, İspanya’dan göçe zorlanan Musevilere kapılarını açan Sultan Selim’den beridir, Yahudilerin Türklerin en iyi dostu olduklarını belirtti.

Sonra da, Siyonist projeye açıklık getirdi. Herzl’e göre, Siyonist proje Osmanlı’ya asla zarar vermeyecektir. Bilâkis, ağır borç yükü bulunan Osmanlı Devleti bu projeden faydalanacaktır.

Osmanlı yurduna göç eden Yahudiler, beraberlerinde mâlî imkânları ve zanaatları getireceklerdir. Bu da devletin kalkınmasına sebep olacaktır. Yahudilerin savaşa kudreti olmadıkları konusunda Halidî ile hemfikir olduğunu belirten Herzl’e göre, Yahudiler zaten barış ve sükûnet içinde yaşamak istediklerinden (!!) onlardan korkmaya gerek yoktur.

Yahudi olmayan Filistin halkına gelince, kimse onları yerinden etmeyecektir.

Göçün neticesi olarak arazi fiyatları on kat artacağı için Filistin halkı Yahudi göçünden şahsî menfaat sağlayacaktır. (Arazi satışından ancak vatan hainleri menfaat sahibi olmuşlardır.)

Yusuf Ziya el-Hâlidî’nin “Allah aşkına Filistin’i kendi haline bırakın!” sözlerine cevap olarak da; Sultana sunulan teklifler reddedildiği takdirde, Yahudilerin kendilerine başka yer seçecekleri hususunda şüphesinin olmamasını söyler. 4


Dipnot:

1- Âdil Menna, “Tarihu Filistin fi Avâhiri’l Ahdi’l Osmanî,” s.: 230-231,
Müssesetü’l Dirasât el Filistiniyye, Beyrut
2- Teysîr Cübâra, “Tarihu Filistin,” s. 67-68, Dâr el-Şurûk, Amman: 1998
3- Benjamin Beit- Hallahmi, “Original Sins: Reflections on the History of Zionizm and İsrael,” s. 139, Olive Branch Press, 1993
4- Âdil Menna, “Tarihu Filistin fi Avâhiri’l Ahdi’l Osmani,” s. 200-201, 234, 235.
*Yusuf Ziya el-Hâlidî, maalesef büyük güçler olarak adlandırdığı İngiltere ve Amerika’nın Siyonistler için harbe girmeyeceği görüşünde yanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunu parçalayan büyük güçler; mektubun yazıldığı tarihten tam 18 sene sonra 2 Kasım 1917’de ‘Belfour Deklarasyonu’nu ilân etmek suretiyle Filistin’i Siyonistlere vatan olarak vermişlerdir.

http://www.yeniasya.com.tr/2009/05/10/yazarlar/sdurmaz.htm


***
TÜRKÇÜLÜĞÜN ATEŞLİ SVUNUCUSU YAHUDİLER Mİ?

Moiz Kohen bir hahamın oğlu.Bu söyleşilerde yeralmayıp Theodor Herzl ve Siyonizm ile ilgili kitaplarda yeralan bir bilgi var;Moiz Kohen ilk Siyonist Kongre'ye Osmanlı Delegsi olarak katılıyor! Yahudi Milliyetçiliğinden Türk Milliyetçiliğine keskin bir dönüş görüyoruz.Bu bana pek samimi gelmiyor.Buradaki bit yeniği de zaman içinde deşifre olur:-) Burada olmayan bir bilgiyi de paylaşalım,Moiz Kohen'in torunu aradan 80 sene geçince,ahir ömründe dinini Musevilik yaptı mahkeme kararıyla. Aslına rücu etti de diyebiliriz.

http://ahmetdursun374.blogcu.com/turk-turkculugun-atesli-svunucusu-yahudiler-mi/949269

---
Tayyip Erdoğan'a 'cesaret ödülü' veren kuruluşun adı 'American Jewish Congress' (AJC)... World Jewish Congress, Theodore Herzl tarafından 19. yüzyıl sonunda kurulmuştu ve birkaç yıl önce 100. yıldönümü kutlandı.

http://ahmetdursun374.blogcu.com/gozleri-var-gormezler-kulaklari-var-isitmezler-icin/7887634

---

Fethullah Gülen okullarının gerçek misyonu...

