TÜRK:HALI-KİLİM SANTININ TÜRK KÜLTÜRÜ AÇISINDAN ÖNEMİ

Türk kültürü ve sosyolojisine yaptığı teorik ve saha çalışmalarıyla çok önemli katkılar yapan, Yrd. Doç Dr. Kültür sosyologu Mustafa Aksoy’un www.sosyalbilimler.org sitesinin “Ana Sayfa”sındaki giriş yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Mustafa Aksoy’un tamamen kendi imkanlarıyla saha çalışması yaptığını ülkeleri görmek için “Damgalar” ana başlığındaki “Araştırma Alanı”na ve diğer bilgileri elde etmek için de sitesinde bir gezintiye çıkarak kararınızı ona göre vermenizi rica ediyorum. Hayırlı günler dilerim.
Halı-Kilim Sanatının Türk Kültürü Açısından Önemi
Bilindiği gibi halı-kilim kültürü Fars ve Türklerin dünya kültürüne bir hediyesi olarak bilinir. Ancak bu konuda ilk defa halı-kilimi hangi milletin dokuduğu önemli tartışma alanını oluşturmaktadır.
Viyana Üniversitesi Sanat Tarihi Enstitüsü’nün müdürü J. Strzygowski “Türkiyat Mecmuası” (1926-1933, Cilt II) nda yazdığı geniş kapsamlı bir makalesinde “eğer Türkler konuyu kendiliklerinden ele alıp ciddi olarak inceleyemezlerse sanatlarının çok eski bir geçmişi olduğunun hümanistlerce tetkik ve kabulünü beklememelidirler” diyerek Türk bilim adamlarına bir hatırlatma yapmaktadır.
Bu konuda Rus etnograflarından A. Miller’de  1924 yayınlanan “Doğunun Halı Mamülleri” adlı eserinde aynen şunları yazmaktadır: “Fars dokumalarında hakim olan ‘çiçek ve bitki’ motifidir. Kafkasya’da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan höyüklerdeki halı motifleri tamamıyla 14-15.yy göçebe Türklerin nakışlarıyla aynilik gösterir. Kafkas dokumacılığına Türklerin bu katkısını görmezden gelemeyiz”. Diğer yandan yazar halıcılık tarihi hakkında da şunları yazar: “Halı eşyalarının üreticileri sadece Türk kabileleridir. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Türkmen, Karakalpak, Özbek, Masaget ve Kıgızlardır. Özellikle göçebe Kırgızlarda halıcılık, göçebelik hayatına ilişkin yaşama ve ihtiyaçlarla sıkı ilişkiler sergiler. Bu konuda 15.yy.da Timurleng’in sarayını ziyaret etmiş İspanyol gezgin Clavicho’da bize tanıklık eder. Ayrıca Türkistan’ın yerleşik halklarından Sart ve Tacikler halıcılıkla uğraşmazlar”.
Bilindiği gibi Türk halı-kimlerindeki damgaların ana özelliği “simetrik” yani geometrik, buna mukabil Fars halı-kilimlerindeki damgaların “asimetrik” oluşudur. Farslar belli bir damgayı değil, eşitli şekillerde çiçek, bitki insan ve hayvan sureti gibi nesneleri dokurlar.  Yani Türkler genelde soyut, Farslar ise somut nesneleri dokumuşlardır.
Halı-kilim tarihi ve kültürü Türk sosyal bilimcilerince yeterli düzeyde araştırılmış değildir. Özellikle konu amatör araştırmacılar ya da halk bilimciler tarafından genelde tasvir şeklinde veya bir şehir-bölge esas alınarak kültür tarihindeki yeri dikkate alınmadan incelenmiştir. Ancak bazı önemli sayılabilecek çalışmalar olsa da onlarda da karşılaştırma tekniği kullanılmamıştır.
Bazı valiliklerce hazırlanan kitaplarda bu konu hakkında bolca bilgi bulmak mümkündür. Mesela Hakkari valiliğince hazırlanan “Hakkari Kilimleri” adlı eserde “ Hakkari yöresinde dokunan kilimler onu dokuyan boyun ve aşiretin adını alır. Belli bir aşiretin adını alan kilim bir başka aşiret tarafından dokunsa bile ilk dokuyan aşiretin adıyla anılır. Jirki, Herki gibi aşiret  adıyla dokunduğu gibi kişi ismiyle de dokunmaktadır. Gülhanife, Gülsarya gibi. Bazen de kilime işlenen desenlere göre isim alır. Gülhezar, Gülgever, Lüleper gibi”.  Aynı mantık Şırnak valiliği tarafından hazırlanan “İpek Halı ve Yöresel Kilim Motifler” adlı broşürde de görülmektedir. Burada sadece “Gülsarya” adı “Gülsariye”, “Jirki” ise “Jirkan” olarak zikredilmiştir.Benzeri anlayışları Türkiye’de bu konuda yapılan araştırmaların hemen hepsinde görmek mümkündür. Her iki eserde de “Gülsariye-Gülsayra” damgası için “bu motif Sariye isimli bir bayan tarafından yapıldığı için adına izafeten bu isimle anılmıştır” denmektedir.