Bu görüntüleri izlediğinizde tüm gerçekleri göreceksiniz.Ayrıca bu gerçeklerin nasıl ve kimler tarfından çarpıtıldığını da zaten biliyorsunuz.
Öyle ki İsrail"de dahi bu okulların açılması gündeme gelmektedir.
İzleyiniz ve görünüz....
Ahmet Dursun
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7265.0

---

Sultan II. Abdülhamit ve Theodor Herzl Tarihi gerçekler.
Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ile Yahudi milliyetçilerinin lideri (Modern Siyonizm’in babası denilebilir mi?) Theodor Herzl’in yaşantıları 19. yüzyılın çalkantılı sonlarına doğru kesişir. Dolaylı ve doğrudan yapılan temasların Siyonizm’in gelişimini derinden etkilediği bir gerçek… Peki, aynı görüşmeler Osmanlı Devleti’ni nasıl etkilemiş? Karşılıklı görüşmenin yıl dönümünde, Selim Aviyente, bu üstünde çokça durulan konuya ışık tutuyor.

http://ahmetdursun374.blogcu.com/sultan-ii-abdulhamit-ve-theodor-herzl-tarihi-gercekler/8125034

 

*********

 

SELANİK DÖNMELERİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/selanik-donmeleri/5855380
------------
Genelevde çalışan kadınlar sokağa çarşaflı çıkacaklar
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=322.msg8759#msg8759
-----------
2.ABDÜLHAMİT.BAZI AÇIKLAMALAR.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2964.0
-----------
OSMANLI DÖNEMİNDE YAHUDİLER"İN FİLİSTİN"E YERLEŞME FAALİYETLERİ
http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt12/sayi2/421-438.pdf
---------------
MUSEVİ:JINSA "Jewish Institute for National Security Affairs
http://ahmetdursun374.blogcu.com/musevi-jinsa-jewish-institute-for-national-security-affairs/1105365
************************

Sultan II. Abdülhamit ve Theodor Herzl Tarihi gerçekler.

Selim AVİYENTE/Mayıs 2009
Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ile Yahudi milliyetçilerinin lideri (Modern Siyonizm"in babası denilebilir mi?) Theodor Herzl"in yaşantıları 19. yüzyılın çalkantılı sonlarına doğru kesişir. Dolaylı ve doğrudan yapılan temasların Siyonizm"in gelişimini derinden etkilediği bir gerçek"¦ Peki, aynı görüşmeler Osmanlı Devleti"ni nasıl etkilemiş? Karşılıklı görüşmenin yıl dönümünde, Selim Aviyente, bu üstünde çokça durulan konuya ışık tutuyor
Fransa"dan başlayarak yeşeren ulusalcı söylemler yeni ulus-devletlere yol açarken, Avrupalı Yahudi yazarlar beklenen Mesih"in artık geleceğini ve Yahudilerin kutsal topraklara dönme zamanının geldiğini ifade ediyorlardı.
Bu bağlamda, modern Siyonist makaleler 1880"lerden itibaren Avrupa medyasında yer bulmaya başlamıştı.
Moses Hess, 1862 yılında, "˜Roma ve Kudüs"˜ adlı kitabında Yahudi sorununa çözüm olarak Filistin"de bir Yahudi sosyal birliği kurulmasını öneriyordu.
Leo Pinsker, 1881 yılında "Auto-Emancipation" adlı kitabında antisemitizmin modern bir olgu olduğunu ve Yahudilerin kendi ulusal vatanlarını nerede olursa olsun kurmak için organize olmaları gerektiğini anlatıyordu.
İşte bu fikirler, İbranice eğitim ve ulusal uyanışı organize etmeye çalışan Hibbat Zion"un (Siyon Âşıkları) dikkatini çekti. Yahudi sorununa çözüm teşkil etmek için Hayfa"da tarım kolonileri kurmaya başladılar.
Dreyfüs olayından derinden etkilenen Theodor Herzl, genel anlamda Yahudi sorununa, özellikle de antisemitizme çözüm için Filistin"de bir Yahudi devleti kurma amacındaydı. Tarihte oynadığı bu rol ona siyasi Siyonizm"in kurucusu sıfatının verilmesine yol açtı.
Herzl, Yahudilerin Filistin"de kutsal kitaplarda anlatıldığı şekli ile bir devlet kurma düşünü kaleme aldığı Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabını 1896 yılında yayınladı.
Bu amacı gerçekleştirmek için gerekli toprak alanları bulmak maksadıyla Papayla, Alman Kaiser"i Wilhelm"le, Avrupa"nın çeşitli prensleri, politikacıları ve nihayet söz konusu bölgenin kontrolünü elinde tutan Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit ile görüştü.
Ortodoks Yahudiler ise Mesih gelmeden kurulacak bir Yahudi devletine karşıydılar. Bu hareketi laik /sosyalist ve Yahudi inancı ile geleneklerine aykırı bir sapkınlık olarak görmüşlerdi.
Herzl, Sultan II. Abdülhamit"e bu konudaki ilk teklifi dostu olan Polonyalı aristokrat Phillip de Nevlinsky vasıtasıyla yaptı ama bir sonuç çıkmaması üzerine 1896"da İstanbul"a bizzat geldi. Başkente bu tarihten sonra dört defa daha gelecek ve 1902"ye kadar Yıldız Sarayı ile bağlantısını kesmeyecekti.
Theodor Herzl, İstanbul"a 1896 ve 1898 yıllarında yaptığı ilk iki seyahatte, Sultan II. Abdülhamit"in yakın çevresi ile temas kurdu. Yıldız Sarayı"nda Padişah"ın huzuruna ise 1901"deki üçüncü seyahati sırasında, 19 Mayıs 1901 günü kabul edildi.
II. Abdülhamit"in adı etrafında oluşan "Devlet-i Âliye"min satılık tek bir karış toprağı yoktur" söylemi, işte bu görüşmeden sonra ortaya çıktı ve Herzl"in Padişah"ın huzurundan kovulması gibi iç gıcıklayıcı bir mizansenle de süslendi.
Herzl, Sultan Abdülhamit"e daha sonra, 16 Şubat 1902"de gönderdiği bir mektupta bu görüşmenin ayrıntılarını hatırlatıyordu. Herzl, "Majesteleri, memleketinde yaşayan Yahudilere gösterdiği âlicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahudilere de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta ama toplu olarak bir yerde yaşamaları yerine, değişik bölgelerde bulunmalarına izin vermektedirler" diye yazdı.
Herzl"in yapmış olduğu görüşmeler ve yazışmalar altı sene sürdü. Herzl"in ölümüyle sona erdi.
Garip bir şekilde bu görüşmeler bazı kişiler tarafından tarihin kendi akışı dışında başka bir ideolojiye hizmet etmek için değiştirilmiştir.