Bazı araştırmacılar ise halı ve kilimciliğin “Kürtlere özgü” olduğu yazmaktadırlar. Mesela Dr. Cemşid Bender, “Kürt Tarihi ve Uygarlığı” (Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000), adlı eserinde şunları yazar: “Tanınmış halı bilginleri de halı ve kilim dokumacığının Kürtler tarafından icat edildiğini, bu sanatın sonradan ortaya çıkan İranlılarla Türklerin Kürtlerden öğrendiklerini öne sürmektedirler… Halı ve kilimin vatanı Zağros yöresinde. İlk dönemlerde Kürtler Mezopotamya’nın sazlık bölgelerinden kesip işledikleri sazlarla ilk dokuma örneklerini yerlere serdiler. Ancak atın ehlileştirilmesinden sonra aynı halk yününden yapılmış keçe sanatını yarattı”.
 Bilindiği gibi atın Türkler tarafından ehlileştirildiği konu kakında çalışan dünya tarihçileri tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca bilindiği üzere atın değil koyunun ve türlerinin yünü olur.
Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Güran Erbek, Anadolu Motifleri Sergisi (İzmir, 1986), “Anatolian Kilims” (Ankara, 1995) ve  Mine Erbek “Çatalhöyük’ten Günümüze Anadolu Motifleri” (Ankara, 2002), adlı eserlerde Türkiye’deki halı-kilimlere kimlik veren damgalar Anadolu’da yaşamış tarih öncesi haklarla ilişki kurularak anlatılmaktadır. Mesela her iki eserde de  yukarıda söz konusu olan  “Güsayra-Gülsayre”nin dokuduğu damga, Anadolu’da yaygın kullanılan adıyla “Elibelinde” olarak adlandırılmış olup Çatalhöyük, Ahlatlıbel, Hacılar kazılarında bulunan “Anatanrıça”dan kaynaklandığı şöyle yazılmaktadır: “Anadolu kilim ve halı dokuma tekniklerinde karşımıza çıkan “elibelinde motifi” bu heykelciklere benzer formdadır. Dokumalardaki tüm motifler kadının kültürel birikiminin bir yansımasıdır”.
Görüldüğü gibi Türkiye’de çeşitli yörelerde dokuna halı-kimlerdeki damgalar, yöresel kalındığı, yani karşılaştırmalı yapılmadığı için çok zorlama bir mantıkla “Anatanrıça” ile ya da Kürtleri Türklerden farklı düşünmenin getirdiği anlayışla izah edilmeye çalışılmaktadır.
Ancak ne enteresandır ki söz konusu kilimlerdeki  “damgalar-semboller” Türk kültürünün hakim olduğu her alanda görülmektedir. Özellikle Sovyetler birliği zamanında Rusların yayınladığı eserlerde Türk haklarının halı-kimlerinde “elibelinde” damgası çokça tespit edilmiştir. Hatta Sibirya da yapılan çalışmalarda aynı damgayı görmek mümkündür. Üstelik o damgaları zorlama çizimlere gerek kalmadan, o insanların bilinen tarihi arkeolojilerinde görebilirsiniz.
Bilimsel bir çalışmanın  ana temelini, olması gereken değil, olan ve onun nasıl olduğunu oluşturmalıdır. Aksi taktirde yerel ve siyasi kalmaktan uzaklaşmak önemli ölçüde mümkün değildir.
Sonuç olarak bu sitede çeşitli etnografik eserlerde, alan çalışmaları sonucu tespit edilen on iki bin civarında fotoğraflardan bazı örnekleri ÜLKELER ana başlığında görebilirsiniz. DAMGALAR adı altında ise konu hakkındaki kültür sosyolojisi açısından yaptığım yorumları okuma imkanınız olacak.  TARİHİ KAYNAKLAR’da  konu hakkında yapılan eserlerden derlenen bazı fotoğrafları, ÇEŞİTLİ DAMGALAR başlığında ise araştırma sahasında tespit ettiğim bazı damgaların mukayesesini görme imkanınız olacak.
Eleştiri mükemmelliğe giden yolda önemli bir faktördür.Bu nedenle, sizden gelecek en ufak olumlu ve olumsuz  eleştirinin, devam eden çalışmalarıma ışık utacağı inancındayım. Saygılarımla…     
Erdal Akdeniz                                                erakdeniz60?yahoo.com
**********

Yorum Yaz