Dünyayı Yahudilerin yönettiği ve Osmanlı"yı dünya Yahudilerinin, Masonların, Dönmelerin yıktığı iddiaları aslında Sultan II. Abdülhamit ile Theodor Herzl arasında geçtiği söylenen bu konuşma üzerine temellendirilmiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti"nin kurucu üyelerinin Balkan kökenli olması, merkezlerinin, Yahudilerin yoğun yaşadıkları bir şehir olan Selanik"te bulunması, II. Meşrutiyetle başlayan sürecin, laik ve ulusal bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti"nin kurulması ile sonuçlanması, bu komplo teorisini güçlendirir.
Dünya görüşü dinci ve hilafetçi olan bazı kesimlerin yeni kurulan Türkiye Devletine mesafeli durmaları ve bu siyasi oluşumda, Herzl"in kovulmasının intikamını almaya çalışan Yahudilerin parmağı olduğu iddialarına yol açar.
Bu söylentilerin çıkma sebebi, Herzl"in 1901"de İsviçre"nin Basel şehrinde toplanan Siyonist Kongresi"nde ortaya attığı ve Yıldız Sarayı tarafından üç gün içinde yalanlanan bir iddiaya dayanmaktadır. Ancak, iş bizde dönüp dolaşmış ve "II. Abdülhamit, Filistin"de Yahudi vatanı kurmak isteyen Herzl"i huzurundan kovdu" şeklini aldı.
Osmanlı arşivinden çıkan yeni belgeler
Yukarıda anlatılan ve Prof. Vahdettin Engin"in Osmanlı arşivlerinden yaptığı araştırmalarda bulduğu yeni belgeler belli çevrelerde tarihin yeniden yazılımına yol açacak kadar sarsıcıdır. Huzurdan kovma hikâyesi Prof.Engin"in Osmalı arşivinde bulduğu belgeler ışığında çürütüldü.
Prof. Engin"e göre altı sene süren görüşmeler esasında iki mektupla başlamıştı.  Bu mektuplarda Herzl, Osmanlı"dan taleplerini ve Osmanlı borçlarının ödenmesi konusunda ne yapabileceklerini anlatmıştı.
1876"da Babıâli"nin İngiltere"ye olan 200 milyon sterlini geçen borçlarını ödeyememesi ile ortaya çıkan Duyun-u Umumiye İdaresi, kapitülasyonlar ve imtiyazlardan daha büyük bir sömürü aleti olmuştu. Zaten o borçlanmanın altında yatan da, imparatorluğun kendi sanayi hareketini kapitülasyonlar yüzünden kuramamasıydı.
İstanbul"da, bir iki kişilik büro olarak ortaya çıkan Duyun-u Umumiye İdaresi ile kefil olmadan devletin dışarıdan borç bulması da artık mümkün değildi. Avrupa devletleri Duyun-u Umumiye"yi kullanarak faiz isteklerini de bir bir yaptırıyordu.
II. Abdülhamit, Duyun-u Umumiye (Borçlar İdaresi) ile borçların yönetimi hakkında görüşme halindeydi. Bu görüşmelerin amacı Osmanlı borçlarının indirilmesi yönündeydi; en sonunda 75 milyon altın olan borcun 32 milyon altına indirilmesini başarmıştı.
Herzl"in yaptığı teklif, 32 milyon altının % 80"inin,  yani yaklaşık 25-26 milyon altının Avrupalı Yahudiler tarafından ödenmesini içeriyordu.
Sultan II. Abdülhamit"le yapılan pazarlıkta Herzl"in yerleşim müsaadesi istediği Osmanlı toprağı Hayfa ve civarıydı. Hâlbuki Sultan II. Abdülhamit, 
Yahudi topluluklarının Mezopotamya (Kuzey Irak)  üzerinde değişik bölgelere yerleştirilmeleri düşüncesindeydi.
Burada olan "huzurdan kovulma" değil, son ana kadar görüşmeleri sıcak tutup Duyun-u Umumiye ile anlaşamama halinde, Herzl ile pazarlığın neticelendirilmesi olabilir.  Nitekim Duyun-u Umumiye ile anlaşıldığı anda Herzl ve vekilleriyle bütün ilişkiler hemen kesildi.
Herzl, 25 Temmuz 1902"de İstanbul Tarabya"dan Sultan II. Abdülhamit"e yazdığı mektuplarda Duyun-u Umumiye ile kendisinin de görüştüğünü anlatıp, ne yapılması gerektiği ile ilgili tavsiyelerde bulundu.
Herzl"in parasal yardımların ötesinde, Sultan"ın Paris"te yaşayan muhalifi Jön Türk Liderlerinden Halit Ziya Bey"in ortadan kaldırılması teklifinde bile bulunduğu söylenir.
10 Mart 1902"de 40,000 Pound"luk, 15 Mart 1902"de 1,000,000 Franklık ve 800,000 Franklık teminat mektupları,  Viyana Konsolosu Mahmut Nedim Bey vasıtasıyla Sultan II. Abdülhamit"e sunulmuştu.  Bu teminat mektupları Credit Lyonais, Loyds Bank ve Dresner Bank"tan alınmıştı ve Duyun-u Umumiye ile pazarlıkların başarılı geçmesi halinde borç ödemesinde kullanılacaktı.
Ancak hükümetin Duyunu Umumiye ile yaptığı görüşmeler sonucunda borç erteleme başarıya ulaşmış ve Herzl"in teminat mektuplarına ihtiyaç kalmamıştı.
Dolayısı ile denilebilir ki, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit, hiçbir kozu vakti gelmeden elinin tersiyle itmeyen, peşin olarak reddetmeyen, gerçekçi ve öngörülü bir devlet adamıydı.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !